Skip to main content

Lanetli Hazine (Part 1)

Lanetli Hazine (Part 1)

Bahçeyi sulamam yeni bitti. Arklardan az su geldiğini kaç kez muhtara bildirmeme rağmen yine suyun yarısından fazlasını çalıyorlar. Eve kendimi attığımda eşimin, kirlenmiş olan üstümü çıkarmam için haykırırcasına bağırması sanki bana ninni gibi geliyordu. Yinede zorla da olsa üstümü çıkarıp, sobadan kaynamış bir kova su alıp duş almıştım.
İki çocuğum da sobaya en yakın koltuğa oturmuş beni bekliyorlardı. Usulca yanlarına oturdum. Baba olmak cidden zordu. Bütün yorgunluğumu unutup mum ışığında hikayeler anlatıyordum. Mehmet’in bana sıkı sıkı sarılarak uyuması bena anlatılamaz bir mutluluk veriyordu.
Güneş dağı geçmeden uyanmıştım. Bir çok işim vardı. İneklere yem verilecek, ahır temizlenecek, maşala ekilecek vb. işler beni şimdiden düşündürmeye başlamıştı.
Eşim Serap kalkıp kahvaltıyı hazırlamıştı bile. Çocuklar halen uyumaya devam ediyorlardı. Eşimle sohbet ede ede kahvaltımızı yapmıştık. Dışarı çıkıp çarıklarımı giymeye başlamıştım. Arkamda bir nefes hissedince hiddetle arkamı döndüm. Tanımadığım yüz olsa belki yumruğu yemişti. Neyseki adaşım Alper’di bu. Amcamın oğlu Alperle bahçelerimiz yan yanaydı. Birlikte 25 sene geçirmiştik.
Alper çok sevinçli bir şekilde “Adaş zengin olduk.” deyip bana sıkıca sarıldı. Ona kızmama rağmen halen gülümsemeye devam ediyordu. Sözlerimi kulak ardı edip ” bırak şimdi onu bunu sana anlatacak şeylerim var. Dün gece dedemizden kalan bir mektup buldum. Mektupta bir bahçeden bahsediyor. Bize hiç söylemediği bir bahçesi varmış. Kümbet de yüz dekar bir bahçe almış. Mektup yarıdan yırtıldığı için devamını bilmiyorum. Ama orası bizim hakkımızdır. Dedemin tek torunları biziz bugün oraya gitmemiz lazım.”
Cidden şaşkındım. Babalarımızın neden haberi yoktu? Neden dedem hiç böyle bir bahçeden bahsetmemişti? derken Alper beni tutup zorla götürmeye başlamıştı. Ona laf anlatmak zordu. Ama bende görmek istiyordum.
Dolmuş günde 3 yada 4 kez geçerdi. Şanslıydık ki dolmuşa yetişmiştik. Arabanın toprak yolda ilerlemesine karşılık içim o kadar da rahat değildi. Bir türlü anlam veremiyordum. Derken yarım saatlik bir yolun ardından varmıştık. Köye adım attığımızda kimsenin olmaması beni bir hayli şaşırtmıştı. Dedemin tarif ettiği bahçeye gelmiştik. Komşu bahçede, yaşlı bir amca ağaçları buduyordu. Önce onun yanına uğramak daha mantıklı olacaktı.
Kavga edercesine ağaçları budayan amca bizi görünce biraz şaşkın, biraz sinirli bir yüz ifadesi ile bakıyordu. Yanına yaklaştığımızda “bir şeyler mi arıyorsunuz ?” Diye sordu. Çok aksi bir adam olduğunu anlamak zor değildi. Lakin biz nazik bir dille “hayır dedemden kalan bahçemize bakmaya geldik.” dedik. “Sizin dedeniz Kara Osman mı?” dedi. Biz onaylanınca bizi evine davet etti.
Çaylarımızı içerken o da bize eskiden burada çok insanın oturduğunu sonra dedemin bahçesinde sekiz küp altın bulduğunu anlatıyordu. Sonra dedem altının yarısını dağıtmış yarısıylada bahçesini büyütüp Merkezde bir tane daha bahçe almış. Sonra altını alanların neredeyse hepsi bir zamandan sonra aileleriyle birlikte kaybolmuşlar. Tek kendisi kalmış. Köyünüde terkedememiş.
Çay için teşekkür ettik ve bahçemize doğru yürümeye başladık. Yıllar birkaç ağacı kurutmuştu ama yinede çoğu ağaç sapa sağlamdı. Evi görmüştüm. İki katlı kerpiç bir evdi. Ama okadar eski ve ürkütücüydü ki oradan kaçmamak için kendimi zor tutuyordum.
Alper yavaşça kapıyı açtı. Evin tahta kenarını böcekler yemiş çürütmüştü. Duvarlardaki beyaz boya siyaha çalmaya başlamıştı. Evin terk edilmiş bir havası vardı. Mobilyalar tozlu ama yeni gibiydi. Üst kata çıkarken merdivenler gürültülü şekilde gıcırdıyordu.Üst katta alt kattan farksızdı. Yalnız banyonun duvarına boydan boya yazılmış yazıyı görünce hayrete düşmüştüm. Kanla, duvara GERİ DÖNÜN yazıyordu. Okuduktan hemen sonra alt kattan çığlıklar yükseldi. Bu Alper’di.

Gökhan Karakeleş

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 2 Ortalaması: 3]

One thought to “Lanetli Hazine (Part 1)”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir