Korku Hikayeleri

Korku Hikayesi Hayaletin Laneti 19. Bölüm

Taş Mezarlar

“Buralarda gizlenen bir şey var,” dedim Hayalet’e.

“Şuraya oturup bize alışması için ona zaman tanıyalım,” dedi Hayalet. “Onu korkutup kaçırmak istemeyiz…”

“Bu Naze’in ruhu mu?” diye sordum.

“Umarım öyledir evlat! Gerçekten öyle olmasını umuyorum. Ama çok yakında öğreneceğiz. Sabırlı ol.”

Hava yavaş yavaş kararırken az ilerideki çimenlerin üzerine oturduk. Giderek daha çok endişelenmeye başlıyordum.

“Peki ya hava kararınca?” diye sordum Hayalet’e. “Zehir ortaya çıkmayacak mı? Alice’in göz bağını çözdüğünüz için nerede olduğumuzu artık biliyordur!”

“Burada yeterince güvende olduğumuzu düşünüyorum evlat,” dedi Hayalet. “Burası herhalde bütün eyalette uzak durması gereken tek yerdir . Burada bir şey yapıldı ve eğer yanılmıyorsam Zehir buraya bir mil kadar dahi yaklaşmayacaktır . Nerede olduğumuzu biliyor olabilir, ama bu konuda yapabileceği fazla bir şey yok. Haklı mıyım küçük kız?”

Alice titreyerek başını salladı. “Benimle konuşmaya çalışıyor. Ama sesi çok zayıf ve uzaktan geliyor. Zihnime dahi giremiyor.”

“Ben de bunu umuyordum,” dedi Hayalet. “Demek ki buraya boşuna gelmemişiz.”

“Buradan hemen uzaklaşmamı istiyor. Ona gitmemi istiyor…”

“Peki, senin istediğin bu mu?”

Alice başını iki yana sallayıp titredi.

“Bunu duyduğuma sevindim küçük kız, çünkü daha önce söylediğim gibi bir sonraki sefere sana kimse yardım edemez. Şimdi nerede?”

“Yerin çok altında. Karanlık, nemli bir mağarada. Birkaç kemik bulmuş. Ama çok aç ve bunlar ona yetmiyor.”

“Doğru! Şimdi işe başlamanın zamanı geldi,” dedi Hayalet. “Siz ikiniz şu duvardaki oyuklara yerleşin.” Şapelin yıkıntılarını işaret ediyordu. “Ben burada mezarların başında nöbet tutarken uyumaya çalışın.”

Tartışmadık ve şapelin yıkıntılarının yanındaki çimenlere uzandık. Yıkılan duvarın boşluğundan Hayalet’i ve mezarları görebiliyorduk. Oturmuş olacağını düşünüyordum ama hâlâ, asasına dayanmış bir şekilde ayakta duruyordu.

Çok yorulmuştum ve uykuya dalmam uzun sürmedi. Ama aniden uyandım. Alice beni omuzlarımdan tutmuş sallıyordu.

“Ne oldu, sorun ne?” diye sordum.

“Orada vaktini boşa harcıyor,” dedi Alice, mezarların yanına çömelmiş öylece duran Hayalet’i işaret ederek. “Yakınlarda bir şey var ama arkada, çalılığın oralarda.”

“Emin misin?”

Alice başını salladı. “Ama ona gidip sen söyle. Benim söylememden pek hoşlanmayacaktır.”

Hayalet’in yanına yürüyüp “ Bay Gregory!” diye seslendim. Hareket etmedi ve bir an için o şekilde uykuya dalmış olabileceğini düşündüm. Ama yavaşça ayağa kalkıp ayaklarını hiç oynatmadan bana doğru döndü.

Bulutlar dağılmıştı, ama yıldızların ışığı Hayalet’in yüzünü görmeme yetmiyordu. Yüzü şapkasının içinde karanlık bir gölge gibiydi.

“Alice arkada, çalılığın yakınlarında bir şey olduğunu söylüyor,” dedim.

“Öyle mi?” diye mırıldandı Hayalet. “O halde baksak iyi olur.”

Çalılığa doğru yürüdük. Yaklaştıkça havanın soğumaya başladığını hissedebiliyordum; Alice haklıydı galiba. Yakınımızda gizli gizli dolaşan bir ruh olmalıydı.

Hayalet aşağıya doğru işaret ettikten sonra aniden dizlerinin üzerine çöküp otları yolmaya başladı. Ben de ona yardım ettim. İki taş mezar daha ortaya çıkardık. Biri bir buçuk metre uzunluğundaydı, diğeri ise bunun yarısı kadardı. İçlerindeki en küçük mezar buydu.

“Burada her kim gömülüyse damarlarlarında atalarının saf kanı dolaşıyormuş,” dedi Hayalet. “Bu da güç anlamına gelir . Aradığımız bu. Bu Naze’in ruhu olmalı! Biraz geriye doğru yürü evlat. Mezardan uzak dur.”

“Kalıp dinleyemez miyim?” diye sordum.

Hayalet başını iki yana salladı.

“Bana güvenmiyor musunuz?”

“Kendine güveniyor musun?” diye yanıtladı. “Önce kendine bunu sor! Birincisi, burada sadece birimiz olursak kendini görünür kılma olasılığı daha yüksek. Zaten bunları duymaman daha iyi olur. Zehir düşünceleri okuyabiliyor, unuttun mu? Senin düşüncelerini okumasını engelleyebilecek kadar güçlü müsün? Planımız olduğunu, zayıf noktasını bildiğimizi anlamasına izin veremeyiz. Rüyalarına girip ipuçları ve planlar bulmak için beynini altüst etmeye başladığında hiçbir şey bulamamasını sağlayabileceğine güveniyor musun?”

Emin değildim.

“Sen cesur bir çocuksun, şimdiye dek çırağım olanların hepsinden daha cesursun. Ama hâlâ bir çıraksın ve bunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Yani şimdi uzaklaşsan iyi olur!” diyerek eliyle işaret etti.

Bana söyleneni yapıp şapelin yıkıntılarına geri döndüm. Alice uyuyordu, ben de birkaç dakikalığına yanına oturdum ama bir türlü yerleşemiyordum. Rahat değildim, çünkü Naze’in ruhunun neler söyleyeceğini gerçekten bilmek istiyordum. Hayalet’in uyarısına gelince, Zehir’in aklımda gezinmesi beni çok endişelendirmiyordu. Burada güvendeydik ve eğer Hayalet öğrenmek istediklerini öğrenirse yarın akşama kadar Zehir’in işi bitmiş olurdu.

Yıkıntılardan ayrılıp duvar boyunca sessizce ilerleyerek Hayalet’e yaklaştım. Ustama karşı yaptığım ilk itaatsizlik değildi bu, ama tehlike ilk kez bu kadar büyüktü. Oturup sırtımı duvara yaslayarak beklemeye başladım. Bekleyişim uzun sürmedi. Bu kadar uzakta olmama rağmen üşümeye ve titremeye başladım. Ölülerden biri yaklaşıyordu, ama bu Naze’in hortlağı mıydı acaba?

En küçük mezarın üzerinde soluk bir ışık belirdi. Tam bir insan biçiminde değildi, boyu Hayalet’in dizlerine kadar , ışıktan bir sütuna benziyordu. Hayalet’in aniden onu sorgulamaya başladığını duydum. Hava çok durgundu ve her ne kadar Hayalet alçak sesle konuşmaya çalışıyor olsa da her söylediğini duyabiliyordum.

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Önceki sayfa 1 2 3 4Sonraki sayfa
Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı