Dehşet ÖyküleriFantastik HikayelerGökhan KarakeleşKorku Hikayeleri

Açlık Çekenler 6. Bölüm

Dehşet Hikayesi

Açlık Çekenler 6. Bölüm

” Az önce söylediklerimi unutun Serkan bey. Şimdi işimize geri dönelim. “

Serkan bir şey demeden şaşkın gözlerini laptopa çevirdi. Ardından kafasını sallayarak onayı verdi. Alnından inen birkaç ter damlası yanağından süzülürken sessizce yere doğru düşmeye başladı. Ufak ter damlası sessizce masanın bir köşesine düştükten sonra parçalara ayrılıp masanın ufak bir tarafına dağıldıktan sonra kafasını Mete’ye çevirdi. Mete önündeki laptopa dikkatlice baktıktan sonra yüzünü Siril’e döndü.

Siril ciddi bakışlarını Mete’nin gözlerine dikti. Ne yapacaklarını biliyorlardı. Mete cebinden çıkardığı altın rengi alyansı yüzük parmağına taktıktan sonra  alyansın iç tarafındaki yazı, göz kamaştıran mavi bir ışıkla yanıp, söndü. Küçük bir ışık olmasına rağmen güçlü ışınlar yaymıştı. Saniyelik yanıp sönen ışık hemen kayboldu. Yüzüğün içindeki yazılar yeniden yazılmış gibi köz kırmızısı bir alev rengiyle iyice belirginleşip tekrardan söndü. Sanki yüzüğün iç tarafına bir yazı yeniden damgalanmıştı fakat ne yazıldığını anlamak imkansızdı. Sadece kısa ve uzun çizgilerin oluşturduğu yazı inanılmaz derecede karmaşık görünüyordu. Çünkü yazının arasında hiç boşluk yoktu. Yüzüğün iç kısmını tamamen kaplayacak şekilde yazılmıştı.

Mete alnındaki teri sildikten sonra derin bir nefes alıp yüzüğü taktığı elini laptopun ekranına dayayıp gözlerini kapattı. Mete gözlerini kapattığı anda yüzü buruşmaya başladı. Serkan bunun farkına varmış olacak ki yüzünü Siril’e çevirip anlamlı bakışlar atmaya başladı. Siril gayet sakin bir şekilde bacak bacak üstüne atmış bir şekilde sadece önüne bakıyordu. Sadece arada bir göz ucuyla Mete’nin yüzüne bakıp ardından yüzünü çeviriyordu. Siril kafasını çevirip üstündeki kabanın içinden çelikten puro kabı çıkarıp puro kabının içinden siyah renge yakın bir Puro çıkardı. Ardından diğer cebinden altın renginde bir zippo çakmak çıkardı. Elindeki zippo çakmağı çaktığı anda çakmağın üzerinde dalgalanan sarı renkli alev dans eder gibi sallanmaya başlamıştı. Serkan ses bile çıkarmadan sadece Siril’i izlemeye başladı. Siril yavaşça ağzındaki puroyu dalgalanan aleve uzattı. Puronun içindeki tütünler tutuştuğu anda kalın bir duman yükselip tavana kadar uzandı. Adından Siril purodan derin bit nefes alıp ağzından ince dumanı sakince üfledi. Serkan terleyen yüzüyle hala Siril’in yüzüne bakıyordu. Siril sakince yüzünü Mete’nin buruşan yüzüne çevirdi. Mete’nin eli kızarmaya başlamıştı. Giderek köz kırmızına dönüyordu.

Laptopun ekranı durmadan kapanıp açılmaya başladı. Mete’nin eli nar gibi kızarmıştı. Serkan nefesini tutmuş gözlerini Mete’nin eline kitlenmişti. Laptopun ekranı şimdi tamamen kapandı. Mete’nin elini koyduğu yer şimdi erimeye başlamıştı. Mete’nin eli neredeyse laptopun içinden geçecek kadar laptopu eritmişti. Serkan terlemiş yüzünü Mete’nin yüzüne çevirdi. Mete’nin yüzü şekilden şekle giriyordu. Yüzü kasılırken alnından inen terler bütün yüzünü kaplamaya başlamıştı. Artık laptopu tutan eli titremeye başlamıştı. Sanki kolundaki yükü kaldıramıyor gibiydi. Siril bile artık sakinliğini bozup, gözleri Mete’nin yüzüne kitlenmişti. Mete’nin yüzü yavaştan morarıyordu. Artık bedeni kaldıramıyordu. Küçük odanın içinde hapsolmuş uğursuz hava görülecek kadar belirginleşmeye başlamıştı. Serkan etrafında uçuşan siyah kül rengi havayı içine çekerken gözlerini kapatıyordu. Bir ara odadan çıkmak için sandalyesinden kalkerken Siril kolundan sıkıca tutup gözleriyle oturmasını işaret etmişti. Serkan buharlaşan yerlerden dolayı buğulanan gözlüğünü hızlıca çıkarıp masaya attı. Titreyen gözleri Siril’in üzerinden eksilmiyordu. Siril sertleşen gözleriyle kafasını salladıktan sonra kafasını sallayarak elini yavaşça çekti. Serkan tekrardan yerine oturup kesik kesik nefes almaya başladı. Daralan nefesi ve kızaran gözleri ile delilerden farksız bir şekilde sandalyesinde otururken kafayı yemiş gibi bir ileri bir geri sallanıyordu. Siril derin derin nefes alsa da hala sakinliğini ve akıl sağlığını korumaya devam ediyordu. En azından bunun için çalışıyordu. Odanın dört yanında dönüp dolaşan siyah ve puslu havanın yaptığı baskı insanı kemiklerine kadar eritip kafayı yemesini sağlardı fakat kişinin tek hissettiği konuşmana bile izin vermeyen bir acı, zihinsel çöküştü.

Siril küçükte olsa bir şeyler mırıldandı. Konuşmak için fazla güçsüzdü ama bedeninden gelen son güç buna izin vermişti. Mete’nin kulağına doğru süzülen birkaç sözcük birazda olsa işe yaramış gibiydi.

” Bizi bekliyorlar Mete… ve hala bu dünyadalar…”

Birkaç kelimeden oluşan bu cümleyi duyan Mete’nin eli bir anda yere düştü. Yanık izleriyle dolu eli parçalanmış laptopun camından çıktığı gibi yere düştü. Aynı şey Mete’nin başı içinde geçerliydi. Bayılmış gibi boynu hafiften bükülmüş gözleri yere bakıyordu. Mete’nin yeşile çalan gözleri açılmasıyla birlikte odanın her köşesine işlenmiş boğuk hava dağılmaya başladı . Serkan ve Siril ilk kez derin bir nefes alıp gözlerini Mete’ye çevirdiler. İkisinin de yüzü ter içindeydi. Serkan’ın korku dolu kanlanmış gözleri uzun süre Mete’nin üzerinde kaldı. Siril kuşkulu bakışlarla gözlerini Mete’nin üzerinden kalkmıyordu. Mete uzun süre sessizliğini korudu. Hiç bir şey söylemeden sadece yere bakıyordu. Siril terlemiş avuçlarını yavaşça Mete’nin omzuna dokundurmak istedi fakat Siril ‘in eli daha Mete’nin omzuna değmeden Mete’nin kızarmış ve korkulu gözlerini gördü. Mete’nin dehşetle açılmış gözleri ölüm saçan bakışları Siril ‘in üzerinde belirdi. Siril tek bir kelime bile edemeden hızlıca elini çekti. Bir anlığına bile olsa öleceğini hissetmişti fakat Mete çok kısa süre içinde kendini toparladı. Yaşadığı şeyin etkisinden hâlâ çıkamamıştı. Önünde tanıdık bir yüz belirince bir anda ölüm saçan bakışları solup gitmişti. Mete derin bir nefes alarak dağılmış saçlarını elleriyle geriye doğru tarayarak düzeltti. Serkan hâlâ donup kalmış gibi yüzünü Mete’nin yüzünden çevirmiyordu. Mete bunun farkında olduğu için birkaç kere öksürüp katılaşan ortamı yumuşatmaya çalıştı fakat Serkan’ın donuk bakışları bir türlü kaybolmamıştı. Siril derin elindeki puroyu sakince ağzına götürerek kalın puroya kırmızı dudaklarını değdirdi. Büzüşen dudaklarından derin bir nefes çektikten sonra ciğerlerine dolan puro dumanını tek seferde büzüşen dudaklarından üfledi. Mete sakin bir şekilde yerinden kalkıp Serkan’ın yanına yaklaştı. Serkan’ın kısık kızarmış gözleri hâlâ boşluğa bakıyordu. Mete Serkan’ın alnına küçük bir fiske attığı anda Serkan’ın kafası oturduğu deri koltuğun arkasına düştü. Serkan bu acıya dayanamayarak çoktan bayılmıştı. Kafası koltuğun kafa koyma yerine düşmüş, öylede kalmıştı. Mete uzun süre sessizce Serkan’ın kızarmış yüzünü izledi. Gözlüğü yere düşmüştü. Üstündeki takım elbise çoktan dağılmıştı. Beyaz gömlek terden saydamlaşmıştı. Bu kadar acıyı kaldıracak bir bünyesi yoktu. Mete de Siril de bunu biliyordu. Mete hafif kafasını çevirerek Siril ile göz teması kurmadan birkaç kelime konuştu. Siril ise gözlerini Mete’nin üzerine dikmişti.

” Neden onu odadan çıkarmadın ? Bunu kaldıramayacağını biliyordun. “

Siril tekrardan bacak bacak üstüne atıp kehribar gözlerini hafif kısarak purosundan derin bir nefes daha alıp yukarı doğru üfledi. Yüzünde biçimsiz bir gülümseme vardı.

” Sende kaldıramayacağını biliyordun. Hem de benden daha iyi biliyordun fakat sende izin verdin değil mi ? Çünkü sende biliyorsun, burada tek bir suçlu var. Onun acı çekmesini istedin. Kızının neler yaşadığını göstermek istedin. Kızının neden duvarlara kafa attığını göstermek istedin. Bu ıstırabın babasını öldürünce geçeceğini düşünen bir kızın neler çektiğini göstermek istedin. O kız kontrol filan edilmiyor. Sadece acı çekiyor. Sonsuz bir ıstırap… Ruhunun yok edilişini izlerken merhemi olamayan bir acı… Sadece onunda hissetmesini istedin değil mi ? Biliyorum… Çünkü bende istedim. “

Mete yan bakışlarını kapıya çevirdi. Merdivenlerden gelen gürültülü sesler kulağını doldurmaya yetmişti. Sesler hızlanarak kapının önünde duraksıyordu. Mete yavaş adımlarla kapıya yöneldi. Kapının arkasından gelen derin nefes sesleri kapalı kapının arkasından bile kolaylıkla duyuluyordu. Mete tepki vermeden kahverengiye çalan ahşap zemini ezerek yürüdü. Elini attığı krem rengindeki kapının kolu kendiliğinden açıldı. Terler içinde kalmış bir kadın yuvalarından fırlayacak gibi açılan gözleriyle kalbine kadar işlenmiş korku dolu bir bakış attı. Odanın içinde yatan kocasından bile habersizdi. Sadece gözünü hemen önündeki genç çocuğun gözlerine dikmişti. Mete kısık gözleriyle önündeki saçı başı dağılmış kadının yüzüne baktı. Derin derin nefesler içinde boğulan kadın son bir derin nefes alıp tek çırpıda ağzında çürüyen sözcükleri bıraktı.

O, Uyandı..

Korku saçan sözcükler birkaç saniye içinde sessizliğe gömüldü. Lakin etkisi kadının gözlerinde ve yüzünde derin yaralar bırakmıştı. Bunlardan birkaçı gözünden Başlayarak elmacık kemiğinin üzerinden geçen derin ve kalın pençe yarasıydı. Kadın konuşmaya çalışırken bile yüzünden inen kanlar dudağının sol köşesine doluyordu. Mete birkaç kelimeden oluşan sözcükleri duyunca göz kapaklarını istemsizce kapatıp açmaya başladı. Dudakları geriye çekilip yüzü düştü. Kadın uzun süre Mete’nin yüzüne baktıktan sonra her hecesine vurgulayarak bir daha konuştu.

“O, UYANDI… KIZ, UYANDI… YARDIM ET… O, DELİRMİŞ… DELİRMİŞ… “

Mete derince yutkunduktan sonra arkasına döndü. Mahcup bir bakışla Siril’in gözlerini okşadı. Siril  sessizce yüzünü yere çevirdi. Mete uzunca Sirilden çare bekler gibi baktıktan sonra gözlerini iyice kapatıp açtı. Derin bir nefes alıp kafasını kaldırdı. Durmadan yüzünü okşarmış gibi iki elini de yüzünü sürüyordu. Kadın bir anda kendini bulduğu çaresizliğin içinde tek boğulmadığını anlamıştı. Çare dileyen bakışları Mete’nin üzerinden bir saniye bile eksilmiyordu. Kanla karışık göz yaşları akmaya başlamıştı. Kimsenin gözü bir şey görmüyordu. Mete kadının gözlerini görmemek için tavana kaldırdığı gözleri artık puslanmaya başlamıştı. Yüzünü ovuştururken göz altları iyice aşağı doğru uzuyordu.

Mete ve Siril aynı anda sessizliğe bürünmüşken kadının boğulan cılız sesi bir daha çıktı. Bu sefer korku dolu bir ses yoktu. Göz yaşları sesine akmıştı. Öyle ince ve çaresizdi. Mete’nin gözlerini döndüren bu ses beynine girdiği anda Mete bile ölüme yüz döner gibi kadına yüzünü döndü. Kadının ağlayan sesi hâlâ kulaklarından eksilmiyordu.

“Lütfen… Lütfen… Yardım edin, kızıma yardım edin… O… O çok küçük… O çok küçük… Lütfen, yalvarırım… Lütfen… “

Mete dişlerini sıkarak kadına döndü.

” Kız hangi odada “

Siril öfke ile genişlemiş gözlerini bir an bile Mete’nin üzerinden çevirmiyordu fakat sözünde bölmek istemiyordu. Son cümleden sonra Siril boğazına kadar lavlarla dolan bir yanardağ misali patladı. Sesi tükürüklere karışarak Mete’nin yüzüne doğru hücum ediyordu. Bir kaç dakika önceki sakinliğini çoktan gömmüş üzerine dağ kadar toprak yığmıştı.

SEN APTAL MISIN ? NE YAPTIĞINI SANIYORSUN !! SENİ BU KADAR PİSLİĞIN İÇİNE BIRAKACAĞIMI MI SANIYORSUN !

Sessizliğe boğulan soğuk evin içinde patlayan ses Mete’nin öfke dolu bakışlarını kaybettirmiş yerini ufak bir tebessümle bırakmıştı. Kendi hayatı dışında başkalarının da hayatlarına önem veren insanların yanında olmaktan hep mutluluk duymuştu. Bunun verdiği hoşnutluk hissi ile nedensizce gülümserken Siril’in iyice öfke kokan sesi daha da şiddetlenmeye başladı.

METE SEN APTALSIN !! BURADAN GİDİYORUZ, İŞİMİZ BİTTİ !!

Mete çaresizlik ile dolan yüzünü saklamak ister gibi arkasını döndü. Kısa zaman içinde çoktan yüzündeki çaresizlik yok olmuş ve yerini daha kararlı bir yüz gün yüzüne çıkmıştı.

