Sizden Gelenler

Güncel Hikayeler “Pozitif mi Negatif mi?”

Güncel Hikayeler “Pozitif mi Negatif mi?”

 “Ortalık düzelene kadar bir süre gelme bana sen Semracığım. Allah korusun virüs bu. Ne olur ne olmaz. Sonra konuşuruz yine” dedi 4 senedir çarşamba günleri gittiğim Sevinç Hanım.

İçim çekildi birdenbire. Geçen haftadan beri beni bırakan 4. kişiydi. Zaten Sevinç Hanım dışında bir tek Mualla Hanım kalmıştı. Hay size de virüsünüze de dedim içimden. Madem o kadar korkuyorsunuz virüsten, beni neden bırakıyorsunuz ki? Elim çamaşır suyundan renk değiştirdi, ütü buharı yüzünden yüzüm pul pul oldu. Benden temizi var mı be? Hastalık kapacaklarmış. O hastalık anca sizin leş gibi evlerinizden bulaşır. Kaç senedir kim topluyor arkanızı? Ben olmasam o evlerin camları bir kere silinir mi acaba? Neyse ya bana ne. Şimdi bensiz ne yapacaklar göreyim bakayım. Kocaları boşamasa bari, pasaklı karılar!

“Tamam abla” dedim. “Ararsın sen beni ihtiyacın olunca” Otobüs durağına yürürken başladım ağlamaya. Tamam insanlar korkuyor bu ne idüğü belirsiz virüsten ama evlerine temizlikçi almamak niye? Zaten televizyonlar bas bas bağırmıyorlar mı hijyen de hijyen diye. Benden ala hijyen mi olur?

Kendimi bildim bileli temizlik yaparım ben. Sanırsın ki elimde toz bezi ile doğmuşum. 6 kardeşiz biz. Annem hep derdi “Hepinizi toplasam bir Semra etmezsiniz” diye. Evi ben toplardım, yemeği ben yapardım, 2 küçük kardeşime ben bakardım. Annem de çalışırdı ama. Köyde hayvanlarımıza bakardı. Ot toplardı. Komşunun tarlasına çalışmaya giderdi. Ev işine vakit bulamazdı haliyle. Babacığım da çalışırdı tarlalarda ama işte kalbi dayanmadı fazla. Erken aldı hayat onu bizden. Anacığım ve 6 kardeş erkeksiz kaldık. Kardeşlerim ufaktı. Abilerimden pek hayır yoktu. 2’si de çok iyiydi de tembellerdi işte. Sevmiyorlardı çalışmayı. Köyde çalışmayana ekmek yok. Evimizi, hayvanlarımızı sattık, kalktık geldik İstanbul’a sanki burada çalışmayana ekmek varmış gibi. Dayımın aklına uyduk işte. Gerçi ben memnunum halimden. Gelir gelmez birikmiş 3-5 kuruşumuzla biraz da borç harçla bir gecekonduya giriştik. 2 küçük kardeşimizi okula yazdırdık. Gerçi abilerim istemediler bu okul işini ama annem, ablam ve ben baskı yapınca bir şey diyemediler. Abilerim dayımların yardımıyla inşaatta iş buldular. Ablam Naciye ve ben evlere temizliğe başladık. Annemi çalıştırmak istemedik. Evinde otursun dinlensin dedik. Öyle de oldu. Dinleniyor kadıncağız. Sonra sırasıyla abilerim, ablam ve ben evlendik. Abilerimin çalıştığı inşaatın karşısındaki apartmanın kapıcısı beni görmüş beğenmiş. Geldi, istedi, aldı, götürdü. Seviyorum kocamı. Adı Osman. İyi, çalışkan, dürüst adam. O da beni sever. Semra kuşum der bana. 2 kızımız var. Cin gibiler. Cayır cayır okuyorlar yavrularım. Kapıcı dairesinde oturduğumuzdan, kira derdi, fatura derdi yok. Kazandıklarımız hep çocuklarımıza. Önce bir ev alıp kiraya vermeyi planlıyoruz. Tabii kızların okul masrafları, evin kendi masrafları falan da var. Ama çok çalışıyoruz. Durumumuz iyi çok şükür. 15 seneden beri İstanbul’dayım. Her bir şeyciği öğrendim. Benden iyi çamaşır makinası kullanan yoktur. Hangi marka olursa olsun ben bilirim. Hangi deterjanın nereden en ucuza kaça alınacağını herkes bana sorar. Temizlikte benden iyisini bulamazsınız. Ablam da güya temizliğe gidiyor ama kendi evini bir görseniz. Kir pas içinde her şey. Buna rağmen onun da tüm günleri dolu. Hoş birkaç tane işi ona ben buldum. Ben önermesem almazlardı onu. Ah şu virüs olayı olmayaydı. Bir hastalık geldi dediler, herkesi işinden, yerinden, yurdundan ettiler. Zenginler deniz kenarındaki evlerine gittiler. İşyerleri kapandı. Haftada 1 gün ofis temizliğine gidiyordum “Gelme artık” dediler. Her gittiğim evin kapısı yüzüme kapandı. Bir tek Mualla Hanım kaldı, bakalım inşallah o bırakmaz beni.

Akşama doğru anca geldi Osman. Apartmandakilerin istekleri bitmiyordu ki. Bu virüs yüzünden insanlar sokağa çıkamaz oldular. Her bir şeylerini Osman’a aldırıyorlar. O da garibim, sabahtan başlıyor, akşama kadar koşturup duruyor. Bütün marketi taşıttılar kocama resmen.

“N’aber hanım ne var ne yok?” dedi ama anlamıştı yüzümden bir terslik olduğunu. “Sevinç karısı da bıraktı beni. Otobüse binmem onu kaygılandırıyormuş. Bir daha kim bilir ne zaman çağırır, bu virüs yüzünden hayatımız sönecek” dedim. Düşünceliydi Osman. “Bir tek sen değilsin bunu yaşayan. Bizim Kemal’le konuştuk bugün. Onun da karısı temizliğe gidemiyormuş. İşine hep son vermişler. Ortalık çok kötü durumda” dedi. “Ne yapalım yani” diye patladım en sonunda. “Hem ne bu virüs virüs diye ortalığı inletiyorlar? Geçenlerde beni bırakmadan önce Burcu Hanım’a sormuştum bu korona nedir ne değildir diye. Biliyorsun okumuş, çalışkan kadındır o. Diğerleri gibi 3 saat kuaförde 2 saat komşuda geçirmez günlerini. Gribe benzeyen ama çok daha hızlı bulaşan bir virüs bu. Ülkemizi çok kötü günler bekliyor demişti. Şimdi sorarım sana, gripten bu kadar korkulur mu? Ben hasta hasta, tüm vücudum ateşten kırılırken bile gittim temizlik yaptım. İlaç bile almadan iyileştim. Niye bu kadar korkuyor herkes? Mualla Hanım kaldı kala kala. O da şutlar beni yakında. Ne yapacağız Osman? Kız kursa gitmek istediydi. Onu nasıl göndereceğiz? Hadi bırak kursu, nasıl geçineceğiz bu evler olmadan? Hadi şu zamana kadar gelme, şu zamandan sonra gel deseler onu anlarım. O zaman ben de kendimi ona göre ayarlarım. Ama o da yok. Ne olacak bu böyle?” Geldi sarıldı Osman. “Üzülme Semra kuşum, her şeyin bir çaresi bulunur. Şimdi bir süre kenara para koyamayacağız. Benim aldığımdan geçiniriz. Hem o evler olmasa başka evler olur. Sen bu semtin en iyi temizlikçisisin sana iş mi yok?” Güldürdü beni yine, dedim ya iyi adam benim kocam, seviyor beni.

Sabah erkenden uyandım. Evi bir güzel sildim süpürdüm. Kahvaltı hazırladım. Sonra öğle yemeğini yapmaya koyuldum. İş yapmaya alışkınım ben. Bu bana dinlence değil işkence oluyor vallahi. Kızların da okulu 1 hafta tatil edildi. Evde oturuyorlar. Ama yine de hep defter kitapları önlerinde açık. Kuzularım benim, çok seviyorlar okulu. Okul tatil edildiği için mutsuz oldular zaten. Hoş bu basık tavanlı, rutubet kokulu evde gündüz vakti oturmak istemedikleri için de mutsuz olmuş olabilirler. Neyse ne, burası bizim evimiz, o kadar da kapris çekemeyeceğim.

Öğlene doğru ablam geldi. Hemen bir çay koydum. Azıcık dedikodu yaptık. Ahmet abimin karısı yine hamileymiş ama saklıyormuş herkesten. Annem bulantılardan anlamış. Ablamın apartmanlarındaki 8 numaranın karısı virüs kapmış, apartmanı karantinaya almışlar. Kimse girip çıkmıyormuş. Kendisi kazan dairesinden çıkıp gelmiş. “Deme abla, nasıl bir şey bu virüs, anlat bakayım, sen gözünle gördün mü kadını, nefes alamıyor mu gerçekten televizyonda dedikleri gibi?” diye sordum. “Gözümle görmedim ama evin önüne 1 ambulans bir de devletin bir aracı geldi, içinden bembeyaz giyinmiş adamlar çıktı ama böyle doktor gibi değil, kafaları bile örtülüydü bembeyaz. Dursun’la konuştular, her şeyi tertemiz arap sabunuyla yıkamasını istediler, sanki yıkamıyormuş gibi. Bütün dairelerle gidip konuştular ama ne konuştular bilmiyorum. Asansöre “8 numara koronadır” diye yazı astılar. Zaten şimdi kimse kullanmıyor asansörü. Sonra kadını sedyeye koyup çıkardılar apartmandan. Ağzına burnuna bir şeyler takmışlardı başka göremedim” diye anlattı Naciye ablam. Demek ki bu virüs olayı ciddi. Akşam haberleri daha dikkatli izleyeyim bari dedim içimden. Bir şeyler daha anlatıp gitti ablam.

Akşam Osman geldiğinde ablamdan duyduklarımı anlattım. Haberleri açtık. Takvim sayfası gibi bir şey gösterdiler. 96 ölü, 4.056 tane de hasta varmış. Ölülere Allah rahmet eylesin, hastalar da tez zamanda şifa bulsun dedim Osman’a. Üzgün üzgün başını salladı. Sonra hükümetten biri bir açıklama yaptı. Sokağa çıkma yasağı olacakmış. Sadece hafta sonu için. İyi dedim içimden. Cumartesileri Selin Hanımlara gidiyordum zaten bırakmıştı beni. Bırakmasaymış yine gidemeyecekmişim. Asıl aklım fikrim Mualla Hanım’daydı. Ona salı günleri gidiyorum. Evi biraz uzakta olduğu için çok erken gidiyorum, akşam da geç dönüyorum. Çok zengin Mualla Hanım. Bembeyaz, 3 katlı bir evde oturuyor. 2 oğlu var, kocası yok. Boşamış kocayı. Evde hizmetçisi var. Gülcan. O, orada kalıyor. Odası falan var. Ben haftada bir büyük temizlik için gidiyorum. Acaba arasam mı diye düşündüm ama şimdi ya virüsten korkmuyorsa ben ona böyle bir şey sorarsam eşeğin kulağına karpuz suyu kaçırmak misali işkillenir miydi acaba? En sonunda arayıp sormamaya karar verdim. Zaten beni istemezse kendisi haber verir diye düşündüm.

Hafta sonu apartmanın bahçesindeydik hep. Güzel bir bahçesi var bizim apartmanın. Yeşillikler içinde, çocuklar için oyun parkı var, büyükler için üstü şemsiyeli masa ve sandalyeler var. Bizim evin tam önü, otoparkın giriş kapısının oraya bakıyor, arabaların döndüğü yerde yuvarlak küçük bir boşluk var, orası da çimen hep. İşte orası bizim kendi bahçemiz. Yani apartmanın tabii de bizim mutfağın tam önü olduğu için ve kimse kullanmadığı için kendi bahçemizmiş gibi kullanıyoruz orayı. Plastik masa ve sandalyemiz var bizim de. Hafta sonu bizim bütün apartman bahçedeydi. Sandalyeler yetmedi hatta çimenlere yayıldılar. Çay taşıdım durdum onlara. Bir yandan da virüsle ilgili konuşmalarını dinledim. Neler neler anlattılar. Halil Bey var 10 numarada. Onun Çin’le işleri varmış. Bu virüsün Çin’de özel üretildiğini ve dünyadaki nüfusu azaltmak için yaydıklarını söyledi. 6 numaradaki Nalan Hanım ise Amerika’nın bu işte başı çektiğini ve tüm ülkeler için ayrı planları olduğunu anlattı. 9 numaradaki Elif Hanım ve eşi bu anlatılanlara çok güldüler. İkisi de öğretmen onların. Bu virüsün geldiği yerin önemli olmadığını şu an bununla nasıl mücadele edileceğine odaklanmamız gerektiğini söylediler. Ben de Elif Hanımlara hak verdim. Hem bu virüs Çin ve Amerika ile alakalı olsaydı İstanbul’da ne işi vardı ne alaka yani. Osman da benim gibi düşünüyor zaten. Bir dolu maske almış gelmiş. Buradaki eczacının çırağıyla iyi anlaşıyor o. Çocuk vermiş bir sürü maske, 30-40 tane falan. İhtiyacınız olacak demiş. Oldu da zaten. Ama idareli kullanıyorum. Dışarda kullandıktan sonra hemen eve gelip montumun cebine koyuyorum, iyice kirlenince yeni maskeye geçiyorum. Kızlara bahçeye çıkarken vermiyorum. Hem çocuklara bulaşmıyormuş diyorlar.

Salı günü Mualla Hanımlara gittim. Kapıyı çaldım çaldım açan yok. Perdeler falan da inik. Ne oldu acaba diye düşündüm. Acaba virüs mü kapmıştı Mualla Hanım? Ya da oğulları? Ay Allah korusun! Hemen aradım Mualla Hanım’ı. Açmadı. Sabah erken belki uyuyordur diye düşündüm. Öyle ya. Sabahları kapıyı Gülcan açıyordu bana. Belki Gülcan memlekete gitti, Mualla Hanım da uyuyor. Telefonu da duymuyor. Biraz bekleyeyim dedim. Bahçede bir yere iliştim. Beklemeye başladım. 10 dakika, 20 dakika… Hiçbir şey yapmadan beklemek ne zormuş. Bir daha aradım Mualla Hanım’ı. Yine açmadı telefonu. Neyse dedim. Saat daha 6 buçuk. Mualla Hanım’ın evinin orada çok iyi bir börekçi var. Kaç defa misafirlerine oradan börek söylemiştik. Oraya gideyim bir kahvaltı edeyim dedim. Çok da yakın. Gittim ama orada oturup yiyemiyorum. Yasak. Su böreği aldım kendime. Mis gibi de kokuyor. Sıcacık. Çay da olsaydı keşke. Ne yapalım. Kuru kuru yiyecektim böreği artık. Döndüm tekrar Mualla Hanım’ın evine. Beklemeye başladım. Börek de şahane. Ağızda dağılıyor. Yağlı yağlı. Tekrar saate baktım. Saat olmuş 7. Aradım tekrar. Uykulu bir sesle “Alo?” dedi Mualla Hanım. Nasıl sevindim. Uyuyordu işte, doğru tahmin etmiştim. “Mualla Hanım, benim Semra. Geldim size ama uyuyorsunuz sanırım. Kusura bakmayın uyandırdım ama kapıyı kimse açmadı. Gülcan yok herhalde. Acaba siz kapıyı açabilir misiniz? Sonra tekrar uykunuza dönersiniz, uyandırmak istemezdim” dedim. “Semra? Ah canım sen bize mi geldin, tabii benim hatam. Söylemeyi unuttum sana. Biz geçen hafta yazlığa geldik. Uzun bir süre, bu pandemi işleri bitene kadar burada kalacağız. Hay Allah sen de boşuna gelmiş oldun canım. Kusura bakma” Telefon kulağımda, kaldım öyle. “Alo? Semracım orda mısın?” Buradayım nerede olacağım? Sabah erkenden kalkmış gelmişim. İnsan haber vermez mi? “Tabii Mualla Hanım anladım, size iyi tatiller” Mualla Hanım’da gitmişti işte. Oturdum bahçedeki taşın üzerine. Midem bulanmaya başladı. Bu börek de ne kadar kötü yapmıştı midemi. Hiç de güzel değildi aslında. Neden yedim ki sanki? Ne kadar da yağlıydı, sabah sabah yenir mi bu kadar ağır börek? Başladım ağlamaya. Burnumu da o iğrenç maskeye sildim. Nefret ediyorum bu maskeden. Zaten 2 haftadır tüm gittiğim evler birer birer yüzüme kapandı. Bu da sonuncuydu. Biz ne yapalım virüs varsa? Bizi kimse düşünmeyecek mi?

Kalktım geldim eve, Osman sabah servisine yeni çıkıyordu. Beni görünce soru sormadı bile, anladı halimden. Çay da demlemiş. Geç dedi, çay sıcak. Oturdum oraya. Çayımı içtim sıcacık.

1 hafta evde oturdum. Osman’a yardım ettim. Servise beraber çıktık. Özellikle apartmandaki kadınların istekleri bitmiyor. Kadınlar adet bezlerini bile sipariş ediyorlar. Ayıp be. Bir de her şeyi taksit taksit istemeleri yok mu, delirtir adamı. Sigara istiyorlar, gidip alıyorum. Tam sigarayı verirken akıllarına başka bir şey geliyor onu alıp getiriyorum. Hepsi de aynı şeyi yapıyor. Hiç insaf da yok bunlarda. Hadi ben neyse de kızlardan da istiyorlar. Bir de rahatlar. “Semracım söyle Emel’e bana marketten yarım litre süt alsın gelsin” Oldu! Uşağınız vardı sizin burada! Bu arada kızlar da evden ders takip ediyorlar. Televizyonda EBA diye bir kanal mı ne açılmış, dersleri oradan yapıyorlar. Neyse, kızları derslerinin başından kaldırmadan Osman’la biz yetişiyorduk her şeye. Zaten bu apartmanın kadınlarının çoğu beni sevmez. 14 daireli apartmanda toplam 3 tane ev sahibi var. Geri kalanı kiracı. Ama uzun süreli kiracılar bunlar. Çoğu 5-6 senedir oturur. Bunlar beni, onlara temizliğe gitmediğim için sevmezler. Gitmem tabii. En başlarda gidiyordum ama aynı apartmanda olduğumuz için akşam 6’dan önce beni bırakmak istemezler, her bir şeylerini bana yaptırtırlardı. Sonra, yol parası ödemediğim için şimdi aldığımın yarısını vermeye kalktılar, laf söyleyince de paragöz oldum çıktım onların gözünde. Gitmiyorum bu yüzden. Beleşçi karılar hepsi. Bedavaya ev temizletmek istiyorlar. İstemez. Ama şimdi ne zaman servise çıksam dudaklarında sinsi bir gülümseme “Hayırdır, bugün temizlik yok mu?” diye soruyorlar. Mutlular yani benim iş bulamamamdan dolayı. Aslında ben biliyorum neden böyle yaptıklarını. İşsiz kalayım da onların vereceği üç kuruşa muhtaç olayım istiyorlar. Ne kadar parasız kalırsam kalayım, asla gitmem onlara. Valla da gitmem billah da gitmem!

Ablam aradı bugün, o da gidemiyormuş temizliğe. Üstelik o kendi apartmanından birilerine gidiyordu. Onlar bile sırt çevirmişler. Ne olacak halimiz diye dert yanıp durdu ablam. Dedim hepimizin derdi aynı. Televizyonlarda bu virüs haberlerini verdikleri sürece biz iş bulamayacağız. Herkes korkuyor çünkü. “Yok mu virüsten korkmayan, evini bok götüren birileri?” diye sordu ablam. Aldı mı bizi bi gülme. Sinirlerim zaten bozulmuş, gül gül öldük. Ağladı sonra ablam. Yeni buzdolabı ve oğluna yeni çalışma masası almıştı onlar. Taksitleri ödemekte zorlanıyorlarmış. Çok üzüldüm. Kenardaki paramızdan verdim biraz. Çok sevindi ablacım benim. Bakalım ne zaman geçecek bu günler?

Her hafta sonu sokağa çıkma yasağı var artık. Maske takmak da zorunlu. Maskesiz çıkana para ödetiyorlarmış. Hemen hemen hiç atmıyorum maskelerimi. Zaten sadece markete giderken takıyorum. Televizyondaki doktorlar bunun yanlış olduğunu söylüyorlar. 2 saatte bir maskemizi değiştirmemiz gerekiyormuş. Aslında bana da doğru geliyor bu düşünce ama maske de parayla. O yüzden idareli kullanmamız gerekiyor.

Annemleri, abimleri aradım. Çok şükür iyilermiş. Abimlerin inşaatlar devam. Onlara yasak gelmemiş. Çalışıyorlarmış, iyi dedim. Bari onların işleri aksamasın.

İşsiz kalmamın 50. Günü. Sağa sola haber saldım. Yok mu bu virüsten korkmayan birileri? Ablamın kulakları çınlasın. Yokmuş. Osman da sorup soruşturuyor. O da bulamamış. Apartmanın temizliğine sardım bende. Her gün misler gibi kokutuyorum apartmanı. Bizim apartmanda virüs kapan yok henüz. Öyle çok dikkat ettikleri de yok ama. Herkes bir şekilde dışarı çıkıyor, görüyorum. Öyle eve kapanan yok adam gibi. Bir ben işsiz kaldım evde oturuyorum kızlarla. Tığ işinden falan da anlamam ki bir şeyler örüp satayım.

İşsiz kalmamın 54. günü Osman heyecanla beni aradı. Bir iş bulmuş bana. Kalbim ağzıma geldi. “Nerede? Nasıl?” diye sordum. Memleketten bir arkadaşı var burada onun. Sancaktepe’de bir apartmanda kapıcılık yapıyor o da. Onun apartmanında bir aile varmış, Karı, koca, üniversiteye giden oğulları bir de kadının yaşlı annesi. Annesi virüs kapmış, hasta olmuş ama çok da ağır değilmiş, evde geçiriyormuş hastalığı ama kadınla adam çok korkuyorlarmış, yanına giremiyorlarmış bir türlü, hastalık geçene kadar her gün gelip bakacak birini istiyorlarmış. Zaten kendileri işlerine gidiyorlarmış, oğullarını da evde hasta olduğundan dolayı teyzesinin yazlığına yollamışlar. Kadının yemeğini yapacak, evi her gün dezenfekte edecek birini arıyorlarmış. Ona göre de güzel bir para vereceklermiş. “Allah!” dedim. “Yaparım ben tabii ki, giderim her gün” O kadar mutlu olmuştum ki. Osman eve gelince detayları konuştuk. Öncelikle kimseye bir şey söylemeyecektik, özellikle apartmandan kimsenin duymaması gerekiyordu. Beni her gün apartmandan düzenli olarak çıkarken görürlerse “Anneme gidiyorum. Yaşlı kadın, 65 yaş üzeri sokağa çıkamıyor, market alışverişini yapıyorum” diyecektim. O gece sürekli dua ettim. Verecekleri para çok iyiydi ve bizi bir süre idare ederdi. Çok şükür dedim. Çok şükür…

Sabah erkenden kalktım. Osman daha uyuyordu hatta, adresi bir kâğıda yazmıştı, hangi otobüse bineceğimi, indikten sonra ne kadar yürüyeceğimi bile yazmıştı. Demiştim ya, iyi adam benim kocam. Tertemiz maskemi taktım, doğru otobüse. Aaa o da ne? Akbilim çalışmıyordu. Şoföre sordum neden diye şoför HES kodu gerektiğini söyledi. HES kodu nedir diye sormama kalmadan hadi ablacım diye indirdi beni otobüsten. Kalakaldım durakta öylece. Koştur koştur gittim eve Osman’ı uyandırdım. Bir telaş anlattım böyle böyle diye. Onun da bir şeyden haberi yoktu. Apartmandakilere soramazdık, belki neden otobüse bindiğimi sorarlardı. Annemin evine otobüsle gitmeye gerek yok çünkü. Biraz bekleyip ablamı arayıp anlattım. Ablam duymuş daha önce böyle bir şey, oğluna söyledi, internetten yapılıyormuş bir şeyler, onlara gittim hemen. Açtı bilgisayarı, verdim kartımı iki tık tık. Halletti hemen. O kadar çok işe gitmek istiyordum ki, sormadım bile ne yaptığını. Hoş sorsam ne olur, anlatsa da anlamazdım ki.

Gittim yeni işime. Hale idi yeni evimin hanımının adı. Maske ve eldivenlerle açtı kapıyı Hale Hanım. Kocası çoktan işe gitmiş. Güler yüzle karşıladı beni demek isterdim ama maskeden insanın suratı tam belli olmuyordu ki, yine de gözleri kısılmıştı, yani gülüyordu bence. Çabuk çabuk yapmam gerekenleri anlattı bana. Annesine, yani Nurdan Hanım’a verilmesi gereken ilaçları söyledi. Evdeki temizlik malzemelerinin yerini gösterdi, kolay gelsin dedi ve o günkü işimin karşılığı olan parayı zarfın içinde elime tutuşturdu. Onlar akşam gelene kadar evden gitmemi istiyorlardı çünkü. Valla ne yalan söyleyeyim parayı daha işe başlamadan alınca çok mutlu oldum genelde böyle olmaz çünkü. Neyse girdim eve. Çok güzel bir evleri vardı Hale Hanımların. Bembeyaz koltuklar, kocaman bir kitaplık, büyük büyük saksılar. Cam bir masa. Nurdan Hanım henüz uyuyordu. Onu rahatsız etmemek için onun odasına en uzak yerden başladım temizliğe. Ev de çiçek gibiydi mübarek, bir toz zerresi bile yoktu. Benim işim öğlene kadar biter diye düşündüm. Derken Nurdan Hanım uyandı, gittim kendimi tanıttım, haberi vardı zaten, maskemi takmamı tembihlemişlerdi onla konuşurken, taktım bende. Tatlı, yaşlı bir kadıncağız. Dolapta ne varsa güzel bir kahvaltı hazırladım kendisine, ilaçlarını da verdim. Temizliğe devam ettim. Nurdan Hanım virüs kapmıştı ama iyiydi, öyle sürekli yatmıyordu, muhabbet etti benle. Uzun uzun anlattı hayatını. 72 yaşındaydı. Zaten yaşlılar severler öyle uzun uzun konuşmayı. Sıkılmadım ama keyif aldım hatta. O kadar uzun zaman sonra iş yapmaya başlamıştım ki, isterse sabaha kadar muhabbet ederdim onunla. Akşamüstü 4 gibi çıktım oradan eve gittim. Eve gelince hemen duşa girdim, tertemiz yaptım kendimi. Haftanın 5 günü gidecektim Hale hanımlara. Hafta sonları gitmeyecektim, zaten yasak vardı. Şimdilik 3 hafta olarak anlaşmıştık ama belki uzayabilirdi bu süre, ne olur uzasın dedim içimden.

Akşam Osman sordu işimi. Gayet iyi gittiğini söyledim. Parayı da gösterdim. Her günün parasını aynı gün sabahtan vereceklerini söyledim. Yüzü güldü Osman’ımın. Paraya çok ihtiyacımız vardı ne de olsa. O akşam ilk defa keyiflendik uzun bir süre sonra. Çay demledim güzelce. Çıktık bahçemize, uzun uzun muhabbet ettik. Ablamlardan, Osman’ın abilerinden konuştuk durduk. Ertesi gün yine gittim Hale hanımlara. Yine sorunsuz geçti günüm. Bu arada televizyondan, haberlerden virüsle ilgili bir sürü haber dinliyorduk. Özellikle virüs belirtilerini hiç kaçırmamaya çalışıyordum. Bende hiçbiri yoktu çok şükür. Hiçbirimizde yoktu hatta. Kızların okulu tatile girmişti. Onlar da gündüz kendilerini oyalayacak bir şeyler buluyorlardı. İnternete giriyorlar, kitap okuyorlar, bahçede oturuyorlardı. Ben de işime gidip geliyordum.

O hafta sonu ablam bize geldi. Bahçede oturduk konuştuk. Yeni işimden haberi vardı. O da haftanın bir gün gideceği, virüsten korkmayan bir ev bulmuştu. Keyfi yerindeydi. Böyle böyle artacak diyordu. Haklıydı. İnsanlar bu eve kapanma, hiçbir şey yapamama durumundan sıkılmaya başlamışlardı. Evleri de leş gibiydi tabii. Uzun uzun güldük. Derken ablam virüslü birine bakmaktan korkup korkmadığımı, kadının durumunun ne olduğunu sordu. Uzun uzun anlattım bende. Derken “İnanamıyorum” diye bir ses duydum otoparkın oradan. 6 numaradaki Nalan Hanım söylediklerimi duymuştu. Yanımıza geldi. Ağzına geleni söyledi. Ne düşüncesizliğim kaldı ne herkesin hayatını tehlikeye atmam. Sonra bu durumu apartmandakilere söyleyeceğini ve yöneticiye durumu bildireceğini söyledi. Daha kendimi savunamadan çekti gitti. Gözyaşları içinde kaldım orada. Ablam beni teselli etmeye uğraştı ama ona da gitmesini söyledim. Ne yapacağımı düşündüm oracıkta, tek başıma.

Akşamüstü Osman geldiğinde her şeyden haberi vardı. Ertesi sabah apartman toplantısı yapılıp benim durumum görüşülecekmiş. Bizi apartmandan atma durumları varmış. “Atamazlar bizi” diye bağırdım Osman’a. Kendileri her hafta sonu bahçede piknik yaparken sorun yoktu da benin işim mi sorun olmuştu? Servise de çıkmıyordum artık. Neyin korkusuydu bu, bu kadar? Bir şey demedi Osman, ama onun gözlerinde de korku vardı. Allah kahretsin bu apartmandakilerin hepsini. Yapacak başka işleri yok bizimle uğraşıyorlar. O gece hiç uyumadık Osman’la. Eğer bizi atarlarsa ne yaparız diye konuştuk hep. Bir süre Osman’ın abisinde kalabiliriz, sonra başka bir kapıcılık bulmaya çalışırız dedik ama 4 kişiydik ne kadar kalabilirdik ki? Allah’ım yardım et diye dualar ettik hep.

Ertesi gün saat sabah 10’da çağırdılar bizi toplantı salonuna. Apartmanın giriş katında, küçük bir toplantı salonu vardı. Çay yaptı Osman hemen. Karton bardaklarda çayı dağıttı. Sonra bize kapının girişinde beklememizi söylediler. Hepsi maskeliydi. Bizim de maskemiz vardı. Ama çaylarını içerken maskelerini çıkardılar. Başladılar konuşmaya:

  • Böyle bir şey yaptığına inanamıyorum” dedi 12 numaradaki Leman Hanım. Virüslü insanlarla bir arada olduğunu öğrenen kişiler hemen test yaptırıp, 14 gün boyunca kendilerini evlerine kapatıp, izole ediyorlar, sense virüslü bir insanla her gün beraber oluyorsun, onun hizmetini görüyorsun, hadi bizi, apartmanı düşünmüyorsun, kendi çocuklarını da mı düşünmüyorsun?
  • Ben işe gitmeyi bıraktım, sırf çocuklarıma, karıma bir şey bulaşır mı diye düşünmemek için, senin bu yaptığını aklım almıyor gerçekten de dedi 10 numaradaki Halil Bey.
  • Ne olur bir süre temizliğe gitmesen, aç mısınız açıkta mısınız ne bu para gözlülük?” dedi 8 numaradaki Ahmet Bey.
  • Bunlar böyle işte Ahmet Bey. Verirsin neden daha fazla vermedin diye sorarlar” dedi 12 numaradaki Selma Hanım.
  • Aynen anacım” dedi 3 numaradaki Zeynep Hanım. Şark kurnazı bunlar, bir de bizden saklamışlar, söz konusu sağlık burada.
  • Polise mi haber versek? diye sordu Ekrem Bey.

O sırada 9 numaradaki Elif Hanım girdi devreye:

  • Yeter artık. Delirdiniz mi siz? Kadıncağız çalışıyor ne yapsın? Onun işi bu. Şu anda sizleri işten çıkarsalar virüs falan dinler miydiniz acaba? Hiç sanmıyorum. Hepiniz nerede iş varsa koşardınız. Semra’yı da Osman’ı da senelerdir tanıyoruz. Osman maskesiz servise çıkmaz. Sanki gelip yüzünüze hapşırdılar. Semra eminim ki önemini alıyordur çalışırken. Ama hepimizin içi rahat etsin diye Semra hastaneye gidip test olsun. Negatif çıkarsa, çalışmaya devam etsinler. Pozitif çıkarsa 14 gün Semra da Osman da çocuklar da evden çıkmasınlar. Negatif olana kadar kendilerini izole etsinler ne dersiniz?

Sinirlendi Halil Bey:

  • Pozitif çıkarsa bu apartmandan gitsinler. Ben bu kadar dikkat ederken, bu kadın virüslü olduğunu bile bile bir kadının yanında çalışıyorsa bu apartmanda yeri yok.

Bir uğultudur başladı. Elif Hanım’ı haklı bulanlar, Halil Bey’i destekleyenler, hiç sesini çıkarmayanlar… Sonunda karara vardılar. Hastaneye gidip test olacaktım. Negatif çıkarsa o evdeki işimi bırakacaktım ve apartmanda kalmaya devam edecektik. Virüs kapmamış evlerde çalışmaya devam edebilirdim sanki iş bulabiliyormuşum gibi. Pozitif çıkarsa, 14 gün boyunca kendimizi apartmanda izole edip, negatife döndükten sonra pılımızı pırtımızı toplayıp gidecektik bu apartmandan. Verdikleri karar buydu. Hangi hastanede test yaptırmamı istediklerini de söylediler. Özel bir hastanede yaptırmamı istiyorlardı. Sonucumu da aldıktan sonra asansöre yapıştırmamı istediler.

Süklüm püklüm eve döndük Osman’la. Bir ağlamak geldi içimden ama ağlayamadım. Yüreğim taş gibi ağırdı. Birden kızdım kendime. Ne gerek vardı o işi kabul edecek? Kendi kızı, damadı bakmamış analarına ben niye kabul etmiştim ki? Neyse dedim olan oldu artık. Osman’ımın da ağzını bıçak açmıyordu. Bir yerde kendini suçluyordu kesin. Bu işi o bana bulmuştu ne de olsa. Yapacak bir şey yoktu. Sessiz sedasız giyindik. Kızlara her şeyi anlattık. Evden çıkmamalarını tembih ettik. İstedikleri hastaneye gittik. Orada durumumuzu anlattık. Önce doktora muayene olmamızı söylediler. Onun için ayrı para vermemiz gerekiyordu. SGK anlaşmalı bir hastane olduğundan dolayı biraz indirim yaptılar ama yine de çok pahalıydı. Doktor beni muayene etti. Korona testi olmam için talimatı verdi. Bir hemşire geldi beni bir odaya götürdü. Orada burnumun içine kocaman bir çubuk soktular. Gözlerim yaşardı, öğürdüm. Tam bitti derken bu sefer boğazımdan içeri başka bir çubuk soktular. Bu sefer gerçekten safra boğazıma kadar geldi. Hemşire “tamam” dedi. Ücreti ödemeye gittik. Sadece testin parası bile benim 1 haftada kazandığım para kadardı. Bir de muayene ücretini ödeyince sabahtan beri gözlerimde duran yaşlar aşağı boşandı. Dışarıya çıktık. Sarıldı Osman bana. “Üzülme” dedi. “Pozitif çıkarsan da önemli değil, sen test olurken ben abimle konuştum, bir süre onların yanında kalırız, kızları annene yollarız, zaten okullar da tatil oldu, bir yolunu buluruz” dedi. Bulur muyduk acaba? Yapabilir miydik koca İstanbul’da? Hem de herkesin ödü koptuğu virüsü taşırken? Üstesinden gelebilir miydik?

Hastane 1 gün içerisinde sonucumu enabız’dan öğrenebileceğimi 2 saatte bir kontrol etmemi söyledi. Enabız’ın ne olduğunu bilmiyordum. Eve döndük, ablamı aradım, zaten durumu biliyordu. Oğlundan yardım istedik. O biliyordu böyle şeyleri. Beklemeye başladık. Allah’ım vakit geçmek bilmiyordu. Yönetici Halil Bey geldi, Osman’la konuşup durumu sordu. Osman test olduğumu söyledi. Gitti Halil Bey. Herkes bekliyordu sonucumu. Annem aradı. Ablam durumu ona da söylemiş. Dualar ediyorum her şeyin hayırlısı kızım dedi. Emel ile Eda geldi. Bana sarılmak istediler. O an anladım durumumu. “Hemen odanıza” diye bağırdım. “Sonucum çıkana kadar beni görmeyeceksiniz” Allah’ım ben ne yapmıştım? 10 ve 12 yaşında iki kızım vardı onların sağlığını hiçe saymıştım. Kalbim pır pır atıyordu. Ya hastaysam ve kızlarıma bulaştırdıysam? Allah’ım ne biçim bir sınavdı bu. Ya kızlarım da hasta olursa ve bu hastalığı kaldıramazlarsa? Hiç iyi hissetmiyordum kendimi. Osman’a anlattım tüm düşündüklerimi. “İyi düşün, iyi olsun” dedi. Aradan 2 saat geçince ablamın oğlu Mehmet’i aradık, o zaten sürekli bakıyormuş, sonuç henüz belli değilmiş. Allah’ım güç ver bana diye dua ettim. O sırada Elif Hanım geldi, nasıl olduğumu merak etmiş, güzel güzel konuştu benimle. Şu Elif Hanım ne vefalı ne iyi bir kadın! Kocası da öyle. Eğer negatif çıkarsam 3 ay boyunca her hafta evlerine bedava temizliğe gitmeye karar verdim. Şu koca apartmanda bir onlar beni savunmuştu hakkıyla.

Saatler geçti. Akşam oldu. Yemek hazırlayacak halim yoktu. Osman hepimize menemen yaptı. O gün ilk defa güldüm. “Sen yemek yapmayı bilir miydin?” diye sordum. Osman da güldü. “Sen negatif çık, bu hafta her akşam yemek benden” dedi. Hayatımız bir sözcüğe bakıyordu resmen. Akşam 9 gibi ablamı aradık tekrardan. Sonuç belli olmamıştı. Beklemeye devam ettik. Çay yaptım bize. Sonra çay kesmedi, kahve yaptım. Osman kızları yatırdı. Bahçede bekledik, bekledik. 11 olmuştu saat. Osman’a sen yat dedim. Uyukluyordu zaten. Gitti yattı. Ben beklemeye devam ettim. Sandalyede sızmışım…

Telefonun çalmasıyla uyandım. Ablamdı arayan. “Müjdemi isterim” diye bağırıyordu telefonda. Sonucum negatif çıkmış. Bir sevinç çığlığı attım. Evdekiler uyandı. Hemen onlara söyledim sonucu. Saate baktım sabahın 2 buçuğu. Bayram yerine döndü ortalık. Ağlaya ağlaya birbirimize sarıldık. Çok şükür dedim. ÇOK ŞÜKÜR! Hasta değilim. Virüs kapmamışım. Apartmandan atılmayacağız. Yeni bulduğum işi bırakacağım ama kim takar. Negatif çıktı sonucum!

Ertesi gün Osman bütün apartmana haberi verdi. Birer birer kapıma gelip geçmiş olsun diyenler oldu. O kadar mutluydum ki o iki yüzlü insanlara surat asmayı bile beceremedim. Ne de olsa bugüne bugün apartmanda virüs kapmamış olduğunu belgeleyen tek kişiyim. Eee artık elimde belgem olduğuna göre kim bilir belki temizliğe gittiğim evlere yeniden giderim belki de yepyeni evler bulurum negatif sonuçlu virüs belgemle…

Yazan: Irmak KOYUNSEVEN

pandemi, virüs, negatif, pozitif, korona, covid 19, covid, covit, kovit, hikaye, hikaye oku, güncel hikayeler, gerçek hikayeler,

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu