Skip to main content

Dürüst İnsan Hurdacı Hüsnü

Dürüst İnsan Hurdacı Hüsnü

Hikaye Oku; Sepetli motorunu çalıştırdı. Bugün nereye gideceğine yolda ilerlerken karar verecekti. Evden çıkmadan önce öyle demişti kendi kendine. Hiç gitmediği mahalle ve sokakları gezme fikri parladı bir anda kafasında. Yavaş yavaş ilerlerken gazı biraz daha açarak hızlandı. Sağ şeridin en sağından ne de güzel ilerliyordu Hurdacı Hüsnü. Bir firmada işci olarak çalışıp emekli olmuştu. Evini köyünü kurmuş rahat etmişti. Çocuklarını da evlendirmiş her birini işgüç sahibi yapmıştı. Akıllı adamdı Hüsnü. Yemesini de bilirdi çalışmasını da.

Müstakil evde yaşıyordu çok sevdiği hanımıyla. Onun bir dediğini iki etmezdi. İlk zamanlar bisikletle dolaşıyordu. Sonraları zamandan tasarruf etmek adına bu motoru satın aldı. Evde oturmaktan sıkılınca hurda aramaya çıkar çöpleri ve atık bölgelerini kolaçan eder işine yarayan bir şeyler bulduğunda ayıklayıp alırdı. Ramazan ayında arkadaşlarıyla davulculuk yapar manileriyle insanları eğlendirirdi. Yüzü gülen iyi niyetli hoş bir insandı Hüsnü. Kimi ona davulcu Hüsnü kimi de hurdacı Hüsnü derdi.

Evinin yanında da bir ahırı vardı. Bir at ve dört inek beslerdi. Atını çok severdi. Asla arabaya bağlamazdı onu. Adını da Karanfillik koymuştu. Onu özenle süsler, bakar, yedirir, düğünlerde, bayramlarda gururla gezdirirdi. Bir keresinde hanımı mutfak camını açık bırakmış Karanfillik pencereden başını uzatarak bir tencere makarnayı yemişti. Hüsnü bu olaya çok gülmüştü. Karısı da tencereyi hurdaya ayırmıştı.

Nihayet yol bitti. Hurdacı Hüsnü daha önce hiç gelmediği bir mahalleye girerek çöplerin etrafını incelemeye başladı. Epey büyük mahalleydi burası. Elit insanların yaşadığı belliydi. Çünkü çöpün etrafında ikinci el eşyalar ve valizler vardı. Hüsnü valizin birini açtı. İçinde yeni kitaplar vardı. Tamamı yeniydi. Valizin ağzını kapatarak motorun sepetine koydu.

Bu duruma üzüldü mü sevindi mi kendi de bilemedi. İlerdeki çöpleri kurcalamak için ordan uzaklaştı. Buraya yaklaştığında atık kartonlara denk geldi. Onları katlayarak sepete attı. Çöplerin içini de kurcaladı değnek ve eldiven takılı elleriyle. İşine yarar birşey yoktu. Caminin bahçesindeki çeşmede ellerini güzelce yıkayıp çay ocağının bahçesine doğru ilerledi. Birkaç bardak çay içti. Biraz dinlendikten sonra oradan ayrıldı.

Mahallenin diğer sokaklarına ilerlerken nakliye firmasının bir apartmandan eşya boşalttığını gördü. Dairenin penceresinden bir kadın Hüsnü’yü görünce el işaretiyle gel, dedi. Buyur, dedi kadına. Asansörün kapısına gel de eski kitapları sana yollayayım, dedi kadın. Tamam, dedi Hüsnü. Yaklaştı asansöre çantayı bekledi ve aldı. İçine baktığında bir ceket ve bir sürü kitapların olduğunu gördü. Ceketi ayrı bir poşete koydu. Kitaplarla birlikte sepete götürdü. Mahalleyi son kez dolaştı ve oradan ayrıldı. Civar mahallelere gitmek üzere motoruna bindi. Yollardan geçti. Farklı yerlere geldi epey dolandı. Burdaki çöplerde de metal eşyalar buldu. Tencere, tava, ütü. Sepetini doldurup evine döndü.

Hanımı Hüsnü’ye yemek hazırladı. Çay demledi. Hüsnü dinlendikten sonra sepeti boşaltacaktı. Yemek bitti, çaylar içildi. Karısıyla lafladıktan sonra kalkıp bahçeye çıktı. Motoru garajda duruyordu. Yanına giderek topladığı malları ayıklamaya başladı. Önce ceketi yokladı. Yeni bir ceketti bu. Giyindiği gibi üzerine güzelce oturdu. Ama bir tuhaflık vardı sağ tarafında. İç kısımdaki cep iptal edilmiş içi şişkin duruyordu. Hüsnü meraklanmaya başladı. Burada ne vardı acaba? Cebinden çakıyı çıkarıp dikişleri kesti. Bez bir torbaya ulaştı. İçi para ve altın lira dolu bir keseydi. Hüsnü donup kaldı. Suç işlemiş gibi hissediyordu kendini. Halbuki öyle değildi. Dairedeki kadın kitaplarla birlikte kendi elleriyle vermişti bu ceketi ona.

Kimseye birşey demeden para ve altınları garajın bir yerinde sakladı. Acaba taşınan o kadına ulaşabilecekmiydi? Ertesi gün kitapları da yanına alarak şehir merkezine gitti. Halk kütüphanesine kitapları bıraktı. Müdürle çay içtikten sonra kadının taşındığı mahalleye doğru ilerledi. Apartmanın yöneticisini buldu. Ona kadını sordu. Meğer o kadının eşi kısa zaman önce vefat etmiş, fazla eşyaları hayır hasenat yapmak için kendi elleriyle dağıtmış. Yöneticiye kadına borcu olduğunu söyleyerek telefon numarasını aldı. Teşekkür ederek kalktı. Kimsenin olmadığı bir yere giderek kadını aradı ve kendini tanıttı. Ceketin dikili iç cebinden çıkan para ve altınlardan ve miktarlarından bahsetti. Kadın da şaşırmıştı.

Nasıl olurda rahmetli eşi, kendisinden habersiz bir şekilde buraya para ve altın koyardı? Hüsnü’ye altınları bozdurmasını, parayla birlikte yarı yarıya bölüşmelerini söyedi. Hüsnü olmaz “hanfendi alamam,” desede kadın okkalı davranarak onu bastırdı. Eşi ölmeden bir süre önce ruh hastalığına yakalanmış daha sonra da ani kardiyak ölümle bu dünyadan göç etmişti ebedi aleme. Hüsnü kuyumcuya giderek altınları bozdurdu. Toplam parayı ikiye bölerek yarısını cebine koydu. Diğer yarısını da banka yoluyla kadına havale yaptı. Tekrar telefonlaşarak helalleştiler. Hurdacı Hüsnü dürüst bir adamdı. Kimsenin malına el uzatmaz, haram yemezdi. O gün epey bir parası oldu. Kadına da adama da dua etti. Eve dönerek durumu çok sevdiği eşine anlattı. Kadın da bu duruma çok sevindi.

Ertesi gün çarşıya gidip evin eksiklerini almaya karar verdiler. Bayram da yaklaşıyordu. Kurban parasını da besiciye teslim ettiler. Alışverişe çıktılar. Hurdacı Hüsnü torun sahibiydi. Bayramda dede evi olarak onda toplanacaktılar. Güzel bir alışveriş yaptılar. Elbise, ayakkabı, gıda, temizlik malzemeleri, kolonya, şeker. Dönüşte taksi tutup olanca eşya ve çantaları eve getirdiler.

Eşi gelinleri arayarak onları çağırdı. İki gelin de Hüsnü’nün evine geldi. Onlara da harçlık ve alışveriş parası verdi. Hepsi çok sevindi. Bayram öncesi mutlu oldular. Bütün masraflar Hüsnü’dendi nasılsa. Dürüstlüğün kaymağını yemiş ve yedirmişti onlara. Gönlü rahattı. Bayram sabahı ailece toplandılar. Kahvaltı ederken Hüsnü gelinlere, oğullara ve torunlara dürüst olmanın bir hazine kadar değerli olduğundan bahsetti.

Çaylarını yudumlarken espri yapmayı da ihmal etmedi. Komik bir adamdı Hüsnü, güldürürdü yerine göre. Odaya giderek bir çanta getirdi. Herkes merakla o çantada ne olduğunu sordu. Meğer Hüsnü çok sevdiği biricik atı Karanfilliğe bir plaket yaptırmıştı matbaacı arkadaşında. At için özel hazırlanmış teşekkür plaketiydi bu. Üzerinde Karanfilliğin fotoğrafı ve adıyla birlikte onu öven bir cümle vardı. Çantayı açıp plaketi onlara da gösterdi.

Masadakiler gülmekten çay içemediler. Karanfillik Hüsnü’nün yegane atı ve yol arkadaşıydı. Ahıra giderek onu çözdü ve mutfağın penceresinin önüne getirdi. Törenle birlikte plaketi Karanfilliğe verdi. Evdekiler onu izlerken bu komik olayı telefon kameralarına kaydederek sosyal medyalarda paylaştı. Onları tanıyan herkes bu videoyu beğenerek yüzlerce yorum yaptı. Hüsnü sayesinde ailesi muhteşem bir bayram geçirdi.

 Sinan KORKMAZ

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 9 Ortalaması: 3.8]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir