Aşk HikayeleriSizden Gelenler

Bir “Sonbahar” Hikayesi

hikaye

Bir “Sonbahar” Hikayesi

Bir Sonbahar Hikayesi; Kendisi değil de aklı düşünüyordu, gözün bakıp da insanın görmemesi gibi lise yıllarından üç beş anı kafasının içinde hayal gibi oynuyor ama oralı olmuyordu.

Parkın en büyük çınar ağacından döne döne koluna düşen kuru yaprağa baktı. İhtiyar bir adamın elini andıran bu yaprağa dikkat kesildi. Aklında oynayan anılar siyah perdesini çekti. Başını yukarı kaldırıp ağaca baktı. Halterci bacaklarını andıran, kalın, gri dallarında yaşamak isteyen hâlâ yeşil yapraklar vardı. Elindeki yaprak gibi sararmış yapraklar da vardı. Elinde tuttuğu yaprak sarılıktan, kahverengiye dönüşmek üzereydi. Yaşamın da renkleri var diye düşündü. Bu defa düşünen aklı değil, bilinçli bir şekilde kendisiydi. Yeşil gençlik, sarılık ihtiyarlık ve kahverengi ölüm. “İnsan ihtiyarladıkça toprağa benziyor.” dedi. Bu sararmışlık üzerine aklına bir şeyler geldi.

Dallarda hâlâ yeşil yapraklar var ise demek ki ağaç yaşıyor ve yapraklar için besin sağlayabiliyor. Peki neden hepsi yeşil değil. Şairin dediği gibi mi yoksa; yaprak ağaçtan mı sıkılmıştı, sonbahar bahane miydi? Hayır, kader bu olmalıydı. Yaşamak için tüm şartlar yerinde olsa da ölmek kaçınılmaz olabilirdi. Sevmek için de tüm şartlar yerinde olsa da ansızın soğumak da kaçınılmaz olduğu gibi. Bu son cümleyi sesli mırıldandı. Aslında gelmek istediği konuya gelmişti. Başından beri kendisini bu parkta yalnız oturmaya sevk eden ayrılık sebebine. Bilinç altında kalbini ısıran, ruhunu daraltan, konuya. Sevilirken yeşildi, yeşildiler, sonra havalar soğudu ve sevgi sararmaya yüz tuttu. Ne kadar da dalından düşmemiş olsa da -sevdiği adamın ilgisi ve sevgisi ile- kalbi besinini almış olsa da sevgisi sarardı. Bu yaprak gibi yavaş yavaş sarardı. Uçlardan başladı, içlere doğru. Öyle ustaca renk değiştirdi ki koyu sarılık olana kadar kimse fark etmedi. Yeşil, açık yeşil, sarıya yakın yeşil, açık sarı ve sonra sararmışlık, soğumuşluk, bitmişlik sarısı. Artık rengi bariz görünene kadar,  ne oldu sana böyle diyecek kıvama gelene kadar bu hâl devam etti. İsterdi ki daha uçlardan sarartırlar belli iken neyin var demeliydi o. Artık iş işten geçtikten sonra hâl hatır sormanın da bir anlamı kalmıyordu.

Yaprağı sıkıca tuttuğunun farkında bile değildi düşünürken. Sapını ezdi. Elinden yere düşen yaprağın üzerine bastı, öfeledi. Hafif çıtırtılar arasında parçalandı, dağıldı. Elleri ter içinde kalmıştı. Pantolonunda kuruladı. İşte dedi parçalarına bakarak yaprağın, işte son, tüm canlıların sonu. Üşüdüğünü hissetti, sıtma tutmuş gibi titredi, sanki tüm ağırlıklarını üzerinden atıyormuş gibi silkelendi. Belki de o da bunu yapmalıydı. Bu ağaç gibi soğuduğunda içi, üzerindeki ağırlıklardan kurtulmalıydı. İnsan da soğuduğunda her şey ağır gelmeye başlıyor kalbine. Kurtulmak istiyor. O sa kalbine ağır gelen her şeyi atmalıydı. Sevgi de onun hayatına sonradan dahil olan bir şeydi. İlk defa birini çok sevmişti. İlki olan şeylerin sonu da olur. Sevgisine yeterince karşılık bulamadığında, suskunlukları duyulmadığından, üzerine düştüğü adamın sahipsizliğinin altında kaldığında, asıl soğumasına neden olan ihanet ile de dalından sararıp düştü.

“Terk edip gittiğine üzülme, dalındayken solmuştu yaprak.” yazdı oturduğu banka, bir hafta sonra sevdiği adamla yeni sevgilisinin o banktaki yazısını okuyacağını bilmeden.

Yazar – Nazım Köyce

hikaye, hikaye oku, aşk hikayesi, aşk, duygusal hikayeler, aşkın hikayesi, ayrılık, çınar, sevgi, soğumak, sonbahar, yaprak, aştan soğumak, aşk öyküsü, sonbaharda aşk,

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu