Korku Hikayeleri

Korku Hikayesi Hayaletin Laneti 13. Bölüm

Yakılma

Nöbetçiler bir adım dahi atamamıştı ki Sorgulayıcı, yumuşak topraktan nallarıyla çamur sıçratan atını hızla sürerek yanlarından geçti. Kadını saçlarından yakaladı, sonra onu yukarı doğru öyle hızla çekti ki kadının beli büküldü ve adeta ayakları yerden kesildi. Sorgulayıcı onu nöbetçilere doğru sürüklerken kadın yüksek, ince bir sesle çığlık attı. Nöbetçiler onu yeniden yakalayıp en büyük odun yığınının kenarındaki kazıklardan birine hızlıca bağladılar. Artık kaderi kesinleşmişti.

Arabadan indirilen bir sonraki tutuklunun Hayalet olduğunu görünce tüm umutlarım tükendi. Onu en büyük odun yığınının ortasındaki kazığa götürüp bağlarlarken hiç karşı koymadı. Hâlâ sadece şaşkın görünüyordu. Yakılmanın, düşünülebilecek en acı verici ölümlerden biri olduğunu ve bir cadıya bunun yapılmasını onaylamadığını söylediğini bir kez daha anımsadım. Orada bağlı bir şekilde kaderini bekliyor olmasını izlemek dayanılmazdı. Sorgulayıcı’nın adamlarından bazılarının elinde meşaleler vardı ve onların odun yığınlarını tutuşturduklarını, alevlerin yükselerek Hayalet’i sardığını düşündüm. Düşüncesi bile korkunçtu ve gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı.

Ustamın, yaptıklarımızı izleyen bir şey ya da birisi hakkında söylediklerini anımsamaya çalıştım. ‘Eğer hayatını doğru şekilde yaşarsan,’ demişti, ‘en çok ihtiyacın olduğu anda o da yanında olup sana güç verir.’ Hayatını en doğru biçimde yaşamış ve en iyi olduğunu düşündüğü şey için elinden geleni yapmıştı. Yani bir şeyler hak ediyordu. Öyle değil mi?

Eğer sık sık kiliseye gidip dua eden daha dindar bir aileden geliyor olsaydım o an dua ederdim. Böyle bir alışkanlığım yoktu ve bunun nasıl yapılacağını bilmiyordum, ama farkında olmadan kendi kendime bir şeyler mırıldandım. Bunları dua olsun diye söylememiştim, ama sanırım işin gerçeği öyleydi.

“Ona yardım edin lütfen,” diye fısıldadım. “Lütfen ona yardım edin.”

Aniden tüylerim diken diken oldu ve bir anda çok ama çok üşüdüğümü hissettim. Karanlığa ait bir şey yaklaşıyordu. Çok güçlü ve tehlikeli bir şeydi bu. Alice’in güçlükle soluduğunu, hemen ardındansa inlediğini duydum ve bir anda gözlerim karardı; öyle ki Alice’e doğru uzattığım elimi dahi göremiyordum. Kalabalığın mırıltısı azaldı, her şey sessiz ve sakin bir hal aldı. Dünyanın geri kalanından ayrılmış, karanlıkta tek başıma kalmış gibiydim.

Zehir’in geldiğini biliyordum. Hiçbir şey göremiyordum, ama yakında olduğunu hissedebiliyordum: Muazzam, karanlık bir ruh, beni ezerek öldürmekle tehdit eden müthiş bir ağırlık. Hem kendim hem de buradaki masum insanlar için dehşete kapılmıştım, fakat karanlıkta bunun sona ermesini beklemekten başka bir şey yapamıyordum.

Gözlerim açıldığında Alice’in öne doğru koşmaya başladığını gördüm. Onu durduramamıştım ve gölgelerin arasından çıkıp dosdoğru ortadaki odun yığınına, Hayalet ve yanındaki iki cellada doğru koşmaya başlamıştı. Sorgulayıcı yakındaydı ve olanları izliyordu. Alice yaklaşırken atını ona doğru döndürüp sürmeye başladı. Bir an için atıyla Alice’i ezip geçeceğini düşündüm, ama aniden hayvanı durdurduğunda ona öyle yaklaşmıştı ki Alice elini kaldırıp hayvanın burnunu okşayabilirdi.

Yüzüne acımasız bir gülücük yayıldı ve Alice’in kaçan tutuklulardan biri olduğunu anladığını fark ettim. Sonrasında Alice’in yaptıklarını ise asla unutmayacağım.

Aniden çöken sessizlikte ellerini kaldırıp her iki işaret parmağını da Sorgulayıcı’ya doğru uzattı. Sonrasında uzun uzun ve yüksek sesle kahkahalar atmaya başladığında, sesi karşı ki tepeden yankılanıp tüylerimi bir kez daha diken diken etti. Bu, zafer ve meydan okuma kahkahasıydı ve Sorgulayıcı, hepsi de haksız yere suçlanmış olan tüm bu masum insanları yakmaya hazırlanırken, gerçek güce sahip asıl cadının serbest bir şekilde onun karşısında olmasındaki tuhaflığı düşündüm.

Sonra Alice, kollarını düz bir şekilde açarak topuklarının üzerinde dönmeye başladı. Sorgulayıcı’nın beyaz aygırının burnunda kara noktaların oluştuğunu görebiliyordum. İlk başta şaşırmıştım ve neler olduğunu anlayamıyordum. Ama sonra at korkuyla kişneyip arka ayakları üzerinde şaha kalkınca Alice’in sol elinden çıkan kan damlalarını gördüm. Zehir’in beslendiği yerden kan damlaları çıkıyordu.

Ani ve çok şiddetli bir rüzgâr çıktı, hemen ardından çakan kör edici şimşeğin ardından öyle güçlü bir gök gürültüsü duyuldu ki kulaklarımın acıdığını hissettim. Kendimi dizlerimin üstüne çökmüş durumda buldum. İnsanların çığlıklar atıp bağırdıklarını duyabiliyordum. Alice’e baktığımda onun gitgide hızlanarak hâlâ dönmekte olduğunu gördüm. At bir kez daha şaha kalkınca bu kez Sorgulayıcı arkaya, odun yığınının üzerine yuvarlandı.

Şimşek bir kez daha çaktığında odun yığını tutuştu ve çatırdayarak yükselen alevler dizlerinin üzerine çökmüş olan Sorgulayıcı’yı sardı. Nöbetçilerden bazılarının ona yardım etmek için atıldıklarını gördüm, ama kalabalık da öne ilerliyordu ve nöbetçilerden biri atından aşağı çekildi. Birkaç dakika içinde büyük bir isyan başlamıştı. Her tarafta boğuşan ve dövüşen insanlar vardı. Kimileriyse kaçmak için koşuyordu ve havada çığlıklar, bağrışlar yankılanıyordu.

Çantayı yere atıp ustamın yardımına koştum, çünkü hızla yayılan alevler onu da sarmak üzereydi. Hiç düşünmeden, odun yığınının üzerinden geçerken, daha iri kütükleri tutuşturmaya başlayan alevlerin sıcaklığını hissettim.

İplerini çözmeye çabaladım, parmaklarım beceriksizce iplerin çevresinde dönüp duruyordu. Hemen solumda bir adam, ilk bağladıkları gri saçlı kadını kurtarmaya çalışıyordu. Paniğe kapıldım, çünkü en ufak bir ilerleme kaydedemiyordum. Çok düğüm vardı; çok sıkıydılar ve sıcaklık giderek yükseliyordu!

Aniden solumdan gelen bir zafer çığlığı duydum. Adam, kadını kurtarmayı başarmıştı ve o yöne baktığımda bunu nasıl başardığını anladım: Elinde bir bıçak vardı ve ipleri kolayca kesivermişti. Kadını kazıktan uzaklaştırmak üzereyken dönüp bana baktı. Çığlıklar, haykırışlar ve alevlerin çatırtısından başka bir şey duyulmuyordu. Bağırsam bile beni duyamazdı, ben de sol elimi ona doğru uzattım. Bir an için duraksadı, elime baktı ve bıçağı bana doğru fırlattı.

Bıçak kısa düştü, alevlerin içine yuvarlandı. Hiç düşünmeden elimi alevlerin arasına sokup bıçağı aldım. İpleri kesmem sadece birkaç saniye sürdü.

Yakılmaya bu kadar yaklaşmışken Hayalet’i kurtarmış olmak beni çok rahatlatmıştı. Ama sevincim uzun sürmedi. Hâlâ güvende değildik. Sorgulayıcı’nın adamları her yerdeydi ve görülüp yakalanma olasılığımız çok fazlaydı. Bu kez ikimiz de yakılırdık!

Onu yanan odun yığınından uzaklaştırıp karanlık bir köşeye, görülemeyeceğimiz bir yere ulaştırmam gerekiyordu. Bu çok uzun sürüyordu. Tüm ağırlığını bana yaslayıp ufak, dengesiz adımlar atıyordu. Çantasını hatırladım ve onu bıraktığım yere yöneldik. Sorgulayıcı’nın adamlarına yakalanmamamız tamamen şans eseriydi. Liderleri görünürde yoktu, ama az ileride etraflarındaki herkesi kılıçtan geçiren atlı adamları görebiliyordum. İçlerinden biri her an atını bize doğru sürebilirdi. Hayalet’in omzumdaki ağırlığı sanki giderek artıyor, ilerlememiz iyice güçleşiyordu. Bir yandan da sağ elimde hâlâ çantasını taşıyordum. Ama sonra bir başkası Hayalet’in diğer kolunu yakaladı ve ağaçların arasındaki karanlığa, güvenli bir alana doğru ilerlemeye başladık.

Bu Alice’ti.

“Başardım Tom! Başardım!” diye bağırıyordu heyecan içinde.

Ne yanıt vereceğimi bilemiyordum. Elbette çok mutluydum, ama yönteminden pek hoşlanmamıştım. “Zehir şimdi nerede?” diye sordum.

“O konuda endişelenme Tom. Yaklaştığında hissedebilirim ve şu anda yakınlarda bile değil. Az önce yaptığı şey için çok fazla güç sarf etmiş olmalı, gücünü toplamak için karanlığa geri döndüğünü düşünüyorum.”

Bu hoşuma gitmemişti. “Peki ya Sorgulayıcı?” diye sordum. “Ona ne olduğunu göremedim. Öldü mü?”

Alice başını iki yana salladı. “Düştüğünde elleri yandı, hepsi bu. Ama artık yanmanın nasıl bir şey olduğunu biliyor!”

Alice bunu söylerken kendi elimin, Hayalet’e destek olan sol elimin acısının farkına vardım. Elime bakınca arka kısmının kabarıp şiştiğini gördüm. Attığım her adımda acım artıyor gibiydi.

Korkmuş bir kalabalıkla birlikte köprüyü geçtik, hepsi de kuzeye doğru ilerliyor, isyandan ve sonrasında olacaklardan kaçmaya çalışıyordu. Çok geçmeden Sorgulayıcı’nın adamları toparlanıp tutukluları yeniden yakalayarak kaçmalarına yardım eden herkesi cezalandırmak isteyeceklerdi. Yollarına çıkan herkes acı çekecekti.

Şafak sökmeden çok önce Priestown’dan çıkmıştık ve günün ilk ışıklarını, virane bir sığır ahırında, Sorgulayıcı’nın adamlarının kaçan tutukluları aramak üzere yakınlarda olabilecekleri korkusuyla geçirdik.

Hayalet onunla konuştuğumda, hatta asasını alıp ona verdiğimde bile tek kelime etmemişti. Gözleri hâlâ boş bakıyordu, sanki aklı bambaşka bir yerdeydi. Başına aldığı darbenin ciddi olduğunu düşünmeye başlamıştım, bu da bize başka çare bırakmıyordu.

“Onu çiftliğimize götürmeliyiz,” dedim Alice’e.

“Annem ona yardımcı olabilir.” “Ama beni görmek pek hoşuna gitmeyecektir, öyle değil mi?” diye sordu Alice. “Hele yaptıklarımı öğrendikten sonra. Aynı şey şu senin abin için de geçerli.”

Başımla onayladım ve acı içinde yüzümü buruşturdum. Alice’in söyledikleri doğruydu. Benimle gelmemesi daha iyi olurdu ama ayaklarının üzerinde duramayan Hayalet’i taşımak için yardımına ihtiyacım vardı.

“Sorun ne Tom?” diye sordu. Elimi fark etmişti ve bakmak için yanıma geldi. “Onu hemen iyileştirebilirim, hemen dönerim…”

“Hayır Alice, bu çok tehlikeli!”

Ama onu durduramadan ahırdan çıkmıştı bile. On dakika sonra elinde küçük ağaç kabukları ve tanımadığım bir bitkinin yapraklarıyla geri döndü. Ufak lifler haline gelinceye kadar kabuğu dişleriyle çiğnedi.

“Elini uzat!” diye emretti.

“O da nedir?” diye sordum kuşkuyla, ama elim öyle çok acıyordu ki dediğini yaptım.

Ufalanmış kabukları yavaşça yanığın üzerine yerleştirdikten sonra elimi yapraklarla sardı. Sonra elbisesinden siyah bir iplik koparıp onu da her ikisini birbirine bağlamak için kullandı.

“Bunu bana Lizzie öğretti,” dedi. “Acını hemen alır.”

Karşı çıkmak üzereydim, ama acım anında azalmaya başlamıştı. Bu, Alice’e bir cadı tarafından öğretilen bir ilaçtı. İşe yarayan bir ilaç. Dünyanın işleyişi çok tuhaftı. Kötülükten iyilik doğabiliyordu. Ve bu sadece elimle ilgili de değildi. Çünkü Alice’in Zehir’le olan anlaşması sayesinde Hayalet kurtulmuştu.

¹ Müzikte ses veya çalgıda titreklik, çırpıntı.

² Müzikte sesin şiddetinin kademe kademe artırılması.

Joseph Delaney

  1. Kitap Hayaletin Çırağı
  2. Kitap Hayaletin Laneti

Hayaletin Laneti 1. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 2. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 3. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 4. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 5. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 6. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 7. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 8. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 9. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 10. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 11. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 12. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 13. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 14. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 2 Ortalaması: 2.5]

Önceki sayfa 1 2 3
Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı