Skip to main content

Hışır Kasabı Cemalettin

Hışır Kasabı Cemalettin

Dükkânının camında reklâma ait bir tane yazı hatta tek bir harf bile yoktu. Vitrinde canlanıp kaçmayı bekleyen 84 model bir tosun, o da araba çarpması sonucu oraya getirilip asılmıştı. Numune et görüntüsü verecekti orda. Ama bir heykel gibi sağından solundan traşlanmış, zekât keçisi gibi kalmıştı. Bir tane malzemeye para verilip alınmış değildi. Cemalettin para vermeyi sevmezdi. Etlerini kaza mahalindeki hayvanlardan toplardı.

Kıyma makinesi bile kendi icadıydı. İçinde dev sonsuz vida etleri yukardan alıp aşağıdan kıyarak çıkarıyordu. Çocukları okuldan vakit buldukça babalarına yardım ediyor, içerdeki sinekleri kovalayarak müşterilere şirin görünmeye çalışıyorlardı. Cemalettin eski kamyonetle sanayide dolaşır, işine yarayan hurdaları kasaya atar, ortadan kaybolurdu. Bir öğle saati kasabın önünde lüks araç durdu. İçinden sosyete bir kadın indi. Dükkâna girerek Cemalettin’e selam verdi. Sohbete başladılar. Kadın siparişlerini yazdırdı. Parayı verdi, çantaların hazır edileceği saati öğrenerek oradan ayrıldı. Taze et meraklısıydı. Cemalettin hemen kamyonete atlayıp yollara düştü. Yol kenarında otlayan hayvan sürüsü aradı. Nihayet gözü açılmış, avını bulmuştu. Kasabanın kuzeyinde, yolun sol tarafındaki tarlada hayvanlar otluyordu.

Arabasını tenhaya çekerek sakladı. Tarlaya girerek zavallı hayvanları araçların hızla geldiği asfaltın sol tarafına doğru kovalamaya başladı. Konvoy halinde gelen beton mikserleri hayvanlara öyle bir çarptı ki her biri yetmiş parçaya ayrıldı. Cemalettin yalandan bağırarak şoförleri hipnozlamaya başladı. Kamyoneti yanaştırdı. İrili butları, beğendiği etleri kasaya atarak hızla kaçtı. Kasa et dolmuştu. Sevinç içinde dükkâna geldi. Çocuklara arabayı boşaltmalarını söyledi. İçerdeki sinekleri kovdu, bıçakları biletti, kıyma makinasını hazırladı. Doğrama işlemi başladı. Yöntem belliydi. Yetiştiriciden, köylüden ya da hayvan pazarında kesinlikle mal alınmayacaktı. Sürüyü sür asfalta, hazır olsun et ve balta, taze gelsin her an kıyma, güzel kessin bıçak pala, para dolsun kasa…

Lüks araç yanaştı. Sosyete kadın geldi, içeri girdi. Siparişler hazırdı. Ödemeyi yaptı. Hışır kasabı Cemalettin’e teşekkür etti. Çantaları eline doladı ve gitti. Ondan geriye müthiş parfüm kokusu ve bir deste para kaldı.
Cemalettin paraları canlı dost zannediyor mutluluktan hayvan taklitleri yapıyordu. İnek senfonisi, manda ezgileri, tosun soloları derken içi içine sığmıyordu. Hayvanların ve insanların saf saatlerini öyle bir yakalıyordu ki bunlar “Bize ne oldu.” bile diyemiyorlardı. Yıllar geçti, Cemalettin yaşlandı, dükkânı kapattı ancak gezinme huyları bir süre devam etti. Yol boylarında dolaşan hayvanları gördükçe iştahlanıyor daha sonra pişman oluyordu. Söz vermişti kendine. Bu yanlıştan dönmüştü. Kendini iyiliğe mühürlemişti. Yaptıklarını unutmaya çalışıyordu.

Sinan Korkmaz

Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 17 Ortalaması: 3.3]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir