Elşen İsmailKıymetli Yazarlarımızdan SeçmelerTarihten Hikayeler

ÇALDIRAN – 3. BÖLÜM

ÇALDIRAN – 3. BÖLÜM

 “Bitmeyen” bir savaşın gizli tarihinden…

 (ulusal-ideolojik, tarihsel piyes / senaryo)

 YAZAR: ELŞEN İSMAİL

  K a r a k t e r l e r:

 ŞAH İSMAİL SAFEVİ / HATAİAzerbaycan Safevi Devleti Hükümdarı, Türk asıllı Şah, şair, sanatçı

 YAVUZ SULTAN SELİM – Osmanlı imparatoru, Türk asıllı Sultan

*** *** ***

MEHMET – Osmanlı istihbaratçısı, Kamber Ali`nin yardımcısı

 BANUNUR – Erdebil valisinin kızı

 KAMBER ALİ – Osmanlı istihbaratçısı, Yavuz Sultan Selim’in özel muhabiri

 ŞEYH – “Kutsal Ali Ocak” adlı gizli bir teşkilatın önderi

 “DİLSİZ” ŞAMAN – bir mağarada yaşayan bir Şaman

 AĞA DERVİŞ – Tebrizli bir derviş

 *** *** ***

TAÇLI BEGÜM – Şah İsmail’in eşi

 AYŞE HAFİZE SULTAN – Sultan Selim’in hanımı

*** *** ***

HÜSEYİN BEY ŞAMLI –  Şah İsmail’in lalası, Safeviler devletinin ilk Emir-Al-Umarası (ordu komutanı) ve Vekili

MUHAMMED HAN USTACLI – Safeviler devletinin Diyarbakır beylerbeyi ve Emir-Al-Umarası (ordu komutanı)  (1510-1514)

DURMUŞ HAN ŞAMLI – Safeviler devletinin İsfahan beylerbeyi

 HERSEKLİ AHMET PAŞA – Osmanlı sadrazamı (1 Ağustos 1512 — 28 Kasım 1514)

 KOCA MUSTAFA PAŞA – Osmanlı sadrazamı (6 Ocak 1512 — 23 Kasım 1512)

MALKOÇOĞLU TURALİ BEY – Osmanlı sancak beyi, ordu başçısı

ŞEHZADE SÜLEYMAN  – Sultan Selimin oğlu, Şehzade, ordu başçısı

*** *** ***

HAMDULLAH FARSİ – Safevi devletinde yazı işlerinden sorumlu adam, genel olarak “Mirza” lakaplı adamlardan

 ABDULLAH EL-VAHAP – Osmanlıda dini idarelerde çalışan adamlardan biri

 FİRUZ HUMEYNİ – Safevi devletinde mali işlerden sorumlu memur

 EBU HİLAF EL-BAĞDADİ – aslı Bağdatlı olan Osmanlı taciri

 VENEDİK KRALI

 ROMA PAPASI

 Bölüm karakterleri:

 “ŞAHKULU”  HALİL AĞA – Osmanlının doğu illerinden birinde eski memur yardımcısı, yeni isyancı

VELİD AĞA – Osmanlının doğu illerinden birinde mali işlerden sorumlu memur

*** *** ***

 Not: Bu eserdeki karakterler ve olaylar tarihle ilgili olmasına rağmen, yazar tarafından da bazı eklemeler yapılmıştır. Piyes / senaryo tamamen tarihsel değil, ulusal-ideolojik tebligat ve eğlence için yazılmıştır. Olası yanlış anlamalar için şimdiden özür dileriz. Amacımız, ulusal birliğe çağırış yapmak ve görkemli tarihimizden ilham alarak güzel bir eser yaratmaktır. Hoş anlar geçirmeniz dileğiyle…

 *** *** ***

 (Okurken film tadı almak istiyorsanız,  her sahnenin başında verdiğimiz linkte olan fon müziği eşliğinde okumanızı tavsiye ederiz.  )

 *** *** ***

 Sahne fon müziği:  https://www.youtube.com/watch?v=i872YxYtaPs

 ERDEBİL… Mehmet yerel kıyafetle kamufle olmuş, bir kasabaya doğru yürürken tepede bir çeşme görür. Biranda susadığının farkına varır ve içmek için oraya doğru gider. Ve o an çeşmenin başında su doldurmak için bekleyen birkaç kız görür. Mehmet onlara rağmen ilerler ve o sırada Banunurun farkına varır. Birkaç saniye içinde ikili göz göze gelir. Her şey bundan sonra başlar. Gençler sanki dona kalır. Ve etraftaki insanların farkına varmadan azar azar birbirine doğru yaklaşıyorlar. Tam o sırada Mehmet arkadan ona yaklaşmakta olan adamların ayak seslerini duyar ve gün ışığında beliren gölgelerini görür. Hemen arkasını döner ve kendi adamlarını fark eder, eliyle onlara işaret yapar ve onlarla birlikte oradan uzaklaşıyor…

 *** *** ***

 Sahne fon müziği:  https://www.youtube.com/watch?v=1CQPibTLEyo

 Osmanlı – Safevi sınırlarında bir ilçe… Dağlık bir arazide kurulan çadırlar. Çadırlardan biri. Şahkulu` nun makamı… Şahkulu birkaç adamıyla birlikte çadırında büyük şair ve 7 Ulu Ozandan biri olan Nesiminin bir şiirini söyleyerek hasbihal eder…

 “ŞAHKULU”:

Ben yitirdim, ben ararım,

Yâr benimdir kime ne.

Gâh giderim öz bağıma,

Gül dererim kime ne.

 

Gâh giderim medreseye,

Ders okurum Hak için,

Gâh giderim meyhaneye,

Dem çekerim kime ne.

 

Sofular haram demişler

Bu aşkın şarabına,

Ben doldurur ben içerim,

Günah benim kime ne.

 

Ben melâmet hırkasını

Kendim giydim eğnime,

Ar ü namus şişesini

Taşa çaldım kime ne.

 

Sofular secde ederler

Mescidin mihrabına,

Yâr eşiği secdegâhım,

Yüz sürerim kime ne.

 

Gâh çıkarım gökyüzüne,

Hükmederim kaf’tan kaf’a,

Gâh inerim yeryüzüne,

Yâr severim kime ne.

 

Kelp rakip böyle diyormuş,

Güzel sevmek pek günah.

Ben severim sevdiğimi,

Günah benim kime ne.

 

Nesimi’ye sordular ki,

Yârin ile hoş musun ?!

– Hoş olayım olmayayım,

O yâr benim kime ne.

 Bu zaman çadıra bir adam dâhil olur ve elindeki bir mektubu takdim eder. Şahkulu mektubu derhal alır, okur ve düşünceli bir yüz ifadesiyle adamlarına emir verir.

 “ŞAHKULU”: Sultanımız yakında elçi göndereceğini ve bu isyanın gerçek sebebini öğrenmek istediğini belirtmiş. Bizler de adabımıza uygun davranacağız! Elçi gelip gidene kadar Velid ağaya bulaşmayacağız.

Adamlardan biri: peki, o bize saldırırsa?!

“ŞAHKULU”: (kızgın yüz ifadesiyle) Velid ağayı ben iyi tanırım. Sonuçta yıllarca onun yardımcısı oldum. Ama eğer hesaplanmamış bir amel sahibi olursa, gereken yapılacaktır! (sinirli gözlerle bakarak elini kılıcına doğru götürür)

 *** *** ***

 Sahne fon müziği:  https://www.youtube.com/watch?v=CWHqdcBE1Ls

 Ertesi gün… ERDEBİL. Haydar Ağa (Erdebil valisi) konağı… Mehmet konağın yakınlığında bir tepeye çıkar ve eve doğru bakar, o sırada Banunur bahçede yürüyordur… Bir süre onu seyrettikten sonra yakın zamanlarda okuduğu Şah İsmail’in bir şiirini hatırlar ve kendi kendine, içten içten söylemeye başlar.

 MEHMET:

Muhabbet bağında bir gül açıldı,

Bir derdim var, bin dermana değişmem.

Yüküm lal-i gevher, mercan saçarım,

Bir derdim var bin dermana değişmem.

 

Cemi kuşlar dile gelir “yazım” der,

Gövel turnam Şam’dan gelir “güzüm” der,

Benim yarelerim “tuzum, tuzum” der,

Bir derdim var bin dermana değişmem.

 

Garip bülbül gönlüm eğler ses ile,

Nicelerin ömrü gitmiş yas ile,

Aratıp bulduğum Pir heves ile,

Bir derdim var bin dermana değişmem.

 

Mende eyder niyazım var özüne,

Güzel pir ayıbım vurma yüzüme,

Yarelerim hoş görünür gözüme,

Bir derdim var bin dermana değişmem.

 

Şah Hatayi’m muhabbete bakarım,

Men doluyum men dolana akarım,

Güzel Pirim bir dert vermiş çekerim,

Bir derdim var bin dermana değişmem…

O sırada kız nasıl olursa onu uzaktan görür ve ikili birkaç saniye göz göze bakarlar. Banunur sevinçle gülümseyip eve doğru gider, Mehmet de sevinçli yüz ifadesiyle oradan ayrılır…

 *** *** ***

 Sahne fon müziği:  https://www.youtube.com/watch?v=AY01w36wNgw

 Osmanlı – Safevi sınırlarında bir ilçe… Dağlık bir arazide kurulan çadırlar. Çadırlardan biri. Şahkulu` nun makamı… Şahkulu Sultanın elçisini kabul eder.

 Elçi: Sultanımız der ki, başkalarının ayıbını Halil Ağa tekrar etmesin. Ondan önceki Şahkulu’ya benzemesin. Elbet her şeyin bir çaresi bulunur. Biraz sabır etmek ve her şeyi Yüce Devletimizin yüksek müsaadesine bırakmak gerek!

“ŞAHKULU”: (temkinle) biz devletimizi de, Sultanımızı da severiz. İsyana kalkmadan önce de gerekli malumatları gönderdik. Ama bilmem neden Sultanımız ancak isyan başladıktan sonra bizi görebildi. (sesinin tonunu artırarak) “Velid” denilen veledizinanın yaptıkları sabrımızı taşırmıştır. Halkımız dıştan değil, içten zulüm görüyor. Tüm bu olanlara mütevellit eğer belirttiğimiz sorunlar bitmezse, Sultanımız kısa zamanda Velid ve etrafındakileri infaz etmezse, o zaman isyanımız daha da büyüyecektir! (sert yüz ifadesiyle bakar)

Sultanın elçisi gergin halde bakınır…

*** *** ***

 Sahne fon müziği:  https://www.youtube.com/watch?v=lfddl_LtJJ0

 BİR KAÇ GÜN SONRA… Şahkulu’nun makamı… Şahkulu Halil Ağa bir mektubu okumaktadır.

 Mektup: sen bu diyara da, İslam’a da, insanlığa da büyük bir kara lekesin, Halil. Haddini o kadar aşmışsın ki, kendini o kadar kaybetmişsin ki, yıllardır benim sayemde yaşadığını, makam sahibi olduğunu da unutmuşsun. Ama ben sana son kez şans veriyorum. Ya gelir elimi, eteğimi öper, benden af dilersin, ya da senle beraber tüm sülaleni, soyunu, sopunu bu diyarlardan kazıyacağım…

Şahkulu büyük bir sinirle mektubu ezer yere atar.

 “ŞAHKULU”: (bir noktaya bakarak, gergin) Velid, Velid. Kendini bu diyarların sahibi sanan, Arap’tan dönme soysuz. Sen daha Türkmen oğlu Halil’i tanıyamamışsın, Velid. Ben de eğer bu diyarın özbeöz oğluysam, seni bu topraklara gömmeyi iyi bilirim! (yumruğunu sıkar)

*** *** ***

 Sahne fon müziği:  https://www.youtube.com/watch?v=tFhzeEC4UP8

 AZERBAYCANIN GÜNEYİ. SAVALAN DAĞI. Dağın yamacına doğru bir mağara… Şeyh “Dilsiz” Şamanın huzuruna çıkar… 

 ŞEYH: (önünde diz çökerek) sen, ey Ululardan Ulu Şaman, söyle bana, ne yapacağım? Vatanıma, yurduma göz dikenlerin gözlerini nasıl çıkaracağım? İç ve dış düşmanları nasıl bertaraf edeceğim? Sen ki, her şeyi bilensin! (ellerini göğe kaldırarak) Yüce Gök Tanrının yeryüzündeki simgesisin. Bundan önce hep sana sığındık. Bundan sonra da senden imdat diliyoruz, Ulu Şaman.

Şeyh son sözünü der ve takati kalmamış gibi yüzü üste yığılır. Şaman derin bakışlarıyla ona bakar ve gözlerini örterek kavalına sarılır. Büyük bir ruhani görünüşüyle dikkat çekerek kavalı çalmaya başlar. O sırada yıldırım, rüzgâr, uzaklardan gelen vahşi hayvanların sesleri hepsi bir birine karışır. Sonda arka tarafta bir Bozkurt belirir ve öne gelerek konuşmaya başlar.

 BOZKURT: geçen defa dediğim gibi, dış düşmanalara odaklanmayın. Önce içinizdeki yılanları temizleyin. “Düşman içeriden olunca kapı kilit tutmaz” demiş atalarımız. Onun için içinizdeki hainleri biran önce bulun. Yoksa ne kadar güçlü olursanız olun, bundan böyle hep kaybedeceksiniz… Ey Yüce soylu Türkoğlu, daima atalarına, törelerine sahip çık! Asla yadları içine alma! Yad ile bir sofraya oturma! Sırtını duvara yasla, içindeki hainlere değil!

ŞEYH: (büyük zorlukla konuşur) ama kim onlar, söyler misin?

BOZKURT: onları kendiniz bulmanız gerekiyor. Bir birinize saldıracağınıza hainleri bulmak için seferber olun! Kurt yalan söylemez! Kurt Tanrının sözü, Tanrının gözüdür!

Bozkurt azar azar kaybolur. Şaman da kaval çalmayı durdurur. Şeyh kendine gelir ve oradan ayrılır.

 *** *** ***

 Sahne fon müziği:  https://www.youtube.com/watch?v=cl1LniUu-jk

 BAĞDAT yakınlarında bir köy… Eski bir konakta Velid ağa ve Ebu Hilaf El-Bağdadi görüşür.

 VELİD AĞA: (sırıtarak, pişkin pişkin) talimatınıza uydum. Halil önceki Şahkulu’dan daha hırçın, daha hırslı. Ama vazife peşinde değil, makam istemiyor.

EBU HİLAF EL-BAĞDADİ: peki ne istiyor?

VELİD AĞA: (yüzünü buruşturarak) halk derdine düşmüş zar…

EBU HİLAF EL-BAĞDADİ: (düşünceli ve sinsice) ne düşünürse düşünsün. Önemli olan bizim onu Sultana ve Osmanlı devlet erkânına nasıl tanıtacağımız. Para konusunda hiçbir sıkıntınız olmayacak, merak etmeyin! Siz yeter ki, Şahkulu ile Şah İsmail’in bağlantısını ispat edin ve isyanın büyümesi için ne gerekiyorsa yapın!

Velid ağa pis pis sırıtıyor.  

  *** *** ***

 Sahne fon müziği:  https://www.youtube.com/watch?v=jc55OFE2xMA

 TEBRİZ yakınlarında bir ev… Ağa Derviş ve Şeyh görüşürler…

 AĞA DERVİŞ: (telaşlı) Dervişler Erdebil’de Osmanlı casuslarının olabileceğini söylemişler, Şeyhim.

Şeyh düşünceli bakışlarla bakar ve odada gezinmeğe başlar…

 ŞEYH: (tedirgin) eğer öyle ise, her şey için geç kalmışızdır demektir!

Bakışırlar… Şeyh bir şeyler düşünüyordur… 

 AĞA DERVİŞ: (telaşlı) ne yapacağız?

 ŞEYH: (düşünceli) içimizdeki hainleri bulmak için önce Osmanlı casuslarını yakalamalıyız.

Ağa Derviş Şeyhin ne demek istediğini anlar ve kafasını olumlu şekilde öne eğer.

 *** *** ***

 Sahne fon müziği:  https://www.youtube.com/watch?v=xi0WYfklRVI

  İSTANBUL… Bir konak… Abdullah El-Vahap odasında oturmuş bir mektubu okuyordur. Bitirdikten sonra sırıtarak kendi kendine konuşmaya başlar.

 ABDULLAH EL-VAHAP: (sinsi bakışlarıyla) sanırım azar azar amacımıza ulaşıyoruz. Memlukleri bertaraf edip Mekke yolunu tutmak için, Arapları Osmanlıya musallat etmek için öncelikle isyanlar ve türlü kargaşalarla devleti biraz yıpratmak lazım. Yıpratalım ki, istediğimiz makamlara kendi adamlarımızı kolayca yerleştire bilelim. Eğer her şey istediğimiz gibi giderse, Sultan Selimi türlü bahanelerle Türkmenlere düşman edebilirsek, çok yakında Fatihin Osmanlısından geriye hiçbir şey kalmayacak. İstanbul’da yeni bir Arap hilafeti doğuyor… (pis pis güler ve büyük kahkahaya boğulur)

*** *** ***

 Sahne fon müziği:  https://www.youtube.com/watch?v=AcrxxogJrxw

 ERDEBİL… Gece saatleri… Mehmet birkaç adamıyla kamufle olmuş sokakta yürüyordur. Önceden konuşulduğu gibi Kamber Ali ile bir gizli yerde buluşup fikir alış verişinde bulunacaklar. Ancak her şey planlandığı gibi gitmez. Çünkü mekâna vardıkları an uzaktan Ağa Derviş onların farkına varır…

 *** *** ***

 3.BÖLÜMÜN SONU

 YORUMLARINIZI VE TAHMİNLERİNİZİ BEKLİYORUZ.

İYİ EĞLENCELER…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu