Dehşet ÖyküleriFantastik HikayelerGökhan KarakeleşKorku Hikayeleri

Açlık Çekenler: Kayıp Cennet 5. Bölüm

Dehşet Hikayesi

Açlık Çekenler: Kayıp Cennet 5. Bölüm

“RUH YİYİCİLER”

” Mete ağabey, uyan! Ben okula gidiyorum. Kahvaltıyı hazırladım. Gel de birlikte kahvaltı yapalım.”

Mete durgun gözlerini açarak iyice ovaladı. Damla yanı başında Mete’nin kollarını sallayarak sert bir biçimde onu uyandırmaya çalışıyordu. Mete yorganı iyice üstüne çekerek sessiz ve uykulu bir sesle konuşmaya çalıştı.

” Biraz daha izin ver. Gece çok geç eve geldim. “

Damla intikam alırcasına üstündeki yorganı bir hışımla çekerek Mete’nin kolunu sert bir şekilde çekiştirmeye başladı.

” Hayır! Benimle birlikte kahvaltı yapacaksın. Yalnız yemek yemekten nefret ederim. Hadi kalk!”

Mete huysuz bir şekilde yataktan doğrulup saatine baktı.

” Altı buçukta okula mı gidilir ! Bunu öğrencilere eziyet olsun diye mi yapıyorlar. Damla, üç saatlik uykuyla duruyor. Biraz daha izin versen olmaz mı ?”

Damla ısrarlarla zorla Mete’yi yataktan çıkarıp uykusu açarak odadan çıktı. Mete kardeşine fazla kızamamanın da eşlinde tek yapabildiği bu saatte okul diye bir şeyi icat eden adama küfürler etmekti.

Mete üstünü giyinip bulanık gören uykulu gözlerle yavaş adımlarla merdivenlerden aşağı indi. Damla ve Ghost çoktan kahvaltıya oturmuş yemeğe başlamışlardı

” Günaydın efendim.”

Damla şaşkın gözlerle Ghost’a bakarak yıllarca içinde kalmış o soruyu Ghost’a yöneltti.

” Gamze abla, neden abime efendim diyorsun? Sonuçta sen bizim kuzenimizsin. Arada bir söylemiş olsan da çok komik olduğu için soramamıştım.”

Ghost yakalanmış gibi ağzında ki zeytin çekirdeğini çıkarıp tabağına koydu. Ne söyleyeceğine emin olamamakla birlikte yüzünde ki yapmacık gülüşü göstermekle yetinmişti.

” Onu kendi haline bırak Damla ! Küçüklüğünden gelen bir adet olduğu için bazen dili sürçebiliyor. “

Damla somurtarak kafasını eğip yemeğe devam etti. Bir yandan da ağabeyine sinirli bakışlar atıyordu. Kısa bir bekleyişin ardından Damla gözlerini tekrardan ağabeyine çevirerek sesli bir şekilde iğneleyici konuşmasına başladı.

“Bilin bakalım dün kimin doğum günüydü ?”

Mete solgun yüzünü çevirerek Damlaya baktı. Uzun bir düşünmenin ardından tekrardan kafasını çevirerek yemeğine döndü.

” Senin olmadığını biliyorum. Neden kafamı karıştırıyorsun?”

Damla sinirli bir şekilde elindeki çatalla Mete’yi işaret ederek yine aynı sinirli ses tonuyla konuşmaya başladı.

“Tabi ki de benim doğum günüm değildi. Benim doğum günümü unutmuş olsaydın seni öldürürdüm ama Selin ablanın doğum gününü unutmuş olmanda ölmeyeceğin anlamına gelmez. Bence bir süre Selin ablaya yaklaşma. Dün sana çok sinirlenmişti. Bunun üç ettiğini söyledi ve sonradan hediye alman hakkında baya bir ağır konuştu. Melek gibi sakin kızı nasıl bu kadar delirtebilirsin?”

Mete somurtarak elindeki çatalı tabağının üstüne bırakıp arkasına yaslandı. Ardından çıkarıp telefonuna baktı.

“Doğru söylüyorsun. Bu sefer unutmamak için zil kurmuştum ama telefonum sessizde kalmış. Beni dün gece bu kadar aramasına şaşırmıştım. Sanırım, bu sefer ağır bir azar yiyeceğim. Ona güzel bir hediye almalıyım.”

Damla Mete’ye dudak altından sessizce gülerken Mete’nin telefonu çalmaya başladı. Mete endişeyle telefonu eline alırken rahatlamış bir şekilde telefonu açtı.

” Efendim Siril… Tamam birazdan çıkacağım, şuan kahvaltı yapıyorum.”

Damla’nın  yüzü düşmüş sinirli bir şekilde tekrardan Mete’ye bakar vaziyette kendisini bulmuştu.

“Yine bu saatte senden ne istiyor? Bizden çok şu kadınla zaman geçiriyorsun. Bir gün gerçekten o kadınla kaçıp beni yalnız bırakacağını düşünüyorum. “

Mete hızlı bir şekilde çayından son yudumunu alıp masadan sigarasını ve telefonunu alıp kapıya doğru yöneldi. Ghost şaşkın bakışlarla Mete’ye bakıyordu.

” Çok fazla konuşuyorsun ! Bugün Gamze ablan seni okula bıraksın. Ben çıkıyorum, kendinize iyi bakın.”

Damla yüzünü ekşiterek Mete’nin gidişini izledi.

” Tam bir pislik olmak için doğmuş. “

Ghost gülümseyerek endişeli bir şekilde kapıya doğru tekrardan baktı. Damla onun bu halini görüp tekrardan sessizliği bozmadan konuşmaya devam etti.

” Her zaman seni de yanında götürürdü. Sanırım benden olduğu gibi senden de sıkılmaya başlamış Gamze abla. Bir gün markete gidiyorum diye evden çıkıp bir daha gelmezse asla şaşırmam.”

Ghost endişeli bir şekilde kafasını Damlaya çevirdi. Endişeli yüzü çok komik görünüyordu.

“Efendim asla böyle bir şey yapmaz.”

Damla kahkaha atarak sofradan kalkarak tabağını tezgahın üzerine koydu.

“Gerçekten çok safsın Gamze abla. Keşke bütün insanlar senin gibi iyi düşünseler. Ben üstümü giyinmeye gidiyorum. Birazdan evden çıkarız.”

Damla hızlı adımlarla merdivenlerden çıkarak Ghost’u bulaşıklarla yalnız başına bıraktı. Ghost derin düşüncelere dalmış bir şekilde bulaşıkları yıkamaya başlamıştı.

” METE! METE!”

Mete sigarasından bir duman daha alıp sitenin dışında, karavandan başını çıkarmış kadına baktı. Sigarasını söndürüp çöpe attıktan sonra siteden çıkıp karavana doğru yöneldi.

” Sabahın bu saatinde beni uyandırmak için güzel bir sebebin olmalı değil mi ? Sabah sigaramın içine ettin. Bu kadar önemli olan ne ?”

Mete cebinden bir sigara daha çıkarıp yaktı. Siril arabanın ön camının yanında duran kağıtları alıp Mete’ye uzattı.

” Üst üste sigara yakma demiştim sana. Şu zıkkımı az iç artık. “

Mete kağıtları alıp ön yüzüne ve arka yüzüne baktı.

” Annem olsaydın belki dinlerdim. Bana arabada anlatırsın şuan okumaya çok üşendim.”

Mete sarı ve eski karavanın kapısını açıp karavana girdi. Şoför koltuğunda oturan Siril kaşlarını çatmış Mete’ye bakıyordu. Mete sigarasını atıp, arkasına iyice yaslanıp, ellerini kafasının arkasına koydu.

” Hadi gidelim. “

Siril derin bir nefes alıp arabayı çalıştırdı. İstemeye istemeye çalışan karavan egzozundan çıkan yoğun dumanlarla insanları zehirleyerek yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Etrafta küfreden insanların sesleri Mete’nin kulağına gelse de Mete sakin bir şekilde arkasına yaslanıp gözlerini kapattı. Sallana sallana giden karavanın keyfini çıkarıyordu.

Karavan uzun bir süre sallana sallana giderken Mete gözlerini açıp hemen önündeki torpido gözünü açıp içinden bir puro bir tanede siyah sigara paketi çıkardı. Puroyu kadına vermeden önce puronun ucunu kesip yanındaki kadına uzattı. Kadın puroyu alıp ağzına koydu. Mete cebindeki altın renginde zippo çakmağı çıkarıp kadının ağzındaki puroyu yakıp ardından kendi ağzındaki sigarayı yaktı. Zippo çakmağın kapağını kapatırken çıkan “Çın! ” sesi yüzünde hafif bir tebessüme sebep oluştu.

” Nereye gidiyoruz? “

Kadın ağzındaki purodan derin bir nefes aldıktan sonra puroyu iki parmağının arasına sıkıştırıp konuşmaya başladı.

” Nereye gittiğimiz önemli değil ! Önemli olan bugün sıra sende… “

Mete kafasını çevirip çatık kaşlarını  kadının yüzüne dikti. Kadının ne dediğini gayet net anlamıştı fakat bunu kabul etmek istemiyordu.

” Sıra bende mi ? Saçmalama en son ben yapmıştım. Asıl sıra sende ! “

Kadın gülümseyerek kafasını Mete’ye çevirdi. Mete’nin kaçmak için yalan söylediği terlemiş yüzünden belli oluyordu. Fakat sarı saçlı kadın fazla diyaloğa girmeden küçük bir hatırlatma yaptı.

” İki gün boyunca uyumadan otuz yaşında ki bir kadının yatağının dibinde beklemiştim Mete hatırlıyor musun  ? “

Mete yanağını kaşımaya başladı. Yüzünde unutmuş gibi görünen bir ifade vardı fakat yanındaki kadının gözlerine baktığı anda yüzünü asmaya başladı.

” Şeyden mi bahsediyorsun… Hm… Ah ! Hatırladım. Geceleri, ölen bebeğinin kahkahalarını duyan kadından mı bahsediyorsun ? O sayılmaz ! . Sonuçta o olay tamamen psikolojikti. Hatırlarsan ben üç gün boyunca uyumadan küçük bir oğlanın odasında beklemiştim. İki sonunda çocuk ölmüştü. Ben daha ağır işler alıyorum. “

” O benimkinden önceydi. Sonuçta zorluğa bakmıyoruz Mete ! Benimkinin kolay olması önemli değil fakat bu  sefer gerçekten zor olacak. Sıra bende olmadığı için çok memnunum. Ah ! Ben gençken ne işlerle uğraşmıştım. Senin gibi de mızmızlanmıyordum. “

Mete kafasını çevirip camdan dışarı bakmaya başladı. Güneş çoktan en tepeye çıkmaya başlıyordu. Mete’nin bedeni istemsizce ürkmeye başlamıştı fakat bunu belli etmiyordu.

” Şey, Siril…  Bugün yer değiştirsek olmaz mı ? Sana borcumu öderim… Yemin ederim… “

Siril gülümseyerek arabayı sürmeye devam etti. Mete umut dolu bakışlarla Siril’in yüzüne bakıyordu. Fakat Siril ince bir kahkahayla cevap verdi.

” HA ha ha ha ! Gerçekten Ruh Yiyicilerden mi korkuyorsun ? Bunu senden beklemezdim. “

Mete dudaklarını büküp yola bakmaya başladı. Bu çileyi çekmekten nefret ediyordu.

” Korkak insanlar yüzünden bu yaratıklar doğuyor. Bu lanet yaratıklar korkular ve acılardan besleniyor. Çocukluktan başlayan korkular gün geçtikçe büyüyerek bu yaratıkların doğmasına neden oluyor. Doğan bu yaratık korkan kişinin ruhunu yok edene kadar o kişiye musallat oluyor ve son safha dediğimiz zamanda ise bedene kavuşan yaratık kişinin ruhunu tamamen sömürüyor. Peki sana söylemek istiyorum Siril. Burada benim suçum ne ? Neden bunlarla ben uğraşıyorum ? Ne karnımı doyuruyorlar ne de işime yarıyorlar.

Mete öfkeyle derin derin nefes almaya başladı. Siril bıyık altından sessizce gülse de  bu durumdan kendisi de şikayetçiydi. Böyle insanlar yüzünden hayatlarını riske atıyorlardı fakat bu işin güzel yanıysa  yılda birkaç kez olmasıydı. Yılda birkaç kez olmasına rağmen işi duyduğu anda tüyleri diken diken oluyordu.

” Yapacak bir şey yok Mete. Her şey insanların mesut bir şekilde yaşaması için yapıyoruz. Merak etme sana güzel bir yemek  hazırlayacağım. Tabi bu işi sağ salim atlatırsan… “

Mete Siril’e bakarken iğrenç bir şeye bakar gibi gözlerini yola çevirdi. Bu sözleri onu iğrendirmeye yetmişti.

” Bütün korkak insanlar kurbanlık bir koyundan başka bir şey değil. Neyse ! Bu sefer ne yapmam gerekiyor ? Hastanın durumu nedir? “

Siril arabanın önündeki kağıdı alıp birkaç saniye baktı. Ardından yavaşça Mete’ye döndü.

” On yaşında bir kız, adı Melisa. Durumu kritik. Sanırım son safhada Mete. Direk beynine girmen gerekiyor. Onu bulup çıkarmalısın yada onu bulup öldürmelisin. Hangisi daha kolaysa onu yap. Seçim senin. “

“Duruma göre hareket ederim. Neyse ben biraz uyuyacağım. Üç gündür iş yüzünden geç yatıp erken kalkıyorum. Bu iş bitince iki gün deliksiz uyuyacağım.”

Mete radyodan ağır bir müzik açıp koltuğunu iyice geri yasladı. Sigarasını söndürüp gözlerini kapattı. Üç gündür geceleri işlere çıktıkları için uykusuzluktan gözleri morarmaya başlamıştı. Bu durumdan rahatsız olsa da fazla mızmızlanmıyordu. Çünkü Siril ona en sevdiği şeyi veriyordu. Şimdi ise kapanmakta olan gözlerini fazla tutmadan gözlerini karanlığa boğdu. İç içe sokup bağdaş kollarıyla rahat bir hal almak istiyordu fakat arabada ne kadar rahat uyuyabilirdi ki. Karavanda olmasına rağmen arka taraftaki yatağa gitmeye üşenmişti. Direk uyumak daha makul geliyordu.

Siril elindeki haritayı bir kere daha kontrol ettikten sonra sırtını koltuğa iyice yasladı. Daha gidecek üç saatlik yolu vardı. Hava kararmadan gidecekleri yere varmak istiyordu fakat bu imkansız gibiydi. Fakat Siril’i endişelendiren şey varacakları yerde başlarına geleceklerdi.

………………………

” Mete kalk ! Geldik…”

Mete uykulu gözlerini birkaç kez kapatıp açtıktan sonra iyice gerindi. Birkaç kez gözlerini ovduktan sonra karavanın kapısını açıp dışarı çıktı. Hava çoktan kararmış ve gece olmuştu. Geldikleri yer ağaçlarla kaplı bir yerin ortasında kalmış köşkten başka bir şey değildi. Koca köşk altın sarısı bir renge boyanıp etrafı güzel desenlerle süslenmişti. Etrafındaki ağaçlara rağmen koca bir alanı güzel biçilmiş çimlerden oluşuyordu. Koca duvarla kapatılmış köşke kocaman bir çelik kapıyı geçerek giriliyordu. Koca kapının arkasında ki kulübede ise yaşlı bir güvenlik bekliyordu. Güvenlik Mete ve Siril’i gördüğü anda yavaş adımlarla koca çelik kapıya doğru yürümeye başlamıştı. Tehditkâr bakışları Mete ve Siril’i iyice süzdükten sonra herkese sorduğu soruyu Mete ve Siril’ e de sordu.

” Kimi aramıştınız ? “

Siril kapıya iyice yaklaşıp elindeki kağıdı gösterdi.

” Serkan Bey’in ricası üzerine geldik. Eğer kendisine bildirirseniz girmemize izin verecektir.”

Adam kemerinde asılı telsizi alıp kulübesine doğru yürümeye başladı. Kulübesine doğru yürürken de telsizinden birisi ile konuşuyordu. Adam fazla zaman geçmeden kulübesine girip bir tuşa bastı. Tuşa basmasıyla sürgülü çelik kapı açılmaya başladı. Siril ve Mete karavana binip köşkün içine doğru sürmeye başladılar. Adamın iğrenç yüzü Mete’nin hoşuna gitmemişti. Hatta adamdan nefret bile etmişti. Adamın kendini bilmiş tavrı ve yüzsüzlüğü Siril’in bile hoşuna gitmemişti fakat adamla fazla diyaloğa girmeden karavanı köşkün önüne çekip karavandan çıkmışlardı. Siril ve Mete hızlıca karavandan çıkıp yavaşça köşkün kapısına doğru yürümeye başladılar. Köşkün üzerinde ki tabelayı okuyan Mete gülmekten kendini alıkoyamadı.

” Sinekligil Köşkü mü? İnşallah Soyadları değildir  “

Mete küçük kahkahalar atarken kulağına gelen kalın bir erkek sesi ile irkildi.

” Evet soyadımız. Sanırım beğenmediniz.  “

Kapının önünde duran takım elbiseli orta yaşlarda ki adam merdivenlerden inerek Siril’in elini samimi bir şekilde sıktı.

” Hoş geldiniz Siril Hanım. Bu kadar kısa zamanda gelmeniz bizi sevindirdi. Lütfen içeri geçelim.”

Adam Mete’nin yüzüne sinirli bir bakış attıktan sonra köşkün kapısından geçerek yürümeye başladı. Siril adamın yanında yürürken Mete ise somurtarak arkalarından onları takip etmeye başlamıştı. Köşke girdikleri anda burunlarına dolan papatya kokusu ile ikisi de mest oldu. Aynı zamanda köşkün neredeyse her eşyası altın rengindeydi. Altın renginde koltuklar, avizeler, dolaplar, masalar… sanki hepsi özel olarak yaptırılmış gibiydi. Çünkü böyle kaliteli eşyalar bulmak bu zamanda imkansız gibiydi. Hiç dokunmadan bile koltukların üzerinde ki kumaşın ne kadar narin ve kaliteli olduğu açık bir şekilde görünüyordu. Duvarları dolduran resimlerin bile çerçeveleri altın rengindeydi. Bu adamın altın rengine takıntısı olmalıydı fakat kötü göründüğü söylenemezdi. Sadece parlak koyu sarı gözü fazla alıyordu.

Mete gördüğü vazoları inceleyip etraftaki eserleri incelerken Siril ve adam kocaman bir salona geçtiler. Mete ikisinin de kaybolduğunu görünce elindeki vazoyu bırakıp hızlı adımlarla arkalarından hızla yürümeye başladı. Böyle büyük bir evde onları kaybederse onları bulması zaman alabilirdi.

” Evet Serkan Bey kızınızın durumunu konuşabilir miyiz ? “

Adam altın renginde ki çift kişilik koltuğa oturup kollarını dizine dayadı. Yüzündeki yorgun ifade ile Siril’e bakarken salonun kapısından bir kadın geçti. Kadının hemen arkasından Mete geçmişti.

” Ah! Hayatım demek buradasınız. Hoş geldiniz hanımefendi. Ben Serkan’ın eşi Neşe… Lütfen rahatsız olmayın. Ben sizlere kahve yapılmasını söyleyeyim. “

Siril’e rahatsız olmamasını söylenmesine rağmen ayağa kalkıp kadın ile tokalaştı. Ardından tekrardan yerine oturdu. Kadın birkaç hizmetçiye kahve yapılmasını söyledikten sonra adamın yanına oturup gülecen yüzü ile Siril’in yüzüne bakmaya başladı. İsmi gibi kendisinin de neşeli bir tavrı vardı. Kadının bu yüzü Siril’in hoşuna gitmişti. Bu arada Mete tek kişilik altın rengindeki bir koltuğa oturup koltuğun ahşap kollarını incelemeye başladı. Ardından koltuğun kumaşını inceleyip koltuğun üzerinde birkaç kez zıpladı. Sanki ne kadar rahat olduğunu ölçüyor gibiydi. Adam yargılayıcı bakışlarla Mete’ye ara ara bakmaya başladı. Mete hiç koltuk görmemiş gibi davransa da muhabbeti dinlemekten geri kalmıyordu.

” Şuan kızınızın durumu nedir ? Onunla konuşabilir miyiz ? “

Adam üzgün bakışlarını kaçırarak kafasını yere çevirdi. Eşinin sırtını okşayarak teselli vermesi bile işe yaramıyordu. Adamın sesi gittikçe düşüp, çatallanmaya başlamıştı. Konuşurken ne kadar zorluk çektiği gün gibi ortadaydı.

” O, komada. Daha doğrusu doktorlar komada olduğunu düşünüyor ama onun hiçbir hastalığı yok. Doktorlar henüz bir teşhis koyamadılar. Sadece bir gün uyanacağını düşünüyorlar ama… ama artık sabrımız taşmak üzere.  Artık dayanacak gücümüz kalmadı. O bizim tek çocuğumuz ve onu kaybetmek istemiyoruz. Beni anlıyor musun Siril.  Sen bir şeyler yapabilirsin değil mi ? Lütfen bir şeyler yap ! “

Adamın gözleri çoktan dolmaya başlamıştı. Evlat acısı gerçekten de çok zor olmalıydı. Tabi bunu ne Siril anlayabilirdi ne de Mete… Bu acıyı anlamak için bu acıyı tatmak gerekliydi. Adamın dolmuş umut dolu bakışları buna en güzel örnekti. Siril üzerindeki ağırlığı fark edip kafasını Mete’ye çevirdi. Mete yüzünü kaşıyıp düşünceli bakışlarla adamı dinlerken Siril’in bu bakışıyla ne demek istediği anlamıştı. Bu bakış bir nevi yardım çağrısıydı.

” Öhöm ! Özür dilerim Serkan Bey acaba yaşınızı öğrenebilir miyim ? “

Adam yaşlı gözlerini çatarak Mete’ye döndü. Böyle bir soruyu şu zamanda neden sorduğunu anlamamıştı.

” Kırk altı fakat neden sorduğunuzu anlayamadım. “

Mete arka cebinden küçük bir defter ve kalem çıkarıp birkaç şey yazdı. Adam Mete’nin bu haline hem kızmış hemde sinirlenmişti.

“Sanırım otuz beş yaşlarında evlendiniz Serkan Bey. Bu evlenmek için biraz geç değil mi ? Neşe hanım ilk eşiniz mi yoksa daha öncesinde başka eşiniz de oldu mu ? “

Adam şaşkın ve yaşlı gözleriyle iyice Mete’yi süzdü. Ardından yanında oturan eşine baktı. Eşi kafasını sallayarak adama onayı verdi. Mete ısrarla adamın yüzüne bakarak adamın konuşmasını bekliyordu.

” Şey, evet şimdiki eşim ile evlenmeden önce başka bir eşim vardı. Yirmi yedi yaşında evlenmiştim. Birbirimizi severek evlendik. Aslında üniversiteden beri birbirimizi seviyorduk fakat evlenmek nasip olmamıştı. Tam evleneceğimiz yıl babam vefat etmişti. Hem babama saygısızlık olmasın diye hem de babamdan kalan mal varlığını dağıtmak için iki sene evlilik tarihimiz uzadı. Aslında eski eşim Nazife düğün istemiyordu. Küçük bir nikah ile direk evlenmek istiyordu fakat ben onun telli duvaklı bir gelin olarak görmek istiyordum. Bu yüzden iki sene bekledik. Tabi iki sene içinde bir çok kez kavga ettik, sözde ayrıldık yine de  birbirimizden ayrılamadık. İki senenin sonunda evlendik. İlk sene ikimizden çok mutluyduk. Güzel bir hayatımız olacaktı fakat öyle olmadı.

Eski eşimin çocuğu olmuyordu. Çok denedik, doktorlara gittik hatta yurt dışında bile çözüm yolları aradık ama sonuç değişmedi. Bir iki yıl sorun etmedik Çünkü birbirimize olan aşkımız bizi ayakta tutuyordu ama aşk zamanla tartışmalara ve yersiz kavgalara dönüştü. Durduk yere açılan basit konulardan kavgalar çıktı. Aslında ikimizde asıl sorunun olmadığı biliyorduk fakat sinirlerimizi boşaltmak için birbirimize yüklenip kalplerimizi kırdık. Günü geldiğinde birbirimizin yüzünü bile görmek istememeye başladık. Aradan yılar geçtiğinde aynı evde iki yabancı gibiydik. Bazen aynı yorgun iş seyehatlarından dönünce yanında yatmak bile istemezdim. Çünkü asmış olduğu yüzünü bana bile çevirmezdi. Elinden hiç düşmeyen kitabı ve somurtkan yüzü ile sadece kitabına odaklanırdı. Bende hiçbir şey demeden üzerimde ki giysilerle salona geçer bir koltuğun üzerine kurulup uyurdum. İşte anlarsın ya aramız kötüydü fakat bir gün yanı bir gece ikimizde bir iş gezisinden dönüyorduk. İşin aslı ikimizde gereğinden fazla içmiştik. İş arkadaşlarımın taksi ile gitmemi söylemesine rağmen ben arabamla dönmeyi seçtim. Eşim bile taksi ile dönmemizi istedi fakat ben onu da dinlemedim. Arabaya bindiğimiz an sürekli taksi ile gitmemiz gerektiğini söyledi. Bu beni iyice sinirlendirdi. Bir anda birbirimize bağırmaya başladık. O kadar sesli bağırıyorduk ki arabaların korna sesini bile duyamadım. Zaten elim direksiyonda bile değildi. Önüme döndüğümde Karşıya geçmeye çalışan bir bisiklet gördüm. Çok fazla hızlıydım. Gözlerim bile net görmüyordu. Bisikleti atlatmak isterken direksiyonu fazla çevirip hakimiyetimi kaybettim. Arabanın tekerleği kaldırım taşına değdiği anda araba ters dönüp demir bariyerleri yıkarak metrelerce takla atıp sürüklendik. Her şey birkaç saniye içinde olup bitmişti ama ibreyi en son gördüğümde hızımın farkında değildim ve o anda firenin varlığını bile unutmuştum. Gözlerimin en son gördüğü şey koca bir toz bulutuydu.

Ardından hastanede uyandım. Her yerim sargılar içindeydi ve inanılmaz acılar çekiyordum. Yaşamam bir mucizeydi. Zaten doktorlar bile yaşamamı beklemiyormuş. Daha doğrusu yıllarca makinede kalmam yerine fişimi çekmeyi bile düşünmüşler. Lakin ben yaşadım. Uyandığımda aklıma gelen ilk şey eşim olmuştu. Bana eşimin ve karnında ki iki aylık bebeğimin öldüğünü söylediler. Bunu duyduğumda artık yaşamak istemiyordum. O… O bana söylememişti. Tedaviler işe yaramıştı ama bana söylemedi. Söylemek istemedi. Artık yaşamam için bir sebep yoktu. Bu kadar acıyı kaldıracak bir bünyeye sahip değilim ben. Eğer ölürsem onların yanına gidebileceğimi düşündüm fakat şimdiki eşim Neşe, O beni hayatta tuttu. Onunla tekrardan hayata bağlandım. Ne dediğimi anlayabiliyor musun? Şimdi tekrardan aynı acıyı yaşamak istemiyorum. Kızımın… Melisamın ölmesini istemiyorum. O, O daha çok küçük. Daha çok savunmasız. Lütfen yardım edin. Size istemeyeceğiniz kadar para veririm, her şeyi yaparım ama onun benden alınmasına engel olun. Yalvarırım, lütfen….”

Adamın ve eşinin kızarmış gözlerinden yaşlar süzülürken Mete burnundan derin bir nefes alıp güçlü bir şekilde ağzından verdi. Adamın yaşadıklarına üzülmemek imkansızdı. Yeterince acı ve dert çekmişti. Kalbi zamanında yeterince kırılıp parçalanmıştı. Son çarenin ölüm olması gerektiğinden başka çaresinin olmaması insan için en zor olanıydı. Çünkü elinden tutacak bir el ararken elinin sürekli karanlığa uzanıp kaybolması bütün beklentilerini yıkıyordu.  Ölüm hiç kirlenmemiş gibi görünen o narin elini sana uzatırken gülümseyerek sana bakıyordu. O eli tutmamak elinde değil. Çünkü tutacak başka bir el olmayınca ilk gördüğün ele sarılmak insanların doğasında vardı. Çünkü narin eller ve gülen gözler her zaman insanların cazibesine kapıldığı unsurlar olmuştu fakat bu adamı ölümden başka tutacak narin bir elin olması onun şanslı olduğunu gösterirdi ama kime göre….

” Acı kaybınız için çok üzüldüm Serkan Bey… ne kadar acı verdiğini düşünmek bile beni derinden sarsıyor lakin size soracağım bazı sorular sizi etkileyebilir. Lütfen bana olanları anlatın. İlk olarak eşinizin ölümünü gördünüz mü? Gördüyseniz nasıl öldü ? “

Adam kızarmış gözlerini anlamsız biçimde Mete’ye dikip uzunca baktı. Kaşlarının çatıklığından sorunun kendisine ne kadar zarar verdiği görülebiliyordu.

” Bu ne biçim bir soru ! Tabi ki de görmedim. O an zaten komadaydım.”

” Peki resim veya video…  hiçbir şey yok mu ?”

Adam hafiften gerilip ellerini ovuşturarak gözlerini kapattı. Gözlerini sıktıkça Mete adamın yüzüne iyice odaklandı. Bir şeyler söyleyecekti fakat söylemek istemiyordu. Sanki korkuyor gibiydi.

” Şey… Aslında ben… Yani, şeyden sonra… Anlarsın ya, komadan sonra işte…  Bir video izledim. Kazadan sonra başımıza toplanan insanların çektiği bir video. Eşimin ambulansta olan videosu… Onun yüzü, Yüzüne levhanın keskin tarafı saplanmıştı. Ağız tarafından giren levhanın sap kısmı dişlerini ve çenesini parçalayarak sağ gözünde çıkmıştı. Sağ gözü tamamen yok olmuştu. Yüzünde kocaman… kocaman bir delik vardı. Sol gözü ise değer tarafta ince bir damarın üzerinde sallanıyordu. Yüzünü ilk gördüğümde tanıyamadım. Çünkü yüzü neredeyse yok olmuştu. Çenesi o kadar açılmıştı ki burnunu göremiyordum. Sadece…. sadece birkaç kez nefes alabildi. Gırtlaktan gelen boğuk birkaç nefes… Asla unutamayacağım birkaç nefes… Sesi bile hala aklımdan çıkmıyor. Nefes alırken şişip inen parçalanmış göğüs kafesi hala aklımdan çıkmıyor. Çok… çok kötüydü. Bir kerede olsa cesedi teyit etmemi istediler. Onu kanlı canlı o haliyle görmek… Beni dehşete düşürmüştü. Hepsi benim yüzümden oldu. O halini hiç unutamadım.”

Mete elindeki küçük kağıda bir şeyler yazarken kafasını sallayıp elindeki kalemin arkasını bazen kemiriyordu. Adam yaşlı ve korkmuş gözlerle yere bakmaktan başka bir şey yapmıyordu. Eşi ise durmadan sırtını sıvazlamaya devam edip teselli vermeye çalışıyordu. Mete yazıklarını bitirdikten sonra tekrardan adama döndü.

” Peki eşinizi öldükten sonra hiç gördünüz mü ? “

Adam ilk kez gözlerini bu kadar açıp dehşetle Mete’ye baktı. Yüzü kırışıp, buruşmuştu. Ellerini sürekli ovarken şimdi titremeye başlamıştı. Derince birkaç kez gülümseyip yüzünde sahte ve çabuk kaybolan bir gülümseme oluştu.

” Bir ölüyü görmek mi ?  Biraz komik değil mi ?  Sanırım fotoğraflardan bahsediyorsunuz. Yoksa görmemin bir yolu olabilir mi ? Bu imkansız !”

Adam konuşurken istemsizce  gülmeye çalıştı. İri açılmış kanlanmış gözleri ilk kez ağlamayı bırakmıştı. Dizlerini sürekli hareket ettirip ellerini ovarken sakin kalmak için uğraşıyordu fakat bunu denemesi bile imkansızdı.

” Serkan Bey Lütfen bana doğruları söyleyin. Ne demek istediğimi anladınız. Bu zor biliyorum ve ne kadar korktuğunuzu da biliyorum ama bunu kızınız için yapmalısınız. Onun ruhu acı çekiyor ve siz bana yardımcı olmuyorsunuz.”

Adam rol yapmayı bırakıp gülümsemeye zorladığı yüzünü serbest bıraktı. Yüzü bir çuval gibi düşmüştü. Elleri titremeye devam ediyordu. Kanlanmış gözleri Mete’nin yüzünden ayrılmamaya başladı. Ardından birkaç kere daha gözlerini sıkıca kapatıp açtıktan sonra alnından inen küçük terleri silip kurumuş dudaklarını diliyle iyice yaladı.

” Tamam… Tamam anlatacağım. Onu…. Onu her gün görüyordum. Evde, yatakta, lavaboda, aynada hatta sokakta yürürken bile görebiliyordum. Bana hep asıl suçlunun ben olduğumu söyledi. Her saniye başı bana ölmemi söyledi. Günlerce uyuyamadım, uyuduğum zaman ise rüyalarıma giriyordu. Alnına kadar yarılmış yüzü gözümün önünden bir an bile kaybolmadı. O her yerdeydi. Bazen bir kişi olarak görüyordum bazen binlerce kişi olarak… Aklımı kaybetmek üzereyim. Evden dışarı çıkmıyordum. Onu görmemek için karanlık odalarda kalmaya başlamıştım fakat sesi bile yetiyordu. Ona bağırmama rağmen asla susmadı. Artık delirmek üzereydim. Ölmek istiyordum fakat Neşe sayesinde bir psikiyatrist ile tanıştım. Bana travma sonrası stres bozukluğu teşhisi koydular. Uzun zaman tedavi gördüm ve beni bu dertten kurtaran kişi Neşe ile evlendim. Tedavi olamama rağmen bazen yine görmeye devam ediyordum Fakat kızım… Melisa doğduğu zaman her şey kayboldu. Bir daha asla onu görmedim.  “

Siril konuşmadan adamı ve Mete’yi dinlerken ilk kez sessizliğini bozup yüzünü adama çevirdi. İlk eve girdikleri zaman ki adamın rahatlığı şuan tamamen yok olmuştu. Ne Mete’nin ne Siril’in ne de eşinin yüzüne bakıyordu. Neşe üzüntülü gözlerini kocasından hiç ayırmadan hüzünle bakıyordu. Ortam tamamen sessizleşmişti. Mete elindeki küçük deftere bir şeyler karalarken Siril konuşmaya başladı.

” Serkan Bey, yaşadıklarınızın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Lütfen sakin olun. Sizden bizi kızınızın odasını göstermenizi istiyorum. Lütfen bizi kızınızın odasına götürebilir misiniz ? “

Serkan tekrardan kafasını kaldırıp Siril’in yüzüne uzunca baktı. Siril’in cesaret veren gözlerini görünce birkaç kez derin derin nefes alıp yavaşça ayağa kalktı. Serkan ayağa kalktığı anda Mete ve Siril de ayağa kalkmıştı.

“Lütfen beni takip edin. Sizi kızımın odasına götüreceğim. “

Serkan yavaş adımlarla kapıdan çıkıp üst kata çıkan merdivenlerden çıkamaya başladı. Mete ve Siril Serkan’ı takip ederken üst kata adım attıkları anda bedenlerine etki eden huzursuzluğu hissettiler. Fakat bunu en çok hisseden Serkan olacak ki titreyen eliyle hemen önündeki kapıyı gösterdi. Mete ve Siril birbirine baktıktan sonra Mete yavaşça yürüyüp önündeki kapının kolunu açmaya başladı. Kapı açılırken Serkan hafiften kapıdan uzaklaşmaya başlamıştı. Mete sessiz bir şekilde açılan kapıyı sonunu kadar ilerletip duvara çarpmadan tuttu. Mete ve Siril odaya girdirdikleri anda etrafa dağılmış pelüş hayvanların pamuklarını gördüler. Odada neredeyse otuza yakın pelüş hayvan vardı. Hepsinin de bir tarafları koparılmış yerlere saçılmıştı. Mete hemen ayağının dibinde olan pembe tavşanı eline aldı. Pelüş hayvanın iki gözü de oyulmuş kulakları koparılmıştı. Mete oyuncağı çevirip bakarken elinde hissettiği yanma hissi ile oyuncağı elinden attı. Elini sallarken yere eğilip oyuncağa bakmaya başladı.

” Ağır bir ruh var. Bütün odaya etki etmiş. Sanırım bu döküntüyü neden toplamadığınızı açıklar. “

Serkan yutkunarak kafasını salladı. Bu esnada Siril yavaşça yatağa doğru yürümeye başlamıştı. Pembe örtü ile kaplanmış tatlı yatağın üzerinde kumral küçük bir kız uyuyordu. Üzerinde yatak gibi pembe bir elbise vardı. Yatakta sırt üstü uyurken elinde ki kahverengi pelüş ayıyı hiç bırakmıyordu. Siril yavaşça elini kızın başına koydu. Elini kızın başına koyduğu anda elektrik çekmiş gibi elini bir anda çekip elini ovmaya başladı. Çatık kaşlarıyla kıza bakarken Mete de Siril’in yanına geldi ve uzunca birbirlerine bakıp konuşmaya başladılar.

” Bu ağır değil Siril. Bu son safha gibi de görünmüyor. Tamamen ele geçirilmiş gibi… Ölmüş olabilir mi ? “

Siril kafasını sallayarak kızı işaret etti.

” Nabzı atıyor ama nefes alması çok düşük. Her an kesilecekmiş gibi. Biraz daha bilgi toplayıp ayini gerçekleştirebiliriz.”

Mete kafasını sallayıp odanın etrafında gezinmeye başladı. Tatlı kitap raflarının içinde ilkokul düzeyinde ince kitaplar bulunuyordu. Mete kitapları tek tek eline alıp incelerken eline geçen bir kitap dikkatini çekti. Bu kitaptan çok defter boyutunda resim defteriydi. Mete resim defterini incelerken sayfaları geçtikçe gördüğü resimler kaşlarını çatmasına neden oldu. Yavaşça elindeki defteri Serkan’a uzattı. Serkan defteri titreyerek alırken kızarmış gözlerini Mete ye dikti. Mete gözleriyle resmi işaret etti. Serkan resme bakarken gözlerini kapatıp yüzünü buruşturdu. Ardından gözünden bir damla yaş geldi. Mete resme bakarken resmin üzerinde ki yazıları okumaya başladı.

” Annem, babam , ben ve ikinci annem. O böyle söylememe kızıyor. İlk annem oymuş.”

” Resimde ki kişi size tanık geldi mi Serkan Bey ? “

Serkan bir eliyle gözlerini ovarken titreyerek bir daha elinde ki resme baktı. Bir evin yanında çizilmiş resimde yan yana kendisi ve Neşe çizilmişti. Hemen yanında kızı ve kızının yanında ise beyaz elbiseli ağzı kırmızıya boyanmış bir kadın vardı. Serkan derin derin nefes alıp verirken hızlıca resim defterini Mete’ye uzattı. Mete Serkan’ın elini iterek parmağıyla yarım ay çizerek sayfayı çevirmesini işaret etti. Serkan dudaklarını ısırırken yavaşça sayfayı çevirdi. Mete Serkan’ın sayfayı çevirdiği görünce resme bakmadan üzerindekileri okumaya başladı.

“O geceleri uyumama izin vermiyor. Babama hakaret edip duruyor. Babam ona ne yapmış olabilir ? “

Pembe yatağın üzerinde bir kız çizilmişti ve kızın hemen yanında dikilen o kadın duruyordu. Yatak, kız ve kadın hariç her şey siyaha boyanmıştı. Serkan tekrardan hızlıca defteri Mete ye uzattı. Mete bu sefer defteri alıp diğer resimleri de açmaya başladı. Resimleri geçerken üzerinde yazıları da okuyordu.

“O babamdan nefret ediyor. Onu öldürmem gerektiğini söyledi. Bugün bahçede gezerken bana ölmüş köpek gösterdi ve bunu yemem gerektiğini söyledi. ÇOK İĞRENÇ… Ona göre annem de babam gibiymiş. Onlar kötü kişilermiş. Onu incitmişler. O benimde ölmem gerektiğini düşünüyor. Bana bıçakla boğazımı kesmem gerektiğini söyledi. Ben ona bir şey yapmadım ki… “

Mete defteri kapatıp dolaba koydu. Serkan’ın gözünden yaşlar süzülürken Mete elini Serkan’ın omzuna koyup onu teselli etmeye çalıştı. Fakat sözleri hiçte teselli gibi değildi.

“Görüyorsunuz Serkan Bey ! Sizin attığınız bir kıvılcım kızınıza kadar ulaştı ama sakin olun. Size yardım etmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız. “

Mete kafasını kaldırıp tavana baktı. Ardından tekrardan Serkan’a döndü.

” Üç tane kamera yerleştirmişsiniz. Bize kamera kayıtlarını gösterebilir misiniz ? “

Serkan gözlerinden yaşlar süzülürken hüzünle kafasını sallayıp koluyla gözünü sildi. Siril Mete’nin yanına geldikten sonra odadan çıkmaya hazırlandılar. Tam odadan çıkacakları zaman Mete kapıyı kapatmak için kapının kolunu tutmak istedi fakat kapının kolu yoktu. Mete kaşlarını çatarak kafasını Serkan’a çevirdi. Serkan kafasını yere çevirerek gözlerini Mete’den uzak tutmaya başladı.

” Siz… Ondan korkuyor muydunuz ? Neden odanın kapısında kapı kolu yok ? Siz onu buraya mı kitliyordunuz ? “

Mete iri açılmış gözlerini Serkan’a dikmişken Siril odadan çıkarken kapı kolunun olamadığını görmemişti. Odaya girerken kapının ön tarafında kapı kolu vardı fakat arka tarafında yani kızın odasının içine bakan kapının kapı kolu yoktu. Siril kapı kolunun olmadığı görünce Mete gibi Serkan’a bakmaya başladı. Serkan konuşmaya başlarken titreyen sesinden dolayı konuşması zorlaşıyordu.

“Son… Son günlerde durumu kötüleşti. Bir gece elinde bıçakla odama geldi. Eğer bir saniye daha geç uyansaydım eğer göğsümün tam ortasından otuz santim boyunda bir mutfak bıçağı saplanmış olacaktı. Onu durdurmaya çalıştığımda o çok güçlüydü. Neşe olmasa yine göğsüme kocaman bir bıçak saplanacaktı. Siz benim neden korktuğumu biliyor musunuz ? Sanki ben bu durumdan memnun muydum ? Sanki içim acımadı mı ? Ben istemedim böyle olsun. Ben istemedim….”

Mete durumu anlayıp dudaklarını bükerek kafasını salladı. Ardından eliyle nazik bir şekilde Serkan dan yolu göstermesini istedi. Serkan kafasını sallayıp yürümeye başladı. İkinci katın en son odasına gidip cebindeki anahtarla kapıyı açtı. Hemen önlerinde ki kapıya bakan masaya doğru yürüyüp masanın yanında ki seri koltuğa oturdu. Masanın üzerinde ki laptopu açıp biraz uğraştıktan sonra laptopu Mete ve Siril’e uzattı. Mete ve Siril masanın önündeki sandalyelere otururken kendilerine çevrilen siyah beyaz kamera kayıtlarını izlemeye başladılar. Video sadece odada ki anormal olayları içeriyordu. Serkan bunları kamera kayıtlarından kesip biriktirmişti.

Mete sakince videodaki kızın pelüş oyuncaklarla oynamasını izlerken kızın bir anda pelüş oyuncakların ayaklarını ve ellerini kopardığını görünce kaşlarını çatmaya başladı. Küçük kız oyuncağı parçaladıktan sonra oyuncağın içindeki pamukları çıkarmaya başladı. Çıkarttığı pamukları yatağının üzerine atıyordu. Şu anlık fazla anormal bir durum yoktu. Sadece oyuncaklarını parçalayan bir kız görüyorlardı. Melisa oyuncakları parçaladıktan sonra yatağa sırtını yaslayıp ayaklarını katladı ve kollarıyla iyice sardı. Korkarak etrafa bakıp yerinde durmadan ileri geri sallanıyordu. Bir süre bu şekilde devam ettikten sonra tırnaklarıyla kollarını yırtmaya başladı. Kollarında açılan yaralar, parçalanan etler ve akan kanlar umurunda değil gibiydi. Çok kısa süre Neşe’nin odaya girmesiyle kız koşarak annesine sarıldı. Acıdan ağlayarak kolunu gösteriyordu. Mete video bittiğinde Serkan’a döndü.

” Son kısımda annesine ne dedi ? “

Serkan laptopu çevirirken Mete’nin yüzüne bakmadan cevapladı.

” Bana acı çektiriyor anne ! Demişti. “

Siril yüzünü kaşırken bir ayağını kaldırıp diğere dizinin üstüne attı. Uzunca Mete ile bakıştıktan sonra Serkan’a döndü.

” Başka böyle video var mı ? Daha garip olan mesela.”

Serkan laptopla biraz uğraştıktan sonra tekrardan laptopu Mete ve Siril’e doğru çevirdi. Serkan laptopu çevirdiğinde video çoktan açılmıştı.

Video da gecenin bir yarısı yatakta uyuyan Melisa bir anda kalkıp duvara doğru yürüyordu. Ardından kafasını duvara vurduktan sonra kanlar içinde yere düşüyordu. Melisa yerde baygın halde midir bilinmez ama tekrardan ayağa kalkıp bu seferde duvara bulan kan ile bir şeyler yazmaya çalışıyordu. Bir ara duvardaki kan yazdığı şeye yetmeyince tekrardan kafasını defalarca kez duvara vurup duvara bulaşan kan ile yazmaya devam ediyordu. On dakika geçmeden odanın kapısını kırar gibi açan Serkan içeri girip Melisayı durdurmaya çalışıyordu. Lakin Melisanın tırnakları adeta pençe gibi Serkan’ın kollarını koparakcak derecede yaralıyordu. Serkan en son eline geçen yatağın örtüsü ile kızını bağlamak zorunda kalıyordu. Melisa çığlılar atarken Neşe de gelip kızını sakinleştirmek için saatlerce uğraşıyorlardı. Melisa en son uykuya dalıyordu.

Serkan videodan ses gelmeyince tekrardan kendi tarafına çevirdi. Ardından bir şeyi açıp tekrardan Mete ve Siril’e doğru laptopu çevirdi. Mete ve Siril önlerindeki kanlı resme bakıyorlardı. Bu Melisa’nın duvara yazdığı yazıydı lakin okunamıyordu. Sadece çizgi desenlerden oluşuyordu. Bazı yerlerde el, kuş ve boynuz gibi desenler çizilmişken bazı yerlerde çizgi ve noktalar vardı. Serkan masasının altında ki çekmeceden gözlüğünü çıkarıp taktı. Ardından laptopu kendi de görecek kadar kendine çevirdi.

” Bu işaretlerin anlamını uzun zamandır araştırıyorum. Bazı paleografların düşüncesini almak için birçok ülkeye gittim. Bazıları Antik Mısır yazıtlarına benzetti fakat ortada hiçbir anlam yoktu. Nokta ve çizgilerin Mors alfabesi ile oluşturulduğu söylendi fakat yine düzgün bir sonuca varamadık. Din adamlarının söylediği gibi şeytanın alfabesi denilen bir inanca inanmıştık. Çünkü bunun bir açıklaması yoktu. Ya bizler anlamıyorduk yada bu yazı dili bizim dünyamızdan değildi.

Mete kafasını sallayarak yazıya biraz baktıktan sonra kafasını Siril’e döndü. Siril eliyle laptopu gösterirken Mete’den açıklamasını istiyordu. Bunu keşfeden Serkan gözlerini açıp açıklama yapacak olan Mete’yi izlemeye başladı.

” Aslında haklısınız Serkan Bey. Bu yazı bizim dünyamızdan değil. Aslında hiçbir dünyadan değil. Çünkü bu bir yazı değil !! Aslında yazı gibi görünse de bu bir kod gibi bir şey. Bunu okuyamamanız , daha doğrusu görememeniz gayet normal. Çünkü bunu sadece ruhunuzun gözü, yani üçüncü göz ile görebilirsiniz. Bu her insanın yapabileceği bir şey değil. Hatta bunu yapabilmek için biraz farklı olmanız gerekiyor. Yani, umarım beni anlamışsınızdır.”

Serkan dikkatlice Mete’yi dinlerken kaşlarını çatıp kafasını sallamaya anlamıştı. Üçüncü göz mü ? Bu çok saçma olmalıydı. Üçüncü göz diye bir şey olamazdı. Bu fantastik bir film değildi. Gerçek hayattı ve gerçek hayatta böyle saçma şeyler olamazdı. Serkan aklından böyle geçirse de daha bilmediği birçok şey vardı ve aralarından en masumu böyle şeylerdi.

“Üçüncü göz mü ? Siz ciddi misiniz ? Böyle bir şeyin olmasına nasıl inanabilirim. Ne yani kaşınız ortasında bir göz mü çıkıyor ?”

Mete yavaşça elini kaldırıp avucunu açtı. Serkan hareketsiz bir şekilde Mete’yi izlerken Mete bir anda avucunu sıktı. Serkan’ın yüzü kızarıp morarmaya başlamıştı. Serkan ellerini boğazına attığı anda Mete yumruk yaptığı elini serbest bırakıp tekrardan dizinin üstüne koydu.

“Sanırım böyle şeylerde olmaz değil mi Serkan bey ? Yalnız yaşadığımız dünya sizin düşündüğünüz kadar pembe değil, mavide değil, beyazda değil. Aslında bu dünyada her renk var. Yeter ki gözleriniz açık olsun. Ayrıca kızınızın durumu söz konusu olduğundan bence en önce siz inanmalısınız. Bu arada üçüncü göz dediğimiz olay bu dünyada kalıplaşmış bir terimdir. O yüzden bu tabiri uygun görürüz. Lakin bazı dünyalarda daha yaygın olduğu için bu bir sınavdır. Ruhunu uyandırabilecek insanları bu sınava sokarak en basit sınav olan ruh gözü ile onlara yazıya benzeyen şekillerde ki görüntüyü göstermeye çalışırlar. Eğer küçük resmi görebilirse o kişi sınavı kazanarak yeteneğine göre üstün eğitimler alır ve makam olarak iyi yerlere gelir. Konumuz bu değil lakin bu resme bakabilirim. Benim için zor bir şey değil fakat inanmanız ve dinlemeniz gerekiyor. Umarım anlamışsınızdır.”

Serkan hikaye dinler gibi dört gözle Mete’yi dinlerken duyduklarının ne olduğunu yada ne denmek istendiğini düşünmeye başladı. Lakin bir şey anlamamıştı. Başka dünyalar mı vardı ? Yada bu eğitimde neydi ? Bu çocuk nereden gelmişti ? Bu resim ve yazı olayı neydi ? Serkan düşünmekten konuşamama durumuna gelmişken Siril’in ince öksürüğü duyuldu. Mete ve Serkan Siril’e döndükten sonra ikisi de bekleyen gözlerle Siril’e bakmaya başladılar.

” Sanırım bir şey anlamadınız Serkan Bey lakin önemli değil ! Bize güvenebilirsiniz. Mete’ye izin verin ve bu resmi incelesin. Sanırım sizin için sorun olmayacaktır. Şimdi işimizi yapmamızda bize yardımcı olarak oradan sadece izleyin. “

Serkan kafasını iki elinin arasına alarak iyice bastırdı. Kafasına bastırdıkça şişen damarları kızararak belirginleşiyordu. Duyduğu şeyleri anlamak için ısrarla beynini yorsa da bir türlü beyni almıyordu. Kızının durumunu kavrayamıyordu. Mete’ye inansa bile ne dediklerini kavrayamıyordu. Bu bir aşmışlık mıydı ? Yoksa sadece bir abartma mı ? Neyden bahsediyordu ? Ne anlatıyordu ? Serkan beyninin içindeki yolculuktan uyanmış gibi kafasını kaldırıp Mete’ye baktı. Kanlanmış ve sıkmaktan kızarmış yüzü ile ondan bir şey istedi.

” Lütfen anlat. Sadece bilmek istiyorum. Kızımın ne ile savaştığını bilmek istiyorum. “

Mete Siril’e bakarken Siril onay verir gibi kafasını salladı. Mete derin bir nefes alıp saniyelerce içinde tuttu. Ardından sessizleşen odanın içinde gürültüyle içinde tuttuğu nefesi bıraktı. O nefes sesi anlatacaklarının ne kadar büyük bir şey olduğunu belirtiyordu.

” Hepsini mi ? ” dedi Mete. Serkan Bey birazda olsa Mete’nin ne demek istediğini anlamıştı. Her şeyin başlangıcını mı bilmek istediğini soruyordu ona. Serkan Bey anlamlı bir şekilde kafasını sallayarak Mete’nin neler diyeceğini merakla beklemeye başladı.

” Sanırım bu kadar meraklısınız o zaman beni iyi dinleyin. Size anlatacaklarım yanlış veya uydurma bir şey gibi gelebilir. Çünkü anlatacağım şeyler insan algısının çok çok üstünde bir şey olacak. Umarım kendinizi buna hazırlamışsınızdır. Size daha iyi anlamanız için hikaye anlatır gibi anlatacağım. Böylelikle anlamamız daha kolay olabilir;

Ruhlar insanlıktan veyahut içinde bulunduğumuz İğne ucu boyutundan daha önce yaratıldı. Yüce varlıkların huzurunda ruhun gücünü saklamak istenerek bedenlere hapsedildiler ve ruhun hükmü giderek zayıflayınca düşük yaşam şartları ile dolu boyutlar ve gezenler oluşturdular. Artık insanlar ruhun hükmüne ve gücüne sahip değiller. Yine de her insanın içinde bu hüküm yatmakta. Ruh yiyiciler denilen varlıklar ise bu hükmün peşinde olan diğer yaratılmış canlılardan sadece bir tanesi… Parazitizm tanımına uyumlu bu canlılar sadece hayatlarını ruhlardan beslenerek geçiriyor ve ölümden sonrası hayatı bile hiç eden bu canlılar sizin gibi en zayıf halkaları seçerek zayıflıklarınızdan beslenmeye başlıyor. Ruhun hükmü uyuyor olsa da bu canlılar için geçilmez bir duvar örerken akıl sağlığının her zarar gördüğü zaman hüküm zayıflıyor ve duvar giderek çatlamaya başlıyor. Sizin durumunuzda çatlaktan beslenen bu Ruh yiyici sizde hükmü kırdığı gibi sizinle kan bağı olan trajedilerden sonra doğmuş kızınız bir nevi yeni bir altın madeni ve yaşından dolayı uygun bir av…. Normal şartlarda sizin görüleriniz zayıflaması sadece kızınızın doğumuyla alakalı değil. Madeni sonuna kadar sömürmemek için sadece yenilenmenize olanak tanıyor lakin kızınızın yeni doğan güçlü bir ruhu olduğu aynısını söylemek mümkün değil. Ruhuna yapışan canlı onu bir tatlı misali sonuna kadar bitirecek ve ondan sonra yine size dönecektir. Bu canlıyı yok etsek bile kızınız bir daha eskisi gibi olamayacak. Sanırım felçli kalacak veya boş bir bedenden fazlası olamayacak. Size tavsiyem onu huzura kavuşturmaktır. Acılarından kurtulur ve ruhu da serbest kalır. Aynı zamanda sizin ruhunuzda kurtulmuş olur. Karar sizin Serkan Bey…”

Gökhan Karakeleş

  1. Bölüm
  2. Bölüm
  3. Bölüm
  4. Bölüm
  5. Bölüm
  6. Bölüm
  7. Bölüm

fantastik hikayeler, dehşet hikayeleri,korku hikayeleri,duygusal hikayeler,gökhan karakeleş,açlık çekenler,kayıp cennet, dehşet kan, ölüm,şeytan karanlık,korkunç,+18 hikayeler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Arkadaşlar sanırım benden yedi bölüm falan çıktı. Yoğun bir sınav dönemine girdim ve ardından yazda geldi. Çalışmaya da başlarım. Uzun lafın kısası uzun bir süre ortalarda yokum. Şimdiden haberiniz olsun. Size iyi okumalar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu