Hikaye “ADANA – PAMUK TARLASINDA BİR DUA”
Alper Murat KİRPİK
Sıcaklığın bile usulca nefes aldığı bir sabah, Adana’nın pamuk tarlalarının üzerinde pamuklar gibi bembeyaz, incecik bir buğu yükseliyordu; işte o anda, kimsenin tam anlayamadığı bir şey oldu: Sanki tarlanın ortasında, pamukların arasından minicik bir “amin” sesi yükseldi. Bir çocuk duasıydı bu, çok hafifti, rüzgârın omzunda yolunu arar gibiydi, ama duyana kalbinin içinde bir ılık çizgi bırakacak kadar da berraktı.
Bu sesi ilk duyan, on yaşındaki Yaman oldu. Gözleri merakla parlayan, saçları yaz güneşiyle yarışan bir çocuktu Yaman. Ayakkabıları pamuk kozalarının yapraklarına takılsa da o her sabah olduğu gibi tarlaya koşuyor; her bir kozanın içinde saklı küçük mucizeleri görmeye çalışıyordu.
“Dede!” diye seslendi. “Bak! Sanki biri dua okudu.”
Yanında yürüyen Dede Musa, Adana sıcağında bile üşür gibi titreyen ama gözlerindeki ışığı hiç kaybetmeyen bir adamdı. Bir ömür toprağı tanımış, yağmurun huyunu çözmüş, rüzgârın fısıltılarını dinlemişti. Gülümsedi:
“Dua bazen dudaktan çıkmaz evlat. Bazen toprak bile dua eder.”
Yaman şaşırdı. “Toprak dua eder mi dede?”
“Eder,” dedi Dede Musa. “Çünkü toprak Rabbini bilir. Bizden daha sessiz, ama bizden daha derinden bilir.”
O anda yine duyuldu o fısıltı:
“…amin…”
Yaman’ın gözleri ışıldadı. “Dede, bir şey var burada. Sanki… biri bizi çağırıyor.”
Dede Musa elini torunun omzuna koydu. “Hadi bakalım, nazik adımlarla ilerleyelim. Pamukların arasında kaybolmuş bir hikâye olabilir.”
İkisi pamukların arasına doğru yürürken pamuklar daha da beyazlaştı sanki. Güneş, onların adımlarının üzerinden bir dua gibi süzüldü. Sıcakta bile huzur vardı.
Tarlanın ortasında, bir pamuk kümesinin içinde, bir avuç ışık parıldıyordu. Küçük, sakin ve utangaç bir ışık. Yaman eğildi. Işık birden titredi ve bir çocuğun sesine benzeyen ince bir sesle konuştu:
“Ben buradayım.”
Yaman’ın gözleri büyüdü. “Dede… ışık konuşuyor!”
Dede Musa hiç şaşırmadı. “Konuşturana şaşılır mı evlat?”
Işık yavaşça yükseldi, pamuklara çarpmadan, tüy gibi hafifçe süzüldü.
“Ben,” dedi, “bir duadan doğdum. Çok eski, çok temiz bir duadan. Yıllar önce burada yaşayan bir kız çocuğu vardı. Adı Gülendam’dı. Bir sabah, bu tarlaya gelip ellerini gökyüzüne açtı:
‘Allah’ım,’ dedi,
‘Bu toprak, bu pamuk, bu emek… hepsi senden. Bize bereket ver.’
İşte o dua, toprağın kalbine gömüldü. Ben de o duanın ışığıyım.”
Yaman büyülenmişti. “Peki neden şimdi görünüyorsun?”
“Çünkü,” dedi ışık, “duanın bir devamı var.”
Sonra pamuklar arasından hafif bir rüzgâr geçti; sanki tarlanın tamamı bu konuşmayı dinliyordu.
Işık fısıldadı:
“Gülendam’ın duası yarım kaldı.”
Yaman’ın yüzünde şaşkınlıkla merak karıştı. “Neden yarım kaldı?”
Işık hafifçe titredi. “Çünkü dua, sadece söylenen söz değil; yapılan işti. Gülendam, büyüyüp şehirden haber olmadan gitti. Duasının son kısmını hiç edemedi. O dua, duayı edenin bir iyiliğiyle tamamlanacaktı. Fakat o iyilik hiç yapılmadı.”
Dede Musa derin bir nefes aldı. “Söyle ışık,” dedi. “Ne eksik kaldı?”
Işık bir süre sustu. Pamuklar bile sessizleşti.
Sonra söyledi:
“Gülendam, yolda bulduğu bir yetime yardım edecekti. Duasının sonu oydu. Ama o fırsat hiç gelmedi. Şimdi duaların eski sahibini değil, yeni taşıyıcısını arıyorum.”
Yaman istemsizce geri adım attı. “Bende ne ışığı var ki? Yetim görmedim bile.”
Işık güldü, pamuk kozaları hafifçe titredi. “Evladım,” dedi, “iyilik illa yetime verilmez. Ama yetimi anlamak için kalbin yumuşak olmalı. İşte senin kalbin yumuşak.”
Yaman yere baktı. “Ben… iyi biri miyim, bilmiyorum.”
Dede Musa diz çöküp Yaman’ın gözlerinin içine baktı. “Evlat, iyi insan olduğunu bilmezsin. Ama içindeki iyilik seni dürter durur. Bu bile yeter.”
Yaman’ın gözleri nemlendi.
İçindeki saklı cesaret yavaşça kabardı.
Işık birden parlaklaştı. “Sen,” dedi, “Gülendam’ın duasını tamamlayacaksın. İyiliğin ne olduğunu kalbinle bulacaksın. Çünkü dua bir yolculuktur; bazen başka birinin kalbinde tamamlanır.”
O günden sonra Yaman’ın içinde bir sıcaklık dolaşmaya başladı. Her sabah pamuk tarlasına gidiyor, ışığın sesi olmadan bile onu hissediyordu.
Bir sabah tarlanın kenarında bir çocuk gördü. Yabancı bir çocuk. Üstü başı toz içindeydi. Ayakkabılarından biri bile yoktu. Yaman yavaşça yaklaştı.
“İyi misin?” diye sordu.
Çocuk utangaçça başını eğdi. “Kayboldum,” dedi. “Ailem bir yere gitti, ben onları bulamadım.”
O anda Yaman’ın göğsünde bir sıcaklık yükseldi. Sanki pamukların arasında saklanan ışık ona yeniden dokundu.
Yaman çocuğun elini tuttu. “Gel,” dedi. “Dede Musa seni bulur.”
Dede Musa çocuğu görünce yüzündeki kırışıklıklar arasında kocaman bir şefkat açıldı.
Çocuğu suyla, yemekle, gölgeli bir yerle buluşturdu. Sonra çevre köylerle konuşarak ailesini aradı. Günün sonunda, ağlamaklı bir anne koşarak geldi, çocuğunu kucakladı.
Yaman’ın gözleri doldu. Annenin yüzündeki sevinç, bir pamuk tarlasının tamamını aydınlatacak kadar güçlüydü.
Tam o anda pamukların arasından tanıdık bir ışık yükseldi.
Yaman şaşkınlıkla baktı:
“Sen… geri döndün!”
Işık ince bir sevinçle doluydu.
“Dua tamamlandı,” dedi.
“Gülendam’ın bırakmak zorunda kaldığı iyilik, senin kalbinde büyüdü.”
Işık hafifçe döndü, pamukların üzerinde bir selâm gibi süzüldü.
“Artık ben toprağa döneceğim,” dedi.
“Çünkü tamamlanan dua, toprağın bereketine karışır.”
Yaman’ın içi birden burkuldu. “Gitme… Lütfen.”
Işık yumuşak bir sesle cevap verdi:
“Ben gitmiyorum evlat. Dua edenlerin kalbine yerleşiyorum. Bende ışık bitti sandın, ama asıl ışık sende büyüyor.”
Yaman’ın gözleri doldu. Dede Musa torununun başını okşadı.
“Evlat,” dedi, “iyilik bazen pamuk gibidir. Elinle toplarsın ama yüreğinde birikir.”
Işık son kez parladı.
Adeta gökyüzüne bir amin yazdı.
Ve pamuk tarlası, o akşamüstü bir düğün bahçesi gibi aydınlandı.
O günden sonra Yaman, her sabah pamukların kokusunu içine çekerken, içinde büyüyen o beyaz ışığı hissederdi. İyilik yapmak için büyük şeyler beklemek gerekmediğini öğrendi: Bir kuşu sudan kurtarmak, bir yaşlıya su vermek, bir çocukla ekmeğini paylaşmak…
Hepsi bir duanın parçasıydı.
Adana’nın sıcağında, pamukların gölgesinde, o beyaz tüyler gibi hafif, dua gibi derin bir hakikat vardı:
“İyilik, toprağa düşen bir dua tohumudur. Ve her çocuk, o tohumu büyütmeye muktedirdir.”
Ve Yaman büyüdükçe, pamuk tarlasında duyduğu o ilk “amin” sesi, hiç ama hiç kaybolmadı.
Alper Murat KİRPİK