Mete kapının dışına doğru ve adım attı. Mete’nin attığı adımla birlikte yerden yükselen siyah toz dumanı bir oldu. Mete küçük adımlarla karanlığın içine doğru yürürken kolundan sıkıca tutan narin bir el bir anda tüm gücüyle Mete’yi kendisine doğru çekti. Mete’nin kolunda oluşan basınçla birlikte içine gömülen et neredeyse kemiğe yapışmıştı. Normal bir insanın çoktan bütün kemikleri paramparça olmuştu. Mete’nin şuan acıdan hareket bile edememesi lazımdı lakin kemiklerinin çıtırdayarak ezilmesi bedenine ne titreme nede acı bir his veriyordu. Tek hissettiği koca bir hiçlikti. Hiçlik bile bazen en güzel duygu olabiliyordu. Hiç bir şey hissetmemek yada hiçbir şey hissetmiyormuş gibi davranmak bazen en doğru karardı. Çünkü acı düşmanı çeker sevgi dostu uzaklaştırırdı. Bu yüzden tepki bile vermeden söylenen birkaç söz en çok kalbe işleyen sözlerdi. Bazen iyi anlamda bazen ise kötü anlamda.

“Bu zamana kadar hep canavar oldum. Çığlık seslerinde uyanıp çığlık seslerinde uyandım. İç organlarının içinde yürüyüp bağırsak yedim. Sadece açlığımı bastırmak istiyordum lakin artık büyüdüm. Her ne kadar onlar gibi olamasam da düşmüşlere yardım etmek istiyorum. İlk kez küçük bir kıza yardım etmek istiyorum. Belki de duygularım tekrar eski haline dönüyordur. Lütfen denememe izin ver. “

Siril’in eli yavaşça düştü. Mete’nin yüzünü görmese bile o sert yüzün ardında gülümseyen bir yüz hayal edebiliyordu. Bu gülümseyen yüzün böyle bir insana ne kadar yakışacağını da görebiliyordu fakat Mete’nin donuk gözleri hâlâ karanlığın derinlerinde bir yerlerde kaybolmuştu. Siril kırık bir gülümseme önünde kapı gibi duran Mete’ye baktı. Karanlığa doğru durmaksızın yürüyordu. Her adımda gerçeklik biraz daha yok oluyordu. Gördüğü her şey yok olup karanlığa bürünüyordu.

Mete düştüğü yerden yavaşça kalkmaya çalıştı fakat başı dönüp tekrardan yere düştü. Yeni uyanmış gibi burnundan aldığı derin nefeslerin ardından gözlerini kapatıp açtı ve tekrardan görme yetisi düzelmiş gözlerini etrafına dikti. Karanlık bir bölgede olmasına rağmen fazla uzağında olmayan pembe ışıklarla süslenmiş bir pano görebiliyordu.

“Melisanın evi… Demek küçük kızın karanlık dünyası böyle bir yermiş. Sanırım siyah odaların bir tanesindeyim. Kendim için korkmama gerek yok. Eğer beyaz odaya düşmüş olsaydım yaşadığım her şey bedenimi de etkileyecekti. Şimdi küçük kızı bulmalıyım.”

Mete karanlık zemine bastığı anda ayağında hissettiği karıncalanma ile gözlerini ayağına çevirdi. Her adımını attığında karanlığa gömülmüş siyah zemin üzerinde beyaz halkalar tıpkı suya düşen küçük bir taş gibi halkalar şeklinde dalgalanıp yok oluyordu. Ayağına giren karıncalanmalar büyük olmamasına rağmen rahatsız ediciydi.

Mete karanlığın içindeki eve bir kez daha baktı. Hiçbir şeyin ortasında sadece tek bir şey vardı. Lüks bir villa… Bu ev Melisa’nın kendi eviydi. İçinde yaşadıkları her şey kendi benliğinin karanlık bir tarafıydı. Tabi bu hale kendi gelmemişti. Ruhuna sahip olamaya çalışan bir yaratık yüzünden adeta kapana kısılmıştı. Ürkek bir tavşandan farkı olamamalıydı. Ruhunu çürüten bir ışık onu hareketsiz bırakıp ruhunu yok edene kadar öyle bırakıyordu. Sessizliğin bozulduğu huzursuz bir rüzgarın alevinde yok oluyordu. Bu onun tercihi değildi. Ailesinin hatasıydı. Korkular yeni korkular doğurup vücudu yok etmekten başka bir şeye yaramıyordu. Çünkü insanlar korkuyordu. Yaratılıştan bahşedilen bu lanet başka bir canlının en büyük arzusu olabilirdi. Tek gereken bir kapan ve içine düşecek bir tavşandı.

Pembe neon lamba bir yanıp bir sönerken Mete isteksizce yürümeye devam etti. Kulağına gelen uğultulu sesler arasına karışan hışırtılar kulağını tırmalasa da kaçacak bir yer yoktu. Bu bir kalbin sesiydi. İçindeki bütün kötü duyguların sesiydi. Duyulmayla hissedilemezdi. Hissetmek için yaklaşmak gerekiyordu.

Mete birkaç basamaktan olan yosun tutmuş ve kararmış taş merdivenlere adımını attı. Beyninin içinde sürekli yankılanan piyano sesi aynı ritimde sessiz bir şekilde çalıyordu. Ne yükseliyor ne alçalıyordu. Kuşku duyulan notalar arasında gezinen parmaklar hep aynı ritmi çalıyordu. Direk kalbe yükselen bu ses hep aynı yeri titretiyordu. Uğursuzca kalbin damarlarında geziniyordu. Korkutucu olamamasına rağmen bir lanetten farkı yoktu. Nefesini darlaştırıp seni içten içe boğuyordu.

Taş merdivenlerin ardından kısa birkaç adımın ardından çürümeye yüz tutmuş kasvet kokan kalın siyah tahta kapı Mete’nin önüne dikildi. Sert görünmesine rağmen üzerinde birikmiş uzun, kanlı tırnak izleri neredeyse kapının kalınlığını inceltmişti. Dört şeritten oluşan tırnak izleri kapının her yanını istila etmiş , parçalanmıştı. Bu bir yaratığa ait değildi. Bu bir insana aitti. İçeri girmeye çalışarak debelenen bir insanın çaresiz tırnak izleriydi. Gecenin korkunç izlerini bıraktığı bu yerde içeri alınmayı bekleyen kim olabilirdi ki ? Kaynayan parmaklarını düşünmeden, kırılan tırnaklarını düşünmeden et ve kan parçalarıyla bu kapıyı kim süsleyebilirdi. Bu çaresizlikten bile öte bir duygu olmalıydı. Bu istek acı duygusunu kaybetmek için biçilmez bir kaftandı. Beyni saran bu istek ölümden kaçmak değildi. Adeta ölüme koşmak gibiydi.

Mete yumruğunu sıkıp defalarca kapıya parmaklarının eklem uçlarıyla tıklattı. Fakat yankılanan ses villanın boş duvarlarında yankılanır yine kendi kulağına geliyordu. Mete avucunu koca kapıya yaslayıp yavaşça ittirdi. Beyninde çalan piyanonun hızlandığını duyabiliyordu. Kapı duvarlarda yaptığı boş yankının yüzünden gıcırdayarak açılırken sürekli aynı ses dönüp dolaşıp aynı yere geliyordu. Ürkütücü sesin oluşturduğu melodi piyano ile daha da dehşet verici bir hâl almıştı.

Mete yüzüne vuran boğucu sıcak esintinin ardından derin bir nefes aldı. Bayık gözleri sadece tek bir noktaya bakıyordu. Pislikten ve çürümekten karanlığa saklanmış iğrenç duvarlar ve zemin gözüne bile değmiyordu. Şuan önünde kendi boyu kadar dev bir tuval şövale ile karşısında duruyordu. Kasvete bürünmüş karanlığın arkasında başka renklere bürünerek yapılmış bir tuval bu kadar iğrenç kokabilirdi. Karanlık diğer renklere bürünüp bir resim oluşturmuştu.

Mete burnundan sesli bir nefes çekerek kendini resme odakladı. Sadece küçük bir kızın portrelik çizilmiş resminde kızaran gözleri Mete’nin yüzüne bakıyordu. Ağzından tutan çürümüş bir el kızın beyaz yüzünde dört uzun yara izi bırakarak ağzı ve burnunu tamamen kapatmıştı. Ölümden korkmayan bu bıkkın bakışlar tıpkı Mete’nin bakışlarını andırıyordu. Bu bitik gözler ölümü kabullenen bir intihardı. Sessiz bir intihar. Bir ölüm ve yeniden doğuş…

Mete umursamazca bir adım attı. Zeminde oluşan kılcal damar gibi oluşmuş kan damarları görmemişti. Sürekli ileri bakıyordu. Fakat ilk kez sendelemişti. Yavaşça gözlerini yere çerdi. Ayağını tutan koca bir el durmadan kendisini aşağı çekiyordu. Bu el çürümüş ve kararmıştı. Mete sertçe ayağını çekip hızlanarak yürümeye devam etti. Her adımını atışında birçok çürük el ayağını ve bedenini tutarak onu çekiyordu. Fakat Mete irice açılmış gözleri ile tek bir noktaya bakarak sürekli yürümeye başladı. Giysisinden ve ayağından tutan elleri önemsemeden onları sertçe çekerek kurtulmaya çalışıyordu. Giderek büyük tuvale yaklaşıyordu. Fakat onu tutan büyük eller giderek artmıştı. Mete’nin yürümesi giderek zorlaşıyordu. Parçalanmış giysisiyle tuvale her adım attığında beynindeki piyano hızlandı ve daha da dehşet bir hâl aldı. Fakat tam tuvalin önüne geldiğinde durmuştu. Mete sesi önemsemeden beline kadar gömülmesine rağmen yürümeye çalışırken boynundan tutan onlarca el sonunda onu karanlığın içine çektiler. Karanlık zeminin üzerindeki iri kılcal da damarlar biraz daha büyüdü.

” Bu yüzden bu yaratıklardan nefret ediyorum !! “

Mete kafasını tutarak ayağa kalktı. Nedenini bilmese de kafası ağrıyordu. Kafasını sallayarak gözlerini kapatıp açtı ve gözleriyle tekrardan etrafını süzmeye başladı. Burası tanıdık geliyordu. Gayet güzel ve aydınlık bir yere düşmüştü. Uzun koridorun sonunu görebiliyordu. Burayı biliyordu. Burası villaya ilk girdiği yerdi. Uzun koridor , şık tasarım… Tek fark kulağına gelen küçük kız ağlamalarından ibaretti. Durmadan ağlayan küçük kız bir türlü susmuyordu. Mete ayağını sertçe yere vurdu. Yerden bir şeyin çıkmadığını görünce hızlı adımlarla koridorun sonundaki kapıya doğru yürümeye başladı. Arkasından bir bir kapanan spot ışıklarına bakmadan hızlı adımlarla önündeki kapıya gözlerini dikmişti. Kahverengi şerit şeklindeki duvara montajlanmış ahşap çizgiye elini atarak gözlerine güvenmeden yoluna devam etti. Canını sıkan ağlama sesi her dakika daha fazla artıyordu. Kapının arkasında ki kız durmadan ağlıyordu. Mete gri parkeye basarken bir gözü ayağındaydı. Arkasından yükselen karanlık gölge felç gibi her şeyi etkisiz bırakmıştı. Kana susamış bir düşmandan farkı yoktu.

Son adımın ardından bütün ışıklar kapandı ve Mete elini kapının kokuna attı. Ağlama sesi durmuştu. Fakat kulağına gelen ses bir kıza ait değildi. Kalın ve cılız bir sesti. Bir erkeğindi.

“Korkma… Buradayım kızım !”

Mete yavaşça kapının kokunu indirdi. Hiçbir şey görmemesine rağmen kulağına kadar gelen sesi takip ederek önüne bakmadan büyük bir adım attı. Fakat önüne kadar geldiği kare şekillerde oyulmuş duvarın dibindeydi. Tek adımda neredeyse burnu duvara değmişti. Mete elini duvara atıp avuçlarıyla duvarın üzerinde gezdirdi. Düşündüğü gibi bunun duvar olmadığı anlamıştı. Bu ahşap bir kapı gibiydi. Yada bir dolabın şekilli kapağı bile olabilirdi. Mete yavaşça arkasına çevirip geldiği kapıya bakmak istedi. Lakin arkasında bir kapı yoktu .

” Şimdi neredeyim ?? “

Mete derin bir nefes aldıktan sonra dolapta oluşan sıcaklık yüzünden dolayı alnını silip kare şekillerin arasından yükselen ışığa gözünü dikti. Zar zor bir şeyler görebiliyordu.

” Baba… bir ses duydum. “

Mete küçük sandalyeye oturan kıza gözlerini dikti. Kafası eğik olmasına rağmen dudağından çenesine kadar net bir şekilde görülüyordu.  Hemen arkasında ise kızın ipeksi sarı saçlarını tarayan gözlüklü bir adam duruyordu . Adamın elinde tuttuğu kemik tarak üzerinde ki kan ve et parçaları hâlâ belirgin bir şekilde görünüyordu. Sanki çok kısa süre önce bizzat kendi yapmıştı.

Adam tarağı sürdükçe kızın altın sarısı saçları kan kırmızısına bulanmaya başladı. Kızın ürkek bir şekilde sol eliyle bileğine kadar gelen beyaz eteğini sıkmıştı.

” Korkma kızım…  Ben buradayım . “

Kız yavaşça kafasını kaldırıp üç şerit hâlinde parçalanmış yüzünü adama gösterdi. Adam kaşlarını çatıp elindeki tarağı arkasındaki pembe örtülerle süslenmiş yatağa bıraktı. Kız tekrardan önüne dönerek yere bakmaya başladı.

” Baba sağ gözüm kapalı mı ? Göremiyorum ! “

Adam kanlı elleriyle kızın kafasını okşamaya başladı.

” Hayır kızım… Sadece karanlığa bakıyorsun !  Gözün kapalı değil ! “

Kız yavaşça kafasını sağ omzuna çevirdi. Boş olan sağ koluna gözlerini dikmişti. Sadece düz bir şekilde katlanmış giysinin sağ kolu görünüyordu.

” Baba… Sağ kolumu hissedemiyorum. “

Adam gülümseyerek yatağın üzerindeki tarağı alıp kıza gösterdi.

” Burada kızım görmüyor musun ? “

Kız yüzündeki küçük tebessümle tekrardan önüne döndü.

” Özür dilerim baba … Kolumu kaybettiği mi sandım. “

Adam gülümseyerek tekrardan kan kokan tarağı kızın saçlarında gezdirmeye başladı. Mete sessizce önündeki iki kişiyi izliyordu. Nefes bile almadan sadece önüne bakıyordu. Kızın ürkek tavırları kesinlikle o olmalıydı fakat gerçek olmadığı aşikardı. Bu bir anıydı. Gerçek olmayan bir anı.

Kız yavaşça elini sağ gözüne götürdü. İnce kaşlarından başlayarak elmacık kemiğine kadar parmaklarını gözünün üzerinde gezdirdi. Açık gözüne parmakları değse bile hiçbir tepki vermiyordu. Yavaşça parmaklarını kaldırıp uzun tırnaklarını göz kapağının üzerine koydu. Parmaklarını içe doğru bastırırken gözü alt kısımdan dışarı çıkmaya başladı. Küçük kız baş parmağını da gözünün alt kısmına soktu. Tekrardan göz kapaklarını iyice geriye doğru çektikten sonra dört parmağını içeri doğru bastırdı. Kandan kıpkırmızı olmuş sağ gözü yavaşça dışarı doğru çıkmaya başlamıştı. Beyaz bir sıvının akmasıyla birlikte sağ göz kızın küçük avucunda belirdi. Kız eline aldığı gözü yavaşça çekmeye başladı. Gözün üzerinde olan birkaç damar kızın gözü çekmesiyle birlikte geliyordu. Küçük bir ses duyuldu ” ÇIT ! ” Kız ip gibi kopmuş üzerinde uzun yırtılmış damarlarla dolu kanlı gözü yüzündeki mutlu tebessümle arkasındaki adama uzattı.

” Artık buna ihtiyacım yok değil mi baba ? “

Adam küçük gözü alıp elinde tuttu. Ardından avucunda yavaşça sıkıp gözden çıkan jölemsi iğrenç sıvıyı kızın saçlarına doğru akıtıp, sürmeye başladı. Gözü yere attıktan sonra tekrardan kızın saçlarını taramaya başlamıştı.

” Haklısın kızım ! Karanlığa bakan bir göze ihtiyacın yok ! “

Mete dişlerini sıkarak gözlerini kaçırmadan önünde gerçekleşen sahneyi izledi. Böyle küçük bir kızın zihninde kalan anılar böyle olmamalıydı. Tamamen kurutulmuş zihni ve yıkanmış beyni arasında kalan anılar dehşet ve sadist duygular taşıyordu. Gerçeklikten uzak ve kişilerin kişilikleri gerçek kişiliklerinden tamamen uzaktı. Bu yüzden küçük kızın babasına karşı saldırgan olması inkâr edilemez bir hâl alıyordu. Çünkü ilk başlarda gördüğü anılarla çelişirken babasının tutumu beyninde sadece kötü düşüncelerle dolduruyordu. Kısaca yersiz gelen depresyon kötü düşünceleri ve kişileri ortadan kaldırmak için girilen bir hâl olmaya başlamıştı. Fakat küçük kız zamanla buna alışmıştı ve kendini aslanın pençelerine bırakmıştı.

Adam kemik tarak ile kızın altın saçlarını tararken  yavaşça kemik tarağı kızın boynuna kadar sürdü. Kızın saçlarını taramadan kızın boynunda kemik tarak beklemeye başladı. Gözlüklü adam yavaşça kemik tarağı kızın ensesine doğru bastırmaya başladı. Kemik tarak ileri doğru ilerledikçe kızın ensesinden ince bir kan sızmaya başladı. Kız boynu bükük hareket etmeden ölümü beklemeye başlamıştı.

Kısa süre içinde kemik tarak altın sarısı saçların arasına gömülüp yok oldu. Sadece boyundan sızan ince bir kandan başka birşey görünmüyordu. Kızın küçük dudaklarının arasından sızan kan ile birlikte ince kan giderek kalınlaştı ve kızın boynundan başlayarak tüm vücudunu kırmızıya boyadı. Küçük kız ağzını açarken nefes almaya çalışıp tekrar kapatıyordu fakat ölümden kaçmak mümkün değildi.

Küçük kız ağzından çıkan kanlar ile birlikte küçük bir tebessüm ile başını çevirip babasına baktı. Gözlerinin altı morarmış, yüzü iyice beyazlamıştı. Adamın duygusuz bakışları kızın üzerinden hiç düşmüyordu. Kızın yüzündeki acı tebessüm yavaşça düşüp yok oldu. Çaresizce başını önüne çevirip yere bakmaya başladı.

Mete sonunda yaşam belirtisi gösterip eliyle tahta kapağı iteleyip yüzüne vuran ışık ile sendeleyerek bir adım attı. Ne kız ne de adam şuan onu fark etmiş gibi görünüyordu. Sadece yaptıkları şeye devam ediyorlardı. Mete yavaşça kızın yanına doğru yürüdü. Kız çaresizce ölmeyi beklerken duygusuzca bakan adamın ağzından birkaç kelime döküldü.

“Korkma… Kızım… “

Mete derin bir nefes çekerek gözlerini kızın yüzüne çevirdi. Fakat kız yaşam belirtisi göstermiyordu. Mete dişlerini sıkarak arkasını dönüp yürümeye başladı. Odanın sonundaki kapı çokta uzağında değildi. Kapının üzerinde oluşmuş derin tırnak izlerini önemsemeden kapıya doğru yürüdü.  Fakat arkasından gelen bir ses onun durmasına neden olmuştu.

” Baba… Bir ses… Duydum ! “

Mete kafasını çevirerek kıza baktı. Başı yere düşmüş olmasına rağmen sanki ağzından zorla çıkmıştı. Mete yavaşça elini kapının koluna attı.

“Korkma kızım… Ben buradayım ! “

Mete kapıyı açtıktan sonra son bir kez daha arkasını dönüp kıza bakmak istedi. Fakat kız yine başı eğik yere bakıyordu. Adam ise elindeki kemik tarakla kızın altın sarısı saçlarını tarıyordu. Tarak et ve kan parçalarıyla doluydu. Fakat bu sefer tek bir fark vardı. Kızın ensesinde , giysilerinde ve yerde kan yoktu.

Mete kapıyı kapatarak odadan çıktı. Odadan gelen sese aldırmadan yürümeye başladı

“Baba sağ gözüm kapalı mı ? Göremiyorum !”

Gri duvarlarla kaplı uzun ve karanlık koridora çıkan Mete uzunca etrafına baktı. Koridor iki kişinin sığamayacağı kadar dardı. Fakat koridorun uzunluğunu görmek imkansızdı. Kafasının üzerinde yanıp sönen beyaz ışık koridorun sadece bir kısmını aydınlatıyordu. Tek bir ses haricinde hiçbir şey sessizliği bozmuyordu.

” TAK ! TAK ! TAK ! “

Kapı vurma sesinden başka bir ses duyulmuyordu. Lakin Mete’nin önünde onlarca kapı vardı. Peş peşe sıralanmış kapıların sonu görünmeyecek kadar uzundu. Hepsi yıpranmış ve dökülmüştü. Hepsinin üzerinde belli belirsiz oluşmuş kuru kan lekeleri ve çiziklerle doluydu. Sanki her oda zorla oluşturulmuştu.

Mete birkaç adımdan sonra karşılıklı bakışan iki kapının yanında duraksayıp gözleriyle iki kapıyı da süzdü. Birbirlerinden hiçbir farkları yoktu. Üzerlerinde isim bile yazmıyordu. Ne oldukları belirsiz olan kapıların ardında ne olduğu tamamen meçhuldü.

Mete soldaki kapının koluna elini arttığı anda yüreğinde garip bir sızı hissetti. Bunca zaman sonra ilk kez kalbindeki birkaç duygu kendini ele vermeye başlamıştı. Odanın soğuk ve karanlık havası diğer odadan tamamen farklıydı. Odada çok küçük bir kız yarıya kadar kopmuş işaret parmağı ile duvara aynı şeyi yazıp duruyordu. Yazısı iyi olmamasına rağmen neredeyse bütün yazıları birbirinin kopyası gibi yazmıştı. Yoğun kanla yazılmış küçük yazıların üzerindeki kan damlayarak duvarın üzerinde süzülüp yere doğru inmeye başlamıştı. Bu oda küçük bir kız için anı olarak kalmak için en dehşet verici yerdi.

“Anne seni çok seviyorum ! “

Mete duvardaki yazıyı okuduktan sonra kapının önünde kızı izlemeye başladı. Kız bir süreden sonra parmağından alma kanın kurumaya başladığını görünce yavaştan geri çekilip yatağının üzerinde oturan kadına doğru neşeli bir yüzle yürümeye başladı. Akan kanın yoğunluğundan dolayı başı dönerek sendelese de birkaç adımlık yolu sorunsuz yürümüş kendini yatakta yan bir şekilde oturan kadının kucağına atmıştı.

” Beğendin mi anne ? “

Mete kısılan gözlerini kadının yüzüne doğru çevirdi. Kadının yüzü karanlıkla kaplanmasına rağmen kızın gerçek annesi olmadığı net bir şekilde görülüyordu. Bu kadın Melisanın gerçek annesi Neşe değildi. Küçük kızın anne dediği bu yaratık, anılarına nüfuz etmiş bu yaratık tam olarak ne olabilirdi. Cevap zor değildi. Babasının korkularını istila etmiş bir yaratık kızın anılarına da nüfuz edebilirdi.

” Aferin kızım… Gerçekten çok beğendim. Kanının akması güzel hissettiriyor mu ? Elinden başlayarak tüm bedenine yayılan tatlı uyuşma hissi güzel hissettiriyor mu ? “

Kız gülen gözleriyle tekrardan tatlı bir tebessüm gösterdikten sonra kafasını annesi dediği kadının dizine koydu.

” Sen güzel hissettiriyor diyorsan güzel hissettiriyordur anne ! Sen her zaman benim için en iyisini söylersin anne ! “

Kadın yavaşça kararmış yüzünü kızın kafasına doğru eğdikten sonra bir elini yavaşça kızın saçlarına daldırıp uzunca okşadı. Kız halinden mutlu bir şekilde gözlerini kapatarak uyumayı beklemeye başlamıştı.

Kadın kızın gözlerini kapatmasından bir süre sonra elini arkasındaki yastığın altına götürüp yastığın altından bir el büyüklüğünde geniş ağızlı bir bıçak çıkardı. Yavaşça kafası yan bir şekilde uyuyan kızın boynuna dayadı.

” Şimdi daha iyi hissedeceksin kızım ! “

Kadın bıçağı yavaşça kızın boynuna sürerek atardamara kadar ilerledi. Bıçak atardamarı kestiği anda kızın boynundan bir anda fışkıran kan ” Anne seni çok seviyorum ! ” Yazısına kadar fışkırıp duvarda ince çizgiler şeklinde karalayıp yazıların birkaçını okunmaz durumda bırakmıştı. Küçük kız ellerini boynuna götürerek kanı durdurmak ister gibi ellerini bastırsa da parmaklarının arasından kanlar sızarak annesinin dizine dökülmeye başlamıştı. Kızın çaresiz ve korkmuş bakışları annesinin yüzünden bir an olsun ayrılmıyordu.

” Hissediyor musun kızım ? Vücuduna dolan uyuşukluğun ardından huzurla uyuma hissini hissediyor musun ? Çok güzel değil mi ? “

Kız konuşamadan çaresizce uzun bir süre annesinin yüzüne baktıktan sonra küçük bedeni sarsılarak yataktan aşağı düştü. Kızın çırpınışlarını izleyen kadın sadece kızın gözlerinin içine bakarak onu teselli etmeye çalışıyordu. En azından böyle olmalıydı. Yüzü karanlık içinde olduğu için ne yaptığı bile belli olmuyordu.

Kız ağzından ve boğazından akan kanlar kirli zemine renk katarcasına koyu kırmızı kan gölüne boyadıktan sonra kızın çırpınışları son buldu. Gözünden akan birkaç damla yaş ve gözlerindeki korkmuş bakış ölmeden önceki son duygularını dile getirişiydi. Kendinden geriye kalan son şey cansız bedeniydi.

Yüzsüz kadın kafasını kaldırıp kapıya baktı. Mete sessizce gözünün önündeki vahşeti izlerken gözlerini yüzsüz kadının yüzüne çevirdi. Kısa bir bakışmadan sonra Mete sessizce kaşlarını çatarak kapıyı kapatarak karanlık odadan çıkıp loş koridorda yürümeye başladı. Az önceki kapıya vurma sesleri hâlâ kulağına geliyordu. Fakat nerede olduğunu bir türlü kestiremiyordu.

Mete koridorun sonuna geldiğinde yol dörde ayrıldı. Her koridor birbirine benziyordu. Yan yana dizilmiş kapıların ardında hangi anıların olduğu belirsiz olmasına rağmen hepsi de zorla oluşturulmuş gibi üzerinde darbelerle doluydu.

Mete sağ koridora döndükten sonra yürümeye başladı. Gözüne farklı bir kapının çarpmasını bekliyordu lakin bütün kapılar aynıydı. Az önce gördüklerinden daha farklı bir şey göreceğini zannetmiyordu.

Uzun bir yürüyüşten sonra yine dört tane farklı yol belirdi. Mete çatık kaşlarını yol boyunca uzanan kapılara dikti. Hepsi de aynı görünüyordu. Mete burnundan aldığı derin nefesi sesli bir şekilde ağzından verdi.

” Böyle karışık beyinlerden nefret ediyorum”

Mete düz ilerlemeye başladı. Herhangi bir yola sapmamıştı. Bu yolda diğerlerinden farklı görünmüyordu lakin dümdüz ilerlerken gözüne küçük bir oda çarpmıştı. Üzerinde görünmesi imkansız denecek kadar küçük yazılarla bir şeyler yazılmıştı. Mete gözlerini kısarak kapının üzerine eğilerek gözlerini kısarak yazıyı okumaya çalıştı. Kapının üzerindeki kırmızı yazı gerçekten de çok zor okunuyordu.

” Babamın ilk hediyesi… “

Mete yavaşça kapıyı açarak içeri bakmaya başladı. Yine gözlüklü bir adamın eşliğinde küçük kız tahtadan yapılma küçük bir sandalyenin üzerinde oturuyordu. Adam kızın başının ucunda önündeki dolabın kapağına bakarken yavaşça kafasını eğerek kızın kulağına hafif sesli bir şekilde birkaç kelime fısıldadı.

” Hazır mısın kızım ? “

Kız dişlerini sıktıktan sonra kafasını sallayarak onay verdi. Duygusuz gözleri arasında titreyen dudaklarının açılmaya mecali olmamasına rağmen bir anda açılan ağzından zor da olsa titreyerek birkaç kelime döküldü.

” Acıyacak mı ? “

Adam kafasını sallayarak elindeki küçük baltayı kızın yüzüne doğru gösterdikten sonra yavaşça bir elinde tutarak yere doğrulttu. Kız çaresizce dizindeki silindir şeklindeki sert tahtayı alarak ağzını doldurup dişlerini iyice tahtaya bastırdı. Gözlerini kapatmasına rağmen aralıklı olarak yutkunarak bekliyordu. En savunmasız anında kaçınılmayan darbenin hiçbir tesellisi yoktu. Beklemek ölmekten daha zordu. Çünkü planlı ölmek, öleceğin zamanı bilmek insanlarda yarattığı panik bir anda ölümden daha zordu. Çünkü tek bir sefer ölmek her saniye ölmekle eş değer değildi.

Adam tek elindeki baltayı kafasının hizasına kadar kaldırdıktan sonra bir saniye duraksadı. Kızın titreyen omuzları tek hedefiydi. Bu yüzden var gücüyle baltayı indirdi. Kızın omzuna değerek küçük olmasına rağmen sert olan kemiği kırarak kemiğin üzerinde sürtünüp dirseğine kadar kopan kemiğin üzerindeki et kızın direğinden kanlar akarak sallanmaya başladı. Kırmızıya boyanmış kemik gün gibi görünürken kemiğin üzerinden soyulan et parçası net bir şekilde görülüyordu. Et dirseğin ucundan sallanırken üzerinden akan kan damlaları bir saniye bile durmuyordu.

Kız ağzındaki silindir şeklindeki tahtaya öyle bir bastırmıştı ki tahtanın içine geçen dişlerden büyük bir çatırdama sesi gelmişti. Kızın duygusuz gözlerinden küçük damlalar düşmeye başladı. Çatık alnı arasından süzülen ter damlaları kayarak göz yaşlarına karışıp tek tek kanla ıslanmış beyaz eteğine düşüyordu.

” Özür dilerim kızım ! Şimdi tüm acını dindireceğim ! “

Adam baltayı iki eliyle tuttuktan sonra yan bir şekilde kızın kırık koluna sert bir darbe indirdi. Tek darbede omuza vurulan balta ince kolu kırık yerden kesip atmıştı. Kız hıçkırıklara karışık derin nefes almaya çalışırken kireç gibi yüzünü yavaşça babasına dönerek ölü bir gülümseme ile bembeyaz olmuş yüzünü gösterdi. Açık kalan dişleri arasından silindir tahta düşmüştü.

” Teşekkür ederim baba… Artık bir tarağım… Olacak… Değil mi ? “

Kesik konuşmaların ardından bilincini kaybetmemeye çalışan kız bir anda kendini kocaman bir boşluğun içinde buldu. Kapanan gözleri bir daha açılmamıştı.

Mete ilk kez tepki gösterip kızın yanına kadar yürüyüp kanlar içindeki bedeninin yanında yavaşça eğilip kar beyazı olmuş yüzüne baktı. Kızın babası Azrail misali aldığı cana uzun uzun bakarak kızın kolundan oluk oluk akan kana bakıyordu. Kız daha ölmemişti lakin bu kanama onu birkaç dakika içinde öldürecekti.

” Zor olmalı… “

Mete’nin ağzından çıkan birkaç kelimenin ardından orta yaşlı buruşmuş yüzlü adam balkabağı büyüklüğündeki kafasını Mete’nin yüzüne çevirdi. İkisinin donuk gözleri birbirine değdiği anda ortadaki perde kalkmıştı.

” Evet zor ! Hem de çok zor ! Her gün kızını öldürmek , onun ölüşünü öldürmek çok zor ! Sen olsan ne yapardın ? Senin olmayan bir dilin olsa, senin hükmedemediğin bir bedenin olsa sen ne yapardın ? “

Mete’nin yüzünde beliren acı bir tebessüm ile gözlerini çevirip küçük kızın cansız bedenine uzun uzun baktı. Parçalanmış omzundan akan kanlar artık küçük bir sızıntıdan ibaretti. Acı çekmiyordu. Çünkü acı çekecek bir canı kalmamıştı.

” Bu beden zaten bizim değil ! Değil mi ? Sen bir anından kalma küçük bir parçasın. Tek amacın bu kızın duygularını soldurmak ve onu hayattan soyutlamak değil mi ? Bu sana verilen bir görev… Görevler duygu içermez ! Haksız mıyım ? “

Gözlüklü adamın gözlerinden istemsizce bir damla yaş süzüldü. Adam ilk kez gözlerinin buğulandığını hissedince elini gözlerine götürmüştü. Anlamsızca parmağına bulaşan küçük sıvı yaş damlasını gördüğü zaman şaşkınlıktan konuşamayacak kadar uzun süre parmağına baka kalmıştı. Bu bir duygu belirtisiydi. Hiç sahip olmayı düşünemeyeceği bir şey… Bir eşyanın duyguları olamazdı. Bu kendisinin bir eşya olmadığının en büyük kanıtıydı.

” Neden gözümden su akıyor ? Bu normal mi ? “

Adam iki gözünü de kapatıp kafasını eğip yüzünü karanlığa gömdü.

” Senin için değil ! Ama insanlar için normal bir durum. Sen yapmak istemiyorsun ! O küçük kızı her defasında öldürmek istemiyorsun ! Sen sadece küçük bir anı değilsin ! Sen o kızın öz babasının anısısın ve babalar asla çocuklarını öldürmek istemez ! Değil mi ? “

Adam konuşmadan kafasını sallayarak ellerini gözlerinden çekerek kızarmış gözlerini Mete’nin üzerine dikti. Mete çatık kaşları ve sert gözlerini sürekli adamın üzerinde tutuyordu.

“İstemem ! Bende istemem ! O benim kızım ! Her saniye onu öldürmek istemem ! Kirli ellerimle ona dokunmak istemem ! Ama… Ama bir şey yapamıyorum ! Onu kurtaracak birşey yapamıyorum ! Onun ruhu çürümek üzere… O yok oluyor ! Her saniye yok oluyor. Ona yardım edemem ! “

Mete yavaşça adama yaklaşıp yanına oturdu.

” Bana yerini söyle ! Ben yardım edeceğim. Onu huzura kavuşturacağım ! Ve sende huzura kavuşacaksın ! “

Orta yaşlı adamın gözleri sertleşip uzunca Mete’nin kısık gözlerine baktı. Bu bakışma bir şeyler anlatmasa da gerçek duygular belli oluyordu. Adam ağzını açmadan elini kaldırarak kızın cesedinin yanındaki küçük dolabı gösterdi. Mete kafasını sallayarak ayağa kalkmıştı. Konuşmaya gerek yoktu. Kızın yerini şimdi anlayabiliyordu. Akıllıca kurulmuş bir tuzaktan yardım almadan çıkmak çok zordu. Gerçek kapı dolabın arkasında olmalıydı.

Mete yavaşça kare desenli dolabın kapısını açarak dolabın içindeki küçük giysilerin arasını açıp kendini boşluğun içine bıraktı. Bu hissi biliyordu. Bu yüzden aşırı bir tepki vermemişti.

Yavaşça ayağa kalkan Mete gözlerini çevirdiği anda gözüne fazla bir şey çarpmadı. İki adımlık koridorun sonunda sadece tek kapı vardı. Beyaz bir kapı yıpranmayan , kanlar içinde kalmayan tek kapı… Burası olmalıydı.

Mete birkaç adımın sonunda elini kapının koluna attı ve yavaşça çevirdi. Gözüne dolan yoğun ve parlak beyaz ışık bir anlığına kör olmasına neden olmuştu. Her şey bulanıklaşmış ve yok olmaya başlamıştı. Bir anlık yoğun ışıkla her şey gölgesi bile kalmayana kadar yok olmuştu.

Mete gözünü açtığında kendini bembeyaz bir yerde buldu. Her yer sonsuzluğa uzanıyordu. Bu sonsuzluğun içinde bir şey dışında hiçbir şey yoktu. Mete biraz uzağında yere oturan küçük kızın yanına doğru yürümeye başladı. Küçük kız yerde hareketsiz bir şekilde otururken hiçbir hayat belirtisi göstermiyordu.

” Melisa ! “

Küçük kız yine hareket etmeden hiçbir tepki göstermedi. Mete yavaşça yürürken yavaşça kızın yanına yaklaşıp yere doğru eğildi ve bir elini kızın omzuna attı. Yavaşça kızın omzunu çektiği anda kızın yüzündeki kararmış uzun damarları gördü. Neredeyse kızın bütün bedenini saran uzun siyah damarlar kızın beyaz yüzünü mahvetmişti. Solmuş gözleri kapanmadan ölü gibi aynı hareket etmeden hep aynı yere bakıp duruyordu.

” Ruhun büyük kısmı çürümüş ! Artık kurtarılamaz ! “

Mete yavaşça ayağa kalktıktan sonra bir daha etrafına bakıp yavaşça kafasını salladı

” Beyaz oda; ruha verilen her darbe gerçek bedene de işler… O zaman tek bir şey kaldı “

Mete tekrardan eğilip elini kızın boynuna götürdükten sonra diğer elini çenesini dayadıktan sonra gözlerini kapatıp kızın boynunu kırmak için hazırlandı.

“Özür dilerim… Umarım diğer tarafta huzuru bulursun ! “

Mete tam tüm gücüyle bastırmak üzereyken küçük bir ses duydu

” Sen kimsin ağabey ? “

Mete gözlerini açıp önündeki iki mavi göze baktı. Kızın berrak mavi gözleri şaşkın bakışlarıyla kendisine bakıyordu.

Mete yavaşça ellerini çekip beyaz zeminin üzerine oturdu.

” Merhaba Melisa, beni baban gönderdi. Seni çok özlemişler. Geri istiyorlar .”

Kız üzgün gözlerle yere baktıktan sonra yavaşça gözlerini kaldırıp Mete’nin gözlerine baktı.

” Ama ağabey ben… Ben gelemem ! Ben burada kaldım. Çıkamıyorum. Hem de o gitmeme izin vermiyor. “

Mete kafasını sallayıp düşen yüzünü saklamaya çalışarak yere baktı. Bir. Çözümü yoktu. Bunu kendisi de biliyordu. Çürümüş bir ruh geri getirilemezdi.

Mete yavaşça elini kızın başına atıp küçük bir tebessümle yavaşça okşadı. Bir anlığını da olsa yüzü gülümsemişti.

” Üzülme ufaklık ! Bir gün baban ve annenle çok mutlu olacaksın ! Sadece o günün gelmesini bekle tamam mı ? “

Kız mutlu bir şekilde kafasını salladı.

” Sende gelir misin ağabey ? Seni de bekleyeceğim. Sen çok iyi bir ağabeysin ! “

Mete gülümseyerek kafasını salladı.

” Evet bende geleceğim. Merak etme ! Gideceğin yerde yalnız kalmayacaksın . “

Kız mutlu bir şekilde;

” Teşekkür ederim ağabey ” dedi. Mete küçük bir tebessüm ün ardından hızlıca devreye geçen elleri tek hamlede kızın boynunu kırdı. Kızın ufak bedeni yere düşünce Mete yavaşça ayağa kalktı.

” Bende teşekkür ederim “

Sonsuzluğa uzanan beyazlık bir anda sallanmaya başladı. Mete’nin kulağını dolduran acı çığlıkların ardından her şey kararmaya , yok olamaya başlıyordu. Ruh bedeni terk etmişti. Artık boş bir bedenin içinde durmak imkansızdı. Mete gülümseyerek gözlerini kapattı. Yıkılan beyaz zemin üzerinden düşerek kaybolmuştu. Her şey kayboluyordu. Yaratık yok oluyordu.

…………..

” Mete iyi misin ? Hey ! Mete ! Kendine gel ! “

Mete bulanık gözlerini yavaşça açmaya başladı. Gözünü açarken ilk gördüğü yüz Siril’in yüzüydü. Biraz kızgın biraz ise endişeli bakan bu yüz Mete’nin yüzüne çok yakındı.

Mete elini yere dayayarak yavaşça doğruldu. Siril geri çekilmişti. Mete gözlerini çevirdiği anda dehşetle bakan Neşe ve Serkan’ın gözlerini görmüştü. Mete yavaşça ayağa kalkıp arkasına baktı. Hemen yanı başında ki yatakta küçük bir kız yatıyordu. Yüzünde tatlı bir tebessüm belirmişti. Bembeyaz teni ruhunu kaybetmiş bir bedeni andırıyordu. Çoktan ruhunu kaybetmiş bir beden böyle huzurlu görünemezdi. Bu yaşta gelen ölüm vicdanı sızlatmaya yetiyordu.

” Üzgünüm… Kurtaramadım ! “

Neşenin dolmaya başlayan gözleri bir anda kendini bırakıp hıçkırıklara karışık göz yaşlarına boğuldu. Serkan anlamsızca Mete’nin gözlerine bakarken bir yandan da Neşeyi teselli etmek için uğraşıyordu. Fakat onunda Neşeden farklı kalır bir yanı yoktu . İsyan, öfke ve üzüntü… Bütün duygular bir bir kendini belli ediyordu.

Siril hafifçe başını eğerek yüzünü Serkan ve Neşe ye döndü.

” Üzgünüz Serkan Bey… Her şey için çok geçti. Cenaze törenine katılacağıma emin olabilirsiniz “

Siril hızlı adımlarla odadan ayrıldı. Mete son bir kez daha kızın yüzüne baktıktan sonra duygusuz gözlerini önüne çevirip ellerini ceketinin cebine soktu ve yavaş yavaş yürümeye başladı. Odadan çıkarken koluna dokunan bir el durmasına neden olmuştu. Mete yavaşça kafasını çevirdi. Fakat tek gördüğü birbirine sarılarak iki kişiden fazlası değildi. Mete tekrardan önüne döndü. Yüzünde belirsiz bir gülümseme ile yürümeye devam etti.

” İyi uykular ufaklık “

…….

Siril dışarı çıktığı anda eski küçük karavana binip kontağı çevirdi ve Mete’yi beklemeye başladı. Birkaç saniye içinde ise Mete binmişti. Aralarında uzun bir sessizlik oluşmuştu. Siril bir şey demeden bir puro yaktı ve küçük yalıdan çıkarak uzaklaşmaya başladılar.

” Şahin tepesine çıkabilir misin ? “

Bir saatlik sessiz geçen yolun ardından ilk kez Mete’nin sesi duyuldu. Siril gözlerini Mete’nin yüzüne çevirdikten sonra iki yol ardındaki dağ yoluna saptı. Yüksek tepeye çıkarken ikisinin de gözlerinde yorgun bir bakış ve yoğun bir sessizlik vardı. Hava kararmıştı. Bu yüzden ince dağ yolunda ilerlemek gerektiğinden daha fazla zaman harcıyordu.

Biraz zamanın ardından Siril karavanı düz bir yere çekti ve ikisi de karavandan indiler. Mete yavaşça az ilerisindeki banka doğru yürüdü. Bankın bir metre ilerisindeki uçurumun ardından masmavi deniz gece bile görünüyordu. Buradan gayet huzurlu ve güzel görünüyordu.

” Neden buraya gelmek istedin ? “

Siril bir puro uzatıp yavaşça banka oturdu. Mete puroyu aldıktan sonra yavaşça elindeki rüzgar çakmağı ile yakarak durgun yeşil gözlerini uçsuz bucaksız denizin en sığ tarafına dikti.

” Küçükken hep buraya gelirdim… İntihar etmek için. İlk geldiğimde en uçtaki kayaya oturup hemen altımdaki uzun kayalara bakmıştım. Buradan düşersem ölebilir miyim ? Diyordum. Bu kadar acı ve yalnız bir hayat çekeceğime her zaman ölmenin en kolay yol olduğunu düşündüm. Yaşamak anlamsızdı. Bu saçma sapan bir hayatın içine hapsolmak anlamsızdı… “

Mete yavaşça ayağa kalkıp uçurumun ucundaki kayaya oturup elleriyle yanındaki iki sert taşı tutarak bedeninin üst kısmını uçuruma doğru bırakıp tekrardan geri çekmeye başladı. Ara sıra ağzında ki purodan derin bir nefes alıp tekrar devam ediyordu.

Siril oturduğu yerden Mete’yi izlerken ilk kez derin bir nefes alarak konuştu.

”  Peki şimdi ? “

Mete gülümseyerek uzaklara bakmaya devam etti .

” Hâlâ anlamsız… “

Gökhan Karakeleş

  1. Bölüm
  2. Bölüm
  3. Bölüm
  4. Bölüm
  5. Bölüm
  6. Bölüm
  7. Bölüm

fantastik hikayeler, dehşet hikayeleri,korku hikayeleri,duygusal hikayeler,gökhan karakeleş,açlık çekenler,kayıp cennet, dehşet kan, ölüm,şeytan karanlık,korkunç,+18 hikayeler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu