Mezar Notları V

Mezar Notları V

Sıcak tavırların, samimi bakışların, ılık, tatlı sevmele­rin, içtenlik sözlerin, dost kabul ettiklerimiz tarafından durgunluğa, donukluğa ve suskunluğa sürüklendiği bir fet­ret döneminin, buruk, yürek dağlayıcı vakitleri arasında, yalnızlığın yeşerdiği, dünyaya ilgilerin köreldiği, ruhların derinleştiği, ufukların genişlediği, sorumlulukların bir köz, bir ateş gibi şuurlara döküldüğü, Rabbani yoldaki yavaşlığın hızlandığı, nefislerin kötü çehrelerinin, adi yüzlerinin kaybolduğu, saklandığı, uzaklaştığı, kaçtığı, hayıra ve iyiye uzanışların arttığı, duyguların beyinleri sarstığı, her bir kabirdeki her bir ölünün, ölü toprağının altından çıkıp doğrularak “Şimdi üstümüz desin, yarın yanımızda olacaksın” diye haykırdığı, kelimelerle, sözlerle ifade edilemeyen, eşsiz, anlamlı duyguların, tefekkürün, hüznün, garipliğin, yabancılığın, ayrılığın, özlemin çepeçevre insanı sarıp kuşattığı mezardayım..
Bir grup İnsanın tekbir sesleriyle, üzerinde kelime-i tevhid yazılı siyah bir örtüye bürünen tabutu mezarlığa doğru getirdiklerini görüp, oturduğum yerden kalktım ve içimde beni adeta kendisine çeken bir duygunun etkisiyle mezarın kapısında onları karşılamaya doğru hızlı hızlı yü­rümeye başladım.
“Selamün aleyküm”
“Ve aleyküm selam Abdullah abi.”
Herkes mahzundu…”
Bu cenazeyi uğurlayanların, buruk dudaklarından kelime-i tevhid gerçeği öz anlamıyla idrak edilmiş olarak, onların yaralı kalplerinin, en ihlaslı köşesinden, tek ve bir olan, hüküm koyan Allah’ın yüceliğini, alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)’dan başka tüm ilahların dışlanışını ve İlahlık taslayan müstekbirlerin ve sistemlerinin reddini simgeleyen, ilan eden bir duygu, bir inanç haykırışı İle mezarlığın kapısından bahar gibi şehre yükseliyordu.
Bu Müslümanların dudaklarındaki tekbir; muvahhid müminlerin umudlarının bir işareti, bir rumuzuydu.
Allah büyüktür..
Ondan başka ilah yoktur..
Sözlerindeki tekbiri, hallerinde yansıtmanın zorluğu ve çilesini çeken bu kutlu Müslümanlar, ölümle dirileri çok sevdikleri bir dostlarını uğurluyorlardı.
“Kimdir?”
“O!.”
“Demek o, nasıl olmuş?”
“Kardeşimizi zindanda şehid etmişler!..”
“Kardeşim, kardeşimiz.”.
“Yutkundum..”
Zindandan şehadetle kurtuluş.
Zindandan öteye doğmak, dirilmek…
Şehadetle yeni bir dünyaya doğmak.
Ben ise, biz ise sevdiğimiz bir dostumuzu ahirete uğurluyoruz. Fakat onun yokluğunu, eksikliğini hissederek..
Tekbir sesleriyle bir dostu uğurluyoruz.
Bir genç geldi, kalabalığın arkasında koluma girdi “Abdullah abi, başınız sağolsun” diyerek kulağıma fısıldadı.
Hepimizin başı sağolsun, İslam sağolsun..
Abi, üzerinde işkence izleri vardı. Bir doktor abimiz, naşını inceledi ve ağlayarak ne gibi işkenceler yapıl­mış olduğunu anlattı. Hepimiz ağladık abi.
Gözyaşlarımı ben de tutamadım.
Ölümlerin en güzeli. Ne mutlu sana şehid kardeşim..
Sen.
“Rabbim Allah” dedin.
Sen.,
“Ben Rabbimin herbirimizden istediği hükmüne dön­menizi istiyorum” dedin.
Sen, Allah’ın hükümlerini net ve açık bir şekilde bildi­rip.
“Bu benim isteğim” değil, alemlerin Rabbinin isteğidir” dedin.
Sen.
“Kullara kul olmayalım, Allah’a kul olalım” dedin.
Sen.,
“Beni, sizi, hepimizi ve herşeyi yaratan, tek olan Al­lah’a, hüküm ve kanun koyucu Allah’ın dinine, tüm batıl ve beşeri dinleri dışlayarak girmeye davet ediyor, kendim­den bir şey söylemiyorum. Ben herbirinizin evinde, raflarda, sanki inzal oluşu ölülerin arkasından okunmakmış gibi telakki edilen Kuranın içindekileri sözümüzle, tavrımızla, gücümüz yettiğince yaşayalım, yaşatalım” dedin.
Sen.
“Ben size, Allah’ın hükümlerini, sadece Allah’ın rızası için anlatıyorum. Sizden bir ücret istemiyorum. Allah’ın huzurunda yaptıklarımızın hesabını vereceğiz. O hesap gü­nünde durumunuz kötü olacak, size acıyorum, size merha­met ediyorum, o nedenle Allah’a döneceğiniz ölüm günü gelmeden, Allah’a kulluğa dönün. Allah’ın hükümlerine teslim olun” dedin.
Ve senin merhametle, kendilerini kurtarmak üzere gittiğin o insanlar, seni işkenceye tabi tuttular. Sen onlara zor ve baskı kullanmadın. Hak sözü, Allah’ın sözünü, pey­gamberin sözünü bir aracı olarak, bir mübelliğ olarak sadece Rabbin için duyurdun..
Öteden beri sık sık yaptığı vasiyeti gereği, çok sade bir mezara defnedilen bu şehid dostumla, onu uğurlayan dostları, kardeşleri mezardan ayrıldıktan sonra onunla baş başa kaldım.
Ve ben ilk kez bir Şehid mezarının başında, tüylerim ürperip, kalbim kabına sığmayan bir su gibi göğsümden taşmaya hazır, akıtılan bu Şehid dostumun mübarek kanının damarlarımda dolaştığını hissettim.
“Rabbim Allah” dediği için şehid edilen bir müslümanın kanını damarlarımda hissettim,
Bu kan, onun darbe yemiş, kamçı yemiş, jiletlenmiş pak vücudundan, alınlarıyla beraber her şeylerini Allah’a secdeye koymuş, Müslüman fertlerin, toplumun damarlarına, bir aksiyon, bir ruh, bir mana kazandırarak akıyordu.
Bu kan, cahiliyenin kökleşip yerleştiği bir toplumda muvahhid Müslümanların sözlerinde ve hallerinde kelime-i tevhidin yücelmesine güç katıyordu.
Bu kan, sömürdükleri halka karşı, dost gözüken müs-tekbirlerin adi, iğrenç, rezil, çirkef olan firavunlaşmış yüzle­rini apaçık günyüzüne çıkarıyordu.
Oturdum şehidin başucunda..
Ağladım.
Düşündüm.
Dirildim.
Yeniden dirildim..
Ve yolumun yakınlığını hissettim.
Ve yolumun zorluğunu.
Ve yolumun güzelliğini hissettim..
Ve yolumda, meselesini, davasının özünü kavramamış insanları görüp yalnızlığımı hissettim.
Ve Rabbime çok yakın hissettim kendimi..
Bilinçli olarak sorumluluğumu kavradım,
Küçük ve küçülmüş dertlerimi unuttum.
Tek derdim İslam vardı.
Silinmiş, tahrif edilmiş, yozlaştırılmış, bağnazlaştırılmış, geleneksel bir din kalıbı ve anlayışı içinde uyutulan, uyuşturulan, sömürülen insanların Rabbe, Kur’an’a dönmelerinin gerekliliği, zaruriyeti, hüznü, zorluğu, sorumluluğu tek derdim oldu.
İnsanları kullara kul edenlerin karşısına dikilip, alem­lerin Rabbine kulluğa çağırmanın derin idraki içinde bu şehid dostumun kabrinden yükselen baharı kentin kışına taşımalıyım.
Rabbim yar ve yardımcımız ol.
Sensin bizim Rabbimiz.
Senden başka İlah yoktur.
Bizi Sen yarattın.
Biz Sen’in kulunuz.
Dua, sevgi, Rabbimizin selam ve rahmeti üzerine olsun aziz Şehid dostum..
Muammer Özkan
Exit mobile version