Dehşet ÖyküleriFantastik HikayelerGökhan KarakeleşKorku Hikayeleri

Açlık Çekenler: Kayıp Cennet 3. Bölüm

Dehşet Hikayeleri

Açlık Çekenler: Kayıp Cennet 3. Bölüm

“KAN TİCARETİ” (2)

“GİTME ! GİTME ! GİTME! LÜTFEN! SENSİZ BEN YAPAMAM! YAMTAR AMCA BENİ BIRAKMA LÜTFEN ! SEN BENİM AİLEMSİN ! SÖZ VERİYORUM BİR DAHA YARAMAZLIK YAPMAYACAĞIM! SENİ ÜZMEYECEĞİM ! DAHA ÇOK ÇALIŞACAĞIM! LÜTFEN ÖLME!”

İri adam bir kolu kopmuştu. Diğer elini küçük çocuğun omzuna koyup ilk kez sert gözleri merhametle gevşeyip huzurla doldu. Göğsünün ortasında kocaman bir delik vardı. Bir dizi yere değmiş tuttuğu omuzdan güç alarak ayakta kalabilmişti. Önünde duran çocuk ağlayan gözlerini onun gözlerine dikmişti. Sert tavırları ilk kez merhametle dolmuştu. O iri vücudun içinde iri de bir kalp vardı. Bunu göstermese de şuan kalbi açıktı. Ölümün eteğine düşmüş ve korkudan yoksun hayatı erdemli bir ölüm ile son bulmak üzereydi.

” Gitmelisin Mete! Özgürce yaşayıp daha güzel günler geçirmelisin. Üzgünüm ben iyi bir adam olamadım. Sen git ve yaşa! Özgürce koş ve oyna! Senin sırtına yüklediğim tüm yükler yüzünden özür dilerim. Git Mete! Git!”

İri adam yere düşmüş kılıcını eline aldı ve bir dayanak misali ayağa kalktı. Mete çığlıklar ve ağlamalar ile bu adamın paltosuna yapışmıştı. Onun gölgesinde yaşamış ve onun gölgesinde yaşamaya devam etmek istiyordu. Ailesi gibi olmuş bu adam şuan ölüyordu.

” BEN BİNBAŞI, ŞEYTAN KATLEDEN YAMTAR… BUGÜN ÖLÜMÜN PENÇESİNDE OLMAM YÜCE DEVLETİM, HALKIM VE YÜCE VARLIĞIN KORUMAMI İSTEDİĞİ BU KİŞİ SAYESİNDEDİR. BEN ÖLÜMÜMÜ ŞEREF VE ŞAN İÇİNDE GÖRECEĞİM. SAVAŞIN İÇİNDE DOĞDUM, SAVAŞIN İÇİNDE BÜYÜDÜM VE SAVAŞIN İÇİNDE ÖLECEĞİM! BENİM KANIM ŞEREFTİR! ACISINI YAŞAMA HAKKINI SİZE LÜTFEDİYORUM. ŞİMDİ ÖLÜMÜM İLE KAZANDIĞIM ŞEREFE SİZDE NAİL OLUN AZİZ DEVLETİN ŞEREFLİ ORDULARI…”

Yamtar son defa elinde tuttuğu kılıcı yere sertçe sapladı ve bedeni kılıca dayanarak dik bir şekilde kaldı. İri adamın etrafında belirginleşen  altın renginde yapraklar gökyüzüne yükseldi ve gökyüzünden sarı renkli altıN gibi parlayan yağmur yeryüzüne değdi. Acı ile inleyen askerler yağmurun bedenlerine değmesiyle çığlıkları durgunlaştı ve sessizleşti. Herkes aynı anda tek bir kişiye odaklanmıştı. İri adamın bedeninin üzerinde rengarenk kelebekler konmuştu. Kan ile dolu topraktan yeşil çimenler yükselmişti. Verdiği canı doğa da hayat buluyordu.

” Yamtar öldü mü? Binbaşı öldü. Bu imkansız o ölemez! Bakın! Hareket etmiyor. “

Bütün ordu bir dizinin üstüne çöktü. Yüzbinlerce insan yumruğunu kalbine vurmaya başladı. Ölümden ve öldürmekten anlayan bu insanların gözleri belki de ilk kez böyle yaşla dolmuştu. Herkes aynı anda aynı cümleyi haykırıyordu. Gökyüzü inliyordu, yer inliyordu savaşmayı kesmiş düşmanlar korkuyla geri çekildi. Düşmanların üstüne düşen yağmur asit gibi bedenlerini yakıp yok ediyordu. Yüzbinlerce asker duraksamadan yüzlerce kez aynı şeyi tekrar ediyordu. Sesleri güçlü ve sertti. Göğüslerine sertçe vurdukları yumrukları savaş meydanında ölümcül bir çığlığa dönüşmüştü.

” YERDE ÖLÜM GÖKTE HAYAT! YERDE ÖLÜM GÖKTE HAYAT!”

Bağırışların arasında küçük bir kız çocuğu koşar adımlarla Mete’nin yanına yaklaştı. Mete dizlerinin üstüne çökmüş çığlıklar atarak ağlarken dev yavrusu gibi görünen bu koca adamın yüzüne bakıyordu. İri adam ona bakıyordu. Yüzünde tarif edilemeyecek kadar güzel bir gülümseme vardı. Bir ölü böyle gülümseyemezdi. Mete’nin çığlıkları bu yüze baktığında daha fazla artıyordu. Bir ölü gülemezdi. Böyle ölmemeliydi. Böyle ölemezdi. Henüz çok erkendi. Bu cehennemden çıkıp ona hayatı gösterecekti. Onu hiç götürmediği evine götürüp birlikte yaşayacaklardı. Avdan ava koşup ona her yeri her şeyi gösterecekti. Çok erkendi. Verilen bütün sözler ölmüştü, anılar, planlar, duygular ölmüştü. Sadece koca adam değil, Mete de ölmüştü.

“METE DİKKAT ET!”

Mete kulağına gelen güçlü ses ile kafasını çevirdi. Ghost’un uzanan eli gözlerinin önündeydi. Yüzünde garip bir endişe vardı. Mete korku ve hüzün dolu gözlerini Ghost’un yüzüne çevirdiğinde Ghost’un yüzünde bir gülümseme oluştu. Hareket etmiyordu. Mete gözlerini Ghost’un karın boşluğuna çevirdi. Karnını yaran kocaman kılıç orada kalmıştı. Üstünde ki beyaz elbise kırmızı ya dönmüştü. Ağzından ince bir kan süzüldü. Ghost Mete’nin kollarına düştü. Mete’nin elleri titriyordu. Ghost’un o güzel yüzünde büyük bir kan lekesi vardı. Yamtar ölümün trajedik yolunda yalnız yürümeyecekti.

“Üzgünüm efendim. Sizi daha fazla korumak istiyordum lakin başarılı olamadım. Lütfen beni affedin. Ben başarısız bir hizmetkarım. Lütfen hayatta kalın. Siz çok güçlüsünüz! Lütfen Hayatta kalın. Lütfen…”

Ghost’un gözlerinden bir damla yaş süzüldü ve bedeni yığıldı. Mete’nin kollarında giderek ağırlaşıyordu. Mete’nin ağzı açılıyordu fakat ses yoktu. Bedeni düşmüştü. Artık ağlamıyordu, çığlık atmıyordu ve yaşamıyordu.

“Mete! Mete kendine gel!”

Mete kafasını çevirip yanı başında dikilen adama gözlerini çevirdi. Uzun siyah saçları bakımlı ve düzdü. Üzerinde bordo bir gömlek altında ise siyah kot pantolon giyinmişti. Gömleğinin düğmeleri göğsüne kadar açıktı. En dikkat edici özelliği ise yüzüne yakışmayan o gözlüklerdi.

” Temizleme ekibi mi geldi?”

Adam kafasının sallayınca Mete ayağa kalkıp adamın yüzüne dikkatlice baktı.

“Hazırlıklarını yaptın mı Alkan?”

Alkan yine kafasını salladı. Fazla konuşmayan ilginç bir adamdı. Mete sigara yaktığında o da cebinden bir sigara çıkarıp birkaç kez koklayıp geri paketine koyardı. Hiç kimse bu durumu sorgulamaz hatta alışıldık bir durum olmuştu.

Mete kapıdan çıktı ve arkasından dört tane temizlik görevlisi odaya girmişti. Alkan Mete’nin oturduğu sandalyeye oturup temizlik görevlilerini sessizce izliyordu. Mete beklemeden asansöre bindi ve eksi on yedinci kata bastı. Asansörden indiğinde karşısında kocaman bir daire vardı. Asansör tam oturma odasının önünde durmuştu. Kraliyet odasına benzeyen bu oturma odasında ki her şey altın rengiyle kaplanmıştı. Sadece koltukların döşeme kısımları sade bordo renginde antika bir tarzı vardı. Duvarlarda tablolar ve saatlerle süslüydü. Sehpalar ceviz ağacı oyması ve sadece cilalıydı. Üzerinde herhangi bir renk yoktu. Gösterişli oldukları kadar da odayı boğmamışlardı. Uzun salonun bir köşesinde mini bar tarzında Amerikan mutfak yerleştirilmişti. Dolabın yanında ise küçük bir şaraplık mevcuttu. Beyaz lake mutfak dolabı odaya ayrıca açık ve ferah gösteriyordu.

Üstünü çıkaran Mete yavaş adımlarla mutfağın yanındaki kapıdan çıkıp koridora çıktı. Sağında ki ilk kapıdan girip banyoya girmişti. Banyo göründüğünden daha büyüktü. Siyah fayansların içinden soluk sarı renkli kılcal çizgiler geçiyordu. Banyoya girdiği anda Hemen sağında yan yana iki tane ihtişamlı gümüş renkli banyo dolapları görünüyordu. Biraz ilerledikten sonra ise duşa kabin, jakuzi ve küvet bulunuyordu. Tavan alçıpanla  kaplanmış ortasından büyük bir avize sallanmıştı. Mete cam kapıdan geçip giysilerini çıkardı ve kapının solunda ki giysiliğin içine attı. Banyonun sonunda iki kapı daha vardı. Orası tuvaletler olmalıydı.

Mete dolu olan küvetin içine girip arkasına yaslandı.  Bedenine yapışmış kanlar su yüzüne çıkarken cam kapı sertçe açıldı ve içeri Ghost girdi. Mete kafasını yavaşça Ghost’a çevirdi. Ghost çıplak bir halde kapıdan içeri girmişti.

” Sırtınızı yıkamamı ister misiniz efendim?”

Mete yavaşça kafasını çevirip suyun üstünde yüzen kanları izlemeye devam etti.

” Gerek yok Ghost. Kendim yıkanabilirim.”

Ghost saçlarını toplayıp duşakabine girdi. Suyun rahatlatıcı bir sesi vardı. Mete fazla beklemeden iyice yıkanıp küvetten çıkıp az yanında asılı bornozuna sarılıp banyodan çıkıp kendi odasına gitti. Odasında yatağın üzerine koyulmuş takım elbiseyi giyindikten sonra odadan çıktı ve oturma odasına yöneldi. Dolaptan çıkardığı viski şişesini tezgahın üzerinde ki viski bardaklarına doldurdu ve birini alıp koltuğa oturdu. Çok geçmeden Ghost ‘da oturma odasına gelip tezgahın üzerinden viskisini alıp karşı koltuğa oturdu. Viskisinden bir yudum alıp sessizce oturmaya başladı. Bir süre böyle gittikten sonra sessizliği ilk bozan Mete olmuştu.

” Kırmızı Cennet adında bir işletmenin kiliseden kaçırılan çocukları ana madde gibi kullanıp satışlar yaptığını öğrendim. “

Ghost bir yudum daha alıp kafasını salladı. Tek bir kelime bile etmemişti. Mete Ghost’un sessizliğinden huzursuz olmuş olacak ki viskinin hepsini kafasına dikip ayağa kalktı. Ghost yüzüne bile bakmıyordu. Mete bardağını tezgaha koyup asansöre doğru yürümeye başladı.

” Fazla geç kalmamaya çalış!”

Mete asansöre binerken Ghost kafasın eğik bir şekilde viskisini içmeden gözleri dalmış bir şekilde yeri izliyordu. Gözleri her zamankinden daha donuktu. İstediği gibi hayata geri dönmüştü lakin istediği gibi değildi. Yanından ayrılmadığı efendisi tanıdığı kişiyle aynı kişi değildi. Öfke, mutluluk, utangaçlık… bütün duygular yok olmuştu. Duygularını gösterdiğinde bile gerçekçi değildi. Gözlerinde beliren o bakış bütün duygusuzluğunu belli ediyordu. İçinde ne olduğu görünmüyordu. Gerçekten ne hissettiği belli olmuyordu. Kapalı bir kutu gibiydi.

Ghost elindeki bardağı dolu bir şekilde tezgahın üstüne koyarak asansöre yöneldi. Diğer herkes onu bekliyordu.

” Biraz gülümseyebilir misin ? Her yaştan insana hitap eden iş adamı modeli görmedin mi ?”

Mete kafasını çevirip yanında oturan kişilere baktı. Tekrardan kafasını çevirip Siril’e döndü. Kimsenin yüzünde gülümsemeden bir parça bile yoktu.

” Denerim…”

Siril Mete’den aldığı kısa cevaptan memnun olmayarak kafasını tekrardan diğerlerine çevirdi.

” Üç büyük toplantı için sizin yerinize katılacak kişiler ayarlandı. Sizin sadece sessizce katılacağınız birkaç toplantı olacak. Söylenenleri kabul ederek hızlıca toplantıları bitirin ve asıl işinize odaklanın. En fazla bir hafta içinde halledip raporu vermem lazım. O yüzden ne kadar hızlı olursanız o kadar iyi. “

Siril konuşmasını bitirdiği anda arkadan mutlu bir ses yükseldi. Bu ses ince ve tatlı bir ses tonuna sahipti. Siril yavaşça arkasını döndü. Arkasında on iki yaşlarında sarı saçlı, mavi gözlü tatlı bir kız duruyordu. Yüzü neşe ile dolu ve tatlı görünüyordu. Saman fularlı şapkasını kafasına takmış üstüne de beyaz bir elbise giyinmişti. Pembe fularlı ayakkabıları ise gözden kaçmıyordu. İsmi gibi bir görünüşü vardı.

“Üzgünüm geç kadım Siril abla… Mete abi seni çok özledim!”

Küçük kız koşarak Mete’ye sarıldı. Yüzünde kocaman bir gülümseme oluşmuştu. Başını Mete’nin karın boşluğuna dayamış kıpırdamadan öyle duruyordu. Mete hareket etmeden elini Meleğin başına götürerek yavaşça başını okşadı. Yüzünde ki duygusuz ifade bir an bile değişmemişti. Melek kafasını kaldırarak Mete’nin yüzüne baktı. Mete’nin yüzünü görünce mutluluktan çiçekler açan yüzü somurtarak başka bir hal aldı. Hala tatlı görünüyordu.

“Bu kadar duygusuz görünmemelisin Mete ağabey! Yoksa yaşlanınca dedem gibi huysuz bir ihtiyara dönüşürsün.”

Siril ve Ghost anlıkta olsa yüzlerinde garip bir gülümseme oluşmuştu. Yüzlerini saklayıp başka tarafa çevirmişlerdi. Bu küçük çocuk yeri geldiğinde herkesten fazla açık sözlü olabiliyordu. Mete elini indirip Meleğin yüzündeki üzgün ifadeye baktı. Küçük bir kızdan bu kadar tepki görmek normal bir durum olabilirdi. Onu kardeşi kadar sahiplenmiş ve sahip çıkmıştı. Aralarında uzun süreli bir bağ oluşmuştu.

” Haklı olabilirsin. “

Mete fazla uzatmadan arabaya doğru yöneldi. Siril ve Melek hemen onun arkasından takip ederek arabaya yöneldi. Alkan ise cebinden çıkardığı sigarasını son kez koklayıp arabanın önüne oturdu ve takım elbiseli şoför geniş arabayı sürmeye başladı. Yol çok uzun sürecek gibi görünmüyordu.

“Bütün hazırlıklar tamamlandı ve kimlikler hazırlandı. Daha detaylı anlatımlar dosyalar halinde hazırlanıp Alkan’a verildi. Ghost ve sen evli bir çift olarak görünüyorsunuz. Melek ise sizin kızınız olarak görünmekte. Yaşıtlarınıza göre daha büyük göründüğünüz için çokta dikkat çekmeyeceğinizi düşünüyorum. Dosyalarda adı geçen kişilere ve yerlere ulaşmaya çalışın . Toplantılara Alkan katılacağı için fazla düşünmenize gerek yok. Bir iki kere görünmeniz yeterli. Sizinle birlikte küçük bir tim daha göndereceğim. Aynı zamanda orada bulunan Yeşil Kan adında ki organizasyonda size yardımcı olacak. Dediğim gibi yüzeysel bir temizlik ve dosyalarda adı geçen kişileri yok ettiğiniz taktirde geri dönün.”

Kısa süre içinde havalimanına varmışlardı. Onları bekleyen özel jetin kapıları açıldı ve kısa süre içinde kalkışı gerçekleştirdi. Siril giden özel jetin arkasından bakarken çalan telefonuna elini attı ve telefonu açtı.

” İkinci ekip yarın bu saatte yola koyulsun. Takip mesafenizi uzun tutun. Fazla yaklaşmadan hareketlerini izleyin. Ona tam güvenim olsa da hala hareketlerini tahmin etmek zor. Bize olan inancını görmem gerekiyor. Yaşlılar onun doğru kişi olduğunu düşünse de İmparator simgesini ona devretmeleri akıl alır gibi değil. Raporlar halinde hareketlerini her gün paylaşın. “

Siril telefonu kapattıktan sonra cebinden çıkardığı purosunu yakıp jetin arkasından bakmaya devam etti.

” Bana kim olduğunu göster Mete! Bunca yıldır asla gerçeği anlatmadın. Bu kadar hızlı yükselişinin nedenini göster bana Mete!”

……

“Ne zaman varacağız Mete Ağabey?”

Mete kafasını çevirerek oturduğu koltuğa tutunup bir ileri bir geri sallanan kıza baktı. Neşe ile dolan gözleri hiç solmayan bir çiçek kadar güzeldi. Normal bir insanın onun çok tatlı bir küçük kız çocuğu olabileceğini düşünebilirdi. Lakin her meyvenin tatlı görüntüsünün içinde bir ekşilik olabilirdi. Melek açan çiçeklerin en güzeli ve en karanlığıydı.

“Bilmiyorum Mel! Sen bunları kafana takma ve meyve suyunu iç.”

Melek kafasını çevirip gökyüzünde ki bulutları izlemeye başladı. Bulutları izlerken elinde ki meyve suyundan bir yudum daha alıp tekrardan yüzünü Mete’ye döndü.

” Annem bana çok fazla kan göreceğimi söylüyor Mete ağabey. Sence de görebilir miyim? Bana onları gösterecek misin?”

Meleğin yüzünde ki gülümseme bir an bile değişmiyordu. Adeta yüzüne yapışmış gibiydi. Her zaman güler yüzü ve saf tavırları etrafına pozitiflik katıyordu. Bu onun en öne çıkan özelliğiydi. Lakin içindeki kokuşmuş kişiliği ve psikolojik sorunları onu tanıyınca daha da belirgin bir hale geliyordu. Bunu hiçbir zaman saklamayarak her zaman gösterebilirdi.

Mete elini Meleğin kafasına koyarak yavaşça kafasını okşayıp tekrardan eski haline geri döndü. Derin bir nefes alıp yüzünü Meleğe çevirdi.

” Sana istemediğin kadar kan göstereceğim. Şimdi bunları düşünme!”

Melek sevinçle kafasını Mete’nin omzuna dayadı.

“Teşekkür ederim Mete ağabey.”

Bu  dünya soğuk ve karanlıktı. Kimileri bu soğuğun içinde buz tutmuş, kimileri ufak bir ateş parçasında sıcaklık arar olmuştu. Bu dünya gereğinden fazla soğuktu. Küçük bir kız ellerinde kanayan yarasını saklayarak gülümseyecek kadar soğuktu. Kimse bir günde delirmemişti. Herkesin kanayan yarasının içinde pıhtılaşmış kan kalmıştı. Bu dünya gerçekten de soğuktu. Yazın ortasında ayazı gören kalpler , hayattan umudunu kesmiş fakat kalbi atan insanların bedenleri gibi soğuktu. Bu kadar soğuk bir dünya karanlığı da besliyordu. Küçük büyük demeden herkesin içinde karanlığı besliyordu. Bu karanlığı gösterenlere deli sıfatı yakıştırılıp, göstermeyenlere iyi biri gibi gösteriyordu. Karanlık güneşli günde de vardı, sisli bir gecede bulutlardan seken ay ışığında da. Melek adeta bir güneşti. Yüzü ayı yansıtacak kadar parlak fakat içi çürümüş bir leş kadar iğrençti. Bir günde çürümemişti. Bir günde karanlığa boyun eğmemişti. Sonuçta çocukluğunun ve kaderinin kurbanı olmuştu. Cesetleri artık gördükçe midesi kalkmıyor adeta mutlu oluyordu. Merak duygusu onu çürütmüştü. Acı sesler, ölü bedenler, çığlıklar onu çürütmüştü. Bunu gizlemiyor ve normal bir şekilde açıkça belirtiyordu. O bir deliydi fakat bir günde delirmemişti.

Sessiz ve huzurlu geçen kısa süre sonuna yaklaşmış jet havalimanına inmişti. Hızlı bir şekilde jetten inip yanlarında ki yardımcıları valizleri alıp yola çıktılar. Havalimanında onları karşılayan araç havalimanına yakın olan otellerine kadar onlara eşlik etti. Mete, Ghost ve Melek aynı odada kalıyordu. Literatürde Ghost ve Mete evli Melek ise onların kızı olarak gösterilmişti.  Bu yüzden aynı odada kalmaları gerekiyordu. Onlara ayrılan otel odası iki oda bir solan , mutfak ve banyo şeklinde çekirdek aileler için düzenlenmiş bir odaydı. Yine de gereğinden fazla geniş ve lüks odalar seçilmişti. Aynı zamanda salonun koltukları da uyumak için fena değildi. Gece olunca Mete’nin yatağı salonda olan koltuklardan biri olacağı belliydi fakat şimdilik yatma fikri en son düşünecekleri şeydi. Otel odasına eşyalarını yerleştirdikten sonra dosyada belirtilen bağlantılara ulaşıp onlardan neler yapabileceklerini öğrenmeliydiler. Ardından Almanya’nın örgüt yöneticilerine ulaşıp daha fazla bilgi alıp onlardan tam olarak ne istediklerini detaylı bir şekilde öğrenmekti. İlk günleri böylelikle yorucu ve kafa patlatmadık bir gün olarak geçecekti. Mete düşünürken bile yorulmaya başlamıştı. Bütün işi Alkan’a yıkıp sadece avlara katılmak istiyordu lakin Alkan bir kaç gün şirketin toplantılarıyla uğraşmak zorundaydı. İçine kapanık bir adam gibi görünse de böyle işler için biçilmez kaftandı. Soğuk kanlılığı ve sert mizacı bu iş için tamamen uygundu. Çoğunlukla az ve öz konuşurdu. Bu da toplantıların hızlı bir karara bağlanacağını gösteriyordu. Almanya ya gelmek hem iş için uygundu hem de açılan şirketlerden birinin daha ekonomisi büyüyecekti. Örgütlerin paraya o kadar ihtiyacı olmamasına rağmen piyasaya altın sundukları için bu şirketler her zaman kolayca altını paraya dönüştürmelerine olanak sağlıyordu. Aynı zamanda da göze batmamalarını sağlıyordu. Her şekilde de kârlı bir işti.

Alkan gruptan ayrılıp kendi odasına yönelmişti. Mete, Ghost ve Melek kendilerine ayrılmış odalarına geçip eşyalarını yerleştirdiler ve salona geçtiler. Salonun hemen yanında cam bir kapı bulunuyordu. Sürgülü cam kapıyı çekince mutfağa giriliyordu. Mete kendini koltuğun üzerinde bırakıp ayaklarını önündeki küçük sehpanın üzerine uzattı. Melek de kafasını Mete’nin göğsüne yaslayıp bacaklarını koltuğa uzattı. Ghost mutfağa girerken kısık bir sesle Mete’ ye seslendi.

” Kahve içer misiniz efendim ? “

Mete derin bir nefes alıp anlaşılır kafasını salladı.

” Çok memnun olurum. Şuan ona gerçekten ihtiyacım var  gibi hissediyorum.”

Ghost mutfağa girerken Melek de sevinçle Ghost’un arkasından seslendi.

” Bende meyve suyu içerim ! “

Ghost kafasını sallayarak mutfağa girdi. Birkaç dakika sonra elinde küçük bir tepsi ile çıkıp salonun ortasında ki küçük masanın üzerine içecekleri koydu. Mete kafasını koltuğa yaslamış uykulu bir şekilde tavanı izliyordu. Melek ise sevinçli bir şekilde elindeki telefona tutulmuştu. Ghost Mete’nin karşısında ki koltuğa oturup kahvesini eline aldı. Mete de kafasını indirip elini uzatarak kahvesini aldı ve gözlerini Ghost’a çevirdi.

” Biraz dinlendikten sonra uzun bir konuşma yapmaya hazırlanmalıyız. Uzun bir gün olacakmış gibi hissediyorum. Yine saçma işlerle uğraşmak bize kaldı gibi görünüyor. “

Ghost kahvesinden bir yudum alıp kısa bir düşündü ve konuşmaya başladı.

”  Gitmemiz gereken mekanlardan ikisi otele yakın sayılır. Diğeri ise bir saat mesafede… Bunları hallettik mi akşam altıya kadar bir şey yapmamıza gerek yok. Akşam altı da bizi otelden alıp örgütün büyükleriyle konuşup günü bitiririz. Ava da yarın başlarız. Bence ilk günden avlanmaya girişmediğimiz için şanslıyız efendim. Yoksa daha da yorucu olabilirdi. “

Mete kafasını ovarak kahvesinden büyük bir yudum daha aldı.

” Yolculuklardan nefret ediyorum. Doğada yürümek bundan daha güzel olduğunu fark ediyorum. Benim aksime sen birkaç yıl içinde tamamen uyum sağladın bu hayata. “

Ghost gülümseyerek mutlu bir şekilde cevap verdi.

” Efendim cehennemde bile olsa cehenneme uyum sağlarım. Benim için herhangi bir sorun teşkil etmiyor. “

Mete karanlık gözlerini yere çevirip bir süre öyle kaldı. Ortamı derin bir sessizlik kaplamıştı. Mete montunu balkona doğru yöneldi. Montundan sigarasını çıkarıp yaktı ve ellerini balkon demirlerine dayadı. Sigaradan derin bir nefes aldığı sırada Ghost da balkon kapısını açıp yanına geldi. Mete’nin sigara paketinden bir sigara çıkarıp ağzına koydu. Mete bir nefes daha alıp cebinden çakmağını çıkarıp Ghost’un sigarasını yakmıştı. İkisi de sessizce sigarasını içerken Ghost yüzünü Mete’nin yüzüne çevirdi ve sessizce Mete’nin yüzünü izlemeye başladı. Mete bir süre sonra yüzünü çevirip Ghost’a baktı. Ghost’un yüzünde anlaşılmaz bir hüzün vardı.

” Neden yüzüme öyle bakıyorsun ? “

Ghost gözlerini bir an bile kırpmadan Mete’nin yüzünü izlemeye devam etti. Gözleri her şeyi açıklıyor gibiydi. Yemyeşil gözleri büyülenmiş bir orman gibi yeşil ve parlaktı fakat bir gece kadar da soğuktu. Bu gözler Mete’nin üzerinden bir an bile gitmiyordu.

” Eski yüzünüzü hatırlıyorum efendim. O zaman daha parlaktı fakat şimdi daha yakışıklı görünüyor. Keşke o zamanki gibi parlak olsaydı diye düşünüyorum. “

Mete sigarasını küllüğe basıp arkasında duran ufak koltuğa oturdu. Ghost elinde sigarasıyla Mete’yi izliyordu.

” Ghost, bana efendim demene gerek yok! Artık bana ait değilsin. İstediğin gibi konuşabilirsin. İstediğin gibi davranabilirsin. “

Ghost gözlerini devirip sigarasını küllüğe bastı. Sırtını balkon demirlerine dayayarak derin bir ah çekti. Nefesi parçalı ve hüzün doluydu. Sözlerin ağırlığından yorgun düşmüş ve kalbi gerçeği gördüğü için kırıktı.

” Öyle demeyin efendim, ben size aitim. Siz benim efendimsiniz. Ben sizin bir parçanızım. Bunu nasıl söylersiniz! “

Mete Ghost’un gözlerine bile bakamadan gözlerini yere dikmişti. Yüzüne bile bakamadan konuşuyordu.

” Anlamıyorsun Ghost! Ben seni hissedemiyorum. Sen yanımdayken bile hissedemiyorum. Kalp atışını duyamıyorum. Ne düşündüğünü bilmiyorum. Ne hissettiğini bilmiyorum. Ben seni hissedemiyorum Ghost ! Ben sana nasıl sahip olabilirim. Seni koruyamayan biri nasıl sana sahip olabilir. Senin hayatını bile kurtaramayan biri nasıl sana sahip olabilir. “

Mete yavaşça kafasını kaldırdı. Ghost’un gözleri hemen gözünün dibindeydi. Dudaklarını görebiliyordu. Bir kalemle çizilmiş gibi özel olan dudakları pespembe parlıyordu. Ghost dudaklarını itti ve dudakları Mete’nin dudaklarına değdi. Mete hareket bile edemeden Ghost Mete’nin kafasını tuttu ve kendine doğru çekti. Gözlerini kapatmıştı fakat Mete’nin gözleri açıktı. Onun güzelliğin her bir anını görüyordu. Utanmış yüzünü görebiliyordu. Hiçbir anını bile kaçırmadan Ghost’un yüzünü izledi. Sonunda Ghost yüzüne geri çekip şefkatli gözleriyle Mete’nin yüzüne uzunca baktı. Adeta bir melek gibiydi. Bu dünyan olamayacak kadar güzel bir melek…

” Bunu hissedebildiniz mi efendim ?  Benim her şeyim size ait. Lütfen bir daha böyle şeyler söylemeyin. Lütfen daha fazla beni üzmeyin efendim. “

Mete kapı sesiyle kafasını çevirdi. Melek hafif utanmış bir şekilde ikisine bakıyordu.

” Şey… İşiniz bittiyse biraz daha meyve suyu alabilir miyim ? “

Ghost gülümseyerek Meleğin yanına doğru yürümeye başladı.

” Tabi ki … Bizimde işimize dönmemiz gerekiyordu. “

Mete yüzündeki masum gülümsemeyle yürüyen Ghost’un arkasından uzunca baktı. Her zamanki gibi sessiz ve duygusuz görünüyordu. Küllüğü yanına çekip bir sigara daha yaktı. Gözleri hâlâ az uzağında ki balkon kapısında kalmıştı. Sigaradan derin bir nefes aldıktan sonra kendi kendine sessiz bir şekilde konuşmaya başladı.

” Üzgünüm Ghost… Ben hâlâ seni hissedemiyorum… “

Hisler kimilerinde kapalı bir kutu, kimilerinde ise sarı çiçeklerin içinde ki beyaz güldü. Mete’nin hisleri ise çürük bir elma gibiydi. Dışından bir delik kadar küçük görünüp içini açtığında büyüyen bir çürük… Kaç insan ölmüştü gözlerinin önünde ? Kaç insan öldürmüştü ? Kanlar ellerinden damlarken hissettiği şey korku, üzüntü veya pişmanlık değildi. Peki ne hissediyordu ? Neden hissettiği bu duygunun bir tanımı yoktu ? Çünkü hissetmiyordu. Acıyı, sevgiyi, üzüntüyü,  aşkı… Her biri alevin dibi gibiydi. Hem çok yakın hem de çok karanlıktı. Tutku ve takıntı birbirinden çok yakın ve bir o kadar da uzaktı. Biri ilaç diğeri ise zehirdi. Sonuçta ilacın da fazlası zehre dönüşürdü. Mete’nin Ghost üzerinde hissettiği bu vazgeçilmez duygu bir o kadar da kırılgandı. Bir türlü emin olamıyordu. Bütün canlıların hissettiği bu haz ve şehvet duygusu onun vücudunda herhangi bir duyguya sebep olmuyordu. O zaman Ghost üzerinde hissettiği takıntı mıydı ? Kendinden bile tam emin olamayan bir kişinin yine tam emin olamadığı bir takıntısı mı vardı ? Bunu açıklamak aslında kendine yalan söylemekle birdi. Hiç kimse kendine yalan söylemeden yaşayamazdı. Bu insanlığın kuralıydı fakat Mete insan mıydı ?

Mete biten sigarasını söndürüp salona yöneldi. Ghost çoktan eline telefonu almış konuşmalara başlamıştı. Yüzü uzun bir zaman sonra ilk kez gülüyordu. Konuşurken solgun ses tonu biraz daha pratik ve neşeli çıkıyordu. İçinde ilk okulda her derste kendini göstermeye çalışan küçük bir kızın mutluluğu vardı. Mete bu mutluluğu bozmamak için yüzüne küçük bir tebessüm yerleştirdi. Ghost Mete’yi görünce sevinçle yerinden kalkıp küçük bir çocuk rapor vermeye başladı.

” Yarın Baumkörper kütüphanesine gidip oranın görevlisi olan Klaus adında biriyle konuşacakmışız. Kalan bilgileri ondan alıp yarın gece operasyona başlayacağımızı düşünüyorlar efendim. Birçok bilginin ellerinde olduğunu ve hızlı bir şekilde halledebileceğimize inandıklarını söylediler. “

Mete küçük bir kız çocuğunun başını okşar gibi yavaşça elini uzatıp Ghost’un başını okşadı. Ghost sevinçten sadece kafasını biraz daha öne eğmişti.

” İyi ki senin gibi bir yoldaşım var Ghost… Belki de tanrıya daha fazla teşekkür etmeliyim. Gerçekten herkesten daha fazla yardımcı oluyorsun.”

Melek somurtarak izlediği televizyonun sesini biraz daha açtı. Ellerini bağdaş kurmuş gözlerini televizyona kilitlemişti. Mete yavaşça yanına yaklaşarak onunda başını okşadı. Mete’nin elleri başına değince bir anda irkilip şaşkınlıkla gözlerini çevirmişti. Yine de yüzüne mutlu bir şaşkınlık vardı.

” Sen de yanımda olduğun için çok mutluyum Mel…”

Melek gülümseme ve somurtmayla kafasını tekrardan televizyona çevirdi.

” Anlamış olman güzel. Ben olmasam bu günlere bile gelemezdiniz.”

Mete ve Ghost gülümsedi ve Ghost yavaşça kendini koltuğa bıraktı. Sürekli olarak gözleri Mete’nin üzerindeydi.

” Bir şeye ihtiyacınız var mı efendim ? Siz dinlenmenize bakın. Yarına kadar güzelce dilenin efendim.”

Mete koltuğun üzerinden montunu alarak üzgün bir yüzle Ghost’a döndü.

“Üzgünüm ama bugün birini görmem gerekiyor. Gece beni beklemeyin. Siz yemeğinizi yiyip güzelce dinlenin.”

Ghost’un yüzü bir anda düştü. Bir şeyler demek istiyor gibiydi fakat yine yüzünde ki eski gülümsemeyi göstererek konuştu. Onca söylemek istediği şey olmasına rağmen birkaç kelime çıkabilmişti ağzından.

” Nasıl isterseniz efendim.”

Melek Mete giderken arkasına bakmadan oturduğu yerden elini salladı. Mete kafasını anlaşıldı der gibi sallayıp otel odasından çıktı. İlk işi montunun cebinden telefonunu alıp Alkan’ı aramaktı.

” Bir araç ve tercümen yollar mısın otel kapısına Alkan? “

Alkan Mete’nin fazla otelde kalmayacağını düşünüp çoktan kapıda bir şoför ve tercümen tutuyordu.

” Kapıda seni bekliyorlar Mete. Nereye gideceğini söyleyecek misin?”

” Eski bir tanıdığı göreceğim.”

Mete kısa tutarak telefonu kapattı. Bu ne kadar sinir bozucu olsa da gelecek daha fazla soruyu engelliyordu.

Mete otelden çıktı ve kapını  önünde bekleyen siyah sedan arabanın arkasına bindi. Arabanın önünde oturan siyah elbiseli adamlardan biri şoför diğeri ise tercümandı. İkisi de genç insanlardı.

” Nereye gitmek istersiniz efendim?”

” Saat akşam yediye kadar Almanya turu yapmayı düşünüyorum. Yediden sonra ise Gelbe Flasche barına uğrayalım.”

“Nasıl  istersiniz efendim.”

Mete arkasına yaslanıp kafasını koltuğa yaslayıp camdan şehri izlemeye başladı. Tercümen radyodan hafif bir müzik açmıştı. Mete kollarını birbirine sarıp uzun yolculuk boyunca tek bir ses bile etmeden ölü gibi camdan baktı. Sonunda saatler geçmişti. Mete arabadan inip ön cama doğru yürüdü.

” Şimdi gidebilirsiniz. Gece sizi tekrardan beni buradan alması için Alkan’ı arayacağım.”

“Nasıl isterseniz efendim.”

Tercümen ve şoför yavaşça geri dönmeye başladı. Mete yeni yeni açılmaya başlayan bara girip barmene doğru yöneldi. Bir şat tekila alıp ayakta kafasına dikti. Ardından bir kadeh istedi ve barmen koltuğuna oturdu. Onu da kafasına dikti ve bir süre böyle ilerledi. Çoktan bar hızlanmaya ve insan sayısı artmaya başlamıştı. Mete büyük iki karton bardağa karışık votka yaptırtıp bardan dışarı çıktı. İçeride kulağını tırmalayan büyük bir ses karmaşası vardı. Karton bardağın üstüne iliştirilmiş pipeti atıp votkasından büyük bir yudum aldı. Ayakları yalpalamaya başlamıştı. Kapıdan çıkınca yüzüne vuran soğukla birlikle derin bir nefes aldı. Kapının yanında duran kısa beyaz saçlı narin bir kız dikkatini çekmişti. Gözleri yere baksa da açık mavi gözleri görünüyordu. Mete votkasından bir yudum daha alıp kadına doğru yöneldi. Kadın Mete’nin geldiğini fark edip gözlerini ondan ayırmıyordu.

Mete elinde ki ikinci içki bardağını kadına uzattı.

” Bir tane fazladan almıştım. Seni bekliyordum.”

Kadın içki bardağını alıp bardağı kokladı. Yüzünde şehvetli bir gülümseme vardı.

“Buna nasıl hayır diyebilirim. Gerçekten neyi sevdiğimi biliyorsun.”

Mete cebinden sigarasını çıkarıp ağzına tutuşturdu. Kadında cebinden sigarasını çıkarmıştı. Saçı gibi yüzü de bembeyazdı. Üzerinde kırmızı dar bir elbise giyinmişti. Vücudu tüm şehvetiyle görünüyordu. Çekiciliğini bu yolla göstermek onun için bir sorun teşkil etmiyordu. Rahat bir tavrı vardı. Mete kendi sigarasını yakarken kadının da sigarasını yaktı. Kadın sigarasından bir duman alıp Mete’ye teşekkür etti.

” Ne kadar centilmensin. Sanırım mektubumu okumuş olmalısın.”

”  Küllüğün altına mektup saklamamanı öneririm. Çok dikkat çektiğini biliyorsun.”

” Üzgünüm ama senden başkası o kadar sigara içmiyor. Bulabileceğin en iyi yere koydum.”

Mete sigarasından bir duman daha alıp sırtını duvara yasladı. Gözlerini kadına çevirdi ve aklında ki ilk soruyu sordu.

” Neden buradasın Anastasia ?”

Anastasia gülümseyerek gözlerini Mete’nin gözlerine dikti.

” Belki de yıllar içinde ne kadar yakışıklı olduğunu görmek istemişimdir.”

” Şakayı bırakalım ve iş konuşmaya dönelim. Ne dersin ?

Anastasia gülümseyerek hemen yolun kenarında olan spor arabasına doğru yürümeye başladı.

” Bunu otel odam da şarap içerken konuşmaya ne dersin ? Güzel bir manzarası vardır.”

Mete elindeki votkayı kafasına dikip çöpe attı. Ardından arabaya doğru yöneldi.

” Gerçek bir iş kadınısın. Buna hayır diyemem.”

……

Orta yaşlı adam önünde duran sekiz yaşlarında ki çocuğu bağlanmış kollarından tutup yere yatırdı. Çocuk felç olmuş gibi hareketsiz bir şekilde sadece gözlerini hareket ettirerek adama yalvaran bakışlarını yönlendirmişti. İri adam üstünde ki atletine yapışmış beyaz önlüğünün düğmelerini açarak çıkardı. Az yanında duran masanın üzerinde katlı bir halde duran beyaz renkli ayağına kadar uzanan yağmurluğa benzeyen uzun elbiseyi giyindi. Ellerine eldiven geçirdi. Ayağına ve başına bonesini geçirip yüz siperliğini de taktı. Küçük kız çocuğu yerde hareketsiz bir şekilde korku dolu gözlerini adama çevirmişti. Adamın bakışlarında herhangi bir duygu belirtisi yoktu. Bir kozmetik işçisinin tavırlarına ve hareketlerine sahipti. En azından giyinirken böyle görünüyordu. Orta yaşlı adam giyindikten sonra az uzağında olan bir metre derinliğinde , iki buçuk metre uzunluktaki havuzun yanına yaklaşıp havuzun diğer tarafındaki kendisine benzeyen adama seslendi.

” Erkencisin ?”

Konuşurken birazda olsa bağırmak zorunda kalmıştı. Karşısında ki adam masada ki eti baltayla parçalamakla uğraşıyordu.

” Canım sıkkındı biraz… Biraz et dövmek iyi gelir diye düşündüm.”

Adam eldivenlerini iyice geriye çekip yerdeki kızın ellerinden tutup havuzun yanında ki kütüğe başını koydu. Yerde ki küçük baltayı alıp bir eliyle de kızın kafasını sıkıca tuttu. Kızın gözlerinden yaşlar akıyordu. Simsiyah gözleri kocaman olmuştu. Göz bebekleri büyümüştü. Aldığı ilacın etkisinden olabilirdi. Hareketsiz bir şekilde sadece adamı izliyordu. Adam hızlı bir şekilde baltayı indirdi. Kızın başının yarısından fazlası kesilmişti. Atar damarından fışkıran ilk kan havuzun içine akmıştı. Adam sert bir darbe daha indirip kızın kafasını koparıp bir kenara fırlattı. Hızlıca kanlar fışkıran vücudu havuzun dibine yaklaştırıp ilk hızlı akan kanı havuza akmasını sağladı. Kan akışı yavaşlayınca kızın ayağının ayak parmağı ve orta parmağı arasından büyük bir kanca geçirip havuzun üzerinden geçen çelik halatlı makaraya takıp cesedin kanı havuza dolacak şekilde ayarladı.

” Stres atmaya bire bir değil mi?”

” Gerçekten de bire bir. “

” Senin canın neden sıkkın ? Bir şey demeyecek misin ? “

Adam bileğe sert bir balta darbesi vurup eli koparıp yanında ki yeşil poşete attı. Derin bir “ah” çekip yüzünü karşısında ki adama döndü.

” Eşim…  Eşim çocuk sahiplenmek istiyor Klaus. Ne yapmalıyım bilmiyorum. Biliyorsun bizim çocuğumuz olmuyor. Buna rağmen defalarca denedik ama bir sonuç alamadık. İnsan olan bir çocuğa da nasıl evladım gibi sahip çıkabilirim. Bu duyguyu anlayabilir miyim, bilmiyorum. “

Klaus bir erkek çocuğun kafasını kesmiş çelik halata bağlamıştı. Diğer adam gibi düşünceli görünüyordu.

” Emin değilim Leo! Böyle şeyleri çok duydum. Çevremde insan evlat sahiplenenler var yada normal bir insanla evlenip bebek yapanlar da var. Lakin bir kasap evinde kuzu besler mi? Tam emin değilim ama insanlara karşı içinde bir sempati oluşabilir. “

Leo kanının sonuna kadar havuza akmış cesedi halattan çekerek aldı ve derisini soymaya başladı.

” Bilemiyorum ama eşim artık çok sorun çıkarmaya başladı. Biliyorsun onu da üzmek istemiyorum ama… Çok zor bir karar. Sence ne yapmam gerekiyor ?”

Klaus cesetlerin kafalarını çöp poşetine atıp arka odadan bir kaç tane daha çocuğu kolundan tutup odaya fırlattı. Onlara un çuvalından farklı davranmıyordu.

” Sanırım deneyebilirsiniz. En azından işler yolunda gitmezse bir haftalık yemeğiniz çıkar. “

” Şaka yapmayı bırak Klaus bu ciddi bir durum. En azından eşim tatmin olana kadar bekleyebilirim. “

Klaus yeni bir çocuğun daha cesedini asarken bir anda duraksayıp yüzünü Leo ya çevirdi.

” İçeriden bir çocuk almaya ne dersin ? “

Leo yüzünde kısa bir gülümseme gösterip tekrardan eski somurtkan haline döndü.

” Saçmalama onlar mazbata hayvanı gibi sayılır. Eminim korkudan bir daha ağzını bile açmaz. “

” Hayır aptal ! Onlar değil ! Daha ilacı bile almamışlar var. Onlar hiçbir şey görmediler. Her gün odalarında bolca yedirilip bir şey söylenmeden bekletiliyorlar. Birini istesen bence alabilirsin. “

Leo konuşmadan somurtkan bir şekilde uzunca elindeki işi yapmaya devam etti. Ortam bir anda baltanın vuruş sesleriyle dolmuştu.

“Aslında haklı olabilirsin. En azından eşim tatmin olana kadar böyle yapabilirim. Yalnız büyüdüğünde sorun çıkarabilir. Tek temennim eşimin hızlı bir şekilde bu işten tatmin olması. “

Klaus elinde ki işi bırakıp eldiveninin çıkardı. Masanın üstünde duran çantasından bir paket sigara çıkarıp içinden bir tane sigara aldı. Kalan paketi Leo ya fırlatıp çantadan çakmağını çıkarıp sigarasını yaktı. Masaya dayanıp sigarasını içmeye başladı. Sera büyüklüğünde olan bu depo kasvetli ve pis kokuyordu. Kan damlalarının soğuk fayansa değiş sesi odada ki tek ses kaynağıydı. Klaus uzunca akan kan damlalarını izledi. Dalmış gözleri iştahlı bir şekilde kanı izliyordu. Akan her damla da ağzı iyice sulanıyordu. Sanki aç bir köpek gibi hayvan leşine bakıyordu. Bu onun sarsılmaz doğasının bir göstergesiydi.

” Kendine gel Klaus ! Bunlar satışı olan mallar. Patron gerçekten sinirlenir. “

Klaus sigaradan bir duman daha alıp kafasını çevirdi.

” Sanki biraz alsam kıyamet kopacak. Geldiği yerde daha çok var. “

Leo sigarasını yakıp elindeki eti poşete attı. Sakince havuzun yanına yaklaştı.

” Kameralarla bizi izliyorlar. Benin işim daha zor. Bir parça ağzıma atmamak için kendimi zor tutuyorum. Böyle yumuşak ve taze et bulmak gerçekten zor. Bize verdikleri komisyon ise deve de kulak kalır. Lakin bunu yapmaktan başka seçeneğimiz yok ! Gün üstü çocuk kaçırırsak harbi boku yeriz ! En azından taze et bulduğumuza şükür etmeliyiz. “

Klaus dudak bükerek sigarasını yere fırlatıp ayağıyla ezdi. Yüzünde ki hoşnutsuzluğu hareketleriyle de açık bir şekilde gösteriyordu.

” Bu şerefsizler her yerde aynı. Para ve güç her şeye hükmediyor. Bu bizim içinde insanlar içinde aynı gibi görünüyor. Keşke yeni neslin kanına sahip olsam. En azından daha rahat bir yaşam sürerdim. “

Leo’nun da yüzü düşmüştü. Klaus gibi cesetlerden akan taze kanı izlemeye başladı.

” Biliyorsun yeni nesil patronlara kurban gidiyor. Eğer belirli bir yaşı geçmişse büyük konumlara transfer edilebilir ama gerçekten zor. Bence hayatına şükret ve işine odaklan. Kimse bizim karnımızı doyurmaz. En azından işsizler gibi sokaklarda avlanıp bizi öldürmelerini beklemiyoruz. Onlar için gerçekten üzülüyorum. Devletin ve örgütlerin besin kaynağı haline getiriliyorlar. Eşin ve sen bu duruma düşmediğin için sevinmelisin. “

Klaus tekrardan dudak büküp konuşmadan işini yapmaya devam etti. Leo da bitmiş sigarasını yere atıp ayağıyla ezmişti. Eline baltasını alıp etleri tekrardan parçalama işine koyulmuştu. Ortada huzursuz bir hava vardı. Bütün canlılar kendi yaşamını düşünmek zorundaydı. Bunun yanında akıllı bir varlıksan ne kadar güçlü olduğunun bir önemi yoktu. Seni yönetmek isteyenler illa bir yerlerden çıkıyordu.

…….

Mete yataktan çıkıp yerde düzensiz bir halde kalmış pantolonunu giyinmeye başladı. Anastasia bütün güzelliği ve şehvetli vücudu ile büyük yatakta yorgun bir şekilde uzanıyordu. Mete pantolonunu giymeyi bitirmiş komodinin üzerinden sigarasını alıp yakmıştı. Elinde ki sigarayı Anastasia ya uzatıp bir sigara daha yaktı. Pantolonu ile Anastasia ya sırtı dönük biçimde yatağa oturdu. Eskisinden daha sessizdi.

” Uygun ilaçlar biliyorum. Canını bu kadar sıkmana gerek yok. Eminim tedavi ile düzeltilebilir . “

Mete sigaradan derin derin dumanlar alıp kafasını iyice eğdi. Şu an neler hissettiği bariz bir şekilde belliydi. Hayatı boyunca çektiği derdin devasını bir türlü bulamamıştı. Her “acaba ” dediğinde umutsuz bir şekilde geri oturuyordu. Bunu asla atlatamayacaktı. Bu kendi bedeninin lanetiydi. Bedeni sıradan bir insanın bedenine karşı herhangi bir tepki göstermiyordu. Bu zihnen veya psikolojik değildi. Bedeninin ret etmesiyle ilgiliydi. Hiç kimseye veya hiçbir şeye haz duyamıyordu. Olabilecek her şeyi denemişti. Birçok doktora görünüp birkaç kadın ile denemişti. Hepsinde derin bir hüsran ve utanç ile ayrılıyordu .

“Üzgünüm Anastasia… Seni de zor durumda bıraktım. “

Anastasia güler yüzü ile yavaşça yataktan doğrulup Mete’nin dönük sırtına kafasını dayadı. Parlayan gözleri ve kızarmış yanakları ne kadar mutlu olduğunun bir kanıtıydı. Ellerini Mete’nin göğsünde birleştirip vücudunu sarmaladı.

” Her şeye rağmen çok iyiydin. Senin düzelmeni sonuna kadar bekleyeceğim. Elbet bir gün düzeleceğine inanıyorum. Bunun için canını sıkmana gerek yok. “

Uzun bir sessizlik ve sarılmanın ardından Anastasia ellerini çekip sönemeye yakın olan sigarasından bir duman daha alıp söndürdü. Mete de elindeki bitmiş sigarayı söndürmüştü. Anastasia yataktan çıkıp hafif bir gecelik giyindi ve Mete’yi elinden tutup kaldırdı. Birlikte salona yöneldiler. Devasa camdan tüm şehir görünüyordu. Sanki gökyüzünde gibiydiler. Camın hemen yanında küçük bir masa ve iki kadeh vardı. Anastasia duvarda asılı raftan üstü tozlanmış bir şarap şişesi çıkarıp hemen rafın yanındaki bezle üstünü sildi. Gülen yüzü bir an bile değişmiyordu.

” Bunları bulmak için ne kadar uğraştım biliyor musun ? Tozları bile alınmadan kapalı kasalar halinde getirildi. Sahibi bile bunların varlığını bir zamandan sonra unutmuş fakat inatçılığı bir türlü unutmamış. Yetmiş yaşında olmasına rağmen beni iki gün boyunca uğraştırdı. Torununa ulaşarak satın alabildim. Şimdi keyfine bakalım. “.

Anastasia tezgahın üzerinden tirbuşonu alarak fazla güç kullanmadan yavaş bir şekilde çürümeye yüz tutmuş mantarı çıkardı. Büyük bir sevinçle ” Çıktı ! ” dedi. Mete yavaşça sandalyesine oturarak kafasını Anastasia ya çevirdi.

” Gerçekten de güzel görünüyor. “

Anastasia şarabı getirerek bardaklara servis etti ve şarabı tezgahın üzerinde hazırladığı buz kovasının içine gömdü.

” Gece uzun görünüyor. Şimdiden iş konuşmak mı istersin yoksa başka şeyler mi konuşalım. “

Mete şaraptan bir yudum alıp memnun bir ifadeyle konuştu .

” İş konuşmak isterim. “

Anastasia bu sözü duyacağını biliyormuş gibi gülümsedi. Kısık gözleri arasında beyaz kirpikleri daha net görünüyordu. Sanki gökyüzüne kule kurmuş buz prensesinin görüntüsünü almıştı.

” Yarın nerelere uğrayacağınızı biliyorum. Edineceğin bilgiler değerli fakat eksik. Sana daha geniş bilgiler sunacağım lakin örgütüm adına bir değer biçmeliyim. “

Mete şaraptan bir yudum daha alıp mutlu bir yüz ifadesiyle yüzünü siyah cama çevirdi.

” Biçeceğin değer para ise kolayca halledebilirim. “

Anastasia olacakları biliyormuş gibi şarabı buz kovasından çıkarıp şarapları tazeledi. Cilveli bakışları sürekli Mete’nin üstündeydi.

” Tabi ki isteğimiz para. Sana vereceğim bilgilerin değeri en az yirmi sekiz pargan altını eder. Senin daha cömert biri olduğunu bildiğim için sana bu gün yeterince hizmet ediyorum. Sadece merak ediyorum fakat bu değerli bilgiler için ne kadar ödeyebilirsin ? “

Mete tazelenmiş şarabından bir yudum alıp gözlerini Anastasia’nın gözlerinden ayırmadı. Anastasia sahte gülüşünü bir an bile değiştirmemişti.

” Sana elli pargan altını ödeyeceğim. Bu bugün ki ve devamında olan hizmetlerin için olacak. Senden yeri geldiğinde bir bilgi daha isteyeceğim. “

Mete elini Anastasia’nın elinin üzerine atıp elini sıkıca tuttu. Yüzünde tıpkı Anastasia gibi sahte bir gülümseme vardı.

” Fakat verdiğin bilgiler yeterince değerli veya sahte olursa senden alacağım tek şey elli pargan altını olmaz. “

Anastasia Mete’nin elini çekip şarapları tekrardan tazelemek için ayağa kalktı.

” Sana ne zaman yanlış bilgi verdiğimi gördün ? Dediklerimin her zaman arkasında dururum. Aynı zamanda benden bir bilgi daha isteyeceğini söylüyorsun fakat bilginin değerini tam olarak bilmiyorum. Kabul etmem için en azından neyle ilgili olduğunu bilmem gerekiyor.  “

Mete cebinden bir sigara çıkarıp yaktı. Derin gözlerini Anastasia’nın üzerine çevirdi.

” Bu kadar paraya düşkün olmak senin ölümüne sebep olacak. Merak etme bilginin değeri için yeterince ödedim. Aynı zamanda bu bilgiyi örgütten değil senden istiyorum. Eminim Kimliksizler bunu duymaz. En azından benden duymayacaklar. “

Anastasia masadan ince sigarasını alıp bir tane yaktı.

” Yani tüm parayı bana vermek istiyorsun. Ne kadar cömert bir adamsın. Kendimi sana aşık olmaktan alıkoyamıyorum. “

” Artık boş konuşmayı bırakalım ve bana sunacağın bilgileri görelim. “

Anastasia şehvetle

birlikte bacağını bacağının üstüne attı. Yavaşça Mete’nin yüzüne doğru yaklaştı.

” Hangi kiliseler ,rahipler ve papazlar olduğunun listesi elimde bulunuyor. Ev adreslerine kadar sana verebilirim. Seni günlerce isim arama zahmetinden kurtarıyorum. Bence yeterince değerli bir bilgi.”

Mete şarabından bir yudum daha alıp gözlerini doğruca Anastasia’nın yüzüne dikti.

“Bunu yetkililerle konuşmam lazım. Sonuçta bende bir emir kuluyum.”

Anastasia geri çekilip sakin bir şekilde şarabını yudumlamaya devam etti.

“Buraya gelmemim asıl nedeni bu değil. Sana başka bir bilgi vermek için buradayım. Bu tamamen kişisel ve seninle ilgili. Bu bilgi karşılığında ne vereceğin tamamen sana kalmış. İstersen hiçbir şey veremeye de bilirsin. Uzatmadan asıl konuya gelirsek senin ölemediğini duydum ve ölmek için yollar aradığını da… Aslında bir yolu olabilir.”

Mete sakin bir şekilde şarabını yudumlamaya devam etti. Gözleri yere dönük ve baygındı.

” Sana bir hikaye anlatayım Anastasia… Bunu bana bu dünyaya yollanmadan önce öğretmenim anlatmıştı. ‘ Kadının biri feryat figan ağlarken köyün en güçlü bireyi kadını fark edip yanına gelmiş. Neden ağladığını sorduğunda kocasını ve tek oğlunu ölümün aldığını söylemiş. Adam sinirle ölümü yeneceğini ve bir daha hiç kimseyi alamayacağını söyleyip yollara düşmüş. Uzun yolun ardından ölümü bulmuş ve onunla savaşmaya başlamış. Savaşı tam kazanacakken atının ayağı sert bir taşa takılmış ve adam uçurumdan düşerek ölmüş. Köydekiler şaşkınlıkla köyün bile en güçlü adamı ölüme yenildiğini düşünerek bir daha hiç kimse ölüme karşı savaşmaya cesaret edememiş. ‘ Hikaye burada bitiyor fakat asıl hikaye ölüm bile yenilmez değildi. Bende değilim Anastasia… Fakat bu dünyada beni öldürecek bir şey yok !”

“Aslında var Mete!”

Mete küçük bir tebessümle kafasını salladı.”

“Biliyorsun Mete kusursuz insanı oluşturmak için yapılan araştırmalar büyük sonuçlar vermeye başladı. Neredeyse ölümden uzak milyonlarca yıl yaşayacak insan yapımı tamamlanmak üzere. Bunun yanı sıra bu insanları nasıl öldüreceklerini de araştırıyorlar. İnsanların ruhunu bile yok edecek bir ilaç üzerinde çalışılıyor. Sadece ölmeyeceksin aynı zamanda tamamen yok olacaksın. Hiç kimse seni tanımayacak. Bu dünyadan tamamen yok olacaksın. Üç sene önce bu imkansızdı fakat Artroid Gök Taşı bu dünyaya düştüğünden beri araştırmalar giderek gelişti. Bunu söylemek gerçekten üzücü ama eğer amacın buysa sana yardımcı olabilirim. “

Mete bitmiş sigarasını küllüğü basıp gözlerini Anastasiaya dikti. Ne sinirli ne de üzgün görünüyordu.

” Ölüm arayan ölümü bulur fakat bu dünyada onun kadar güçlü hiç kimse yok ! Beni öldürecek şey bir ilaç değil sadece bir kılıç… “

Anastasia kızgın gözlerini Mete’nin üstüne diksede çok rahat davranıyordu.

“Çok kibirli davranıyorsun! Sadece ölmek istemiyorsun. Bunu kabul edip söyleyebilirsin. Lafı neden dolandırıyorsun? “

Mete ellerini boynuna götürüp boynuna bir iple bağlanmış yüzüğü çıkarıp parmağına taktı.

” Bu yüzük benim güçlerimin sadece birazını kullanmamı sağlıyor. Beni bu duruma o düşürdü. O benim hem en sevdiğim insan hem de en nefret ettiğim insan… Beni bu çelişkiye düşürdüğü için ona bir kere daha kızdım. Yine de o olmasa normal bir insan olurdum. Hayatımı şekillendiren insanlarla tanışmamış olurdum. Ona kırgınım ama kızgın değilim. Sadece izle! Bu onun yanında mum ışığı kalır.”

Anastasia’nın gözleri kapanıp kafası masanın üstüne düştü. Mete arkasına yaslanarak şarabından bir yudum daha aldı.

” Ölüp ölmeyeceğime sen karar ver.”

……..

Anastasia gözlerini açtığında yüksek sarı otlarla dolu sonsuz bir bozkırın ortasındaydı. Güneş tepede yeryüzünü kavururcasına parlıyordu. Şaşkın bir şekilde etrafına bakmaya çalıştı. Sadece kocaman boşluğun içinde kurumuş bir ağaç kalmıştı. Ağaca doğru yürümeye başladı. Yakın görünen ağaç her adımda giderek uzaklaşıyordu. Anastasia koşmaya başladı fakat ağaca asla varamayacak gibiydi. Bu güneşin altında teni git gide yanıklarla dolup eti kızarıyordu. Etinin piştiğini daha fazla hissetmeye başlıyordu. Artık koşacak dermanı kalmamıştı. Elini gözüne siper edip ağaca bir daha baktı. Ağacın altında küçük bir çocuk duruyordu. Çocuk tamamen çıplak ve korunmasızdı fakat vücudu iyi ve yanıksız görünüyordu.

Anastasia çocuğa seslenmeye çalıştı fakat sesi çıkmıyordu. Yüzü yanıklarla dolmuştu. Giderek eriyip yandığını hissediyordu. Artık çöküp sadece çocuğu izlemeye başladı. Çocuk kurumuş ağaca çıkıp bir şeyi almak için çabalıyordu. Anastasia kafasını kaldırıp ağaca baktı. Kurumuş ağacın üstünde sallanan bir meyve , meyvenin üstünde ise bir karga bekliyordu. Çocuk elini meyveye uzattı fakat karga kanatlarını çırpmasıyla birlikte çocuk ağaçtan yere düştü. Çocuk yerden kalkıp kargaya saldırmaya çalıştı fakat karga her kanat çırpışında çocuk ağaçtan düşüyordu. Sanki onu ağaçtan fırlatıyor gibi görünüyordu. Çocuk en sonunda karganın kanatlarından tutup fırlattı ve meyveyi tek tutuşta koparıp yere indi. Karga tekrardan ağaca konup çocuğu izlemeye başlamıştı.

Anastasia kapanan gözlerini açıp dikkatli bir şekilde çocuğa baktı. Çocuk altın renginde ki meyveyi ısırıp gözlerini Anastasia ya çevirdi. Bir anda dünyayı bir karanlık kapladı. Artık kavurucu ateş yakmıyordu. Üç ışık Anastasia’nın önünde belirdi. Biri beyaz ikinci hri üçüncü ise mordu. Üçü birlikte toprağa değip yok oldu ve koca bozkırın üzerinde gökyüzüne ulaşan devasa bir ağaç oluştu. O kadar büyüktü ki yanı başında gibi görünüyordu. Devasa altın meyvelerle dolu bu ağaç çocuğun önünde çıkmış onu da alıp gökyüzüne çıkarmıştı. Altın rengi yaprakları Anastasia’nın üzerine düştükçe yaraları kapanıp iyileşti. Vücudu yeniden doğmuş gibi parlayıp berraklaştı. Bu ağacın yanında hiç ölmeyecekmiş gibi hissediyordu. Toz tanesi kadar çok olan bu yapraklar sürekli bozkırın üstüne düşüyor ve kuru topraklardan göğe uzanan yemyeşil yapraklarla dolu ağaçlar çıkıyordu. Burası artık cennetten bir parça gibiydi.

Anastasia yavaşça gözlerini açtı. Mete sakin bir şekilde şarabını içip camdan gökyüzünü izliyordu.

“İçimde büyüyen ağacı gördün sanırım. Onu öldürebilir misin ? “

Anastasia korkak gözlerini indirip asık suratını gizlemeye çalıştı. Üzgün ve yorgun görünüyordu .

” Haklısın, onu öldüremeyiz. “

Gökhan Karakeleş

  1. Bölüm
  2. Bölüm
  3. Bölüm
  4. Bölüm

fantastik hikayeler, dehşet hikayeleri,korku hikayeleri,duygusal hikayeler,gökhan karakeleş,açlık çekenler,kayıp cennet, dehşet kan, ölüm,şeytan karanlık,korkunç,

 

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu