Ağlatan HikayelerAşk Hikayeleriİsmail Samur

Duygusal Bir Aşk Hikayesi; “Cemal”

Bir Aşk Hikayesi

Duygusal Bir Aşk Hikayesi; “Cemal”

    Cemal benim canımdı. Biz 40 yıldan beri Cemal’le evliydik. Hayatta galiba yaptığım en iyi iş zamanında Cemal’le evlenmekti. Cemal gibi bir insan çok nadir bulunur; neşeliydi, hemen gülmeye hazırdı. Her zaman iyi para kazanabilecek bir iş bulur, çok çalıştığı halde hiçbir zaman şikayet etmezdi. Herkese her zaman iyi davranmayı başarırdı. Hiç yorulmaz, yüzü buruşmaz, surat asmaz. Yaşamdan aldıkları keyfi neşe şeklinde dışa vururdu. Böyle bir adamdı.. Gündelik kötülüklerin kaydını tutmaz, yapılan kalleşliği de asla unutmazdı.

    Keyiften neşelenen insanlar var bu hayatta. O böyle biriydi. On beş saatlik bir tartışmanın ardından kaldığı yerden eğlenmeye devam edebilir, yüreğinin derininde asla kin beslemezdi. Herkesi seven, herkes tarafında sevilen, şaka gibi, çizgi film gibi bir insandı. Tipine bakmadan aşık olmuştum. Sebebsiz karşısındakini de mutlu eden  biriydi. Çok konuşmaz, kendini kasmaz, huysuz şirin moduna asla girmezdi. Aura mıdır nedir işte ondan, beyninden pozitif ışın saçan bir insandı.

   Bir gün benimle paylaştığımız derin sohbetleri çaktırmadan kayda aldığından bahsetmiş, özlediğinde izlersin, sen de kalsın demişti. CD’yi alıp saklamıştım. İlk defa bu kadar güzel enerjili, komik, mutlu, yerinde duramayan, kıpır kıpır birini görmüştüm CD’de, hemen aşık olmuştum. Ağır işte çalışmasına rağmen gün sonunda dans etmeye gidiyorduk. Çok hoşuma gidiyordu. Kelimenin tam anlamıyla onun yanında mutluydum.

    Onu tanımadan önce etrafım, dertleri ile donatılmış insanlarla ve o dertlerin kendilerini yiyip bitmesine izin verenlerle doluydu. Bilmiyorum, belki ben de o çevremdeki insanlara benziyorum. Sanırım o kadar da ciddi olmaya gerek yok, ama ben yine ciddi olmayı tercih edenlerdenim. O ise en kötü gününde bile saçmalayıp gülebilirdi. Genelde hüznü paylaşmaz, kendi içinde yaşardı. Aslında her şeyi hakkıyla yaşamak lazım. Hayat kısa..

    İnsan önce kendisini sevip, kendisini mutlu edebilmeyi öğrenmeli. Biz en ufak şeyleden bile zevk almayı, mutlu olmayı biliyorduk. Taaaki o melun hastalık Cemal’ime musallat olana kadar. O gitti her şey değişti. Şimdi tek çabam daha fazla acı çekmemek için onu unutmak, ama ne mümkün.

    Birinde konu yine bu unutma mevzuu. Bana, “kaybettiğin şeyler için üzülmemeli, yenisini elde etmeye gayret sarfetmeli” demişti. Bilseydi son istasyonda olduğunu, beni bırakıp gideceğini, bunu der miydi acaba diyorum.. Ben onu nasıl unuturum?

    Beni de böyle anlamsızca incelikli yetiştirdi. Kırmadı, dökmedi, incitmedi.. doğruya hakkını vermeyi, gerektiğinde taraf olacak kadar cesur olabilmeyi, incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler içinse geride durabilmeyi öğretti. Benim tersime gelen, öğreti olarak almayı reddettiğim ve bu yüzden hayatımın bir kısmını cehenneme çeviren “hatırlama” mefhumunu ise maalesef beceremedi. Onu unutamıyorum.

    O öldükten sonraki döneminde iyi kötü bir bütün olmak kendi kendime yetmeyi öğrenmek istedim. Ama parçalar öyle dağınık ki ve hatırlama mekanizmam öylesine güçlü çalışıyor ki yapamıyorum. İnsan öyle hemen bir günde dersini alıp olgunlaşamıyor. Düzenli gün ışığına maruz kalmak lazım. Bazen kalsan da olmuyor.. Bu hikayeyi izledim, biliyorum diyorsun. Aynı sokak, aynı pencereler, aynı sezgi.. Yürüyorsun. Bunları ne zaman, nasıl farkettiğini, ne ara hayatının orta yerine gelip oturduklarını asla anlamıyorsun. Savaş nerede başladı, nerede bitecek asla bilmiyorsun.. Kötülük, yalan, saklambaç insan için en kolayı. Yolu sezgisel bulmaya çalışmak, kendin olmak, defteri açık tutmaksa zor.. Erdemli olmak, savunduğun doğrunun arkasında istisnasız durmaksa daha da zor.. Çok tuzak var. Bazı yaz yağmurları insanın içine içine yağıyor. Şemsiyen olsa ne, olmasa ne..

Bazı hatıralar da bu yağmurlarla gelir.. Onun hatıraları beklenmedik bir yerde, yeni bir zaman beklemeden geliyor. Kendine dürüstsen evren hata yapmaz. Birini karşına çıkarır ve anlamını ancak zamanla kavrayacağın bir seyir başlar.. Cemal’i böyle tanımıştım. O benim kuzey yıldızımdı. Bana yön gösterirdi. Artık o yok, yönümü bulamıyorum. Hayat beni nereye götürecek bilemiyorum. Beni hatıralarıyla başabaş bıraktı gitti.

İsmail Samur

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu