Skip to main content

Bir Şehir Bir Doğuş

Bir Şehir ve Bir Doğuş

Hikaye Oku; Şehrin meclisinde oturmuşlar konuşuyorlar. Bu meclis şehrin en büyük meclisi. Orada şehir hakkında kararlar alınır, istişareler edilir, sorunlar konuşulur, kanunlar konulur. Bu meclise öyle her önüne gelen giremez, katılamaz. O şehrin uluları, güçlüleri, zenginleri katılır, onlar halkın değil kendi menfaatlarine göre karar alıp uyguluyorlar.

Gecelerden bir gece, Ay’ın on dördü gibi parım parım parladığı naif bambaşka bir gece. Büyük bir hadisenin olacağını haber verircesine sanki göz kırpıyor. Oturmuşlar kendi aralarında kah günlük işlerinden, kah şehrin halinden, insanlardan ve olaylardan konuşuyorlar. Fakat her söz dönüp dolaşıyor bu gecenin bambaşka olduğuna ve diğer gecelerden farklı oluşuna geliyordu.

Biri, bu gece çok farklı sanki.

Bir diğeri, farklı ne ki! Bambaşka sakin mi desem naif mi desem bilemedim.

Bir ötekisi, Ay daha parlak, yıldızlar tüm gökyüzüne toplanmış sanki ne kadar yıldız varsa bir araya gelmiş tüm ışıldamalarıyla kıpır kıpır oynaşıyorlardı. Gök alabildiğine açık.

Beriki, hava ne sıkıyor ne de bunaltıyor. İnsanın tüm organlarına varıncaya kadar ferahlatıyor, içini açıyor. Aldığımız her nefes içimize huzur kabarcıkları dolduruyor.

Öteki, rüzgar öyle tatlı tatlı esiyor ki havaya bir farklılık katıyor. Yüzlerimizi yalayarak tüm karamsarlıklarımızı üzerimizden alıyor, havanın kasvetini de alıp yumuşatıyor. Şaşılacak şey, ne serinliği var ne de sıcaklığı. Bu gece, rüzgar, sema ve yer bambaşka.

Bir diğeri, gece karanlığı gündüzün açık havada ki gölge aydınlığı gibi. Sanki güneşin önüne şeffaf bir bulut geçmiş, dünyaya gölge olup saydam bir karanlık olmuş. Ay tüm ışığını, aydınlığını üzerimize yağdırıyor.

Diyorlar, mutlaka bu gece büyük bir hadise olacak. Dünyanın kaderini değiştirecek bir kişi dünyaya gelecek. Bu yüzden güneş, ay yıldızlar, gökteki ve yerdeki her şey onu karşılamak için bir tören düzenliyorlar.

Böyle hayretlikler içinde konuşurken aniden dehşete düşmüş gibi gözleri yuvalarından fırlamış, ağzı beş karış açılmış vaziyette biri içeri girer.

– Eyvah, eyvah! Mahvolduk dünyanın sonu geldi. Sava Gölü kurumuş.

Hemen onun arkasından aynı şekilde biri daha girer.

– Vah başımıza gelenler! Semave Deresi taşmış.

Başka biri de feryat figan içeri girer ağlar vaziyette kıyameti haber verircesine der.

– Aman Allah’ım! Eyvahlar olsun! Dünyanın sonu geldi. Taptığımız ilahlarımız yüz üstü yere serilmiş.

Bir anda aydınlık gece kabus gibi üzerlerine çöktü.

Uzaktan yeni doğan bir çocuğun ağlama sesi hafiften hafiten kulaklarda yankılanmaya başladı. Bir ses daha işitildi. Müjde, Abdulmattalib’in erkek torunu dünyaya geldi.
Mesut AKDAĞ

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 3 Ortalaması: 3.7]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir