Kısa Korku Hikayesi “ISSIZ KASABA”
Yaren KIRKAPLAN
Kocaman bir dağın eteklerinde birkaç evden oluşmuş bir kasaba vardı. Evler olmasına rağmen burada hiç kimse yaşamıyordu. Mustafa Bey iş bulmak amacıyla gittiği yerden gelirken burasını keşfetmişti. Eşi Gülşen, çocukları Serhat ve Sevgi ile bu kasabaya yakın bir yerde yaşıyordu. Yakın zamanda işten çıkarılmış ev kirasını dahi ödeyemeyecek kadar kötü bir duruma düşmüşlerdi. Kasabayı bayağı gezdikten sonra kimsenin olmadığını fark etti. Aklına kiradaki evden çıkıp buraya yerleşmek geldi.
Eve döndüğünde bu fikrini karısına anlattı. İlk önce sıcak bakmamışlardı ama sonradan yerinde bir fikir olduğuna karar verdiler. Ertesi gün bir araba tutup o kasabaya yerleştiler. Burada ne bir bakkal ne de bir insan vardı. Kimselerin olmadığı sessiz bir yerdi. Gece olunca yataklarını serip yattılar. Burası gece olduğunda çok soğuk oluyordu. Yabani hayvan sesleri geliyordu. İnsan korkudan ve soğuktan burada duramazdı.
Sabah olduğunda Gülşen Hanım uyanıp kahvaltı hazırladı. Mustafa Bey evde yoktu. Gülşen Hanım çok telaşlanmıştı. Bu kasabada hiç kimse yoktu. Mustafa Bey nereye gidebilirdi? Karısı Gülşen Hanım epeyce meraklanmıştı. Bir iki saat derken akşam oldu. Çocuklar babalarını soruyorlardı. Bu sırada Mustafa Bey kapıyı iterek içeri girdi. Bey içeri girer girmez karısı ―Neredeydin? diye sordu. Mustafa Bey‘de iş aramaya gittim, dedi. Bunun üzerine karısının korku ve endişeleri yatıştı.
Mustafa Bey ve ailesinin bu kasabada ikinci geceleri olacaktı. Havalar soğuduğu için kar da yağmış, her taraf bembeyaz karla örtülmüştü. Sevgi sabah uyandığında dışarıdaki karı görünce annesine koşup dışarının büyüleyici bir örtü ile kaplandığını söyledi. Gülşen Hanım kardan çok fazla korktuğundan dolayı çocuklarını dışarıya salmıyordu ama korktuğu başına gelmişti. Sevgi annesinden izin almadan dışarıya çıkmış, evden çok uzaklaştığının farkına varmadığı için kaybolmuştu.
Bir süre sonra akşam olmuştu ama Sevgi hâlâ ortalarda yoktu. Gülşen Hanım çok telaşlanmıştı. Oğluyla beraber her tarafı aramalarına rağmen onu bulamamışlardı. Kocası eve gelince evde kimse yoktu. Dışarı çıktığında az ilerde oğlunu gördü. Telaşla oğlunun yanına gitti. Oğlu çok telaşlıydı. Mustafa Bey, oğlu Serhat‘a ―Ne oldu? diye sordu. Oğlu, kardeşinin kaybolduğunu söyledi. Mustafa Bey Gülşen Hanım ve oğulları üçü birlikte aramaya başladılar ama saatler ilerliyor çabalar sonuçsuz kalıyordu. Sabah olmaya yaklaşmıştı ama Sevgi hâlâ bulunamamıştı. Mustafa Bey polisleri aradı. On, on beş dakika sonra polisler geldi. Polisler eğitimli köpekler ile kızı aramaya başladılar. On kilometre ötede polisler kızın izine rastladılar fakat Sevgi karların altındaydı, hemen karı kazıp kızı çıkarmaya çalıştılar, çıkardıklarında donmuş ve nefes alamaz haldeydi.
Gülşen Hanım kızın öldüğünü duyunca düşüp bayıldı. Serhat, ne olup bittiğini anlamamış gibi şaşkın şaşkın bakıyordu, Mustafa Bey ise acısını belli etmemiş fakat içi kan ağlıyordu. Birkaç gün sonra aile biricik kızlarını evin karşısındaki ormanlık araziye gömmeye karar verdiler. Uygun bir yer aramak için ormana girdiklerinde gözlerine inanamadılar. Burada boyutlarından dolayı çocuk mezarı olduğu anlaşılan birçok mezar vardı. Herhalde burası daha önceden mezarlıktı diye düşünmüşlerdi. Ama niye hep çocuk mezarları vardı? Uygun bir yer bulup kazmaya başladılar. Mustafa Bey mezarı kazarken kürek sert bir cisme çarptı. Önceleri taş zannettikleri şey aslında bir küptü. Küpü toprak altından çıkarıp baktıklarında içinde altın olduğunu gördüler. Mustafa Bey, kızını toprağa gömüp küpü de eve götürdü.
Ertesi sabah odun kesmek için çıktığı bahçede yoldan geçen birini gördü. Adam kasabada birilerinin olmasına şaşırmış gibiydi. Mustafa Bey‘e ―Sizin burada ne işiniz var? diye sordu. Mustafa Bey, biz burada oturuyoruz, diye cevap verdi. Mustafa Bey bu gizemli yabancıya evinde bir şeyler ikram etti. Adam, bu kasabada eskiden insanlar yaşadığından bahsetti. Mustafa Bey şimdi neredeler ki? diye sorunca adam onların çocuklarından birkaç tanesi ölünce onları karşıdaki ormana gömdüler. Ama gömerken gömdükleri yerde altın dolu küpler buldular ve ondan sonra buradan gittiler dedi. Mustafa Bey adamın anlattıklarını adeta büyülenmiş gibi dinliyordu. Aynısı bizim başımızdan geçti dedi. Bu sefer şaşırma sırası gizemli yabancıdaydı. Misafir, ben artık gideyim diyerek kapıya yöneldi. Adam çıkarken bence diğer çocuğunuzu da kaybetmeden buradan bir an önce gidin dedi.
Ertesi gün Mustafa Bey ve ailesi acele bir şekilde bir araç bulup eşyalarını da alarak oradan taşındılar. Kasaba ise yeni misafirleri için eski sessiz ve ıssız haline geri döndü…
Yaren KIRKAPLAN




