Dehşet ÖyküleriKorku HikayeleriSizden Gelenler

Dehşet Öyküsü “ILIK BİR SONBAHAR GECESİ” 1. Bölüm

Dehşet Öyküsü

Dehşet Öyküsü “ILIK BİR SONBAHAR GECESİ” 1. Bölüm

Dehşet Öyküsü, Tenimi ılık bir sonbahar rüzgarı usulca okşarken sanki dondurucu bir kış gecesinde sokakta kalmış gibi titriyordum. Aklım ve zihnim olanları bir türlü anlamlandıramıyor ve hazmedemiyordu. Sanki bir çıkmaz sokakta gibiydim, ne kadar çabalarsam çabalayayım bir türlü kurtulamıyordum.

Her şey bir gece yarısı aldığım bir telefonla başlamıştı. Bir cumartesi günüydü, her zamanki gibi dosyalarla uğraşırken gece etmiş ve masanın başında uyuya kalmıştım ki telefonun sesiyle irkilip uyandım ve dosyaların arasında telefonumu aramaya başladım ama bir türlü bulamıyordum ve sinir olmaya başlamıştım iyice. Bir ara sakince durup dinlediğimde sesin cebimden geldiğini fark ettim ve hemen telefonu çıkarıp kimin aradığına bakmadan hızlıca açtım. Telefonun ucundaki kişi hızlı hızlı soluk alıp veriyor ve arada soluk alırken hırıltılar çıkarıyordu, tam telefon sapığı sanıp kapatacakken bir fısıltı duydum. “Onu öldürdüm” dü bu fısıltı, sonra tekrar hızlıca nefes alıp vermeye başladı ve sonunda tok ve yüksek bir sesle kahkaha atmaya başladı. Bir an için dona kaldım bütün vücudumu baştan sona bir titreme geldi, kısılmış sesimle sadece kimi diyebildim. Erkek olduğunu anlayabildiğim ses sanki beni duymamış gibi tekrar yüksek sesle bir kahkaha attı ve bilmiyorum, tek bildiğim kanının vücudundan boşalışının ne kadar tahrik edici olduğu ve sıradaki kurbanın kim olduğu dedi. Sıradaki kurbanın ben olma düşüncesi hem korkuttu beni hem de sinirlendirdi. Sinirle bağırdım; kimsin sen, bu insanlardan ne istedin, benden ne istiyorsun dedim. Telefondaki ses; sakin ol bakalım benim yeni güzel oyuncağım sakin ol ve efendine itaat et yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim ve bir kahkaha daha.Telefonu hızlıca suratına kapatıp evin içinde volta atmaya başladım, ellerim titriyor ve ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Arayan kimdi, benden ne istiyordu, numaramı nerden bulmuştu yoksa yakından tanıdığım bir kişimiydi… Dehşet Öyküsü

Kafamda bir sürü soru vardı ama beni en çok ürperten arayanın yakından tanıdığım birisi olmasıydı. Düzgün düşünebilmek ve zihnimi toplayabilmek için önce sakin ve soğuk kanlı olmam gerekiyordu. Sakinleşmek için derin derin nefes alıp vermeye başladım, bir yandan da kendime sakin ol sen ne tür davalarla ilgilendin sakin ol diye teselli ediyordum. Ne kadar süre öylece durduğumu bilmiyorum, kendime geldiğimde ilk işim polisi aramak olmuştu. Mantıklı olan buydu, biri beni arayıp birini öldürdüğünü söylüyor ve beni tehdit ediyordu. Sonuçta ben bir savcıydım bir sürü davayla ilgilendiğim için bir sürüde benden nefret eden insanlarda vardı ve beni arayan onlardan biride olabilirdi.

Polisler eve geldiklerinde sakince olayları en ince detaylarına kadar onlara anlattım ve şüphelerimden de bahsettim. Kadın polis memuru hazırlanmamı istedi, ifade ve şikayet için merkeze gitmemiz gerektiğini söyledi. Hızlıca hazırlanıp üstüme ince bir hırka alıp memurlarla birlikte evden çıktım. Bahçe kapısına doğru giderken memurların telsizlerinden bir ses yükseldi. Kadıköy/19 Mayıs mahallesinde kızıl saçlı, beyaz tenli, 18 yaşlarında, defalarca bıçaklanmış ve boğazı kesilmiş bir halde bir bayan cesedi bulundu. Olay yerine yakın ekipler, olay yerine intikal etsin. Bunu duyar duymaz içimi bir ürperti sardı, onu öldürenin beni arayan kişi olma düşüncesi beni ürpertiyordu. Aynı zamanda da bunu duymak beni sinirlendirmişti. Çünkü gençliğinin baharında ölmeyi hak etmemişti hem de bu kadar vahşice ve canice. Her kimse bir an önce yakalanıp hak ettiği cezayı alması gerekiyordu. Dehşet Öyküsü

Ben dalmış bir şekilde dururken bayan memur halimi fark etmiş olacak ki yanıma yaklaşıp koluma girdi ve sakin olun sayın savcım bizimle birlikte güvendesiniz diye fısıldadı. Ona buruk bir tebessüm ettim ve polis otosuna bindim. Merkeze giderken camdan şehrin ışıklarını izlemeye başladım. Bu başıma gelenler neydi, neler yaşıyordum ben, sanki hayatım çok normalmiş gibi bir bu eksikti. Yavaşça gözlerimi kapatıp başımı cama yasladım ve etraftaki sesleri dinlemeye başladım. Sanki şehir bu gece özellikle susuyordu, ayıplarını ve kusurlarını örtmek için. Sessizliğe ve karanlığa dayanamadığım için gözlerimi açıp polis memurlarını dinlemeye başladım. Onlarda kızın ölümüne sinirlenmiş olacaklar ki içlerinden biri kendini tutamayıp böylelerini yaşatmayacaksın diyordu. Aslında haklıydı ama öldürmek onlar için, bir ödül gibi olurdu, ölene kadar ceza çekmesi en azından daha iyi diye düşünüyordum. Yaşaması evet ölenlerin yakınlarının kalplerini soğutmayacak aksine sürekli içlerinin acımasına sebep olacak ama en azından onun gibi olmayacağız. Ben böyle düşünürken merkeze geldik memurlar kapımı açtı yavaşça indim ve beni yönlendirmelerine izin verdim. Bir sürü kapılardan geçtik beni küçük bir odaya soktular iki masa ve iki sandalye ya var ya yoktu. Birine oturdum ve beklemeye başladım. Beş dakika oldu olmadı içeri bir amir bir de benle bir gelen bayan memur girdi. Amir kendini tanıttı ismi Ahmetmiş. Neler oldu sayın savcım, arkadaşlar bir şeyler anlattı ama ben birde sizden detaylı bir şekilde dinlemek istiyorum.

Ayağa kalktım kendimi tanıttım. Ben Derya Yaman komiserim deyip elini sıktım ve bütün cumartesi gününü en ince detayıyla anlattım. Beni arayan numaranın sorgulanmasını istedim. O işlemlerin detaylı bir şekilde yapılacağını söylediler ve telefonumu aldılar. İşlemler bittikte sonra beni evime bıraktılar. Kendimi yatağa bıraktım ve yapmam gerekenleri düşündüm. Telefon numaramı bildiği için numaramı değiştirecektim, adresimi bilip bilmediğinden emin olmadığım için şuan için taşınmayı düşünmüyordum. Yorulduğum için kendimi uykuya bıraktım, normalde de rahat bir uyku çekemezdim ama bu sefer daha kötü oldu sabaha kadar kabuslar gördüm. Uyandığımda ise başım şiddetli bir şekilde ağrıyor ve gözlerimi düzgünce açamıyordum. Yataktan kalkıp banyoya gittim. Elimi yüzümü defalarca yıkadım ve başımı kaldırıp aynaya baktım.

Göz altlarım mosmor olmuştu, sanki bir gecede yaşlanıvermiştim. Banyodan çıkıp mutfağa gittim ve kahve için sıcak su koyup kendimi koltuğa attım. Dünkü cinayetle ilgili bir haber var mı diye televizyonu açıp kanallarda dolaşmaya başladım ve fazla değiştirmeme gerek kalmadan bir haber kanalında kayıp kız ölü olarak bulundu diye bir alt yazıyı görür görmez durdum. Televizyonun sesini birazcık daha açıp dinlemeye başladım. Kızın adı İrem’miş ve yaklaşık olarak 1 haftadır kayıpmış. Kaybolduğu gece en son erkek arkadaşıyla kavga etmiş ve hava almak için evden ayrılmış. Sabah erkek arkadaşı evde onu göremeyince aramış ama telefonuna ulaşamamış polise haber vermiş. Şüpheli olarak sorgulanmış uzun süre ta ki kızın cesedi bulunana kadar . Kızı bulduklarında neredeyse vücudundaki bütün kan boşaltılmış gibiymiş, vücudunda toplam 50 ye yakın bıçak darbesine rastlanmış, ölmesine rağmen katil durmamış ve en son boğazını kesmiş. Kız bulunduğunda etrafında özenle dizilmiş siyah güller ve mumlar varmış. Bunu duyduğum anda ağzım bir karış açık kaldı, kim bu kadar vahşi olabilirdi ki. Güller ve mumlar ne içindi, sanki veda eder gibi.

Bu hastalıklı bir ruhun işi olmalıydı, başkası imkansızdı. Daha fazla dinlemek istemiyordum. Televizyonu kapatıp kumandayı bir köşeye fırlattım, Başım iyice zonklamaya başlamıştı, gözlerimi kapatıp başımı önüme eğdim.

Olaylar böyle başladı ve o gün bu gündür bu labirentte yolumu bulmaya çalışıyorum. Kolay olduğu pek söylenemez her zaman benim bir adım önümde bu hastalıklı zihin ve bu durum beni delirtmek üzere. Hala bir kurbanmıyım yoksa bir oyuncakmıyım bunu çözmüş değilim, beni bu kadar korkutan da bu aslında. Yapmamam gereken şeyler yaptım ama bunları mecburiyetten yaptım, asla o hastalıklı ruh gibi değilim (Eskiden böyle düşünürdüm, şu an birbirimizden pek farkımız olduğu söylenemez). Ben de bu olaylarda sonuçta bir kurbandım. Rüzgar iyice şiddetlenmeye başlamıştı, hırkama sıkı sıkı sarıldım ve başım önüme eğik bir şekilde yürümeye başladım. Geçtiğim yerlerde sanki hayat ölüyormuş gibi geliyordu, sanki lanetlenmiş gibiydim.

Olanları iyice hazmetmem gerekiyordu . Belki bu kıza bunu yapan kişiyle beni arayan kişi farklı olabilirdi, yine de iki durumda çok kötüydü. Bunları düşünürken kahve makinesinin sesiyle irkilip kendime geldim. Bu duyduğum şeylerden sonra midemin kahveyi kaldırabileceğini düşünmediğim için makineyi kapatıp duş almak için banyoya girdim. Küveti ağzına kadar sıcak suyla doldurdum, belki ruhumun üşümesine iyi gelirdi. Sıcaklığına umursamadan direkt küvete girdim ve aşağıya doğru kaymaya başladım. Sadece kafam dışarıda kalınca durdum ve kafamı arkaya attım. Sanki bütün vücuduma iğneler batıyordu ama çıkmayacaktım. Ne kadar öylece durduğumu bilmiyorum sıcaktan iyice bayışmıştım, gözlerim kapanmaya başlamıştı. Yavaşça ayağa kalkıp küvetten çıktım. Bornoza doğru uzandığımda yerinde olmadığını fark ettim. Her hafta evime temizliğe gelen abla kirlilerin arasına atmıştır diye fazla umursamadım, dolaba yönelip yeni bir bornoz çıkarıp hemen üstüme geçirdim. Vücuduma hala iğneler batıyordu, yavaş adımlarla yürümeye başladım. Koridorun sonuna geldiğimde yerde bir tane siyah gül duruyordu. Gördüğüm anda vücudumdaki bütün kan sanki bir anda çekilmişti, kalbim yerinden çıkmak üzereydi. Ayaklarım geriye gitmek istiyordu ama adım atamıyordum, sanki olduğum yere çivilenmiştim. Ağlamak istiyordum ama ağlayamıyordum, resmen taşlaşmıştım. Gözlerim etrafta deli gibi onu arıyordu, korkuyordum.Gözlerim tekrardan siyah güle döndü yanında bir not vardı, ilk bakışta fark edememiştim.. Acaba notta ne yazıyordu, sıradaki kurban ben miydim? Etrafı kolaçan edip yavaşça nota doğru yöneldim, bir el mesafesi kaldığında etrafımı tekrar kolaçan ettim. Kimse yoktu, hızlıca notu alıp banyoya doğru gerisin geri koşmaya başladım. Banyoya girer girmez hemen kapıyı kilitledim ve açık olan havalandırmayı kapattım. Sonunda dizlerimin bağı çözüldü ve duvar dibine çöktüm . Ellerim zangır zangır titriyordu, benden ne istiyordu; ağlamaya başladım. Göz yaşlarım akmayana kadar ağladım, bir sürü bu tarz dosyalarla ilgilenmiştim ama olayın tam ortasında olmak çok farklı bir şeydi. Allahın cezası herif ne yazmış diye notu açıp okumaya başladım.

“Hediyemi beğendin mi? Senin için özenle seçtim, sonuçta sen benim en güzel ve en özel oyuncağımsın. Efendini sinirlendirmemen ve ona ömrünün sonuna kadar itaat etmek zorundasın yoksa sonun kızıl kafayla aynı olur. Oysa onu çok sevmiştim, onunla oynaması çok güzeldi ama dayanamadı. Ben de bu yüzden yeni bir oyuncak seçtim, o da sensin. Benimle oynamaya hazır mısın? Ben seni sabırsızlıkla bekliyorum, yakında başlıyoruz .”

Korktuğum başıma gelmişti, aynı adamdı ve sıradaki kurban bendim. Sinirle kağıdı paramparça edip yere fırlattım. Tüm bunlar tam bir saçmalıktı, aptalın biri hepimizle oyun oynuyordu. Sinirden delirmek üzereydim, aynı zamanda da korkuyordum. Ne yapmam gerekiyordu? Lanet olsun! Madem oynamak istiyordu, oynayacaktık ama benim kurallarımla. Sağlıklı bir zihin her zaman hastalıklı bir zihinden daha üstündür, bu oyun oynanacaktı. Artık korkak gibi davranmayacaktım, bu konularda ondan daha bilgili ve daha üstündüm.

Efendim yeni oyuncağınıza hazırlıklı olsanız iyi olur!

Yazan – Hediye Nur Bulanık

Sizden Gelenler

hikaye, öykü, dehşet, dehşet hikayeleri, dehşet öyküleri, ölüm, korku, korku hikayeleri, korku öyküleri, cinayet, ceset, sapık, katil, ruh hastası, oyuuncak, 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu