Ağlatan HikayelerAşk Hikayeleriİsmail Samur

Ağlatan Hikayeler; “Göksel”

Ağlatan Hikayeler

Ağlatan Hikayeler; “Göksel”

Göksel’le biz bir elmanın ayrılmayan iki yarısıydık. Sanki birbirimiz için yaratılmıştık. Onunla üniversitede tanışmıştık. Onu daha ilk gördüğümde çok beğenmiş. Çok geçmeden de tanışmıştık. Okul biter bitmez evlenmiş.  Şirin bir Anadolu kasabasına yerleşmiş. Gül gibi geçinip gidiyorduk. Bir oğlumuz ve bir de kızımız olmuştu.

Bir gün eve geldiğinde hafif ateşi vardı ve burnu akıyordu. Hemen bir bardak süt kaynattım.  İçine üç diş sarımsak, biraz zencefil, biraz da zerdeçal koydum, ayakta duracak hali yoktu, içti yattı. Çok geçmeden hapşırarak kalktı, ateşi fazlalaşmıştı. Aç olmasına rağmen canı bir şey yemek istemiyordu. Limon kabuğu ve naneyi kaynattım, içine de biraz bal kattım, içti yattı.  Çok geçmeden kalktı. İyi değildi. Birlikte doktora gittik. Doktor, önemli bir şey olmadığını, istirahat ederse kısa sürede atlatacağını söyledi. Bir haftalık rapor ve bir reçete yazdı. Reçetede yazan ilaçları aldık, eve döndük. Biraz bişeyler yedi, ilaçlarını içti, yattı.  Raporu çalıştığı okula götürdüm. Biraz alışveriş yaptım eve döndüm hala kalkmamıştı yatıyordu.

Akşam yataktan çıktı. Bir çorba yapmıştım içti. Birlikte bir film seyrettik. Önceleri kafasını omzuma dayıyordu, sonra kucağıma yattı. Bir çocuk kadar masumdu. Bir ara gözlerinin yaşardığını hissettim, duygulanmış sandım, ellerimle sildim. Başını tutacak hali yoktu, yatırdım. Hala gözlerinden yaşlar akıyordu. Burnu ve gözleri gece boyu aktı mendil yetiştiremiyorduk. Bir ara yediklerini de çıkardı. Durumu hiç iyi değildi, her tarafı ağrıyor ateşi düşmüyor, nefes almakta zorluk çekiyordu..

Sabah okula telefon ettim. Göksel’in durumunun iyi olmadığını, okula gelemeyeceğimi bildirdim. Çocukları hazırladım. Onları okula bıraktık, hastahaneye gittik. Ortalıkta Covid 19 virüsü kol geziyordu. Göksel, kendini koruyamamış virüsü kapmıştı. Çevremizde hasta kimse yoktu, kimden bulaştığı belli değildi. Hastahaneye yatırdık. Karantinaya aldılar. Solunum cihazına bağladılar. Çok geçmedi, günden güne o dağ gibi adam eriyip gidiyordu. Hiç bir iğne ya da ilaç fayda etmiyor, bünyesi oldukça zayıf düşmüş, hareket etmekte güçlük çekiyordu. Çok ızdırap çektiği her halinden belliydi. Yanına giremiyor, arkasına bir yastık dahi koyamıyorduk. Çok geçmeden bizi terketti gitti:

Hastahanede naaşını ilk gördüğümde, sanki uyuyordun. Teneşirde yıkarlarken seni, hep uzaktan izledim. Sanki “burnuma su kaçırdın hoca efendi” diyerek uyanacakmışsın gibi geldi hep. Sanki tüm olanlar bir kabustan ibaretti. Evin önünde helal ederken sana hakkımızı, o kör olası tabutun içinde sıkılıyormuşsun gibi geldi. Pekiyi ya sen de helal ettin mi hakkını canım? Sen de helal ettin mi? Musalla taşında gözüm tabutta, bir şekilde içinden çıkmanı bekledim hep. Sanki içinden çıksan hiç şaşırmayacağım bir şeymiş ve oyun yapıyormuşuz gibi boynuna sarılışımı hayal ettim. Ama kalkmadın. En kötüsü ise seni mezara gömmekti. Sanırım öldüğünü ilk o zaman anladım. Doktorun ölüm açıklaması, morgda seni öpüşüm, kılınan cenaze namazın sanki bir oyundu. Ölümünü ilk o an anladım. Yüzünü son bir kez gördükten sonra uyuyor gibi, sanki birazdan uyanacak gibi duran bedenini indirdiler toprağa. Sonra yine ilk küreği ben attım. Üstüne toprak atarken bir daha o kuvvetli kollarınla beni saramayacağını, bir daha öpüp koklayamayacağını, bir daha seni göremeyeceğimi düşündüm hep. Sonra gözyaşlarımdan hiçbir şey göremez oldum.

Gidişinin ertesi günü mezarına ilk gelen çocuklarla bendim. Toprağını temizledik. Ahmet su getirdi çeşmeden, Ayşe’di suyu testiden üstüne döken. Etrafını taşlarla ördük. İçimi döktüm sana. Beni duydun mu?

Kadınlar anneleri ölünce ölürmüş derler, bense sen ölünce öldüm. Sen gittin sıkı bir yumru saplandı boğazıma, ne sesimi çıkarabiliyorum, ne derince nefes alabiliyorum. Ne yapacağımı bilemez halde oturuyorum, senin evinde, senin çocuklarınla, yapayalnız. Dışarı çıkmıyorum. Biliyorum ki sen, şu anda buradasın, benimle birliktesin. 18 yıllık birlikteliğimizde en acı kaybı bugün yaşadım. “O giderse ağlamayacağım, söz verdim” diyordum kendi kendime, ancak anlam veremediğim bir bir şey patladı içimde. Bilmiyorum bir damar mı çatladı ne? Yaşlar akıyor gözümden, kendime hakim olamıyor, artık düşünemiyorum.

Her gülüşü mutlu, her anlattığı bir masal, her hareketi zarif olan dünya güzeli koca bebeğim. Yatırırken seni ebedi mezarına, en son gözüme bakışın, için için ağlayışın geliyor aklıma. Koskoca mavi gözlerin, dertlerime mutluluğuma ortak oluşun, gel yanıma bi seveyim saçlarını deyişin geliyor gözümün önüne. Ellerin kalbimde. Üstüm başım toprak oldu ama mutluyum gülümseyerek gittiğini biliyorum çok geçmeden yine beraber olacağız, yine oturacağım dizinde beraber badem yiyeceğiz. Çok özleyeceğim seni be çok be..

Beni ben yapan, bugünlere gelmeme yegane sebep olan sen, artık bu dünyada yoksun.  Sensiz geçen günlerin anlamı yok. Sensiz hayat bir hiçten ibaret. İleriki günlerde ne yaparım bilemiyorum. Ve işin en acısı, üzerine bir avuç toprak atıp nasıl bıraktım seni o karanlık mezarda? Buna nasıl katlandım bilemiyorum.

Bir yıl oldu sen gideli. Her gün mü özler insan? Çok özlüyorum Göksel. Söz verdirdin bana biliyorum. Ağlamak yoktur diye. Tutamadım sevgilim. Ne zaman yaşarsa bu gözler senin için. Özür dilerim canım. Arkalarından ağlandığında rahatsız olurmuş ruhlar… Bir rahat vermedim sana canım. Elimde değil, veremedim. Yoksun canım. Gidemiyorum okula. Hep seni arıyorum her yerde. Neden yoksun? Rüyalarıma giriyorsun. Ağlayarak uyanıyorum. Bir şarkı çalıyor… Seni hatırlatıyor. Ama hiç bir şarkı seni bana getirmiyor. Geçti diyorum, yeniden başlıyor. Yine dönemin ilk haftası. Bir çarşambaydı senin gittiğin gün. Çarşambalar çarşafa dolandı sevgilim. Seni aldı götürdü.

Sen hastanedeyken dua etmiştim sevgilim. İzin vermiştim sana. Çok acı çekiyorsan gidebilirsin diye. Geri alıyorum sözümü sevgilim. Dön, gel bana. Gitme, yanımda kal. Bu kadar bencil oldum işte… Acı çektiğini bile bile hayatta kal diyecek kadar…

Hiç siyah giymedim canım. Cenazende bile. En siyah günümde bile bir kırmızı parladı içimde. Senin için. Bugün yine kırmızı giydim. Arkadaşlarını  görüyorum okulda. Bugün de gördüm. Hepsinde sana dair bir iz arıyorum sevgilim. Merak ediyorlar yüzlerine neden bu kadar dikkatli bakıyorum diye. İçlerinde sana benzeyen bir kişi bile yok. Sen bir taneydin canım. Sen benim birtanemdin. Onlar da özlüyorlar mıdır seni benim kadar? Mümkün mü ki bu acaba? Çok özledim canım. Azalmıyor artıyor özlemim seni görmedikçe. Azalır demişlerdi ama.. İyileşir de demişlerdi… İnanmamak lazımmış.

Nasıl büyük bir boşluk bıraktın. Nasıl da acı bir iç yanması. Bir daha göremeyecek olmak mı, yoksa bir daha bu kadar sevildiğimi hissedemeyecek olmak mı acıtıyor içimi seçemiyorum? Senin kokun, senin sevgin tek eksiğim. Canımın içi derdin. Tadın çok başka, çok tatlısın derdin.. Asıl senin tadın başkaydı canım.. Bari rüyalarıma gir ara sıra.. Orada öpeyim seni, dizlerine yatayım.. Hiç kıyamazdın, hep yanında olayım isterdin.. Şimdi ben hep yanımda olasın istiyorum.. Çok özledim seni..

Yaşarken sen, seni anlatmaya kelimeler yetmezken; çekip gittiğindeyse soranlara tek kelime edesim dahi yok. Gidişini hala kabullenemedim.      

Okuldan sonra yemeğimizi yer, deniz kenarına giderdik. Deniz sendin benim için. Kağıt helvalar alır, el ele tutuşur, sahil boyu yürürdük; o çocuk sesleriyle kalabalıklaşmış ne mutlu günlerdi onlar.. Hep bir gün benden çok uzaklara gitmenden korkardım. Sahil boyunca yorsam da seni, dinlene dinlene yürümeye devam ederdin sevgili karım üzülmesin diye. Hiç şikayet etmedin. Bir kere bile ah demedin bir eyvah dedirtmemek için. Hayatında bir kere bile herhangi birine kızdığın, kalbini kırdığın görülmemiş. Kimseden duyamadım buna dair bir şey.           

Gidişine  alışamadım. Bana ayırdığın vaktinle, çocukla çocuk, büyükle büyük olmanı severdim. Sana doyabilmek imkansız olsa da, eğer gideceğini bilseydim Tanrıdan isteyeceğim şey belki de bundan fazlası olamazdı. Canım sevgilim, rahat uyu olmaz mı? Çocukların önce Allah’a sonra bana emanet. Senin gibi bir babayı kaybettikleri için çok şanssızlar. Umarım seninle kaybettiklerini; seni bende bulurlar. Bunun için uğraşacağım sevgilim. Sık sık ziyaretine de geleceğiz. Rahat uyu canım. Rahat uyu.        

İsmail Samur

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu