Ağlatan HikayelerSizden Gelenler

Etkileyici Duygusal Bir Hikaye “PAKETLE GEZEN ADAM”

Etkileyici Duygusal Bir Hikaye

Etkileyici Duygusal Bir Hikaye “PAKETLE GEZEN ADAM”

Her zaman elinde büyük bir paketle gezen, hasır şapkalı, yaşlı kişiyi uzun yıllar boyunca sahilde gezerken görüyorlardı. Adam kısa boylu olduğundan elindeki paket az kalsın yere değiyordu. Paketin çok da ağır olmadığı hissediliyordu ama adamın paketi ara sıra bir elinden öbür eline geçirmesi çok hafif olmadığını da gösteriyordu. Herkes gibi ben de o adamı gördüğüm zaman o pakette ne olduğunu düşünürdüm. Bu adam geziye çıktığı zaman acaba hangi sebepten böyle bir iri paketi hep taşıma ihtiyacı duysun ki? Kimse de onun paketi açıp içinden bir şeyler çıkardığını veya paketi bir şey için kullandığını görmemişti. Ben bu adamın psikolojik sorunu olduğunu, patolojik bir duyguyla paketine bağlandığını düşünmüştüm. Farklı eşyalara insanların patolojik bağımlılıkları olabileceği hakkında okumuştum.

Serin bir sonbahar günüydü. Deniz dalgalıydı, Hazri (kuzey rüzgarı) esiyordu. Böyle havaları çok severim. Sumgayıt kordonunda denizin içine doğru yarım kilometre kadar giren geniş bir köprü var – Sumgayıt deniz köprüsü. Orada yakın bir noktada Sovyetler döneminde “Priçal” isimli kafe olduğundan orayı hala priçal adlandıran çok insan var. Köprünün temellerini korusun diye kenarlarına çok sayıda beton dalgakıran dizmişler. Yüksek dalgalar köprünün temeline varmadan bu dalgakıranlara çarparak parçalanıyor ve böylece temeller çok baskı görmüyor.    

Hazri estiği günlerde ben köprünün dalgakıranlara yakın bir yerine gider, un ufak olan narin deniz damlalarından ciğerim dolusu içime çekmeğe çalışırdım. Narin, toz kadar küçülmüş su tanelerinin negatif yüklendiğini ve ciğerlere iyi geldiğini iyi biliyordum. Arkadaşlara da bu doğal tedavi usulünü hep tavsiye etmişimdir. Propagandayı güçlendirmek amacıyla da eklerdim: -yararı paraya dönüştürürsek, her nefes için on manat hesap edebiliriz. Son argümanımın etkisinden onlar burunlarını denize tutup iyi para kazandıklarını düşünür, memnun oluyorlardı.     

Bugün hava serin olduğundan insanlar seyrekti. Bazıları dalgakıranların üzerinde durup balık yakalıyordu. Dalgakıranların üzerinde böyle bir havada durmanın tehlikesini her balıkçı anlasa da iri balık tutma arzusu tehlike duygusunu yeniyordu.

Burnumu deniz havasına yenice dayamışken birisinin bağırdığını duydum: – suya birisi düştü! Ben de herkes gibi insanların koştuğu yöne doğru gittim. Suda kıyafeti üzerinde olan birisi çabalıyordu. Manzara çok tehlikeliydi. Orta yaşlı bir insanın hayatı dalgaların hükmüne kalmıştı. Her dalga onu sahile, dalgakırana yaklaştırsa da onun dalgakıranlara tutunmak çabası her defasında boşa çıkıyordu. Geri dönen dalgaysa onu hızlı bir şekilde geri çekiyor, o denize batıp tekrar çıkıyordu. Kenardan sözle ona yardım etmek isteyenlerden farklı olarak ben bu insanın şansının olmadığını kesin biliyordum. Her yüzücü bile böyle bir durumdan çıkamazdı. Durum şu ki her dalga dalgakırana vardığında bir önceki dalga geri dönüyor ve dönen su girdap oluşturuyor, burulan su insana “çelme çalarak” onu aşağı, dibe çekiyor. Batan kişinin giysili olması durumunu biraz daha kötüleştiriyordu. Onun kesik kesik söylediği “yardım edin!” yalvarışı çevredekileri heyecanlandırsa da durum herkesi çaresiz bırakmıştı. Ben de dahil herhangi birisi özel donanım olmadan onu kurtarmaya kalkışırsa batanların sayısı ikiye çıkardı. Birisi Olağanüstü Durumlara telefon ettiğini söyledi. Kenarda durup bakanlar arasında belki de en kötümseri bendim. Durumdan çıkış olmadığını, adamın batacağını, birazdan buraya bağrı yanık akrabalarının geleceğini düşünüyordum… Ve aniden o paketli adam ortaya çıkıp aceleci bir şekilde paketinden ucuna uzun ip bağlanmış can simidini çıkardı. O paketten fil çıkarsaydı bile o anda hayret etmezdim. Gençlerden birisi durumu anında değerlendirip simidi alarak en kenardaki dalgakıranın üzerine çıktı, sonra da onu batan adamın yanına fırlattı. Artık takati kesilmiş adam ikinci hamlede simidi yakalayabildi. Bu onun tek şansıydı. Diğer balıkçıların da yardımıyla simide tutunan insanı yavaş yavaş iple çekerek sudan kenara çıkardılar. Herkes heyecan dolu sevinçle aynı şeyi tekrar ediyordu: – nefes alıyor! Bu hengamenin içinde o şapkalı adam ikince defa benim yanımda gözüktü. Birkaç insana baktıktan sonra benim suratıma güven duygusuyla bakıp yavaş sesle dedi: – Tam otuz yıl önce ben tek kardeşimi işte böyle kaybettim. O zaman birisinin yanında bir can simidi olsaydı o kurtarılabilirdi. O günden beri deniz kenarına gelirken can simidini hep yanıma alır, kendimle taşırım. Hiçbir zaman yanımda ikinci defa bir insanın batmasına rıza gösteremem!

O, yüzünü denize çevirerek hüzünlü bir şekilde uzaklara baktı…    

Humbat HASANOĞLU

Hikaye, hikaye oku, duygusal hikayeler, Hüzünlü hikayeler kısa, Duygusal hikayeler, Yaşanmış hayat hikayeleri oku, Ağlatan Ayrılık hikayeleri, AĞLATAN hikayeler, Ders alinacak gerçek hayat hikayeleri, Değişik hayat hikayeleri, Acı dolu hayat Hikayeleri

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu