Skip to main content

Korku Hikayelerinden; Açlık Çekenler 1. Bölüm (+18)

Korku Hikayelerinden; Açlık Çekenler 1. Bölüm (+18)

Korku Hikayesi Oku; Gecenin en derin saatlerinde, karanlığın korkulu yüzüne bakamadan yürüyen insanların arasında bir sarhoş hıçkırdı. Gölgelerin içinde kaybolan canavarımsı evler, koca gözleriyle bütün korkak bedenleri dehşete düşürüyor, yağmurdan çukurlarmış, geniş hendek misali çukurlar, kuyu gibi dipsiz görünüyordu. Gece gündüzün gölgesinde kalmış gibi her şeyi siyaha boğmuştu. İnsanların önüne bakar şekilde kaygılı bakışları sokağı dönünce kayboluyordu. Herkes bir yere ulaşmak umuduyla adımlarını hızlandırıyor, sağ salim bir an önce evine ulaşmak istiyordu. Koca sokakta yalnız kalmış sadece bir kişi vardı…

Uzun, kirli, griye çalan sakalları yüzünde fazlalık gibi görünüyordu. Doğrusu giysilerinin de sakallarından pek farkı yoktu. Toz ve pislik içinde sahibi gibi bütün ömrün yorgunluğunu üzerinde taşıyor gibiydi. Yırtık, pis ve yıpranmıştı…

Yaşlı adam karanlığın ulu ortasında umursamadan bir kere daha hıçkırdı. Saat çok geç olmuştu. Kendinden başka sokakta gezen insan görünmüyordu. Herkes çoktan sıcacık evinde kim bilir kaçıncı rüyasına geçmişti. Yaşlı adama göre güzel bir hayatları vardı. Belki yaşlı adamın içme nedeni de buydu. Yılların yorduğu bu beden kim bilir kaç hayalle kavrulmuş kaç kez küle dönüşmüştü. Her küle dönüşen hayalin ardından kim bilir kaç şişe kırılmıştı. Kim bilir kaç kez virane görünen bu şehrin sokaklarında avare avare gezmişti.

Yaşlı adam sallanarak yürürken ayağı suyla kaplı derin bir çukura battı. Lanetler okuyarak ayağını derin çukurdan çıkardı. Ayağının yarıya kadar çamura batmasını o kadarda önemsemiyor gibiydi. Alkolün etkisindendir midir bilinmez ama bir ayağı yürürken aksıyordu.

Elindeki şişeyi bitirdikten sonra sakince yere bıraktı. Ardından kaygılı bakışlarla yoluna devam etti. Önüne bile bakmıyordu. Yere bakarak sırtındaki eski kabana biraz daha sarılıyor, bedenini sıkıca sarıyordu. Bu soğuk kış akşamında gidecek herhangi bir yeri yoktu. Bu yüzden sırtındaki eski yırtılmış siyah kaban evi gibi olmuştu. Yıllardır hiç şikayet etmeden onu koruyup kollamıştı. En soğuk günde bile onu sımsıcak tutmuştu. Yaz, kış hep yanında olmuştu.

Yaşlı sarhoş adam uzun bir yürüyüşten sonra ilk kez kafasını kaldırdı. Kafasını kaldırdığı anda bir şeylerin yanlış gittiğini anlamıştı. Bir anda sokak kararmıştı. O kadar dalgın ve umursamaz yürüyordu ki nereye geldiğini bile anlamamıştı. Girdiği sokakta bir tane bile sokak lambası yoktu. Bu sokağa daha önce hiç girmemişti. Fakat nerede olduğunu biliyordu. Bu sokağa gece olunca hiçbir insan girmezdi. Bulunduğu bölge bir zamanlar site olarak yapılmaya başlamış fakat yarıda bırakılmaya mahkum kalmış bir sokaktı. Sıralı şekilde onlarca yarıda bırakılmış, penceresiz, kapısız ve boyasız binalardan oluşuyordu. Böyle bir yer varken hiçbir evsiz böyle bir yerde kalmaya cesaret edemiyordu. Çünkü bu yerde kalan hiç kimse bir daha görünmüyordu. Sabah normal bir şekilde geçilen bu sokakta gece olunca işler tamamiyle değişiyordu. Gecenin dehşetli baskısıyla gündüzden tamamiyle farklıydı. Gecenin ortasında kalmış karanlığın zebanisi gibiydi.

Yaşlı adam kafasını sağa sola çevirdi. Bilmeden sokağın ortasına kadar gelmişti. Ayakta bile zor yürürken nereye gittiğine dikkat etmemişti. Sadece yürümüştü. Lâkin şu anda bulunduğu durumda çokta korkulacak bir şey yoktu. Duyduğu şeyler çoğu ihtimalle şehir efsanesiydi. Bazı insanların başkalarını korkutup o yere sahip olmak için uydurdukları yalanlardan ibaretti. Buna inanmak için kaçık olmak gerekirdi. Yaşlı adam bu kadar şeyle korkacak değildi tabi ki burnuna gelen o ağır kokuyu ciğerlerine kadar çekene kadar…

Bir anda yaşlı adamın yüzü ekşidi. Kalbi hızlanmaya başladı. Bu koku hiçte normal değildi. Pis bir kokudan daha çok beyne kadar etki eden keskin bir kokuydu. Nefes almayı bile imkansız hâle getiriyordu. İnsanın midesini bozacak kadar güçlü bir kokuydu.

Yaşlı adam birkaç adım daha atıp kokunun geldiği yere doğru yürüdü. Yaklaştıkça bu kokunun ölü bir bedenden geldiği anlaşılıyordu. O kadar keskin bir kokusu vardı ki taze bedenin pis kan kokusunu dilinde hissediyor gibiydi. Bu kadar kokuya rağmen ölü beden hala ortalarda yoktu. Çoğu ihtimalle bir sokak köpeği yada sokak kedisi ölmüştü. Fakat ölü bedenden yayılan koku hiçte kedi yada köpeğe benzemiyordu.

Bir kaç adım daha attıktan sonra yaşlı adamın ayağı suya benzer ıslak bir şeye battı. İlkbaharın ortalarında bu gayet normaldi. Yaşlı adam birkaç adım daha attı. Ayağı sürekli kaygan bir sıvıya batıyor tekrar çıkıyordu. Fakat bu şey sudan daha kaygandı. Yağ gibiydi ama değildi. Daha çok tenine yapışıyordu. Işıksız bir sokakta ne olduğunu görmek imkansızdı.

Karanlık sokakta yaşlı adam için zaman inanılmaz derece yavaş geçerken küçük bir ses duyuldu. Neye veya kime ait olduğu belirsiz ses durmadan tekrarlanıyordu. Konuşma sesinden ziyade bir haraket gibiydi. Yürüme sesi olabilirdi veya bambaşka birşey… koca bir belirsizliğin içinde karanlık giderek dahada çöküyordu.

Yaşlı adam kısık sesiyle korkarak seslendi. Sesi sigara ve alkol yüzünden giderek bozulmuş, çatallanmıştı ;

“Kim var orada ?”

Yaşlı adam sesini sadece kendinin duyduğuna inanıyordu. Çok kısık ve güçlükle çıkmıştı. Kendi bile zor duymuştu. Boğazı nerdeyse kapanmış gibiydi. Buna rağmen az önce gelen sesler bir anda kesildi. Birileri veya birisi yaşlı adamı duymuştu. Yaşlı adam kesilen seslerle birlikte kalbi hızlanmaya başladı, nefes alış – verişi düzensizleşmeye başladı. Yürürken dizleri titriyordu fakat artık geri dönemezdi. Arkasındaki sokak çok geride kalmıştı. Tek yol ilerlemekti. Dua ederek Tanrının kendisini duymasını dilemek için durmadan yalvarıyordu. Bütün insanlar gibi en zor durumda iken tek yapabileceği kendisini yaratana seslenmekti.

Birkaç adım sonra ayağına yapışkan süngerimsi bir şey yapıştı. Hayır ! süngerden daha sert ve daha kaygandı. Ayağı kaygan maddeye değen adamın bir anda bütün bedeni titredi. Bir anda ağır koku iyice ağırlaştı. Ayağını bastığı şey ayağının altında ezilmişti. İlk bastığında sünger gibi bir şeye benzetmişti fakat tamamen ezildiğinde parçalanıp dağılmıştı. Bu şey tahmin edilebilir bir şeydi. Kabullenemeyecek kadar yakın bir şey. Kimsenin kabul etmeyeceği bir şey.

Yaşlı adam yere doğru eğildi. Bir kez daha büyükçe yutkundu. Boğazını kaplayan sıvı, bir türlü aşağı inmiyordu. Kan donduran bir zaman dilimine girmişti. Nefes alış veriş sesi kulaklarının içinde yankılanıp beyninde tekrar tekrar yankı yapıyordu. Buna rağmen hazırdı. Beyni tehlike hissiyle yanıp tutuşsa da merak kendini bir adım öne çıkarıyordu. Lâkin her saniye kulağında bağıran beyni iyice şiddetleniyordu ;

“KAÇ ! KAÇ ! NE DURUYORSUN KAÇSANAA !!”

Yaşlı adam elini ayağının altında ki yapışan maddeye sürdü. Artık geri dönüş yoktu. Eline gelen şeyi ilk anda anlamasa da anlaması çok uzun sürmedi. Avuç dolusu maddeyi eline aldığında parmak arasından bir sıvının aktığını hissetti. Akışkan ve yoğun bir sıvıydı. Akmaktan çok süzülüyor, damlıyordu.

Yaşlı adam korkuyla elindeki şeyi savurdu. Artık ne olduğunu anlamıştı. O şey… Bir insana aitti. Bir insanın parçalanmış bağırsaklarını tutuyordu. Bütün pisliğiyle öylece yerdeydi. Kanın, etin ve pisliğin hepsi yerlere serilmişti. Vahşetin boy gösterdiği bu sokakta yardım edecek kimse yoktu. Yalnız başına kalmıştı. Bu sessizliğin içinde bir avuç et ve ceset yığınıyla yalnızdı. Belki de değildi….

Yaşlı adam arkasını dönüp son kalan gücüyle bağırmaya çalıştı ;

“YARD…”

Sözünü tamamlayamadan ağzından ince bir sıvı sızdı. Yaşlı adam korkuyla elini ağzına götürdü ve akan şeye elini sürdü. Ağzından kan akıyordu. Yaşlı adam korkuyla hareket etmeye çalıştı fakat bedenini yere doğru düşmeye başladı. Yere doğru düşerken ayakları hala yere sabitti fakat sadece kendisi düşüyordu. Bedeni dal parçası gibi ortadan ikiye ayrılmıştı. Hâlâ bedeninden çıkmakta olan bağırsaklarını görene kadar bunu asla inanmazdı. İç içe sıkışmış gibi görünen organları tek tek yere dökülüyordu. Bir anda olmuş ve bitmişti, tek yaptığı yerde çaresizce dağılan bağırsaklarını bir araya getirmeye çalışmaktı. Ölümden o kadar korkuyordu ki iki eliyle kendisinden sonra yere düşen bacaklarına doğru gitmeye çalışıyordu. Yerde sürtünen parçalanmış bedeninin bile acısını unutmuştu. Tek bir isteği vardı YAŞAMAK…

“Ha…yır ha…yı…”

Yaşlı adam pervasızca yerde sürünürken sırtında bir ayak hissetti. Sırtına basan büyük ve güçlü ayak onu yere sabitlemişti. Ellerini, parmaklarını parçalarcasına sokak taşına sürterek ilerlemek artık imkânsızdı. Artık hareket edemezdi. Yaşlı adam çaresizce sürtünmeye çalışırken boyununda bir nemli bir nefes ardından garip bir ıslaklık hissetti. Bu ıslaklık bir dil gibiydi.

Yaşlı adam kanlanmış gözlerini boynuna doğru çevirdi. Bir yüz görünüyordu. Bir insanın yüzü, karanlıkta kaybolmuş bir insanın yüzü…. sadece birkaç kelime duyacak kadar yaşadı.

“Korkma , artık acı çekmeyeceksin… “

………………

“Bu… bu gerçekten iğrenç !! Böyle bir şeye kim alışabilir !! Böyle şeyler yüzünden polislikten soğudum…”

“Sus artık Sezgin !! Burada iş yapmaya çalışıyoruz. Buna alışmak imkansız fakat senin mızmızlanmanı dinlemeye gelmedim buraya.”

“Haydar Abi sence bu nasıl olmuş olabilir ?”

“Bilmiyorum ama büyük ihtimalle bir hayvanın yaptığını düşünüyorum. Baksana! Parçalanmış gibi görünüyor. Fakat cesetlerin uzuvları ve başları olay yerinde değil! Acaba nerede olabilir ?”

İki polis aralarında tartışırken beyaz giysili ve eldivenli kişiler cesetleri durmadan inceleyip fotoğraflarını çekiyordu. Zemin oluk oluk kan ve parçalanmış insan kalıntılarıyla doluydu.

Sezgin yavaşça polislerin çektiği sarı renkteki girilmez şeridini kaldırıp içeri girdi. Yüzü bembeyaz olmuştu. Sürekli ağzını ve burnunu tutarak yürüyordu.

“Haydar Abi ne zamana buradan gideriz ?”

Haydar aynı şekilde sarı şeridi kaldırıp içeri girdi. Sezgine göre daha kalıplı ve daha cesurdu. Gördüğü şeyler ne kadar iğrenç olsa da iğrendiğini belli etmemek için burnunu kapatmıyordu.

“Birazdan savcı burada olur. Raporu yazdıktan sonra bizde emniyete döneriz.”

Sezgin midesini tuttu.

“Benim midem kaldırmıyor, ben çıkıyorum.”

Sezgin hızlı adımlarla sarı şeridi kaldırıp dışarı çıktı. Arabanın arkasına geçip bir kez daha kustu. Anonsta duydukları yere en yakın ikisi olduğu için gelmişlerdi. Fakat böyle bir şeyle karşılaşacakları asla akıllarına gelmezdi. Bu cinayette olabilirdi, hayvan saldırısı da… İki türlüde tam bir vahşetti. Beş metre boyunca parçalara ayrılmış iki cesedi ayırt etmek imkansızdı. İki ceset birbirine karışmıştı. Yan yana iki parçalanmış beden duruyordu, yanlarında ise kan havuzunda yüzen binlerce et parçaları…

Arabadan ilk Sezgin inmişti. Olay yerine yaklaşırken ayağına bir şey yapışmış ve ezilmişti. Sezgin ayağına baktığı anda konuşmadan kusmaya başlamıştı. Haydar kaygılanıp Sezgine ne olduğunu sorsa da Sezgin cevap verecek durumda değildi. Sonunda zor da olsa konuşmayı başarmıştı.

“Yere… bak ! “

Haydar yere baktığında ezilmiş saydam bir göz parçası gördü. Sezginin ayağının altında parçalanmış, içindeki sıvı yere akmıştı.

Sezgin arabanın arka tarafında öğürürken siyah bir araba olay yerine yaklaştı. Sezgin zorla kafasını kaldırıp siyah arabaya baktı. Arabadan üç kişi çıkmıştı. İki kişi ortadaki kırk yaşlarındaki kişinin kollarından tutmuş olay yerine doğru götürüyordu.

Sezgin arabadan tutunarak birkaç adım atıp zorda olsa kendini toparlayarak olay yerine girdi. İlk olarak Haydar’ın yanına gitmişti. Haydar hala cesetlerin yanında bekliyordu.

“Haydar Abi bu adam kim “

Haydar sakince kafasını Sezgin’e yaklaştırıp ;

“Başsavcı” dedi. Sezgin inanamayarak gülümsedi. “Hadi canım sende. Böyle bir sarhoşun Başsavcı olmasına imkan yok!” Haydar da Sezgin’in gülümsemesine karşılık gülümseyerek cevap verdi. “Bu adamın ne kadar ünlü olduğunu biliyor musun sen? Ülkenin her yerinde adını duyurmuş bir savcıdır. Bu zamana kadar yanlış rapor verdiği görülmemiştir. Fakat kan tuttuğu için her olay öncesi içtiği söylenir. Ancak böyle kan fobisini yenebiliyormuş.”

Sezgin hâlâ şaşkınlığını koruyarak olay yerine gelmiş adama baktı. Çoktan yerdeki cesetleri incelemeye başlamıştı. Artık kollarından tutan birisi yoktu fakat ayakta durabiliyordu.

Başsavcı eğilerek cesetlere baktı. Ardından en yakındaki iki polise yani Sezgin ve Haydar’a döndü.

“Gerçekten de iğrenç değil mi ?” Başsavcı konuşurken yüzünde kocaman bir gülümseme oluşuyordu. Yerlere dökülmüş toprağa bulanmış bağırsaklar şuan kan tutan adamı etkilemiyordu. Sezgin korkuyla Haydar’a döndü.

“Bu adamı kan tuttuğuna emin misin? Bana daha çok kanı seviyor gibi geldi.” Haydar dikkatlice Başsavcıyı inceledi. “Değişik bir insan” dedi. Gerçekten çok değişik bir insandı. Bu manzara karşısında bu kadar rahat olması hem şaşırtıcı hem korkutucuydu. Yerde ortalığa saçılmış bir çok organ vardı. Fakat Başsavcı pek önemsemeden gülecen bir şekilde cesetleri inceliyordu.

Başsavcı yanından geçen beyaz önlüklü bir adamdan bir çift eldiven ve cımbıza benzeyen bir alet aldı. Sadece cımbızdan biraz daha büyüktü. Ardından yerdeki organların bir tanesini tutup havaya kaldırdı. Paranın sahte olup olmadığını öğrenmek gibi tuttuğu organı güneşe kaldırmış bakıyordu.

Sezginin bir kez daha midesi kalktı. Organdan akan kanlar Başsavcının elinden akıp yere dökülüyordu.

” Bu iğrenç !” Diye yeniledi Sezgin. Haydar anlamış gibi kafasını salladı.

Başsavcı tuttuğu eti inceledikten sonra tekrar Haydar ve Sezgin’e döndü.

“Burada iki ceset var” Sezgin ilk defa gülümsedi. “Onu bizde biliyoruz.”

Başsavcı sanki bu cevabi bekliyor gibiydi.

“Lâkin cesetlerden bir tanesi yaşlı bir adama aitmiş, elimdeki et parçası adamdan kalan karaciğer parçası. Aslında çoğu parçalanmış ve kayıp, karaciğerin bu kadar küçük olacağı aklıma gelmezdi. Neyse! diğer elimde ki et parçası da bir karaciğer fakat göründüğü gibi diğerinden daha beyaz görünüyor. İhtimallere dayanmak pek hoşuma gitmese de ilk kurban yaşlı biriydi, 50 – 60 yaşları arasında olduğunu tahmin ediyorum. Diğer kurban ise daha temiz ve genç biriymiş, 20 – 30 yaşları arasında olduğunu tahmin ediyorum”

Başsavcı tutarsızca gülümsedi. Haydar ve Sezgin pek tepki göstermedi. Haydar durmadan çenesine kadar uzanan bıyıklarını işaret ve baş parmağıyla çevirip duruyordu. Ardından iç cebinden bir sigara çıkarıp sağ cebinden çıkardığı zippo çakmak ile yaktı. Dumanı üflerken sert bakışlarla Başsavcıyı süzüyordu.

“Başsavcı bunları bende söyleyebilirim.” Haydar ilk kez Başsavcıyla konuştu. Sözleri biraz sert olsa da doğruydu. Sezgin kaçamak bakışlarla Haydar’ı ve Başsavcıyı süzüyordu. Başsavcının yüzünde ki gülümseme hâlâ silinmemişti. Aksine iyice genişlemişti.

“Haklısın…” Başsavcı yere eğilip bir daha yerdeki organ parçalarına baktı. Sarhoş olduğu için bazen dengesini kaybedip düşecek gibi oluyordu. Buna rağmen düşmeyip dengesini koruyabiliyordu.

Başsavcı işaret parmağını yerdeki kurumak üzere olan kana batırdı. Sezginin bakışları tamamıyla Başsavcıya yöneldi. Yerden aldığı kanı tereddüt etmeden diline sürmüştü. Sezginin gözleri büyüdü, Haydar’ın ağzındaki sigara yere düşmüştü. Bu adam deli miydi. Nasıl böyle bir şey yapabilirdi. Birde kan tuttuğunu söylüyorlardı. Bu tamamen saçmalıktı. Böyle birini kan tutma olasılığı yoktu. Normal bir insan bunu yapamazdı. Bu iğrençti. Sezgin ve Haydar birbirine baktı. İçlerinden sürekli aynı cümle geçiyordu. ” Napıyor bu kaçık adam ?? Bunu kan tutmuyor muydu ?”

Başsavcı parmağındaki kanı uzun uzun kokladıktan sonra bir kez daha yavaşça dilinin ucunu sürdü. Haydar ilk kez sinirle bağırdı. “NE YAPIYORSUN !! AKLINI MI KAÇIRDIN ?? “

Başsavcı hiç oralı bile olmadı. Dilini damağında defalarca kez dönderip durdu. En son ağzını şapırdadıp konuşmaya başladı. “Hmmm… yüksek oranda alkol… kurban tam bir alkolikmiş. Sanırım bu yaşlı olan… ciğerlerinde de görüldüğü gibi kanser olma olasılığı yüksek fakat asıl soru zanlı bu adamdan ne istemiş olabilir?”

Haydar derin bir off çekerek konuştu. “Bir cinayet olduğunu düşünmüyorum, bana göre bir hayvan saldırısı. Belki bir ayıdır ?” Başsavcı ayağa kalkıp etrafına bakındı. “Böyle bir şeyi hayvan yapmış olamaz. Etrafımızda herhangi bir orman yok! Kurt yada ayı saldırısı olduğunu düşünüyorsan imkanı yok! Zaten fark ettiysen iki cesedinde başları kayıp!!…” Başsavcı tekrardan eğildi ve cesede baktı. Ardından parçalanmış bedeni gösterdi. Doğrusu bedenin tamamen içi açılmıştı. Sadece kemikler ve biraz et kalmıştı. Kalan etler ise çoğunlukla parçalanmıştı.

“Hayvan pençeleri ve insan tırnakları arasında biyolojik olarak pek çok fark olsa da fiziksel olarak şunu söyleyebilirim; hayvan pençelerinin kökü kalındır ve çoğunlukla koni gibidir dairesel ve uca doğru ilerledikçe incelir fakat insan tırnaklarını yarım çembere benzetebiliriz. Ucu ve kökü aynı kalınlıktadır… “Haydar Başsavcı ile göz göze geldi.

“Peki bundan ne anlamam gerekiyor?”

Başsavcı tekrar eliyle cesedi gösterdi. “Şu yara izlerine bakar mısın? İlk bakışta hayvan pençesi gibi geliyor fakat daha dikkatli bakınca yaranın derinliğindeki ve yaranın başındaki genişlik aynı, aynı zamanda hayvan pençesi yararken insan tırnağı kopartır, cesedin yanındaki küçük iç içe girmiş et parçalarını görüyor musun? Sanırım şuradaki yaraya ait.”

Haydar ilk defa şaşırdı. Sezgin ikisini dinlerken bedenini çoktan korku kaplamıştı. Böyle bir şey olabilir miydi ? Bunu hangi insan yapabilirdi ?

Başsavcı ayağa kalkıp cebinden bir sigara çıkarıp yaktı. Elindeki beyaz eldivenleri çıkarıp geçen beyaz önlüklü bir adama verdi. Ardından ellerini cebine sokup yürümeye başladı.

“Sanırım buradaki görevim bitti, artık raporumu hazırlayabilirim” Haydar arkasını dönüp giden Başsavcıya seslendi.

“Bunun bir cinayet olduğunu mu düşünüyorsunuz?”

Başsavcı durup sigarasından bir duman daha çekip üfledi. “Evet!”. Ardından yürümeye devam etti.

Haydar ve Sezgin savcının gitmesiyle birlikte olay yerinde biraz daha beklediler. İnanılmaz derecede dehşet veren bir olaydı. Böyle bir şeyin olması imkansız gibiydi. Kim böyle bir şey yapabilirdi ? Bunu yapan kişi insan olamazdı. Yada artık değildi. Bu olay artık cinayet işlemekten çıkmıştı. Bu bir vahşetti…

Kısa zaman sonra köşeli sokak taşlarında sürünen insan organları, et parçaları ve tanınmaz hale gelen bedenler Olay Yeri İnceleme sayesinde büyük bir incelikle toplanarak laboratuvara otopsi için gönderildi. En büyük umutları parçalanmış bedenlerde zanlıya ait gen kalıntısı bulmaktı. Bu en ufak kan pıhtısı, et parçası yada tükürük salgısı olabilirdi. Her şey olabilirdi. Fakat en önemli incelik üç şahsı birbirinden ayırt etmekti. Her şey karışık bir silsileye dönmüştü. Bu yüzden bu basına sızdırılamazdı. Ülke tamamıyla karışıklık içinde boğulurdu. Bu yüzden gizli kalmalıydı.

Kısa zaman sonra yağan ilkbahar yağmuru ile güneşin ışığı sönmeye başladı. Dünya bir kere daha karanlığa gömüldü. Bu huzursuz bir vedaya benziyordu. Artık olay yerinden ayrılma vakti gelmişti. Tek korkulu gözlerle sokak çukurlarına dolan kana bakan Sezgin değildi. Bütün ekip korkularını gizlemek için hızlıca olay yerinden uzaklaşıyordu. Bu yer lanetli gibiydi…

“Hadi Sezgin artık burada işimiz kalmadı, gidiyoruz.” Sezgin büyük bir memnuniyetle arabaya bindi. Kapalı kapılar ardında bile huzursuz hissediyordu. Haydar gideceklerini söylemeseydi yalvarmak üzereydi. Artık bu lanet yerden gidebilecekti.

Araba, Haydar’ın binmesiyle birlikte hareket etti. Kısa zaman içinde olay yerinden fazlasıyla uzaklaştılar. Haydar arabayı sürerken bir elinde de yeni yaktığı sigarasını tutuyordu. Gözleri dalgın ve hep ileri bakıyordu. Sigara tuttuğu eliyle bir yandan sigara içerken bir yandan da arada bıyığını çevirip duruyordu. Sezgin kolunu cama dayamış yanından hızlı geçerken sıra halinde kaybolan evleri izliyordu. Arabaya büyük bir sessizlik hakîm olmuştu.

Sezgin evleri izlerken ilk sessizliği bozan kişi oldu. “Şimdi ne olacak Haydar Abi?” Haydar bıyığını çevirmeye devam ediyordu. “Bu iş artık Cinayet Şubenin işi, yani bizim… ” Sezgin kafasını Haydar’a çevirdi. “Bizim derken benden bahsetmiyor sundur umarım?” Haydar hala bıyığı çevirmeye devam ediyordu. “Bilmiyorum… inan ki ne olacak hiç bilmiyorum. Sanırım dört beş gün sonra deliller incelenmiş olur. Bundan önce tam teşkilatlı bir emir almayız. Belki böyle bir olayı bizim gibi acemilere bile vermeyebilirler. M.I.T in böyle bir iş için daha uygun olacağını düşünüyorum, fakat dediğim gibi ne olacak hiç bilmiyorum. “Arabada tekrardan derin bir sessizlik hakîm oldu ve yol bitene kadarda kimse bir daha konuşmadı.

Gökhan KARAKELEŞ

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 7 Ortalaması: 4.9]

8 thoughts to “Korku Hikayelerinden; Açlık Çekenler 1. Bölüm (+18)”

  1. Ulen adam yazmış okutuyor. Tebrix. Bunu ben yazsam sarhoşun biri yolda giderken biri de gelip onu öldürmüş der bitirirdim.
    Ama işte yazmak da bir sanatmış demek ki.

    1. Arkadaşlar hikayelerinizin altına alakasız yorumlar bırakıyorum ama. Benim hikayemin bir süre önce watpadda çalınmış olduğunu fark ettim. Fark etme nedenim watpadda da olsun ordada okunsun diye koyduğum hikayelerin aramalarımda gözükmemesiydi. Sonradan hikayemin çalınmış olduğunu fark ettim. Şu anda tek bir kişinin değil birkaç kişinin hikayelerimi çalıp watpadda yayınlamış olduğunu fark ettim. Sizin başınıza da bu geldimi. Siz ne yapıyorsunuz.

      1. Wattpad sayfasındaki sitemizden kopyalanan içerikler Wattpad yetkilileri ile görüşmelerimiz sonucu tamamen kaldırılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir