Dehşet ÖyküleriGökhan KarakeleşKorku HikayeleriPolisiye Hikayeler

Korku Hikayelerinden; Açlık Çekenler Son Bölüm(+18)

Korku Hikayelerinden; Açlık Çekenler Son Bölüm(+18)

Sezgin ağlayarak yere çöktü. Haydar’ın gözleri kocaman açılmış yaşlar süzülüyordu. Hareket etmeden sadece karşısındaki ekip arkadaşının, Amirinin canice koparılmış kanlı kafalarına bakıyordu. İkisininde içindeki umut ışığı bir anda sönmüştü. Sanki bir anda büyük bir boşluğa düşmüşlerdi. Bir kaç ay sonra emekli olacak amirleri şimdi gözlerinin önündeydi. Arkasında kırk yıllık torunu üç evladı ve iki torunu kalmıştı tabi birde iki tane yıllardır birlikte çalıştığı ekip arkadaşları…

Sezgin ayağa kalkıp eline meş’aleyi aldı. Haydar hâlâ hareket etmeden iki insanın kafasına bakıyordu. Gözleri bile hareket etmiyordu fakat gözünden süzülen yaşar belli oluyordu. Sezgin yavaşça Haydar’a yaklaşarak ağlamaklı bir sesle Haydar’a seslendi. “Buradan gitmemiz gerekiyor.” Haydar gözünü silerek Sezgine baktı. “Peki şimdi ne yapacağız? Bunları böyle bırakamayız, gömmemiz gerekiyor.” Sezgin hıçkırıkla karışık derin bir ah çekti. “Buradan canlı çıkacağımızın garantisi yok! Burada onları gömemeyiz. Bari yakalım da huzura kavuşsunlar…” Haydar da aynı şekilde hıçkırıkla karışık derin bir ah çekti. Ardından Sezgin’in elindeki meş’aleyi alıp iki kişinin koparılmış kafasına yaklaştırdı. Ateş yaklaştıkça deri büzüşüp et erimeye başlıyordu. Ateş ete değdikten kısa süre sonra eriyen et tutuştu ve ilk saçlar olmak üzere Amirin ve Bay A’nın kafası kibrit gibi tutuşup yanmaya başladı. Sezgin hâlen hıçkırıyordu. Haydar ise dişlerini sıkmış gözünden düşen yaşları siliyordu.

Haydar iki kişinin koparılmış kanlı başı da kül olup sönünce meş’aleyi yola doğru tuttu, az uzakta kapıya benzeyen bir şey vardı. Kapıdan çok otomatik açılan araba garajlarına benziyordu. Boyuna bir metre uzunluğunda olmasına karşılık enine iki metre kadar uzundu. Sıra dışı bir tasarımı vardı. Araba garajı kapısından tek farkı kapının çelik yerine beton ve tuğladan oluşmasıydı. Bu yüzden açılmayacak kadar ağır görünüyordu fakat o canavarlar buraya girdiğine göre o kapıyı açmanın da bir yolu olmalıydı.

Haydar yavaşça kapıya yaklaştı. Sezgin kızarmış gözlerle kapıyı süzmeye başladı. Kapının yer yeri delikler, kırıklar içindeydi yinede çok sağlam görünüyordu, çıplak elle veya tekme darbeleriyle kırılacak gibi değildi. Haydarın silahı yakından inanılmaz baskı ile duvarı parçalayabilirdi fakat bu tek bir atışta imkansız olurdu. Üst üste birçok atıştan sonra belki bir insan geçecek kadar yol açabilirdi lakin çıkan ses yüzünden kendilerini çok büyük bir tehlikeye atmış olacaklardı. Bu yüzden denemek bile sakıncalı olacaktı.

Haydar duvara iyice yaklaştı. Meş’ale ateşinin çıtırtısı haricinde en ufak ses bile yoktu. Nefes alırken bile aralıklı alıyorlardı. Haydar kulağını duvara dayadığında bir ses duydu. Konuşma sesi gibi değildi, aralıklı olarak artıp azalıyordu. Sesi iyice dinlediğinde bir kişinin koşturduğunu anladı. Ses giderek yaklaşıyor ve sesin şiddeti her geçen saniye artıyordu.

Sezgin hâlâ duvarı incelerken biri şiddetli bir şekilde duvara çarptı. Haydar bir anlık panikle kendisini yere atmıştı. Sezgin korkudan geri çekilmişti ama içindeki korku paniklemesi yüzünden değildi, kendilerinin bulunma olasılığı yüzünden oluşan korkuydu.

Haydar hızlı bir şekilde ayağa kalkıp duvara kulağını koydu. Bir kişi bütün gücüyle duvarı yumruklayıp bağırıyordu. “AÇILSANA LANET KAPI!! AÇIILL!!” Haydar’ın yüzü bir anda değişti, ses çok tanıdık gelmişti. “Bay B siz misiniz?” Bir anda arka tarafta sessizlik oldu. Kimse bir anlığına konuşmamıştı. Bay B’nin neden hararetle kapıyı açmak istemesi şuan için tamamen meçhuldü.

“Haydar Bey siz misiniz? Lütfen kapıyı açın o peşimde. Herkesi öldü biliyordum, şükürler olsun ki hayattasınız. Lütfen bana yardım edin.” Haydar kulağını duvardan çekip konuşmaya başladı. “Sizinde yaşadığınıza sevindim Bay B fakat bu kapıyı nasıl açacağımızı bilmiyoruz. Biraz zaman verirseniz açmaya çalışacağız.” Bay B titreyen sesiyle konuşmaya başladı. “Lütfen acele edin silahımı kaybettim. Beni bulmasına çok az kaldı.” Sezgin ve Haydar aynı anda hızlı bir şekilde etrafı incelemeye başladı. “Tamam Bay B. Biz ararken size neler olduğunu anlatabilir misiniz ? ” Bay B birkaç kez etrafına baktı bu arada Haydar ve Sezgin büyük bir incelikle kapıyı açacak şeyi aramaya başlamışlardı.

“Sezgini gözetliyordum, her şey bir anda oldu. Bay A’nın ve Bayan C’nin bulunduğu binada bir hareketlilik gördüm. İkisininde durumunu incelemek için yerimi terk ettim, tam yanlarına ulaştığım anda silah sesleri geldi. Geri dönecekken yerde süzüntü gördüm. Koklamak için eğildiğimde bir şeyin bana yaklaştığını fark ettim. İnanılmaz derecede sessiz yürüyordu fakat çıkardığı çok küçük bir ses onu fark etmemi sağladı. Arkamı döndüğümde kocaman bir yaratık bana bakıyordu. Her yerinden kemikler çıkmıştı, hafif kambur, her tarafı kanlı bir vücudu vardı. Bir hızla geri çekildim, o an kanım bile donmuştu. Yüzündeki o iğrenç gülümseme hâlâ aklından çıkmıyor… Yavaşça bir elini kaldırdı. Elinde bir şey vardı fakat karanlıkta tam olarak görememiştim fakat iyice dikkatli baktığımda elinde iki şey olduğunu fark ettim, ikisi de insan başlarıydı. İkisinin de boğazından sarkan damarlardan kanlar akıyordu. Bu iğrençti. Kusmamak için kendimi zor tutarken birinin Bay A diğerinin ise sizin Amiriniz olduğunu fark ettim. O an silahımı çıkarıp ateş etmeye başladım. Kurşunlar bedenine girdikçe yüzündeki gülümseme daha fazla büyüyordu. Gözüm dönmüştü, hiç aralıksız ateş ediyordum. Ben ateş ederken binadan bir kişi daha çıktı, aynı o canavar gibi büyüktü. Bir anlığına ona baktığımda Bayan C’yi belinden çuval tutar gibi tutup götürdüğünü gördüm. Sadece iğrenç ve katı sesiyle birkaç kelime söyledi. “Ben bodrumda eğleniyor olacağım” ardından çekip gitti. Arkasından ne kadar bağırsam da ateş edemedim. Çünkü Bayan C’nin yaralanma olasılığı vardı. Bir anlığına canavarı etkisiz hale getirip kaçmayı başardım. Gelirken bir tane canavarı öldürmeyi başardım. Çok zor olsa da kafasını kopardım, bunun için silahımı kaybettim ama bunu başardım. Şimdi yanındaki canavar peşime düştü. Lütfen hızlı olun! Ayak seslerini duyabiliyorum.”

Sezgin bağırarak “BULDUM!” dedi. Diğer kapılar gibi duvarın arkasına gizlenmişti. Hemen bıçakla açmak için işe koyuldular. Bu arada Bay B’nin titreyen sesindeki endişe her an artıyordu “LÜTFEN DAHA HIZLI OLUN!! ÇOK YAKLAŞTI. BENİ BULMASI AN MESELESİ.” Haydar duvarı söküp attı. Duvarı çıkardığında arkasında küçük bir makaranın olduğunu gördü. Hızlıca makaranın koluna yapışıp hızlı bir şekilde çevirmeye başladı. Kapı güçlükle yukarı kalkıyordu. Bay B yerde emekleyerek içeri girmeye çalışıyordu. Sezgin Bay B’nin kollarından tutarak çekmeye başladı. Bay B terler içinde kalmıştı. “Çok teşekkür eder…” Bir anda Bay B’nin ağzından kanlar akmaya başladı. Durmadan kan kusuyordu. Sezgin bir an afalladı, ne yapacağını bilemedi, Bay B’yi daha hızlı çekti fakat ipin kopması gibi bir anda itilmiş gibi yere düştü. Önüne baktığında bedeninin yarısı parçalanmış, bağırsakları yerlerde sürtünüp parçalanmış Bay B’yi gördü. Karnının alt tarafı tamamen parçalanmış küçük et parçaları etrafa dağılmıştı. Bir kişi daha sebebsizce canından olmuştu. Bay B’nin kanı bütün zemini yasa boğmuştu. Kırmızı bir örtü Sezgin de olmak üzere bütün yeri kaplamıştı. Bay B’nin konuşacak sadece iki saniyesi olmuştu. “O… nu… kur…ta…” Sözünü tamamlayamadan gözlerindeki ışık çaresizce sönmüştü. Kendinden geriye sadece yarım bir beden kalmıştı.

Haydar bir anda çevirdiği kolu bıraktı. Kapının arka tarafında yankılanan ağız şapırdatma sesleri beyin yakacak bir sinirle birlikte dişlerinin kasılmasına neden oluyordu. Bir an için zaman durmuştu. Bir çıkış yoktu, kaçacak bir yer yoktu, birisi ölmeliydi. Çığ gibi büyüyen sessizliğin altında iki canın birden sönmesine izin verilemezdi. Haydar bunun farkındaydı. Belkide ölmenin zamanı gelmişti. “Buraya gelip kapıyı aç Sezgin!” Sezgin ölü bir bakışla Haydar’a baktı. “Ne demek istiyorsun? Kapıyı açarsam ikimizde ölürüz.” Haydar derin bir nefes aldı. Söyleyecekleri başını ağrıtıyor gibiydi. “Sen açar açmaz ben canavarı kurşun yağmuruna tutacağım, o zaman sen hızlı bir şekilde kapıdan kaçacaksın. Ardından kapı kapanacağı için canavar seni takip edemez.” Sezgin dolmuş gözlerle haykırdı. “HAYIR ASLA OLMAZ!! BURADAN BİRLİKTE ÇIKACAĞIZ!! BUNCA YIL BOŞUNA MI BİRLİKTE ÇALIŞTIK? ŞİMDİ ÇEKİP GİDEMEM…” Haydar sıkmış olduğu dişlerini büyük bir bağırış ile serbest bıraktı. “SALAK! ANLAMIYOR MUSUN? BUNLARI BİRİNİN ANLATMASI LAZIM! SEN DÜŞMANI OYALAYAMAZSIN SEZGİN!! HEMEN GEÇ ŞURAYA!!” Sezgin ve Haydar uzun bir süre yaşlı ve sert gözlerle bakıştıktan sonra Sezgin yavaş adımlarla kapıyı açmak için yerini aldı. Haydar kapıya silahını doğrultmuş bekliyordu. Sezgin acıklı bir bakış ile Haydar’a baktı. Gözleri dolmuş taşıyordu. Haydar’ın yüzünde acı bir tebessüm oluştu. “Yarın cenazemi bulamazlarsa buldukları her şeyi gömsünler.” Sezgin ağlayan gözlerle yalancı bir tebessümle başını salladı. Haydar’ın gözleri bir an sertleşti. Tamamen kapıya odaklandı ve son kez bağırdı “ŞİMDİ!!” Sezgin bir anda kapıyı var gücüyle açmaya başladı. Canavar bekliyormuş gibi içeri tüm gücüyle girmeye uğraşıyordu. Ağzındaki kanlar hâlâ yere damlıyordu. Ağzını açtığında dişlerindeki kanlar tükürükle birleşip salya gibi attığı çığlıklarla etrafa dağılıyordu. Kapı tamamen açıldığında yeri yırtarcasına içeri girmek için uğraştı. İçeri girdiği anda Haydar tüm şarjörü üzerine boşaltmaya başladı. Yakın mesafeden saçma kurşunları Canavarın beynini parçalıyordu. Bütün dikkatini Haydar’a verdiği anda Sezgin bir hızla kapıdan çıktı. Kapı kısa süre içinde kapandı. Sezgin koşarken arkadan hâlâ silah sesleri geliyordu. Nefes nefese koşarken bir anda silah sesleri kesildi. Sezgin bir anda durup arkasına baktı. Gözünden birkaç yaş damlası toprağa yağmur misali indi. Yer birkaç damla yaş ile ıslanmıştı. Koca bir dünya için iki damla yaş sadece sudan ibaret olabilirdi fakat o an iki damla yaş ile bir insanın ruhu bedenini parçalayıp ayrılmıştı. Bu bir kişinin dramıydı fakat verdiği savaş kendisi hariç herkesindi.

Sezgin tekrar koşmaya başladı. Hiç durmadan koşuyordu. Belki buradan kurtulabilirdi. Belki yeni bir hayata başlayabilirdi. Tam yüzünde bir tebessüm oluşurken o sözler aklına geldi “onu kurtar!” Belkide gerçekten ölmemişti. Fakat ne yapabilirdi ki, o canavarlar kendisinden yüz kat daha güçlüydü. Bunu başarması imkansızdı. Belkide o kadın çoktan ölmüştü. Sezginin aklına o sözler geldi. “Bodrumda eğleniyor olacağım.” Belkide buradaydılar. Sezgin koşarak düşünürken uzun, ince koridorda bir ses duydu. Bu sesi unutmak için aklını kaybetmesi gerekiyordu. Böyle iğrenç bir ses asla unutulamazdı. “Uyandın mı küçük kız ?”

Sezgin bir an duraksadı. Etrafına koşarken hiç bakmamıştı. Etrafında bir sürü mahzene benzeyen odalar vardı. Çoğu boş olmasına rağmen şuan bir tanesinden ses gelmişti. Bahsettiği küçük kız çoğu ihtimalle Bayan C olmalıydı. Sezgin yavaş adımlarla kapıya doğru yaklaştı. Koca canavar şuan insan şeklindeydi. İnsan halindeyken bile iki metre boylarında bir caniye benziyordu. Sağ gözünün üzerinde kocaman bir yara vardı. Bu yüzden o gözünü hiç açmadan konuşuyordu.

Bayan C yavaşça gözlerini açtı. Ayakları ve elleri sandalyeye bağlanmış, ağzı kirli bir bezle kapatılmıştı. Çaresizce ipleri çözmek için uğraşmaktan başka bir şey yapamıyordu. Adam çürümüş dişleriyle yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. “Şimdi küçük kız seninle bir oyun oynayacağız. Oyunu oynamak için ağzındaki bezi çıkartacağım. Eğer oyun haricinde tek bir laf edersen kendini en ağır işkencede bulursun.” Bayan C çaresizce başını salladı “Aferin sana küçük kız.” Adam sevinçle kızın ağzını açtı. Yüzünde sinsi bir gülümseme vardı. “Şimdi küçük kız sana oynayacağımız oyunu anlatacağım… elimde gördüğün dokuz kart birden ona kadar olan sayılardan oluşuyor. Her kart bir sayıyı temsil etmekte… Oyun çok basit, iki kart seçeceğim ve seçtiğim iki sayının toplamının ondan büyük olup olmadığını tahmin edeceksin. Üç hakkın olacak, ilkini bilmediğinde parmaklarını koparacağım, ikinciyi bilmediğinde kolunu koparacağım, en son ise kafanı koparacağım. Eğer üç kez bilirsen sana en acısız ölümü tattıracağım. Hiçbir şey anlamadan ölmüş olacaksın. “Bayan C ağlayan gözlerle adama baktı. “Yani her türlü öleceğim.” Adam dudağını yalayarak “Acısız öleceksin” dedi. Sezgin büyük bir dikkatle dinlerken Bayan C oyunu kabul etti ve oyuna başladılar. Adam iki kart seçip eliyle kapattı. “Evet küçük kız ondan büyük mü? küçük mü?” Bayan C biraz düşünüp “Küçük “dedi. Adam yavaşça elini açtı. ” Yedi ve iki… evet doğru. İlk el şanslı çıktın.” Adam bir daha iki kart seçti. “Evet küçük kız ondan büyük mü? Küçük mü?” Bayan C terleyerek” Büyük ” dedi. Adam gülümseyerek elini açtı “Altı ve beş, şanslı günündesin. Bu eli de kazanırsan acısız bir ölüm seni bekliyor.” Adam tekrar iki kart seçti. İkisini de kapatıp Bayan C ye baktı. “Evet küçük kız tahminleri alalım “Bayan C titreyen sesiyle “Büyük” dedi. Zaten ölecekti. Bu kadar işkence çekmenin bir anlamı yoktu. En kötü olansa acısız bir şekilde öleceği için sevinmesiydi. Hayatın en aşağılık dramına gözleriyle şahit oluyordu.

“Sekiz ve bir tatlım, üzgünüm bu el kaybettin… Neyse sağlık olsun.” Adam yavaşça kadının bir elini çözdü. Yavaşça yukarı doğru kaldırdı. Bayan C gözlerini kapatmış olup bitmesini bekliyordu. Adam yavaşça dört parmağı ağzına doğru götürüp ısırdı. Acı çektirmek için yavaş yavaş basınç uyguluyordu. Kadının parmaklarından büyük bir çatırtı koptu. Bayan C bir an bütün gücüyle bağırmaya başladı. Adam parmakları ağzında ezerken dışarı kan fışkırıyordu. Yavaş yavaş bütün parmakları kopmaya başladı. Adamın yüzünde memnun bir ifade vardı. Bayan C bütün gücüyle bağırıyordu.  Adam bütün parmakları ağzında parçalayıp mideye indirdi. Kadın acıdan bayılacak gibiydi. Adam sessizce eline iki kart aldı ve tekrar kanlı dişlerini göstererek aynı soruyu sordu. “Evet küçük kız ondan büyük mü? küçük mü?” Bayan C terden sırılsıklam olmuş yüzüyle baygın bir sesle “Küçük”dedi. Adam iki kâğıda da baktı. “Ah söylemeyi unutmuşum on gelirse de ben kazanırım” Adam iki kağıdı çevirdi. Altı ve dört yazıyordu. Bayan C bir anda öfkeyle bağırmaya başladı. “ÖLDÜR ARTIK BENİ!! UZATMA HADİİİ!! LANET OLASI CANAVAR!!” Adam gülümseyerek “Oyunu bozma küçük kız” dedi. Ardından bir elini bıçak gibi kadının omzuna sapladı. Dalı ağaçtan ayırır gibi kadının kolunu bedeninden yırtarak, parçalayarak çıkartıyordu. Kolunun eti, derisi uzayarak kopuyor, kırmızı et kanlar içinde ortaya çıkıyordu. Kadın bir kez daha var gücüyle çığlık attı ve bayıldı.

Sezgin ilk defa kendisiyle çelişkiye düşüyordu. Karşısında ölmek üzere olan bir kadın vardı ve kendisi ise kapının bir kenarında izlemekle yetiniyordu. Hareket etmek için yeterli cesareti toplayamıyordu. Eğer tek bir adım atarsa duyulup anında yok etmek için saldırmaları muhtemeldi. Fakat ne yapmalıydı. Sezginde kendisine durmadan bunu soruyordu “Ne yapmalıyım? Ne yapmalıyım?” Kafasını iki elinin ortasına alıp yere çöktü. Gözleri korku ve eziklikle büyümüş, yüzü sinirden kırışmıştı.

Adam yavaşça kadına yaklaştı. İşaret parmağındaki tırnak bir an kemik gibi sertleşip uzadı. Yavaşça kızın boynuna dayadı. “Yeterince eğlendim küçük kız artık akşam yemeği vakti.” Yüzünde kanlı bir gülümseme ile kadının boynunu parçalayacaktı. Sezgin hâlâ kendisiyle cebelleşiyordu. “Bırak artık onu zaten ölecek. Onu kurtaramazsın bari kendi hayatını kurtar…. HAYIR!! BUNU YAPAMAM BİR DAHA OLMAZ!! BU İŞE BİR SON VERMELİYİM ARTIK KİMSE ÖLMEMELİ!!” Sezgin bir hışımla içeri daldı. “DUR SAKIN YAPMA!!” Adamın yüzündeki sırıtış bir an daha da büyüdü. “Sen Kaptanın avı değil misin?? Hmm senide yemem doğru olur mu ki? ” Sezgin bir an bütün gücüyle haykırdı. “SAKIN YAPMAA!! BIRAK O KIZI!! İSTERSEN BENİ AL AMA BIRAK O KIZI!! ” Adam yavaşça başını çevirip donuk gözlerle kızı süzdü. “İstesede artık yaşayamaz.” Adam parmağını bir anda çekmesiyle kızın boğazından bir parça yere savruldu. Hortumdan su boşanırcasına kan boşanıyordu. Akan kanın birçoğu Sezgin’in yüzüne atıp tekrar yere doğru akmaya başlamıştı. Kadın bir anlığına uyanıp tekrar derin bir uykuya dalmıştı. Sezgin ağlamaklı bir sesle tekrar haykırdı. “BAYAN C!!” Adam yavaşça kızı yere doğru bıraktı. Kızın cansız ve kanlı bedeni yere düştü. Sezgin alevlenmiş gözlerle adama bakıyordu. “NEDEN YAPTIN BUNUU?” Adam hafif bir tebessüm gösterdi. “Koyunun ne kadar güzel tüyleri olsa da acıktığın zaman gözüne sadece kocaman bir et parçası gibi görünür. Haksız mıyım?” Sezgin hâlâ alevlenmiş gözlerle adama bakıyordu. “YİNE DE BUNU YAPMAN GEREKMİYORDU.” Adam donuk gözlerle Sezgin’e baktı. Gözlerinde bir katilin, bir avcının vicdanını bir köşeye atmış korkusuz bakışı vardı. Her an Sezgin’i öldürecekmiş gibi bakıyordu. Sezgin’in alnından inen terler yeri ıslatmaya başladı. Adam sadece bakarak ne anlatmak istediğini gözleriyle anlatabiliyordu.

Sezgin yavaşça yere bağdaş kurarak oturdu. “Hadi öldür beni!” Adam kaşlarını kaldırıp gülümsedi. “Kaçmak istemiyor muydun?” Sezgin gözlerini adama doğrultup sertçe baktı. “Artık istemiyorum” Adam yavaş adımlarla yaklaştı. “Öteki dünyada hesabını yaratıcıya sorarsın. Bizi bu hale sokan da zaten kendisi. Bizi sorarsa yanına daha fazla kişi yollayacağımızı söyle…” Adam yavaşça Sezgin’in yanına yaklaştı. ” Sormak istediğin bir şey var mı?” Sezgin gözlerini kaldırıp adama baktı. “Neden suçu yaratıcıya atıyorsun. Bizleri parçalayıp yiyenler siz değil misiniz?”

Adam hafifçe gülümsedi. “Sana kısa bir hikaye anlatayım… Birinci Dünya Savaşı sırasında en büyük savaşlardan birisi olan Çanakkale savaşı sırasında çok küçük bir oyuğa sıkışıp kalmış beş asker vardı. Savaşın gidişatı yüzünden başlarını oyuktan bir an bile çıkaramıyorlardı. Kurşunlar sürekli oyuğun etrafında oyun oynarcasına sekiyordu. Bir zamandan sonra seken kurşun seslerine alışmışlardı fakat günlerce aç kalmak ve uykusuzluk artık dayanılmaz hale gelmişti. Sekizinci gün bir asker öldü, ardından bir asker daha, bir asker daha… Her gün bir asker ölüyordu. Son kalan asker bir yola başvurdu; ölen arkadaşlarını yiyerek hayatta kalmak… Gerçekten de işe yaradı. Çiğ insan eti ve kanı açlığını bastırdı fakat Tanrı bu adamı çok kötü cezalandırdı. Ona üç lanet bahşetti: Çürüyen bir yarı ölümsüz beden, insan etine karşı sonsuz bir açlık ve son olarak iğrenç bir görüntü… Asker üç yılın ardından bedeninin görüntüsünü değiştirecek bir yol öğrendi fakat asla açlığını ve yarı ölümsüz bedenini değiştiremedi ve şuan karanlık yerlerde taze insan eti aramak derdinde. Çünkü bedeni artık leş gibi kokmaya başladı ve o bundan hiç mutlu değil. Bu kişi sokağına gelen insanları öldürüp polise haber verdi. Çünkü bu sokağa artık daha fazla insan gelecekti ve daha fazla et yiyebilecekti. Bu yüzden bir isyancı gibi her gün Tanrı ile savaşmakta… sence kim kazanır, yaratan mı? Yok eden mi?”

Sezgin soğuk bir bakışla adama baktı. O kişinin kim olduğunu anlamıştı. “Güçlü olan kazanır.” Adam gülümsedi. “Tabi ki de” Bir anda pençesini salladı adam ve yere bir baş düştü. Yerde yuvarlanan kafa yüzünde şaşkın bir ifade ile yuvarlandıkça yere kanlar saçıyordu. Başsız bedenden saçılan kanlar bütün duvarları koyu kırmızıya boyamıştı. Kesik kafa yavaşça duvara değip durdu ve bir beden yere yığıldı. Sezgin’in gözleri büyümüş ağzı açık kalmıştı. Bir adamın kellesi başından ayrılmıştı.

Sezgin korkarak arkasına döndü. Gözlüğü kırıldığı için karanlıkta göremiyordu fakat arkasında bir metre yetmiş santim boylarında hafif yapılı bir kişi vardı. Elindeki uzun ince kılıçtan hâlâ kanlar damlıyordu. Karanlığın arkasındaki kişi yavaşça mutlu ses tonuyla seslendi. “Sen iyi misin ?” Sezgin uzun bir süre konuşamadı. Konuşan kişinin sesi çocuk gibi çıkmıştı. Sezgin titremekten düşünemez olmuştu. Çocuk bir kez daha seslendi. “Öldün mü yoksa?” Sezgin yavaşça kafasını dönüp korkuyla karanlığa doğru baktı. “Sen de kimsin?” Çocuk bir anda kahkaha attı. “HAHAHA… Ben sadece bir avcıyım. Ölmediğine sevindim.” Elindeki kılıç bir anda mavi bir toza dönüşüp çocuğun parmağında birleşip bir yüzüğe dönüştü. Sezgin dilini yutacak gibiydi. “BU SİHİR!!” Çocuk tekrar kahkaha attı. “Hahahah… Hayır bu ruh gücü ahahahahh…” Sezgin yavaş yavaş geri çekiliyordu “ANLAMIYORUM!!” Çocuğun arkasından üç metre boylarında bir kurt odaya girdi. Sezgin korkuyla bağırdı. “ARKANDA!!” Çocuk arkasına döndü ve sevinçle bağırdı. “AHH SONUNDA GELDİNİZ, İŞİNİZ BİTTİ GALİBA.” Üç Metre boyunda ki yeşil gözlerle karanlığa ışık saçan kahverengi kürklü kurt bir anda çocukla aynı boyda sarı saçlı bir kıza dönüştü. “Bitirdim efendim hepsi öldü, şimdi başımı okşayın.” Çocuk sevinçle kızın başını okşadı. “Aferin sana, iyi iş becerdin.” Kızın ardınan bir kişi daha odaya girdi. Sezgin öldüğünü ve öteki dünyaya gittiğini düşünüyordu. Birazdan odaya Tanrı girse cidden şaşırmayacaktı. “HEY METE!! ARTIK YETER!! BİR GECEDE İKİ YÜZ TANE AÇLIK ÇEKEN ÖLDÜRDÜK. ARTIK YEMEK YEMEK İSTİYORUM.” Kadın sitem ederek içeri girmişti. Her tarafları kanlar içindeydi.

İsmini söylediği kişi çocuktu. Sezgin sadece izliyordu. Artık öldüğüne emindi. Galiba başında şeytanlar toplanmıştı. Yada ölmek böyle bir şeydi.

Mete yavaşça adama yaklaşarak gözlerine baktı. Yüzünde inanılmaz derecede mutlu bir ifade vardı. “Kalkabilir misin?” Sezgin sadece çocuğun yüzüne bakıyordu. Konuşmaya çalışmıştı ama kekeliyodu. “Be… be… ben ölmedim mi?” Çocuk kapıya doğru yürüdü. Yürürken bir yandan da konuşuyordu. “Sizin gibi insanların böyle bir işe kalkışmaması lazımdı. Ölmediğin için sevinmelisin. Lâkin hâlâ tehlikedesin, bu canavarlar her yerde olabilirler. Dünya düşündüğün kadar güzel bir yer değil; açlık çekenler, ruh yiyiciler ve birçok yaratıklarla dolu bir gezegen. İnanılmaz derecede insan etine açlık duyuyorlar. Bazıları alkol gibi ucuz numaralarla açlığını bastırmaya çalışırken, bazıları ise açlığının iyice üzerine gidiyor. Fakat en önemlisi hepsi iyi bir oyuncu. Kimin yaratık olduğunu anlamak imkansız denecek derecede zor. Bu yüz’den dikkatli olmalısın.” Çocuk arkasına bakmadan yürürken elini hoş çakal dermiş gibi kaldırıp indirdi. Yanındaki iki kişide kendisiyle birlikte kapıdan çıkıp uzaklaşmaya başladılar. Sezgin uzun bir süre yerinden kalkamadı. Sesler tamamen kesilince yavaşça yerdeki adama baktı. “Demek hepsi iyi bir oyuncu. Az kalsın ölüyordum. Bu çocukta kim?” Sezgin donuk gözlerle adama bakarken gözlerinin siyaha bürünmeye başladı. Yüzünde ki korkmuş ifade bir an değişti. Yavaşça adamın bedenine yöneldi. Yere diz üstü oturup başını adamın yere akan kanına doğru götürdü. Burnunu iyice yaklaştırıp gözlerini kapattı ve odadaki oksijeni bitirircesine bütün havayı içine çekti. Bir anda gözleri açıldı. O kadar hızlı çekmeye başlamıştı ki gözleri kanlanıyordu. “İŞTE BU !! İŞTE GERÇEK AŞK BU !! BUNA DAYANAMIYORUM, BU LANETLİNİN KANI, BU HAYAT ÖZÜ, BU YAŞAM KAYNAĞI, BU HERKESİN ARAYIP TA BULAMADIĞI ON ÜÇÜNCÜ KOKU, BU… BU BENİ ÖLDÜRÜYOR !!!

“Sezgin bir anda koklamayı bırakıp dilini kana yaklaştırdı ” İşte bu gerçek lanetlilerin gerçek gücü… “

Gökhan KARAKELEŞ

Hikayenin Bölümlerinin Linkleri

1. Bölümü Okumak İçin TIKLAYINIZ.

2.  Bölümü Okumak İçin TIKLAYINIZ.

3. Bölümü Okumak İçin TIKLAYINIZ

4. Son Bölümü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 3 Ortalaması: 4]

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

9 Yorum

  1. MERHABA GÖKHAN kardeşim 4 bölüüde soluksuzca okudum gerçekten hayal gücün şahane yazıyada çok güzel dökmüşsün lakin son bölümde o çocukların gelmesi sanki başka bir hikayenin sonuymuş gibiydi. Ama yinede seni tebrik ederim devamını bekliyorum ne kadar yanlış veya eksikte olsa y azıların gelen eleştiriler seni her zaman olgunlaşıracaktır saygılar

    1. Yorumun için teşekkür ederim kardeşim. İnşallah diğer hikayemde istediğim yere ulaşınca buradan devam edeceğim. Bu hikayeyi çok sevdiyseniz bunun devamı niteliğinde bir hikaye yazacağım. Lakin bu hikaye düşündüğünüz biçimde olmayacak. Korku ve fantastik ağırlıklı bir hikaye olacak. Aslında hikayenin sonunda buna ortam hazırladım, ana karakterin ne Haydar ne de Sezgin olduğunu göstermek istedim. İnşallah en kısa süre içinde tekrardan burada yazmaya başlayabilirim. Tekrardan teşekkür ederim.

  2. Gökhan kardeşim seni tebrik ederim. Hikayen çok güzeldi, zevkle okuduğumu söylemek isterim. Önceki yazılarını da beğenerek okuyordum ama giderek kendini geliştiriyorsun. Tıpkı Genesis gibi her seferinde daha muhteşem yazıyorsunuz. Ben de kendimi geliştiremediğimi bildiğim için artık yazmaya çekiniyorum. Sadece sizi okuyorum. Ama henüz lise son sınıfta okuduğunu duyunca sana ayrı bir hayranlık duydum.
    Bu arada elbette derslerin daha önemli ama yazabilmek de apayrı bir meziyet. Bundan dolayı derslerine engel olmadan yazmaya da fazla ara vermemeni naçizane tavsiye ederim. Yoksa ne kadar çabalarsan çabala bir müddet sonra elin kaleme bir türlü gitmiyor.
    Tür olarak da gayet güzeldi.

    1. Yorumun için teşekkür ederim kardeşim. Zamanında senin hikayelerini okumaktan zevk duyardım. İnşallah tekrardan hikayelerini okuyabiliriz. Sizin gibi güzel yazarlar olmasa belki böyle bir şeye asla başlamazdım. Zamanında sen ve Genesis gibi büyük yazarlar bana ilham kaynağı oldu. Beni yazmaya teşvik ettiğiniz için size teşekkür ederim. Böyle hikayeler yazıyorsam bu sizin gibi yazarlar , güzel yorum yapan değerli okuyucularım ve böyle bir site açarak bize yazma fırsatı veren Site sahinin sayesindedir. Tekrardan hepinize teşekkür ederim. Yine boş zamanlarımda hikaye yazmaya çalışacağım.

    2. Ben bu sitedeki herkesi genç yaşta kişiler sanıyordum. Çoğunun otuzlu kırklı ellili yaşlarda kişiler olduğunu fark edince şaşırmıştım.

  3. Aslında bu hikayenin toplamı a4 kağıdı ile 34 sayfa tutuyor. Lise sona gitmeseydim en az 100 sayfa civarında belki daha fazla yazardım fakat zamanım şuan çok kısıtlı. Bir daha ki hikayem çoğu ihtimalle seneye gelecek. Belki bu hikayeye devam ederim belki de yeni hikayeye başlarım. Eğer bu türü sevmediyseniz, sırf korku ve şeytani şeyler seviyorsanız ona göre sırf korku içeren hikayeler yazarım. Benim için hiç fark etmez . Yeni şeyler denemek için bu türde hikaye yazdım. Bu türde hikayeleri sevmediyseniz yada bu türde hikayeler istiyorsanız eğer yorumlarda belirtiniz, bir daha ki hikayemi ona göre yazarım. Şimdiden iyi okumalar.

    1. Genç, alenen bu yorumunla yorum istemişsin, bende yorum yapıyorum. Okuyucunun ne istediği önemli ama senin ne yazmak istediğin daha önemli. Yazmayı istediğin şeyi yaz. Eğer birgün hobi olsun diye yazanların arasından sıyrılıp ekmek paran için yazmaya başlarsan bil ki okuyucu ne isterse onu yazacaksın. Agata Cristie artık yazdığı karakterden nefret etmişti ama bir kere tuttu ya ömrünün sonuna kadar aynı karakteri tekrar tekrar yazması gerekti. Yani ne türler denemek istiyorsan ne yazmak istiyorsan şimdilik onu yaz. Elbette yorumlardan faydalı gördüklerini de kendini geliştirmekte kullan.

      1. Yorumun için teşekkür ederim kardeşim. Seninde dediğin gibi bu işler gönül işleri para için yapılmasını doğru bulmuyorum. Okuyucularımın hikayelerimi eleştirmesini her zaman isterim. Eğer ben bu hikayeyi sevmedim şöyle yerler çok saçma olmuş vs. derse o kişi benim gözümde en iyi okuyucum olur. Çünkü onun sayesinde yanlışlarımı anlar, yanlışlarımı düzeltirim. Eğer bana başka bir türde yazmamı isterse hayal gücümün sınırlarını keşfetmek için o türde hikayeler yazmaya çalışırım. Zaten uzun bir roman yazdığımı söylemiştim. Burada yazmak beni rahatlattığı için yazıyorum ve bu cidden çok zevkli. Bu yüzden okurlarımın istediği bir türde hikaye yazabilirim. Fakat hikayeyi yazan benim ve sonu kim ne derse desin benim istediğim gibi bitecek. Tekrardan okuduğun için teşekkür ederim.

  4. Hayır olmaz bu son bölüm olmamalı. Burada bitirmen bir haksızlık. Bana da okuyucularına da bu haksızlığı reva göremezsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı