Skip to main content

Perili El

Perili El

perili elEvvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken, eski harman içinde. Seyreden seyran eden çokmuş ama, “çok ” demesi günahmış; akıllı uslusu da varmış ama, bizden daha delisi yokmuş… Ne ise hoppala hoptan, sana bir mintan kestirdim, makas kesmez, iğne batmaz toptan…

İlikleri karpuz, düğmeleri turptan…

Ne aslı var, ne astarı ama, giyersin gene, hiç yoktan…

Atarsın bir yana durur, yazın sıcaktan korur, kışın soğuktan…

Yaşa, yağmura gelmez ama, ne kurşun işler, ne delinir oktan…

Gayrı çıkarma dilini, öp babanın elini azdan, çoktan…

Bir varmış, bir yokmuş, Allah’ın kulu çokmuş; zaman zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken, eski harman içinde… Varlı vakitli bir evin yarlı yakışıklı bir kızı varmış; dil ile tarif edilmez ki, edeyim. Güle benziyormuş allar içinde, serviye benziyormuş dallar içinde; acaba insan bakmaya kıyar mı ki…Anası babası gözlerini gözünden ayırmaz, ellerini sıcaktan soğuğa vurdurmazlarmış ama, feleğin gözü kör olsun, daha bir bülbül gelip de dalına konmadan ecel gelip kapılarını çalmış; ocaklardan ırak, ikisini bir tahtada alıp gidince, dünya bu gül kızın başına yıkılmış, ahü zarı, yeri göğü tutup bir gözü anasının yoluna akmış, bir gözü babasının ama, elden ne gelir, dilden ne gelir; yürek yarası bu, yarılmaz ki yarılsın; sarılmaz ki sarılsın, Allah sabrını versin yoksa… Bereket versin

Günün birinde hayırlı bir kısmet çıkmış da, Gül kız, allı, pullu gelin olup kapı ardından kurtulmuş. Talihinden kocası da ağzı var, dili yok kuzu gibi bir adammış; kimsenin bir tüyüne dokunmaz, yerdeki bir karıncayı bile incitmekten sakınırmış. Velakin alnının teriyle geçindiği için evin bütün işi Gül kıza bakıyormuş.
Gel gelelim, Gül kız el  üstünde büyütüldüğü için ömründe ne ocak başı görmüş ne tandır aşı… Ne elleri işe varıyormuş, ne parmakları dikişe… Ocaklar is bağlamış, süpürülmeye süpürülmeye… örümcekler ağ bağlamış, silinmeye silinmeye… Hâsıla kelâm, evin yüzüne bakılmaz olmuş. Eee, evin yüzüne bakılmazsa, bu evi çekip çevirenin yüzüne bakılır mı, gül değil, isterse gülden gönüllü olsun… Konu komşu, çoktan ayağını kesmiş ya kocası ne yapsın! Evin dirliği, düzeni bozulmasın diye, yağlı yavan dememiş, katlanacağı kadar katlanmış, bir güne bir gün ağzını açıp da karısına bir çift söz dokundurmamış. İyi ama, güzellik dediğin peynir, ekmekle yenmez ki… Sonunda, o da alnını kırıştırıp, yüzünü kızartmaya başlamış.
Eee, bir imâ, bin mânâ demişler! Gül kız kocasının da nevri döndüğünü sezmez olur mu, sezmiş ama, ne yapsın; elinden gelse, elini saçak, saçını süpürge edip her tarafı ayna gibi yapacak; pişireceğini, tadıyla tuzuyla pişirip kocacağızının da  yüzünü güldürecek ama, yürekte var, elinde yok! Bundandır, kendi  kendine yanıp yakılır, yeri,  göğü yaradana yalvarıp, yakarırmış:
“Hey Allah’ım, iki elim on parmağım var ama, işe güce varmıyor, varsa bile, yaramıyor; ya kaş yapayım derken göz çıkarıyorum, ya da yaptığım işi ağzıma yüzüme bulaştırıyorum. Bu gidişle evim ocağım başıma yıkılacak, görüp güvendiğim sensin. Sen bana bir çare halk et Allah’ım!”diye… Bir gün yine böyle ah ü vah ederken, evin içinde nur yüzlü bir hatuncuk peyda olmuş.
“A gül kızım, güllü kızım demiş; ne diye gözlerini sele veriyorsun! Yaratan yaratırken senin de her parmağına bir hüner vererek yaratmış ama demir bile paslanır işlemiye işlemiye… Anan rahmetli seni gül yerine koyup da göğsünde taşıyacağına önüne iş verip de parmaklarını işletseydi, ellerin her işe yatardı şimdi… Sen de evini, ocağını gül gibi yapar, kendi yüzünü de ağartırdın, kocanın yüzünü de…Velâkin ne malûm olmaz ki, analara! Bugün, su başına gelenler, onu da rahat uyutmuyor kabrinde. Bereket versin ki, sağlığında yetim görse yedirir ; yoksul görse giydirirdi de onların yüzü suyu hürmetine on peri getirdim sana!”
Demeğe kalmamış, peri kızları dizim dizim dizilmişler yamacına. Gül kız da bunları bir görmüş, ayılmış; bir görmüş bayılmış… Bunun üstüne yine sözü, o nur yüzlü hatuncuk alıp:
“Gördün ya bunları kızım; bu on perinin onu da birbirinden işgüzar dır. Bir şey var ki ele güne görünmeğe gelmez bunlar! Ben şimdi okuyup üfleyip her birini bir parmağına saklayacağım senin… Hangi vakit hangisine bir iş yaptırmak istersen o parmağını şöyle bir kımıldat, dahasına karışma! Doğrusu hamarat mı dedin, hamarattır bunlar; öyle işsiz güçsüz durup dururlarsa, can sıkıntısından çekilip giderlerde haberin bile olmaz.
İyisimi, parmaklarını avucunun içinde hapsedeceğine, gece gündüz deme çalıştır onları, bu perilerin neyin nesi olduğunu o zaman anlıyacaksın…
Nur yüzlü hatuncuk, bunu böyle dedikten geri, Gül kızın parmaklarını birer birer avucuna alarak, “yum gözünü!”demiş, yummuş gözünü kızcağız… “Aç gözünü!” açmış gözünü kızcağız ve böylesine yum gözünü, aç gözünü; yum gözünü aç gözünü diye diye sözde her parmağına bir peri saklamış. Velâkin son bir daha “aç gözünü!” dediği zaman, Gül kız gözünü açmış ki, ne görsün! Ne nur yüzlü peri var, ne de başka biri.
Gül kız neye uğradığını bilememiş. Ne gördüklerine inanabilmiş, ne duyduklarına…
“Allah Allah, hayal mi bastı beni, rüya mı?”diye boşa koymuş dolmamış; doluya koymuş almamış; bir türlü akıl, sır erdirememiş buna… Neden sonra:
“Ne diye oyalanıp duruyorum sanki! Sınamayı kurt  yemez ya, gerçekten o perili ana, bunları parmaklarıma sakladıysa, ya işten belli olur,ya aştan!” deyip, bağlamış önlüğü beline, almış alacağı işi eline… O nur yüzlü hatuncuğun dediği gibi, şöyle bir kımıldatmış parmaklarını, o kadar… On parmağındaki on peri, her işi yapıp yakıştırmış! Her aşı pişirip taşırmış, gayrı inanmaz olur mu, sevincinden deli divane olası gelmiş… Akşam olup da kocası dönünce,  ne görsün! Evin şekli, şemaili değişmiş; Gül Kız gül gibi yapmış her tarafı… Adamcağız gözü gönlü açılıp baktıkça  bakası gelmiş… Hele o yemekler, mis gibi; ömründe tatmadığı şeyler, yedikçe yiyesi gelmiş…
“İlâhi,evimin gülü, ocağımın bülbülü demiş; elin kolun dert görmesin, iki cihanda yüzün ak olsun; gayrı evimiz, eve benzeyip, ocağımızın tadı tuzu yerine geldi…”
İşte o günden beri, güler yüz, tatlı dil ile gönül hoşluğu içinde yaşayıp saadetleri dillere destan olmuş, onlar da ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine, gökten üç elma düştü, evini, ocağını cennete çevirenlerin başına!

Eflatun Cem Güney

Masalın Sesli Anlatımını Youtube Kanalımızdan İzleyebilirsiniz.

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 2 Ortalaması: 3.5]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir