Çay Partisi

Çay Partisi

Mahallenin kadınları bir gün belirleyip, çay ve yemek partisi düzenlemeye karar verdiler. Pastalar, börekler, tatlılar yapılacaktı. Müsait olan bir evde toplanacaklar, sohbetin ardından yiyecek ve içecekler servis edilecekti.

Hazırlığa başladılar. Kimi börekleri pişirdi, kimi de pastaları. Bir yandan da değişik şeyler yapılıyordu. Her birinde heyecan vardı. Böylesine doyumsuz sohbetler düzenlemeye her zaman fırsatları olmuyordu. Aralarında ev hanımı olan da vardı, iş kadını olanda. Sonunda bir evde toplanmaya karar verdiler.

Zehra’nın evinde karar kıldılar. Bir telaş, bir heyecan. Pişen yiyeceklerin kokusu etrafa yayıldı, buram buram. Pis boğazlı Arif’in iştah reseptörleri de devreye girmişti. Arif oburluğuyla tanınan komik bir insandı. O mahallede yaşayan biriydi. Nerde bir yemek pişse, hemen oraya karargâh kurar, ne yapar eder bol bol zıkkımlanırdı. Gün doğmuştu ona. İçi kıpır kıpırdı.

Hemen sokakta oynayan bir çocuğu kandırıp yanına çağırdı. Olan biteni, kaynayan ve pişeni öğrenmesi için zavallı yavruyu gizlice, partinin düzenlendiği evin camından içeriye soktu. Kendisi de bahçede bir ağacın dibine sindi.

Çocuk incelemesini bitirdikten sonra camdan sessizce çıktı. Arif’i buldu, detaylarıyla bilgiyi verdi. Arif’in verdiği harçlığı alıp oradan uzaklaştı. Sıra içeriye operasyon yapmaya gelmişti. Nasıl bir yol izleyecekti bizim obur adam?

Kapıdan girse, o meclis kadınlara ait olduğu için kendine yer bulamayacaktı. Bir bahane bulup kapıyı çalsa, normal yolu denese ona verdikleri tabak iştahını kesmeyecekti. Tam bir temizlik yapması gerekiyordu. Bir başladı mı en az dört tabak götürmesi lâzımdı.

Pasta börek kokuları onu iyice delirtmişti. Hızlıca bir sızma taktiği geliştirdi. Evin önünde torpil patlatacak, kadınları korkutup sokağa dökecek, arka camdan mutfağa girecekti. Hemen bakkala gitti. İki torpil aldı. Evin yanına geldi. Birini yakıp ön bahçeye attı.

Müthiş bir gürültü koptu. Evdeki kadınlar bağırarak kendilerini dışarıya attılar. Arif camdan eve girdi. Kendine lazım olan tabakları alıp oradaki kahverengi eski telli kumanya dolabının içine saklandı. Öğütme işlemi başlamıştı. Tabakları süpürüp orada uyuyakaldı.

Kadınlar patlama sesinin verdiği korkuyu atlatıp içeriye girip tekrar sohbete koyuldular. O sırada uzak mahalleden çay partisine misafir gelen Tülay, ev sahibi olan Zehra’ya lokumların yerini sordu. Meğerse lokumlar Arif’in uyuduğu kumanya dolabındaymış.

Tülay birşeyden habersiz mutfağa girdi. Telli dolaba yaklaştı. Güya lokumları alıp salona dönecekti. Kapakları açar açmaz kıyamet koptu. Arif, öyle bir hışımla dolaptan çıkıp, kadına çarptı ki, zavallı kadın yere serildi. Arif kendini camdan dışarı atarak cehennem olup gitti. Bahçede bir ağaç kovuğuna gizledi.

Gürültüye gelenler meseleyi çözmeye çalışıyordu. Bir yanda boş tabaklar, bir yanda lokum kutuları. Mahalleli kadınlar işin aslını çoktan anlamışlardı. Zavallı Tülay’a Arif çarpmıştı. Hemen bahçeye çıktılar. Arif’i arayıp buldular. Ev süpürgesiyle önce temiz bir tımar edip jandarmaya haber ettiler. Başçavuş, Arif’i karakola götürdü. Şınav ve düz koşu cezası verdi. Yorgunluktan pestilini çıkardı. Tüm karakol toplanmış, merakla onu izliyordu.

Arif geceyi nezarette geçirdi. Mahalleli de bir kahkaha, bir kıyamet. Obur Arif, askerleri bile heyecanlandırmıştı. Onun haline gülüyorlar, askerlik anı defterine bu olayı yazıyorlardı. Az sonra muhtar geldi. Karakol komutanından rica edip Arif’i oradan çıkarttı. Birlikte mahalleye döndüler. Pisboğazının, onun başına açtığı kaçıncı işti bu?

Sinan KORKMAZ

Exit mobile version