Dehşet ÖyküleriFantastik HikayelerGökhan Karakeleş

Açlık Çekenler: Kayıp Cennet 7. Bölüm

Dehşet Hikayesi

Açlık Çekenler: Kayıp Cennet 7. Bölüm

“YOZLAŞMIŞ ZİHİN”

” Ağabey, kapıda biri seni soruyor.”

“Kim oluğunu sor.”

” İsmi Alkanmış. Bugün terapin varmış.” 

Mete uzandığı kanepeden kalkıp kapıya yöneldi, Kapının önünde siyah güneş gözlüklü, kabanı dizlerine kadar inen uzun saçlı bir adam duruyordu.

” Bugün, aylık terapin için buradayım. Müsait misin?”

Mete saatine bakıp kafasını kaldırdı.

” Akşam yapabilirdik. Şimdi neden geldin? “

“Akşam müsait değilim. Şimdi aradan çıkaralım.”

“Tamam, içeri gel.”

Mete geri çekildiğinde Alkan içeri girip kabanını askılıktan astı. Elinden düşürmediği el çantası ile salona kadar yürüyüp, ayakta bekliyordu.

” Neresi müsait ?”

“Bir şeyler içmez misin ?”

Alkan kol saatine baktıktan sonra biraz duraksadı. Sanırım biraz zamanı vardı.

” Sakıncası yoksa bir kahve içerim. “

“Tamamdır. Geç otur. Ayakta kalma. Ben hazırlıyorum. “

Mete kahve hazırlamak için mutfağa yöneldi. Damla ve Alkan salonda oturuyordu. Damla belli etmemeye çalışsa da bu garip adamı süzüyordu. Yüzüne yapışan o koca güneş gözlüğü ile nasıl rahat edebiliyordu ? Aynı zamanda bir robot gibiydi. Ağabeyinin bütün iş arkadaşları sıra dışı insanlardı.

“Sorun nedir hanımefendi ?”

Alkan korkunç yüzünü Damlaya çevirdi. Damla’nın içi ürpermişti. Alkan’ın hafif bozuk cildi ile birlikte uzun saçları korkunç bir imaj yaratıyordu.

“Bir şey yok ! Sadece psikiyatrist  misiniz ? Onu merak ettim.”

Alkan kafasını salladı. Fazla konuşkan değildi. Mete elindeki kahveleri masaya koyup tekli koltuğuna geçti.

“Gamze dün akşam dönmedi. Fazladan mesaiye mi kaldı ?”

” Sanırım işi biraz uzamış. İş yerinde kalmış.”

İkisi de Damla’nın yanında hafif şifreli konuşuyordu. Damla iş sohbetlerinden nefret ettiği için ortamda fazla kalamamıştı.

” Ben Selin Ablanın yanına gidiyorum. Bu arada akşam sende gelmelisin. Uzun bir süredir seni görmedi. Hafta sonu seninle konuşmak istiyordu. Bugünde hafta sonu. Yine akşam olunca ortalardan kaybolma ! “

“Tamam. Kendinize dikkat edin. Kahveni içmeyeceksen döküp öyle git. “

Damla kahvesini alıp mutfağa gitti. Üstü çoktan hazırdı. Kapıya yönelip askılıktan ceketini alıp son kez ağabeyine birkaç hatırlatmalarda bulunup evden ayrıldı. Şimdi Mete ve Alkan kalmıştı.

” Burası müsait görünüyor. Başlamak ister misin ?”

“Olur, başlayalım.”

Mete sırt üstü uzun koltuğa uzandı. Alkan bir sandalye çekip yanına oturmuştu. El çantasını karıştırıp küçük bir tabaka ve küçük bir cam şişe çıkardı. Cam şişe tek yudumluk kadar küçüktü. Tabakanın içinden ise yarım bir sarılı sigara çıkardı.

” Bu sefer dozu arttırdım. Yeşil odanın içinde olacaksın. Bütün acıları hissedeceksin. Bunun yanında gördüğün şeyler çok absürt şeyler olabilir. Bunları tekrar anlatmama gerek yok. “

Mete kafasını salladı. Tabakanın içinden çıkan sigaradan bir duman alıp tekrar kafasını koltuğa yasladı.

“Bu öncekinde yoktu. Yeni bir şey mi?”

“Peru Amazon ormanlarından bulduğumuz özel bir bitki. Çok yüksek sakinleştirici etkisine sahip. Sadece bir kere içine çek ! Daha fazlası halüsinasyon görmeni sağlar. “

Mete küçük cam şişenin içindeki sarı ,kırmızı ve yeşil yapraklarla dolu suyu içip yeniden uzandı. İçinde oluşan sakinliği hissedebiliyordu.

” Şimdi ellerini iki yanına uzat ve rahatla. “

Alkan çantasından beyaz bir örtü çıkarıp Mete’nin yüzünü örttü.

” Gözlerini sıkıca kapatma! Yüzüne vuran beyaz ışığı hisset ve bir şey düşünme ! “

Alkan eline birazcık etil alkol döküp Mete’nin yüzüne serpiyordu. Yüzü kapalı olduğu için bu rahatsız ediciydi.

“Şimdi uykuya dalacaksın. Gözlerini sakın açma. İlaç yavaş yavaş etki ediyor ve uykuya dalıyorsun.  Sesimi duymayı bıraktıktan sonra içinden beşe kadar ve gözlerini aç.”

Mete kısa bir sessizliğin ardından gözlerini açarak yüzündeki örtüyü kaldırdı. Her şey aynı görünüyordu. Yanı başında Alkan oturmuyordu. Mete uzandığı yerden doğrularak etrafına baktı. Az önce kendisinin oturduğu tek kişilik koltukta başka birisi oturuyordu. Kafasını tamamen kaplayan beyaz baykuş maskesi ile ona bakıyordu. Altında ise beyaz ve şık bir takım elbise vardı.

” Hoş geldin Şimdiki Mete. Bir süredir burada bekliyordum.”

Adamın sesi çok kalın baskındı. Konuşurken insanı huzursuz eden bir yapısı vardı.

” Sen kimsin?”

Adam, ceketinin cebi olmamasına rağmen elini ceketinin içine attı ve bir puro çıkardı. Parmaklarını  şaklatmasıyla birlikte  parmaklarından kıvılcım çıkıp, avucunun içi tutuşmaya başlamıştı. Purosunu yaktıktan sonra elini salladı ve ateş söndü.

“Beni tanıyorsun Şimdiki Mete. Ben önceki, şimdiki ve sonraki senim. Peki sen kimsin ? Şimdiki gibi görünüyorsun ama geçmişte kalmışsın. Sonraki gibi acımasız olmana rağmen şimdiki gibi safsın. Öncelikle kim olmak istersin ?”

” Bilmiyorum.”

” Yanıma gel!”

Mete oturduğu yerden kalkarak adamın önünde durup yanına bir sandalye çekti. Adam purosunu içerken bir yanda da camdan dışarı bakıyordu. Mete de kafasını cama çevirdi. Dışarıda bir çocuk koşuyordu. Yalın ayak ve bel üstü çıplaktı. Elleri ve küçük bedeni kan ile doluydu. Buna rağmen koşarken yüzünde küçük bir mutluluk vardı. Korkusuz ve atılgandı.

” Onun gibi mi olmak istersin ? Ben senin dünyanı bu pencereden izliyorum. En mutlu görünen anılarından bir tanesini… Şimdi söyle bana ! Önceki mi ? Şimdiki mi? Yoksa Sonraki mi olmak istersin ?”

Mete biraz daha camdan dışarı bakıp çocuğu izledi. Yanındaki kurt ile ovalarda koşup eğleniyorlardı. Özenmemek elde değildi.

” Önceki olmak istiyorum.”

Baykuş maskeli adamın elini ceketinin cebine götürdü ve küçük bir bıçak çıkardı.

” O zaman Şimdiki zihnini çıkar. Sana önceki zihnini vereceğim.”

” Nasıl çıkaracağım ?”

” Her şey kafanın içinde. Önce zihnini kafanın içinden çıkar.”

Bu küçük bıçakla beynini çıkarmasını istiyordu.

” Bu bıçakla nasıl çıkaracağım ?”

” Burada nasıl diye bir şey kullanmıyoruz. Sadece zihnini çıkar.”

Mete adamın elinden küçük bıçağı alıp alnına götürdü. Gözlerini kapatıp bıçağı alnına bastırdı. Bıçağı bastırmasıyla birlikte kesilen eti ve kemiği sonuna kadar hissetti. Elleri titremiş, ter içinde kalmıştı. Yavaşta olsa sonunda bitirmişti. Yüzü kanlar içindeydi. Gözlerinin içi bile kan dolmuştu.

“Şimdi çıkar onu !”

Mete elini kafasının üstüne bastırıp kafatasını çıkardı. Ardından tırnaklarını beynine geçirip çekmeye başladı. Beyni parçalanmıyordu. Sanki oraya yerleştirilmiş gibi yavaş yavaş çıkıyordu. Mete en sonunda beynini çıkarıp adama uzattı. Hiçbir şeyi net  hissedemiyordu. Her şey silik ve anlamsızdı. Sanki yokluğun içinde bir taş parçası gibi savruluyordu.

“Şimdi bir hiçsin. Yozlaşmış zihnin senin varlığını oluşturuyor. Sana Öncekinin zihnini vereceğim.”

Adam maskesini çıkarıp bıçağı eline aldı. Adamın yüzünü görse bile anlamıyordu. Gördüğü hiçbir şey aklında kalmayıp yok oluyordu.

Adam tek seferde kafatasını kesip beynini çıkardı. Adam beynini Mete’nin kafasına koyduğu anda yok olmuştu. Mete yavaşça gözlerini açtı. Küçük elleri ve bacaklarını görünce afallamıştı. Asıl şaşkınlığı kafasını çevirince oluşmuştu. Kocaman bir adam sert gözlerini ona dikmişti.

” GEÇ KALDIN METE! ÇABUK BURAYA GEL!”

Mete’nin küçük yeşil gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü. Gözlerinin buğulanmasından anlamamıştı. Eline gelen ıslaklık ile birlikte iyice şaşırdı. Ağlayabiliyordu. Yüzü buruşuyordu. Tekrar kendini insan gibi hissediyordu. Her şey gerçek ve anlamlıydı. Ağaç yaprakları yeşil ve uzun otlar sarıydı. Dünya renkliydi. Yağmurdan sonra oluşan toprak kokusunu içine çektiğinde yüzü gülüyordu. Hissedebiliyordu.

“NEDEN AĞLIYORSUN ?  ERKEK ADAM AĞLAMAZ ! ÇABUK YANIMA GEL !”

Mete ufak elleriyle gözlerini silip iri ve uzun adamın yanına yaklaştı. Uzun saçları ve yarı çıplak bedeni ile bir ilah gibi duruyordu. İki metreden daha uzundu. Mete onun kasığına  bile gelmiyordu. Adamın yanında adeta bir yavru kedi gibiydi.

“Özür dilerim Yamtar Amca. Bir daha geç kalmayacağım.”

“BAHAR GELDİ DİYE ASLA KENDİNİ SALMA ! HALA KÜÇÜK BİR ÇOCUKSUN. BEN OLMADIĞIM ZAMAN KENDİNİ KORUYABİLMELİSİN. ANLADIN MI?”

Koca adam konuşurken uzaklara bakıyor ve bağırarak konuşuyordu. Sanki her dakika ordusuna  sesleniyordu.

“Anladım Yamtar Amca.”

Adamın alev saçan bakışları sakinledi ve eğilerek ufak çocuğun kafasını okşadı. Yüzü gülüyordu. Bu çok garipti. Onun yüzü hiç gülmezdi.

” Sen bizim geleceğimizsin Mete. Benden sonrada var olacaksın.  Varlığımda taşıdığın masumluğu yokluğumda da taşı. Bunu sakın zihninden silme. Ölüm benim gibiler için şereftir. Senin içinde öyle olacak. Seni çok hızlı büyüttüğüm için kusura bakma. Diğer çocuklarla oyun oynamak yerine eğitim yapıp, akşamlara kadar çalışıyorsun. Şuan bana kızgın olsan da ileride bana hak vereceksin. Her şeyi sen ezilmeyesin diye yapıyorum.”

Mete yaşaran gözlerini silmek için küçük kolunu götürdü. Gerçek aile sevgisini uzun zaman sonra yeniden hissediyordu. Saatlerce küçük bir çocuk gibi bağırarak ağlamak istiyordu. Sadece kolunu yüzüne bastırmakla yetinmişti. Mete kolunu kaldırdığında koca adam yeniden sinirle bakan gözlerini uzaklara çevirmiş vaziyette gördü. Ruh hali nasıl bu kadar hızlı değişmişti ?

” Az önce Yamtar’ın içinden geçenleri dinledin. Sana hiçbir zaman dürüst olamadı. Bunu sende biliyorsun. Nasıl hissettin ? Duygusal mıydı? “

Mete arkasından gelen ses ile birlikte hızlıca arkasını döndü. Arkasında kahverengi ayı maskeli, siyah takım elbiseli bir adam duruyordu. Elinde maskesi gibi kahverengi bir baston duruyordu. Uzun ve aşırı kilolu bir yapısı vardı.

” Sen kimsin?”

“Ben; Önceki, Şimdiki ve Sonrakinin zihnine sahip olan senim. Beni tanıyorsun. “

“Seni tanımıyorum.”

“Sen beni seçtin. Seçtiğin kişiyi tanımadan mı seçtin ? Geçmişini bilmiyor musun ? “

“Geçmişimi biliyorum ama seni hatırlamıyorum.”

” O zaman hatırla. Düşündükçe beni anlayacaksın. “

Adamın toza dönüşüp yok olmasıyla birlikte Mete kafasını çevirdi. Arkasından gelen çığlıklar kulağını sağır edecekti. Yüz binlerce insan iç içe girmişti. Toprak kanla ıslanıyor ve kahverengi renginin yerine kırmızıya bırakıyordu. Kolu, ayağı ve kafası kopan insanları görebiliyordu. Acı inlemeler ve  büyük nidalar birbirine karışmıştı. Gördüğü kimseyi tanımıyordu. Herkes birbirini öldürüp intikam alırcasına karşıdaki kişinin bedenini parçalıyordu. Burası bir savaş ortamıydı.

“YAMTAR AMCA ! YAMTAR AMCA!”

Tanıdık hiç kimsenin sesi kulağına gelmiyordu. Kocaman düzlükte, savaşın yetim çocuğu gibi kalmıştı. Tozdan ve insan cesetlerinden başka hiçbir şey yoktu.

” Ne duruyorsun Mete ? Git ve savaş !  Burada bekleme !”

Arkasında duran tanımadığı adam Mete’ye bir kılıç uzattı ve ona savaş meydanını göstermeye başladı. Durmadan gitmesini ve savaşmasını söylüyordu. Mete eline aldığı kılıçla savaşın en can alıcı yerine doğru yürümeye başladı. Kendisine kılıç sallayan ilk kişiden sıyrılıp kılıcını boynuna sapladı. İlk kez bir insan öldürdüğü yaşlardaydı.

” DURMASANA APTAL ! DEVAM ET ! YOKSA ÖLECEKSİN!”

Mete Üzerine çullanan ikinci adamı zorla da olsa kılıcıyla ittirip, kılıcını kalbine sapladı. Adam ağzından akan kanlar eşliğinde yere düştü. Mete kaçmak istiyordu. ilk kez yaşadığı bu duyguyu sindirmesine bile izin verilmiyordu. Herkes birbirini öldürüyordu. Üzerine gelen üçüncü adama fırsat vermeden kılıcı tuttuğu eline derin bir kesik atıp, kılıcını göğsüne saplamamıştı. Adam hemen ölmemişti. Mete’nin yırtık kahverengi pantolonunu tutup kanlı gözleriyle yüzüne bakıyordu. Adam öfke doluydu. Ölene kadar aynı şeyi haykırmıştı. Durmadan ve nefes almadan.

” Ailemi siz öldürdünüz ! “

Birkaç kere tekrarladıktan sonra gözleri soldu. Ölen bir kişinin en dikkat çeken yeri gözleriydi. Ruhsuzluğunu bütün bedeninde hissettiriyordu. Bomboş sadece bir yere bakan gözlerini görmek huzursuzluk veriyordu. Mete büzülen dudaklarını ısırdı. Üzerine gelen onlarca kişiyi görebiliyordu. Üzülmenin yeri değildi. Savaş daha bitmemişti.

Sonunda akşam olmuştu ve askerler safına çekilmişti. Mete kurulu bir çadırın yanında kanlar içinde oturuyordu. Yüzünü bile yıkamamıştı. Bugün öldürdüğü yüzlerce insanın kanı hala üzerinde duruyordu. Kurumuş ve kokuyordu. Ağzının içi bile kan ve toz doluydu. Titreyen ellerini durmadan sıkıyordu. Burası bir çocuk için değildi.

“Efendim, bende sizi arıyordum. Birden yok oldunuz.”

Mete yaşaran gözleriyle Ghost’a sarıldı. Tıpkı annesine sarılır gibi sarılmıştı. Çocuk zihni saf ve masumdu. Bu kadar acıya ve ölüme bile katlanamıyordu.

” Neredeydin ? Orada yalnız kaldım. Savaş iğrenç bir şey.”

Mete ve Ghost aynı boylarda ve aynı yaşlarda görünüyordu. Buna rağmen Ghost daha olgun ve daha sakindi.

“Korkmanıza gerek yok efendim. Ben buradayım. Sizi ömrüm boyunca koruyacağım.”

Mete oturduğu yerden başını Ghost’un karın bölgesine yaslayıp, hüngür hüngür ağlıyordu. Ghost ayakta, bir eliyle Mete’ye sarılırken bir yandan da Mete’nin başını okşuyordu. Kan ile dolu yüzünün içinde şefkatli bir gülümseme vardı. Tıpkı bir anne gibiydi.

” Şimdi hatırlıyor musun beni ?”

Mete’nin ağlaması bir anda kesildi ve kafasını kaldırarak karşısında ki ayı maskeli adama baktı. Az önce hissettiği duygular bir anda toz olup uçmuştu. Ghost donmuş bir şekilde kendisine bakıyordu. Mete Ghost’un ellerinin arasından çıkarak ayağa kalktı.

” Bilmiyorum. Sen kimsin ?”

” Ben, senin az önce kaybettiğin duygunum. Sulu gözlülüğün ve ve masumiyetin beni besledi ve var etti.  Beni en çok sen tanıyorsun. Bende seni tanıyorum. İlk kez öldürdüğün canlıyı, insanı , yaratığı… Hepsini gördüm. Önceki zihnin saf ve masumdu fakat saflık sana her zaman kazandırmaz. Zaten saf olduğun için her şeyini kaybetmedin mi ? Şimdi, önceki zihninden memnun musun ?”

“Bilmiyorum.”

” Öğreneceksin. Zamanla öğreneceksin.”

” Biraz daha hissetmen gerekiyor. Eminim anlayacaksın. Sadece beklemen gerekiyor. Zamanla öğreneceksin.”

Ayı başlı adam toz olup kayboldu. Mete tekrardan savaşın acı çığlıklarını duyabiliyordu. Hava aydınlık ve güneşliydi. Buna rağmen uçuşan yoğun toz taneleri güneşi örtüyordu. Yüce bozkırın içi; kan ve toz ile dolmuştu. Aynı savaş meydanındaydı fakat bir değişiklik vardı. Mete kendini izliyordu. Çocukluğu bir hayvan gibi duraksamadan kılıcını sallayıp ilerliyordu. Mete kafasını çevirip yüz binlerce askerin arasından bile belli olan adama baktı. Kılıcını her sallayışında onlarca askeri parçalıyordu. Demek savaşın içinde olup da izlemek böyle bir şeydi.

Mete kulağına gelen acı çığlıklar ile birlikte tekrardan kafasını çevirdi. Onu görebiliyordu. Yamtar’ın yanı başında Mete dizlerini çökmüştü. Onları görebiliyordu. Yamtar ölüyordu. Mete’nin yüzü terlemeye başladı. Çocukluğunun halini görebiliyordu. Uzamış saçları, pislik ve kan içindeydi. Bütün bedeni ufak yaralarla doluydu. Dizlerinin üzerine çökmüş, bağırarak ağlıyordu. Mete alnından dökülen terleri silmeye başladı. Yüzü giderek morarıyordu. Nefes alış verişi hızlanmaya başladı. Her şeyini kaybedeceği anı görüyordu. Bir gün bile bilinç altını yalnız bırakmayacak kabuslarının nedenine bir kere daha tanıklık ediyordu. Çocukluluğun elinden tutup, ona sarılmak istiyordu. Onu teselli edip, bağrına basmak istiyordu. Koca dünyanın içinde yapayalnızdı. Onu tutacak hiçbir şey yoktu. Yüz binlerce insanın içinde yalnızlığını ve acısını teselli edecek hiçbir şey yoktu.

“Önceki zihnini yine de istiyor musun ? Sonrakinin zihnini görmek ister misin ?”

“Artık geçmişimi görmek istemiyorum. Lütfen bana geleceğimi göster. “

Ayı maskeli adam ceketinin cebinden küçük bir bıçak çıkarıp Mete’ye uzattı.

” Bana zihnini ver. Ne yapacağını biliyorsun.”

Mete tekrardan bıçağı alnına bastırdı ve kafatasını yarıp beynini çıkardı. Bıçağı ayı maskeli adama uzattı. Yine görebiliyordu ama hiçbir şey anlamıyordu. Düşünme yetisini kaybetmişti.

Adam kafasının içinden beynini çıkarıp Mete’nin kafasına yerleştirdi. Mete kendine geldiğinde karşısında başka bir adam vardı. Karga maskeli, çok zayıf bir adam karşısında duruyordu. Üzerinde kırmızı bir takım elbise ile ona bakıyordu.

“Sonrakini görmek ister misin ?”

Evet

“Beni takip et !”

Adam arkasını dönüp beyaz bir kapıdan içeri girdi. Kapıdan girdikleri anda kapı yok olmuştu. Önlerinde uzun koridor duruyordu. Beyaz koridorda ilerledikçe duvarlara bulaşmış kan izleri görülmeye başladı. İlerledikçe kan izleri yoğunlaşıyordu. Koridorun sonuna yaklaştıkça parçalanmış cesetler görülmeye başlandı. Cinsiyet ve yaş fark etmeksizin hepsi çıplak ve kanlar içindeydi. Mete eğilerek yerdeki cesedin üzerine bulanmış kana parmağını batırdı. Parmağını ağzına götürüp tadına baktı.

” Bu yaratığın kanı değil. Bu insan kanı.”

“Takip et !”

Cesetler giderek artmaya başlarken sonunda koridorun sonuna vardılar.  Mete bir araya toplanmış cesetleri görebiliyordu. Kandan oluşan küçük bir göl ayağına değiyordu. Mete cesetlere yaklaşmaya başladı. Cesetlerin arasında bir şey hareket ediyordu.  Önündeki cesedi kaldırarak, çıplak bedenlerin üzerine basarak, küçük tepenin üstüne çıkmaya başladı. Onu görebiliyordu. Uzun sakalları ve uzun saçı ile eline geçen bir kolu ağzıyla parçalıyordu. Cesetler gibi çıplaktı.  Vücudu kanlar içinde olduğundan yüzünü görmek imkansızdı.

Mete cesetlerin içindeki adama yaklaştı. Hayattan umudunu kesmiş yüzünü artık görebiliyordu.

” Bu kim ?”

“Sensin. Tanımadın mı?”

Karga maskeli adam elini yüzüne götürerek maskesini çıkardı. Yüzü yanmış bir adam karşısındaydı. Yüzünün sol tarafı tamamen yanmış ve bir gözü kör olmuştu. Kafa derisi yanıklar ile dolu olduğundan sadece aradan birkaç tel çıkmıştı. Dudağının yarısı birbirine yapışmıştı. Ağzını açarken dudaklarından kanlar süzülüyordu.

” Biz seniz. Bunu sana kaç kere dedik ama bizi dinlemedin. “

” Benim yüzüm yanmadı. Yansa bile iyileşir. Sen, ben olamazsın.”

Yüzü yanmış adam kanlı dişlerini göstererek gülmeye başladı. Gülerken boğazından gelen hırıltılı ses, yüz ekşitiyordu. Yanan yüzü onun görüntüsünü tamamen değiştirmişti.

” O gün seni kurtardılar. Tanrı ile kumar oynadın ve kazandın. Tanrının ateşinden kaçmayı başardın ama beni hiç kimse kurtarmadı. Ölümden son anda kurtuldum fakat bedenimin birçok kısmı yandı. Yaşlılar seni kurtardı fakat beni kimse kurtarmadı. “

” Ne demek istiyorsun ?”

Yüzü yanmış  adam cesetlerin içindeki adamı gösterdi.

” Bu senin geleceğin. Benim geleceğim değil. Hiçbir şeyden kaçamayız. Gerçekten en iyi hayatı sen mi yaşıyorsun ? Benim bedenim yandı ama insanlığımı kaybetmedim. Sen her şeyini kaybedeceksin. Mutluluğu aramak bizim için imkansız. Sen en sorumsuzumuzsun. Kendini değiştirebileceğini sanıyorsun. Bu senin sonun olacak. Daha fazla kendini kaybetme ! “

” Sana inanmıyorum ! Ben asla böyle biri olmayacağım. Benimle oyun oynuyorsun. Sadece kafamın içindeki bir hayalden ibaretsin. “

” Olabilir. Ben sadece kurtarılmadığın zamanı gösteren bir düşünceyim. Geleceği sen göstereceksin. Ne ile karşılaştığını sen göreceksin. Yavaş yavaş yok oluşunu göreceksin. Bu sözlerimi unutma.”

Mete yavaşça gözlerini açtı. Alkan yanı başında oturmuş küçük kağıda bir şeyler karalıyordu.

” Uyandın. Çok zor geçti mi ?”

Mete yerinden kalkıp terle dolmuş alnını sildi. Gözleri bulanık görüyordu. İlacın etkisinden henüz  çıkamamıştı.

” Yine kafa karıştırıcıydı. Bir sonuç çıkaramıyorum. Bende bir değişiklik var mıydı ?”

” Çoğunlukla yüzünde acı bir ifade vardı. Fazla tepki yoktu.”

” Bunun işe yaramadığını hissediyorum. Hiçbir şey değişmiyor.”

Alkan bir şeyler karaladığı küçük defteri çantasına attı. Çoktan eşyalarını toplamıştı.

” Şuan için bunu denemek en iyi yol olabilir. Elimizde başka bir şey yok. Belki kendi kendine yardımcı olursun. Neyse ben gidiyorum. Vücudunda bir şeyler hissedersen beni ara. “

Alkan askılıktan ceketini alıp kapıya yöneldi.

” Unutma! Sadece sen kendine yardımcı olabilirsin. Hayatının değerini bilmelisin. Şimdilik görürüz .”

Alkan gittiğinde Mete’nin içinde küçük bir boşluk oluştu. Artık yalnızdı. Kafasının içinde derin düşüncelere dalmıştı. Belki de yanlış yapıyordu. Mutluluğu aramak sonu olabilir miydi ? Belki de daha fazla pisliğe batacaktı. Sonunda iğrenç birine dönüşebilirdi. Belki de vazgeçmeliydi. Yeni bir hayat onun için fazla cazip gelmişti.

Mete yüzünü yıkayarak merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Bunca rüyanın ardından gerçekliğe dönmek garip hissettiriyordu. Rüyadan uyanmak gibiydi fakat etkisi hemen geçmemişti. Her kafasını çevirdiğinde arkasından birisi yaklaşacak gibi hissediyordu. Belki de bu kadar düşünmesine gerek yoktu. Kafasında olan her şey zamanında olmuş ve bitmişti. Yeni ve rahat bir hayat yaşıyordu. Ölüm tehlikesinden uzak ve sakindi. Bir zamanlar ölümü arıyordu fakat artık bunu düşünmek istemiyordu. Pis kokan anılarından uzaklaşmak ve yeni şeyler yapmak zorundaydı. Artık temizlenmenin zamanı gelmişti. Üzerindeki insan kanını yıkamalı ve hayatına devam etmeliydi.

Hava kararmaya başlamıştı. Mete Damla’ya verdiği sözü unutmadan siyah ceketini askılıktan alıp, evden ayrıldı. Arabasına binmeden önce ilk işi Damla’yı aramak olmuştu. Cebinden bir sigara çıkarıp yaktı. Bu esnada da Damla’yı arıyordu. Kısa süre sonra yerlerini öğrenmişti. Aynı mahallede bulunan bir kafede oturuyorlardı. Fazla uzak değildi. Mete arabayı çalıştırıp ağzına sigarasını tutuşturdu. Birkaç duman daha alıp arabanın küllüğüne sigarasını bastı. Birkaç dakika içinde gideceği yere varmıştı.

Mete cam kapıyı açtıktan sonra etrafına bakındı. Kahverengi yuvarlak masaların yanında dört tane ahşap sandalye dizmişlerdi. Her masanın üzerinde küçük bir saksı bulunuyordu. Tamperli cam pencerelerin altında ise birçok çeşit çiçek saksılara yerleştirilmişti. Rengarenk görüntüsü ile hoş bir kafeydi.

Küçük barın yanından gelen garson Mete’ye selam verdi. Eliyle masaları gösterdi.  Birçok masa boş görünüyordu. Camlara yakın maslarda birkaç kişi oturuyordu fakat Damla ve Selin’i göremiyordu.

” Üst katta oturan var mı?”

” Çoğunluk üst katta efendim.”

“Teşekkür ederim.”

Mete barın yanındaki merdivenlerden çıkarak etrafına bakındı. Açık havada oturmak daha güzel olmalıydı. Alt katın aksine burası yoğundu. Mete etrafına baktığında cam balkonun yanında oturan iki bayan dikkatini çekti. Sanırım onlardı. Kalabalık masaların arasından sıyrılıp Damla’nın ve Selin’in oturduğu masaya yaklaştı. Boş bir sandalyeyi alıp, yanlarına çekmişti.

” Güzel yer bulmuşsunuz. İçecek bir şeyler söylediniz mi ?”

” Hayır ! Seni beliyorduk.”

Mete elini kaldırdığında beyaz gömlekli bir garson masalarına doğru yürümeye başladı.

” Ne içersiniz ?”

Garson çoktan masalarına varmıştı. Damla mahcup bir şekilde ağabeyine baktı. Ne içmek istediğini belli ediyordu.

” Alkol içmeme iznin var mı ?”

“Benim yanımda istediğini içebilirsin. Selin sen ne içmek istersin?”

“Bende bira alırım.”

” O zaman biz üç tane soğuk bira, yanında da çerez ve meyve tabağı alalım. Bir de unutmadan bir küllük verebilir misiniz ? “

Garson kafasını sallayarak masadan ayrıldı. Sigarasını yaktığı anda garsonun arkasından gelen bir komi masaya küllük bırakıp ayrıldı. Şimdi üç kişi birbirine bakıyordu.

” İşler nasıl gidiyor Mete ? Yoruluyor musun ?”

Mete sigarasını küllüğe bırakıp, arkasına yaslandı.

” Şuan durgun. Fazla yorulmuyorum. Senin öğretmenlik nasıl gidiyor? Öğrenciler canını sıkıyor mu ?”

” İlk okul öğretmenliği düşündüğümden daha zormuş ama çocuklarla ilgilenmekte ayrı güzel. Bu yüzden yorgunluğum gözüme gelmiyor. İşimden mutluyum.”

“Güzel. Buna sevindim. Sevdiğin bir işte çalışmak mutluluk verici olmalı.”

Konuşma sürerken içecekler masaya gelmişti. Buzlu bardaklarda ikram edilen biraların yanında uzun bir ahşap tabakta dört farklı çerez ve porselen tabakta meyve tabağı masaya konuldu. Garson, başka bir şey istemediklerini teyit ettikten sonra masadan ayrıldı.

Damla soğuk birasından bir yudum aldıktan sonra ağzındaki köpüğü silik ağabeyine baktı. Ne Selin nede Mete konuşuyordu. Aralarında büyük bir sessizlik vardı.

” Şey… Ağabey Selin Abla seninle bir şey konuşacakmış. Ben arka masaya geçeceğim.”

“Bir şey mi konuşacak ? Tamam sen arka masaya geç. Acıktıysan kendine yiyecek bir şeyler söyle. Yada kafana göre takıl ama aç kalma !”

Damla hızlıca birasını ve bir avuç çerez alıp birkaç masa geriye oturdu. Şimdi Mete ve Selin yalnız kalmıştı. Selin sessiz ve yüzü kırmızıydı. Altın sarısı saçları kızarmış yüzünün birazını kapatıyordu.

” Ne konuşacaktın benimle ?”

Selin birkaç dakika konuşamadan yere bakar vaziyette sessizliğini sürdürdü. Mete sabırla Selin’in konuşmasını bekliyordu.

” Konuşmayacak mısın ?”

” Bir dakika dur ! Aklımı toparlıyorum. “

“Tamam bekliyorum.”

Selin derin bir nefes alıp birasını tek yudumda kafasına dikti. Birazda olsa serinlemiş hissediyordu. Mete gülümseyerek garsona eliyle iki tane daha bira getirmesini işaret etti. Garson anlamış gibi kafasını salladı.

” Bu kadar hızlı içmenin nedeni nedir ?”

Selin derin bir nefes çekerek gözlerini Mete’nin gözlerine dikti. Masmavi gözleri hafif kısılmış ve titriyordu. Bir derdi vardı fakat anlatırken zorlanıyordu.

” Mete ! Seninle tanışmamızın ardından yıllar geçti. Neredeyse doğduğumuzdan beri birlikte büyüdük. Ailelerimizde küçüklüğümüzden beri arkadaştı. İkimizde yirmi dört yaşına geldik ve herhangi bir karşı cinsle yakınlaşmadık. Liseden beri seni sevdiğimi biliyorsun. Artık buna bir isim vermeyelim mi ? Sence de zamanı gelmedi mi ?”

Mete yarım kalan birasını kafasına dikerek gelen yeni biralardan bir tanesini yanına çekti. Duygudan yoksuz gözleri Selin’in gözlerinin içine bakıyordu. Selin her söylediği kelimenin içinde ezilmiş gibi köşesine çekilmişti. Söylerken ne kadar zorlandıysa şuanda bir o kadar zorlanıyordu. Mete’nin gözleri kalbini delecek gibi hissediyordu. Küçüklüğünden başlayarak giderek büyüyen aşkı bir kez daha ortaya çıkmıştı. Her unutmak istediğinde kapısından geçen veya evlerine ziyarete gelen Mete’yi gördükçe bunu asla başaramamıştı. Artık kalbine yük olan her şeyden kurtulmak istiyordu .

” Beni gerçekten seviyor musun ?”

“Küçükken de demiştim. O zamandan beri seni seviyorum.”

” Kardeşim bile bana katlanamıyor. Cidden bana katlanabilir misin ?”

” Bilmiyorum ama denemek istiyorum. Gözüm başka birini görmüyor. Bir daha aşık olabileceğimi zannetmiyorum. “

” Selin, bu birlikteliği ailen onaylayacak mı ? Baban ve annen yıllarca bana aile gibi oldu. Seni yıllarca Damla’dan ayırmadım. Buna izin verecekler mi ?”

Selin’in yüzünde küçük bir tebessüm oluştu. Buna hazırdı. Bundan daha öncesinde birçok kez ailesiyle bu konuyu konuşmuştu. Mete’nin aklına takılan bu ise kalan her şey kolaydı.

” Ailem biliyor. Onlarla bu durumu konuştum. Aynı zamanda senden başka kimi görseler sorun çıkaracaklardı. Sende benimle birlikte büyüdün. Ailen kaza geçirdikten sonra Damlayla birlikte yıllarca birlikte kaldık. Benim kadar senide tanıyorlar. En başta onlar bu birlikteliği ister. Bunda herhangi bir sıkıntı yok.”

Mete derin bir nefes alarak arkasına yaslandı. İşler artık ciddiye binmişti. Bu yoldan bir dönüş yoktu. Aynı zamanda Selin küçüklüğünden beri arkadaşıydı. Herhangi bir kötü alışkanlığı yoktu. Ailesi ona çok yakın davrandığı için iyi bir çocukluğu olmuştu. Bu sevgiyi hiçbir zaman Mete’den de saklamamışlardı. Onlara karşı hep bir sorumluluk hissetmişti. Ailesinin ölümünden sonra Selin’in babası yıllarca ona ve Damla’ya kucak açmıştı. Kendi evlerine geçtiklerinde bile neredeyse her gün kontrole geliyorlardı. İçinden bu düşünceler geçiyorken nasıl ret edebilirdi ?

” Selin… Sana söylemem gereken önemli bir şey var. Bunu duyduktan sonra düşün ve kararını ver. İstediğin kadar düşünebilirsin. Seni asla zorlamayacağım. “

Mete büyük bir nefes alıp ağzından verdi. Bunu nasıl anlatabilirdi ? Bir insana bu nasıl anlatılırdı ? Birde karşısında sevdiği kişi oturuyordu. Bu düşündüğünden daha zordu.

” Kendimi bildim bileli bende büyük hastalık var. Selin, bende iktidarsızlık sorunu var. Evlendiğimizde bile çocuğumuz olamayabilir. Bunu söylemesi çok zor ama yine de emin misin ? Bunu iyice düşün ve ailenle konuş. Buna göre kararını ver.

” Düşünmeme gerek yok ! Ben seni her türlü seviyorum. Eminim bir yolunu bulacağız. Eminim bir tedavisi bulunabilir. Hiçbir çözüm bulamazsak eğer bir çocuk evlat ediniriz. Böyle sorunlar beni etkilemez. Buna emin olabilirsin. Ben seni her şeyinle seviyorum. “

Mete birasını kafasına dikip başını kaldırdı. Gözleri birazda olsa mutlulukla bakıyordu. Belki de istediği şeye ulaşacaktı. Bu doğru bir adımdı. Artık içindeki insanı hissedebiliyordu. Bir adım daha atıyordu. İnsanlığına doğru bir adım daha yürümüştü. Bu karanlık yolda mesafe kat edebiliyordu. Belki de her şeyin başlangıcı bu olacaktı.

“Evlenelim o zaman.”

” Ne! Bu çok hızlı oldu. Emin misin ?”

” Biz tanışma kısmını çoktan geçtik. Artık aklımızda bir şey kalmadı. Bunu uzatmayalım ve evlenelim. “

Selin’in yüzü daha da kızarmıştı. Bir anda beklediği şey bu değildi. Daha doğrusu Mete’nin kabul edeceğini bile bilmiyordu. İçindeki sevinci saklayamıyordu. Artık saklamak zorunda değildi. Sonunda istediğine ulaşmıştı.

” Ailemle konuşmalıyım. Ciddisin değil mi ? Şaka yapıyorsan çantayı ağzına yersin. Bana gerçekleri söyle. Gidip ailemle konuşacağım. Benimle dalga geçersen bir daha yüzüne bile bakmam.”

” Ne zaman şaka yaptığımı gördün. Ciddiyim. Git ve ailenle konuş. Bana haber verdiğinde seni istemeye geleceğim. Herhangi bir şaka veya yalan yok. “

“Gidiyorum o zaman. “

Selin hızlıca masadan kalktı. Yüzündeki sevinç ve şaşkınlık hareketlerinden bile belli oluyordu. Çok fevri davranıp, masayı dağıtacak gibiydi.

” Acele etmiyor musun ? Biranı bile içmedin.”

” Annemle konuşmalıyım. Benden haber bekliyordu.”

” Demek yüce meclis çoktan kararı vermiş. Kalkalım o zaman. Seni evine bırakayım.”

” Tamam kalkalım. “

Damla masasından kalkıp ağabeyinin yanına yaklaştı. Selin’i bu kadar sevinçli gördüğünde birazda olsa anlamıştı. Damla’da bu sevince dahil olarak Selin’ e sarıldı. İkisi de mutluluktan zıplayacak gibi oluyorlardı fakat böyle bir kalabalığın içinde yapamazlardı.

” Demek ağabeyim kabul etti. Emin başka birini getirseydi onu kapıdan kovardım. Çok sevindim Selin Abla. İnşallah en yakın zamanda evlilik haberinizi de duyarım. Böyle bir ağabey için çok zor ama yine de bekliyorum.”

” Zaten evleniyoruz”

” Ne!”

Küçük bir kargaşanın ardından kafeden çıkıp arabaya doğru yöneldiler. Mete belli etmese de yüzünde küçük bir tebessüm vardı. Her şeyin sonunda istemeden oluşmuş küçük bit tebessüm… Bütün hayallerin başlangıcıydı.

“Demek kızımı istiyorsun? Benden kızımı istemek için yürek yemiş olmalısın !”

“Her şey çok hızlı gelişti Kadir Amca. Ne diyeceğimi bilemiyorum.”

” Birde utanmadan bana amca diyorsun. Cidden çok kırıldım Mete ! Senden asla böyle bir şey beklemiyordum. Bundan sonra bana baba diyeceksin.”

Mete yüzünden inen teri gülümseyerek sildi. Bu kadar gergin ortam bir anda silinmişti. Bu yaşlı adam bu yaşında bile onu gerebiliyordu. Nede olsa onu üzecek bir şey demekten hep çekinmişti. Bir anlığında olsa kalbi yerinden çıkacak gibi olmuştu.

” Çocuğu üzme Kadir! Sen ona bakma oğlum. Yaşı geçtikçe sizinle uğraşır oldu. Emin ol benim kadar o da sevindi. Sende bizim bir oğlumuz sayılırdın. Şimdi gerçekten de bizim oğlumuzsun . İlk duyduğumda bile çok sevindim. Siz yeter ki mutlu olun oğlum.”

Yaşlı kadının kızaran gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. Ne söyleyeceğini bilmiyordu. Tek evladının evliliğini görmek bir ailenin en mutlu günü olabilirdi. Bu hayatta yalnızca tek çocukları için çalışıp çabalamışlardı. Şimdi onun en mutlu gününe tanık olacaklardı. Bir aile başka ne isteyebilirdi.

” Ağlama Asiye Teyze. Bizimle birlikte sizin de mutlu olduğunuzu görmek isterim. Bende sizin elinizde büyüdüm. Küçüklüğümden beri siz bana ve Damla’ya baktınız. Bizi aile sevgisine muhtaç etmediniz. Ne zaman başımız sıkışsa bize yardımcı oldunuz. Size karşı ne kadar iyilik yapsam azdır. “

Yaşlı kadın gözlerini silerek birazda olsa gülmeye çalıştı fakat yeniden gözleri dolup ağlamaya başlamıştı. Selin annesine her baktığında onunda gözleri doluyordu.

” Hadi ama kızlar ! Buraya ağlamak için mi geldiniz ? Bu genç delikanlı tek kızımı istemeye gelmiş. Şaka bir yana evladım. Sende benim bir çocuğum sayılırsın. Bilirim, senin kız isteyecek bir büyüğün yok. Bende Asiye ile evlenirken tek başıma gitmiştim. Benimde ailem ben genç yaşımdayken öldü. Şimdi bana söz ver evladım. Ne kızımı nede kendini üzeceksin. Ben ikinizin de büyüğüyüm. Ne derdiniz olursa bana anlatabilirsiniz. Sizden tek isteğim var. En ufak zorlukta yelkenleri indirmeyin. Bu sadece bir gönül işi değil evladım. Aynı yastığa belki elli yıl baş koyacaksınız. Bir gün başınız o yastıktan kalkarsa bir daha koyması çok zor olur evladım. Bu yüzden ne birbirinizi nede bizi üzün. Elbette evlilikte kavgalar olacaktır fakat bunun üstesinden gelebilmelisiniz. Biriniz konuşurken diğeriniz susmayı öğreneceksiniz. Nihayetinde her şeyi zamanla göreceksiniz. Nasihat dediğin bir kulaktan girer, diğer kulaktan çıkar. “

Kadir ayağa kalkıp Mete’ye doğru yürüdü. Mete’de ayağa kalkmıştı. Kadir dolan gözlerini gülümsemesi ile kapatarak ellerini Mete’ye doğru açtı. Kendi evladına sarılır gibi Mete’ye sarılıyordu. Mete’ye her baktığında kendisini görüyordu. Mete’nin aksine kendisi fakir ve yalnızdı. Yıllarca çalışmış, çabalamıştı. Asiye ile evlenirken bin bir zorluk çekmişti. Ailesi en başta kızını ona vermek istememişti ama zamanla kararları değişmişti. Kendi kızının ve Mete’nin bu zorluğu yaşamasını istemiyordu.

“Kızıma iyi bak oğlum. Bundan sonra sana emanet.”

” Buradayız zaten Kadir Amca. Aramızda iki dakikalık mesafe var. İstediğiniz zaman gelin. Kapımız her zaman size açık. “

” Biliyorum evladım. İnşallah bir gün çocuğunuz olur ve ne hissettiğimizi anlarsınız. Anne, baba olmak çok zordur evladım. Çocuğun bir gün evini terk edince onun sesini bile duyamamak insana çok zor gelir. Sen bunları düşünme evladım. Benim içim rahat. Biliyorum ki kızım emin ellerde. “

” Artık hep birlikteyiz Selin Abla. Artık seninle buluşmak için izin almama gerek kalmadı. “

Damla’nın sözleri birazda olsa ortamı güldürmüştü. Ağlayan yüzler birazda olsa gülümsemişti.

” Senin ne zaman mürüvvetini göreceğiz evladım ? Bak ağabeyin evleniyor.”

” Ona hala çok erken.”

” Biz on dokuz yaşında evlendik oğlum. “

” O bir işe girip hayatını kurmadığı sürece böyle şeyler yasak. “

” Hayırlısı olsun evladım. Zeki kızımızda bunun farkındadır. Önce hayatını kurmalı ve bir işe girmeli. Bizde bunun farkındayız. Emin ol Damla kızım, gerçek kadın kendini güzelliğiyle değil aklıyla gösterir. Erkek milletine asla bağımlı yaşama! İşini eline al ve böyle şeyleri o zaman düşün. Selin öğretmen olmadan önce bunu söyleseydi asla kabul etmezdim ama şimdi hiçbir şey söyleyemem.”

” Teşekkür ederim Asiye Teyze. Bende böyle düşünüyorum”

“Hadi o zaman kahvemizi içelim. “

Kısa bir aile konuşmasından sonra evlilik konuşuldu ve tatlıya bağlandı. Günler, hep birlikte geçiyordu. Mete uzun zamandır örgüte uğramıyor ve oradakilerinde bundan haberi oluyordu. Siril ve diğerleri bizzat Mete’yi tebrik etmek için evine uğruyordu. Ghost bile Mete’nin bu durumunu görünce içten içe seviniyordu. Kimsenin aklında herhangi bir şüphe veya başka bir şey kalmamıştı. Herkes Mete’nin mutluluğuna ortak olmak istiyordu.

Birkaç ayın sonunda Mete ve Selin sonunda evlendi. Sonunda istedikleri gelinliği ve damatlığı giyinmişlerdi. Artık önlerinde bir engel kalmamıştı. Mete’yi içten içe yiyen ereksıyon sorunu da evliliğin ilk günü çözülmüştü. Artık çocuğu olabilirdi. Bütün güzel şeyler üst üste geliyordu. Mete giderek kendin emin olmaya başladı. Artık olur olmadık yerlerde yüzü gülüyordu. Duygusuz yüzü biçimlenmeye başlamıştı. Selin’e karşı olan hisleri onu değiştiriyordu. Artık mutsuzluğuna yenik düşemeyecekti.

Kısa bir süreliğine Mete ve Selin balayına çıktılar. Bu esnada Damla ve Ghost birlikte kalıyordu. Evliliğin ilk ayında bir otele tıkılacaklarına bilmedikleri ülkeleri gezmeye başladılar. Dünyanın en az gidilen ülkelerinin güzelliklerini fark ettiler. Ekvatorun sıcaklığında kavrulurken bir yandan da kutupların soğuğunu hissediyorlardı. Hiç yerlerinde durmadan hızlıca Avrupa’yı gezip ardından doğu ülkelerine gittiler. Bir ay çok hızlı geçiyordu. Artık dönme zamanı gelmişti. İçlerinde ukde kalan birçok şey olsa da artık geri dönmeliydiler. Çok geçmeden bindikleri uçak ülkelerine inmiş ve geri evlerinin yolunu tutmuşlardı.

Mete eve dönerken bir sigara yaktı. Bir yandan sigara içiyor bir yandan da araba kullanıyordu.

” Şu sigarayı bırakmalısın. Sadece sağlığına zarar veriyorsun. Aynı zamanda bana da zarar veriyorsun. Ya hamileysem ve çocukta bu dumanı soluyorsa. “

Mete eline yapışmış olan sigaraya baktı. Bunca zamandır kendi ruhuna yapışmış bir şey gibi hissetmişti. Asla ondan ayrılamamıştı. Bunca zamandır ona dostu gibi bakmış, ağzından hiç eksik etmemişti lakin artık zamanı gelmişti. Sadece kendine değil aynı zamanda Selin’e de bakıyordu. Kendi başına karar veremez ve kendi istediğini yapamazdı. Sorumlulukları giderek artıyordu. Bu mutluluk verici olsa da bir yandan da eski günlerini özlettiriyordu.

” Haklısın. Artık sigarayı bırakmalıyım.”

Mete yarım kalan sigarasını araçtan dışarı fırlattı. Artık yeni bir hayata başlıyordu.

“Mete hazır mısın? Sana birey söyleyeceğim.”

“Ne oldu hayatım ?”

“BEN HAMİLEYİM!”

“Ciddi misin ? “

” Evet ! Artık anne oluyorum. Sende baba oluyorsun.”

Mete Selin’i kucakladığı gibi havalara kaldırdı. Sorumsuzca kendi etrafında dönüyordu. Şuan dünyanın en mutlu adamıydı. İstediği her şey oluyordu. Bir anlığına da olsa gerçek mutluluğu hissedebiliyordu. Artık baba oluyordu. Dünyada kendisinden daha mutlu kim olabilirdi ki ?

” Anneme haber vermeliyim. “

” Damla biliyor muydu ?”

“Senden önce o öğrendi. Okulda şuan. Eve gelmek istedi ama izin vermedim. Okunu aksatmasın.”

” İyi yapmışsın. O zaman ailene yemeğe gidelim. Onlara bu güzel haberi verelim. Damla’da direkt oraya gelsin.”

” Tamam. Ben haber veriyorum.”

Güzel bir akşam yemeğinin üzerine mutluluklar paylaşıldı ve giderek büyüdü. Artık Kimsenin yüzü asılmıyordu. Mutlu günler çok erken gelmişti. Kimse mutlulukla dolu bu günlerin ne kadar hızlı geçtiğini anlamamıştı. Dünya bu kadar güzel dönemezdi. Kuşlar bile mutlulukla ötüyordu. Bu kadar güzellik koşulsuz verilemezdi. Zaten verilmeyecekti.

” Merhaba Mete bey ve Selin Hanım. Bugün ki ultrason kayıtlarını bizzat kendim inceledim. Size söylemem gerekiyor ki çocuğunuzda Spina Bifida hastalığı görülüyor. Halk arasında ‘Ayrık Omurga Hastalığı ‘ olarak da bilinmektedir. Bunu söylediğime gerçekten üzgünüm ama oluşan ayrık çok yukarılarda ve çocuğunuz kısmi felçli doğabilir. Doğduktan hemen sonra ameliyata alabiliriz ama bunun bir sonuç vereceğini düşünmüyorum. İsterseniz çocuğu aldırabilirsiniz. Kararı size bırakıyorum.”

” Ne diyorsunuz doktor bey ? Böyle bir şey olamaz. Benim veya eşimin herhangi bir hastalığı yok ! Yeniden bakılmasını istiyorum. Bu işte bir yanlışlık var. Mete sende bir şey söylesene !”

Mete ellerini birleştirmiş, gözleri doktorun üstünde kalmıştı. Hiçbir şey duymuyordu. Kulağına gelen sesler giderek yok oluyordu. Alnının ortasından düşen ter damlası yanağının yanından süzüldü. Bu mutluluk çok kısa sürmüştü. Şimdi ne söyleyebilirdi ?

” Mete! Hayatım. Bir şey söyler misin ?”

Mete terler içinde kalmış yüzünü Selin’e çevirdi. Dehşet içinde balkıyordu. Düzensiz nefes alış verişi doktora bile korku salmıştı.

” Lütfen bunu iyice düşünün. Öyle karar verin. Bu sizin hayatınızı değiştirecek. “

“Neyi düşüneceğiz doktor bey! Ben asla çocuğumu aldırmam. Mete artık bir şey söyle !”

” Selin, emin misin ? Çocuğa bakabilir miyiz?”

Selin’in gözü sinirle büyüdü. Mete ona ilk kez çaresiz yüzünü gösteriyordu. Bu, onunda çocuğuydu. Kendi çocuğunu nasıl öldürebilirdi ? Nasıl bunu yapabilirdi ?

” SAÇMALAYIN ! BEN BU ÇOCUĞU DOĞURACAĞIM ! ASLA EVLADIMI ÖLDÜRMEM!”

“Selin Hanım lütfen sakin olun. “

” KİMSE BENDEN ÇOCUĞUMU ALAMAZ ! ONU ASLA ÖLDÜRMEYECEĞİM!”

” Selin sakin ol ! Hayatım lütfen dur.”

Mete Sinir krizleri geçiren Selin’e sarıldı. Selin istemsizce Mete’nin sırtını yumruklayıp çığlıklar atıyordu. Artık kendinden geçmişti. Odaya giren hemşirelerin eşliğinde sakinleştirici vuruldu ve o gün hastanede kaldılar. Ertesi gün eve döndüklerinde ikisinin de ağzını bıçak açmıyordu. Mutlulukla dolu olan evleri artık eskisi gibi olmayacaktı.

Aradan aylar geçti. Selin git gide çöküyordu. Doğum sebebiyle artık işe gitmiyordu. Günlerce yemek yemez olmuştu. Artık evlerinde bir huzur yoktu. Damla ve Ghost ayrı bir eve yerleşmişti. Artık birlikte olan aileleri giderek dağılıyordu. Mete bıraktığı sigarasını içmeye geri başladı. Giderek arttırıyordu. Günde dört paket sigara içerken aynı zamanda alkolü de arttırmıştı. Artık zamanının çoğunluğunu evde geçiriyordu. Selin bir süre önce ailesinin yanında kalmaya başlamıştı. Artık hiçbir şey kalmamıştı. Verilen sözler ve bulunan mutluluklar bir bir yok oluyordu.

” İyi misiniz efendim ?”

” Sen misin Ghost ?”

Mete alkolün etkisinden önünü bile göremiyordu. Sadece senin geldiği yöne kafasını çevirip birkaç kez gözlerini açıp kapattı. Uzamış sakalları ile tam bir evsize benzemeye başlamıştı. Artık akşama kadar uyuyup, sabaha kadar içiyordu.

” Benim efendim. Sizi görmeye geldim.”

” Neden beni görmeye geldin. Beni yalnız bırak !”

“Emin misiniz efendim ?”

“BENİ YALNIZ BIRAK !”

Mete yaslandığı koltuğa kafasını atarak elindeki şişeden bir yudum daha aldı. Ghost sessizce evden çıkıp, gitmişti. Şimdi tamamen yalnızdı. Gerçekten de hiç kimse kalmamıştı. Mete’nin gözleri giderek kapandı ve olduğu yerde uykuya daldı. Artık tek yaptığı buydu. Bir hayvan gibi yaşıyordu.

Aradan aylar geçti ve doğum anı geldi. Doğumun hemen ardından ameliyat gerçekleşti fakat bir sonuç vermemişti. En azından çocuk sadece yarı felçli kalacaktı. Böbrek yetmezliği gibi ve skolyoz gibi hastalık belirtileri göstermiyordu. Buna rağmen ömrü botunca yürüyemeyecekti.

Günün sonunda Mete ve Selin çocuklarını alıp evlerine döndüler. Selin durmadan ağlıyordu. Eve geldiklerinde bile bir saniye susmamıştı. Sürekli ağlayarak çocuğa bakıyordu. Mete ise eski haline geri dönmüştü. Sürekli boş gözlerle etrafına bakıyor gibi duruyordu fakat hiçbir yere bakmıyordu. Hiçbir şey görmüyordu. Hiçbir şey hissetmiyordu.

Selin uzun ağlamaların sonunda odasına döndü. Mete odaya sessizce girerek çocuğu yanına aldı. Yavaş adımlarla merdivenlerden inerek yanan şöminenin başına oturdu. Yanı başında dolu olan viski bardağını kafasına dikerek çocuğa baktı. Gözlerini bile açamayan çocuk ağlamadan sessizce duruyordu. Mete bardağını doldurup bir daha içti. Ardından durmadan birkaç bardak daha içip saatlerce çocuğuna baktı. Bunun kendi suçu olduğunu düşünüyordu. Asla baba olmamalıydı. Her şey kendi suçu gibi hissettiriyordu. Tanrının laneti üzerindeyken kendi başını yakmıştı. Karga maskeli adamın söyledikleri durmadan aklından geçiyordu. Asla mutluluğu aramamalıydı. Ömrü boyunca mutlu olamayacaktı. Kendi mezarını kazmıştı.

Mete çocuğa sarılıp dizlerinin üstüne çöktü. Durmadan yalvarır gibi yukarı bakıyordu. Sanki af diliyordu. Mutluluğu aradığı için af diliyordu. Tekrardan insanlığa döndüğü için af diliyordu.

” Beni gördüğünü biliyorum. Beni izlediğini biliyorum. Bana yardım et. Çocuğuma yardım et. O senin torunun sayılır. Bunca sene sonra ilk kez sana yalvarıyorum. Beni duyduğunu biliyorum. Ölmemi mi istiyorsun ? Yok olma mı mı istiyorsun ? Sana benzememi mi istiyorsun ? Lütfen bir kerelik yardım et. İstediğin her şeyi yaparım.”

Yanan şöminenin içinden güçlü bir çıtırtı duyuldu ve saatler durdu. Yere dökülen viski damlaları havada durmuştu. Mete elindeki kaskatı olan çocuğuna baktı. Yavaşça onu oturduğu koltuğun üzerine koyup gözlerini yukarıya çevirdi. Beyazlar içindeki adam ona bakıyordu. Dizlerine gelen uzun ve beyaz saçları gözlerinin önündeydi. Bembeyaz yüzü tam olarak karşısındaydı. Onu büyüten adam tam olarak önünde duruyordu.

” Seni her zaman izliyorum. En ufak talihsizlikte bana yalvaran birine dönüşmüşsün. Bu kadar çaresiz biri olduğunu bilmiyordum Mete!”

” Yalvarırım bana yardım et. “

” Yalvaracak kadar üzgün görünmüyorsun. Ağladığını görmüyorum. Bana benzemeyeceğine söz vermiştin lakin benden bile duygusuz, aciz birine dönüştün.”

” Elimde değil. Ağlayamıyorum. Ne olur bana yardım et. İstediğin her şeyi yaparım.”

” Ağla o zaman.”

“YAPAMIYORUM ! YAPAMIYORUM! OLMUYOR İŞTE !”

Beyaz saçlı adam süzülerek yere indi. Yerde, dizlerinin üzerine çöken Mete’yi göğsüne bastı. Gözlerindeki acı dolu şefkat, görünüşü gibi yüceydi. Uzun saçları Mete’nin üstüne dökülüyordu. genç yüzü güneş gibi parlaktı. Sıkıca Mete’yi bağrına basıyordu. Yaptığı tek şey teselli etmekti.

” Önünde uzun bir yaşam var. İlk çocuğunun acısını hiçbir zaman unutma ! Seni insan edebilecek duygular bu acılarındır çocuğum. Benim yaptığım hatayı senin de tekrarlamana izin vermeyeceğim. Bundan pişman olsam da, benden nefret edeceğini bilsem de buna izin vermeyeceğim. Üzgünüm Mete !”

” NE SAÇMALIYORSUN! BANA YARDIM ET!”

Mete’nin hırs dolu bakışları giderek büyüdü. Öfkesini dengeleyemiyordu. Beyaz saçlı adam bir anda geri çekildi. Mete havaya yumruklar savuruyordu. Dizlerine çöken baskıdan dolayı bir anda yere kapaklanmıştı. Kafasını bile yerden gücü kendinde bulamıyordu. Ona yetişmesi imkansızdı.

Beyaz saçlı adamın elini savurmasıyla birlikte duvarda beyaz bir oyuk oluştu. Son bir kez arkasını dönüp üzgün gözlerini Mete’ye dikti.

” Üzgünüm evladım.”

Mete üzerinden kalkan baskı ile ayağa kalktı . Deli gibi duvarları yumruklayıp, kafasını duvara vuruyordu. Mutfak tezgahının üzerinde duran bıçak gözüne ilişti. Sinirden ağzından köpükler saçarken bıçağı iki eliyle tutup gözüne yaklaştırdı.

” AĞLAYAMAYAN BİR GÖZE İHTİYACIM YOK !”

Bıçağı bir hırsla gözüne sapladı. Gözünden beyaz bir sıvı ve kanlar akıyordu. Mete bıçağı çıkarıp, bir daha sapladı. Yüzü ve vücudu kanlar içindeydi. Selin alt kata indiği anda çığlıklar atarak Mete’nin üstüne koşmaya başladı. Tüm gücüyle Mete’nin elinden bıçağı almaya çalışırken bıçak sonunda Selin’in boynuna saplanmıştı.

Mete bir gözü ile kanlar içinde yere yığılan Selin’e baktı. Boğazından zorla alınan hırıltılı nefes eşliğinde kanlar akıyordu. Kulağına durmadan gelen çocuğunun ağlama sesi artık kesilmişti. Duymuyordu. Mete yere çökerek Selin’i başından tuttu. Elini boğazına bastırdı. Kanlar ellerinin arasından akarken Selin’in ölümü izlemekle kalmıştı. Selin durmadan olduğu yerde çırpınıyordu. Sonunda vücudundan kan çekildi ve hareketleri kesildi. Mete elini bastırdıkça kanlar yavaş yavaş akıyordu.

” Selin ! Lütfen ölme Selin ! Özür dilerim ! Özür dilerim! Selin! Kendine gel! “

Mete’nin tek gözünden yaşlar süzülmeye başladı. Kollarına aldığı Selin’i giderek daha fazla sıkıyordu. Yer bir yanı onun kanı ile doluydu. Yüzünü beyaz tenine gömdükçe yüzü kanlar içinde kalıyordu. Artık bir acı daha hayatına eklenmişti. Sevdiği kadının kanı üzerindeydi.

….

“Uyan !”

karga maskeli adam Mete’nin omzuna dokundu.

“Sende kimsin ? “

“Sana Sonrakini gösterdim. Artık ne dediğimi anlıyor musun ?”

Mete kafasını çevirerek ellerine baktı. Ellerinde hiçbir şey yoktu. Tekrardan kafasını çevirip etrafına baktı. Her yer bembeyazdı. Aklını kaybetmek üzereydi.

” Neden buradayım ? Selin öldü mü ? Bana ne oldu ?”

” Artık Sonrakinin anılarını da gördün. Kararı kendin vereceksin Mete! Şimdi uyan!”

Mete buğulanan gözlerini açtı. Gezlerinden birkaç damla yaş süzülmüştü. Alkan afallayarak elindeki kağıdı bırakıp Mete’ye yöneldi.

” İyi misin Mete ? “

Mete yutkunup, derin bir nefes aldı. Yavaşça koltuktan doğrularak, oturdu.

” İyim Alkan. Biraz zorlu geçti. “

” Bir süre ara verelim. İlacın dozunu azaltmam gerekiyor.”

Mete kafasını sallayarak ayağa kalktı. Mutfağa yönelip bir bardak su içti. Kafası deli gibi ağrıyordu. Alnından inen terleri silip tekrardan Alkan’ın yanına doğru yürüdü.

” Bir süre ara verelim. “

Alkan çantasını toparlayıp saatine baktı.

” İlacı geliştirmem gerekiyor. Eğer bir şey olursa bana ulaş. Şimdilik görüşürüz. “

Mete elini yüzünü yıkadıktan sonra saatine baktı. Akşam olmak üzereydi. Hepsini yaşamış gibiydi. Telefonuna bakıp Damla’yı aradı. Her şey olduğu gibi gelişiyordu.

Mete önünde utanarak oturan Selin’e baktı.

” Ne olduğunu söyle ? Bir şeyin mi var ?”

“Mete ! Seninle tanışmamızın ardından yıllar geçti. Neredeyse doğduğumuzdan beri birlikte büyüdük. Ailelerimizde küçüklüğümüzden beri arkadaştı. İkimizde yirmi dört yaşına geldik ve herhangi bir karşı cinsle yakınlaşmadık. Liseden beri seni sevdiğimi biliyorsun. Artık buna bir isim vermeyelim mi ? Sence de zamanı gelmedi mi ?”

Mete elini uzatarak Selin’in kızaran yüzünü kaldırdı. Ardından elini Selin’in yanağına yasladı. Şefkat dolu bakışları ile ona bakıyordu. İçinde yanan ateşi hissetse de tekrardan bu acıyı yaşayamazdı. Tekrardan onu kaybetmek istemiyordu. Ellerinde onun kanı varken artık insan olamazdı. Bunu tekrardan yapamazdı.

” Üzgünüm Selin. Şuan bunu yapamam.”

” Anlıyorum.”

Selin dolmuş gözlerini saklayarak kafasını çevirdi. Gözlerinden inen her yaş Mete’nin kalbini deliyordu fakat yapacak hiçbir şeyi yoktu.

” Bir gün sana hazır olacağım Selin. Beni o güne kadar bekler misin ?”

Selin akan göz yaşlarını silip, kafasını çevirdi. Mavi gözleri iyice süzülüyordu. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu.

” Söz mü ?”

” Yaşadığım müddetçe seni seveceğim. Sadece bana biraz zaman ver. Kendimi bulmam gerekiyor. “

Selin yaşaran gözlerini bir daha sildi. Zorla da olsa duyduğu cümlelerden sonra gülmeye çalışıyordu.

” Seni bekleyeceğim. İstediğin kadar seni bekleyeceğim…”

Gökhan Karakeleş

  1. Bölüm
  2. Bölüm
  3. Bölüm
  4. Bölüm
  5. Bölüm
  6. Bölüm
  7. Bölüm

fantastik hikayeler, dehşet hikayeleri,korku hikayeleri,duygusal hikayeler,gökhan karakeleş,açlık çekenler,kayıp cennet, dehşet kan, ölüm,şeytan karanlık,korkunç,+18 hikayeler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu