Skip to main content

Hikaye Oku; “Antiseptik”

Hikaye Oku; “Antiseptik” Minimini, güzel, şeytan Bedia’yı ailesi büyük bir adama vermek istiyordu. Halbuki o iki senedir, tıbbiye talebesinden olan kuzeni Namık’la işi pişirmişti. Kendini almayı arzu eden bu büyük adam tek gözlüklü, şık bir büyükelçiydi. “Kırkında var, yok…” diyorlardı. Bedia daha on yedisine girmemişti. Annesinin, babasının, hanımninesinin ısrarlarına biraz karşı geldi. Ağladı, sızladı, amma […]

Devamını Oku

Pireler

Pireler AŞK filan değil… Hani şu “rastlantı” dediğimiz, tarihi yapan, mutlulukları yaratan, yuvaları kuran belirsiz el yok mu? İşte o, beni RoseMayer’le birleştirmişti. Yirmi yaşında ya vardım, ya yoktum. Küçücük köpeğim Koton’la İzmir’in ikinci sınıf otellerinden birinde oturuyordum. Bir gün karşımdaki odaya, iri mavi gözlü, sarı saçlı bir Fransız kızı geldi. Kederli olduğu yüzünden belli […]

Devamını Oku

Topuz

Topuz Eski Kahramanlar Karamanın koyunu, Sonra çıkar oyunu… Atasözü Küçük payitahtın karışık sokakları bugün çok kalabalıktı. Tıpkı ilkbaharda bir bayram gibi… Bütün kadınlar bol beyazî yenli sırma yelekli pazar esvaplarını giymişler, beyaz poturlu dinç erkeklerin dolu testilerle sundukları şarapları içerek coşuyorlardı. Genç, ihtiyar, kadın, çocuk… Nihayetsiz bir “hurra” zinciri, bağırarak, sallanarak kalabalığın içinden geçiyor, canlı […]

Devamını Oku

Teselli

Teselli Eski Kahramanlar Batıdan gelen büyük düz yolun ta ağzındaki taş konak, zairsiz bir türbe gibi sakindi. Yeşil boyalı demir kapısının aralığına yaslanmış ak sakallı, garip, meyus bir kethüda, yere, karmakarışık serseri izlere bakarak düşünüyordu. Kapakları örtülü ıssız pencerelerin arkasında sanki derin, duyulmaz bir matem feryadı gizliydi. Beş hafta evvelki bozgunun şehri dolduran yaralıları, kuskunsuz […]

Devamını Oku

Ömer Seyfettin’den Çok Güzel Bir Hikaye Daha “Ant”

Ömer Seyfettin’den Çok Güzel Bir Hikaye Daha “Ant” …Ben Gönen’de doğdum. Yirmi yıldan beri görmediğim bu kasaba kafamda artık silikleşti. Birçok yerleri unutulan eski ve uzak bir düş gibi oldu. O zaman genç bir yüzbaşı olan babamla her vakit önünden geçtiğimiz Çarşı Camii’ni, karşısındaki küçük ve yıkık şadırvanı, içinde binlerce kereste tomruğu yüzen nehirciği, bazı yıkanmaya gittiğimiz sıcak […]

Devamını Oku

Kaşağı

Kaşağı Kardeşimle ahırın avlusunda oynarken aşağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hüzünlü şırıltısını işitirdik. Evimiz iç çitin büyük kestane ağaçları arkasında kaybolmuş gibiydi. Annem, İstanbul’a gittiği için benden bir yaş küçük olan kardeşim Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmıyorduk. Bu, babamın seyisi, yaşlı bir adamdı. Sabahleyin erkenden ahıra koşuyorduk. En sevdiğimiz şey atlardı. Dadaruh’la birlikte onları suya […]

Devamını Oku

Yüz Akı

Yüz Akı Mehmet Efendi,  on  senedir  kasabada  oturuyordu.  Köydeki  tarlaları,  bağları,  bahçeleri  ortak  elinde kalmıştı.  Aziz  ahbabı  Müftü  Hacı Ali Efendi  ile  dertleşirken: – Hepsini  yanmış,  kül olmuş  farz ediyorum.  Artık  dünyada  bir  tane  olsun  doğru  adam  yok. dedi. Faziletin,  iyiliğin  varlığına  dini  gibi  iman eden  Müftü: – Var  ama,  sen  bulamıyorsun. diye  başını  salladı. Mehmet Efendi  […]

Devamını Oku