Skip to main content

ZeNHaR Ve; “Ney’deki  İnanılmaz Sır” – Part 4

ZeNHaR Ve; “Ney’deki  İnanılmaz Sır” – Part 4

Hikayem bir bütünden oluştuğu için olaylara anlam verebilmek adına sırasıyla okumanızı özellikle tavsiye ediyorum. Bu son bölümü de okuduktan sonra yorumlarınızı bekliyor olacağım. Aşağıdaki linklerden diğer bölümlere ulaşabilirsiniz.

Hikayenin 1. Bölümünü okumak için tıklayınız.

Hikayenin 2. Bölümünü okumak için tıklayınız.

Hikayenin 3. Bölümünü okumak için tıklayınız.

Uyandığımda karşımda deli Salih’i görünce bu sefer ondan kaçmayı düşünmedim. Aksine içimde bir rahatlama doğmuştu. Birkaç saniye sonra kendime gelince, “evet bana neler olduğunu anlatacak mısın?” diye sordum. Yine bana cevap vermemişti. Ama bu işin üzerine gitmeye niyetliydim. Ayağa kalkarak bu konuda kesin kararlı olduğumu göstermek için biraz sert bir şekilde, “sen bana neler olduğunu anlatmadan buradan adım atmayacağım,” dedim. “Senin bir deli olmadığını biliyorum, bana bütün bu olan biteni açıklamak zorundasın,” diye çıkıştım. Ancak bana en ufak bir cevap bile vermediği gibi, yüzüme bile bakmıyordu. Bu şekilde olmayacağını anlayınca bu sefer hemen onun önüne diz çöktüm ve yalvarırcasına aynı soruları sordum ama durum değişmemişti. Bu durumda herhangi bir netice alamayacağımı düşünmeye başlayınca mecburen eve döndüm. Eve gittiğimde odama çekilip bütün olan biteni en ince ayrıntısına kadar irdelemeye başladım. “Bana neler oluyor, yoksa gerçekten bende mi deliriyorum diye,” düşünmeye başlamıştım. Deliliğin bulaşıcı olup olmadığını dahi kendimce sorgulamıştım. Sonra aklıma uyuşturucu bir madde olma ihtimali ile yine çiçek bahçesi gelmişti ancak bu sefer olaylar çiçek bahçesinde geçmemişti, bundan dolayı bu ihtimali de göz ardı etmek zorundaydım. Hatta bir ara bu delinin beni büyüleyip büyülemediğini bile düşündüm. Ama sonra yok canım diyerek bu düşünceyi de kafamdan attım. Bunu tam olarak anlamanın tek yolu onu bir şekilde konuşturabilmekti. Bu yüzden gece yarısına kadar bekledim. Köyde zaten hemen herkes erkenden uyumaktaydı. Pencereden baktığımda hemen hemen hiçbir evin yanan ışığı kalmadığını görünce evden gizlice çıktım ve deli Salih’in evine doğru gittim.

Evin önüne geldiğimde aslında ne yapacağımı bilmiyordum ve işin gerçeği korku içindeydim. Önce evin etrafını dolaştım ve bir ışık olup olmadığına baktım. İyice emin olduktan sonra kapıya yöneldim, genelde bizim köyde dış kapılar hiçbir zaman kapalı olmazdı ama bu kapı kapalıydı. Biraz zorlasam da sonuç değişmeyince daha fazla macera aramaya gerek olmadığını düşünerek geri döndüm. Tam gidecektim ki kapı yavaşça aralanmaya başladı ve sonunda ardına kadar açıldı. Olduğum yerde korkudan donup kalmıştım. Hemen hızla eve kaçmayı düşündüm ama sonra “ben ne yapıyorum,” diyerek kendimi toparladım. Zaten buraya eve girmek için gelmiştim. Cesaretimi toplayarak dış kapıdan içeri girdim. Bahçede ayın parlaklığından gördüğüm kadarı ile rengarenk çiçekler vardı. Daha biraz önce evin dışında iken bu kadar çiçeğin kokusunu hiç alamamış olmama şaşırdım. Bahçe çok büyük ve ihtişamlıydı. Nasıl olur da bir delinin evi böyle muhteşem olabilirdi, aklım almıyordu. O güzelliklerin içerisinde yavaş yavaş evin iç kapısına doğru ilerledim. İç kapı zaten aralıktı ve kapıda ne yapmam gerektiğini düşündüm. “Kapıyı çalarak Salih’in gelmesini mi beklemeliyim yoksa evin içine gizlice girmeli miyim?” karar vermeye çalıştım. Sonra zaten buraya kadar gizlice geldim bundan sonrası ne fark eder diye düşünerek garip bir heyecanla içeriye doğru yavaşça ilerledim. Eve girince hayretim daha da artmıştı. Çünkü evin içerisi hiç de dışarıdan görüldüğü gibi değil ve hatta hayal edilemeyecek kadar güzel döşenmişti. Evde hiçbir lamba açık olmamasına rağmen her yeri en ince detayına kadar görebileceğim bir aydınlık olması çok garipti ve bunun nasıl olabildiğini bir türlü anlayamıyordum. Bir köy evinde adeta peri masallarındaki hayallerde anlatılan, büyük bir şatoya benzeyen bu yer,  ağzımın açık kalmasına sebep olmuştu. Evin ortasında ahşaptan yapılmış ve yukarıya doğru çıkan Z harfi biçimde merdivenler vardı. Aynı zamanda evin bir alt katına inen yine Z biçiminde merdivenlerde vardı. Merdivenlere yaklaşınca bir ses duydum. Bu sesin alt kattan geldiğini anladım.

Bende, biraz önceki korkudan eser kalmamıştı. Sesin geldiği alt kata inmeye başladım. Merdivenlerden iniyordum ama nasıl olduğunu anlamadığım şekilde bir türlü merdivenlerin sonuna gelememiştim. Duvarlarda birbirinden ilginç desenler adeta göz alıyordu. Sürekli yürüyordum ve aslında ilerlediğimi de biliyordum ama neden bilmem merdivenler hiç bitmiyordu. Sonunda birden merdivenlerin sonu gelmiş ve alt kata inmiştim. Bu alt katta da üst kattan aşağı kalır değildi. Muhteşem dekorasyonlarla her taraf süslenmiş ve dev gibi bir odanın ortasındaydım. Odanın üç tarafında kapalı kapılar vardı. Dikkatle dinlediğimde üç kapının ardından da sesler gelmekteydi. İlk kapıyı araladım ve içeri baktım. Artık şaşkınlık yerini seyre bırakmıştı. İçerideki eşyalar havalarda kendi kendine uçarak sürekli yer değiştirmekteydi. Olan biteni seyrediyordum. Odanın en sonundaki dev sandık havalanarak tam orta yere geldi ve kapağı açıldı. İçinde parıl parıl parlayan altınlar göz almaktaydı. Sonra iki büyük vazo uçarak sandığın içine girdi ve ağızlarına kadar altınla dolunca uçarak kendiliğinden benim önüme kadar geldi. Ben altınları almak için tam elimi uzatacaktım ki vazolar yan yatarak içerisindeki altınları yere dökmeye başladı. Altınlar biter bitmez vazolarda yere düşüp parçalandı. Ardından kapı şiddetle yüzüme kapandı.

Sıra ikinci kapıya gelmişti, açıp açmamak konusunda zerre tereddüt etmeden hemen o kapıyı da açtım. Bu odayı açınca bu sefer sanki kapı büyük bir bahçeye açılmış gibi hissettim. Etrafta şahane sesler çıkararak uçuşan kuşlar,  ayrıca içeri de o güne kadar görmediğim güzellikte kızlar vardı. Kızlar bir o tarafa bir bu tarafa neşeyle, salına salına yürümekteydiler. Bu kızların ellerinde de altın tepsiler ve tepsilerin kiminde meyve, kiminde de içecekler vardı. Kızların güzelliği, bülbüllerin şakıyışı beni büyülemişti. Sonunda kızlardan birisi bana doğru geldi ve  tamamen altından yapılmış, içerisinde çeşit çeşit parlak meyveler olan tepsiyi bana doğru uzattı. Kokularını elime almadan hissedebiliyordum. O güzel ve narin kız tepsiyi biraz daha uzatınca, bende meyvelerden almak için elimi uzattım. Ancak tam o anda önümdeki kız sanki bir ışık oyunuymuşçasına yok oldu ve kapı yine yüzüme kapandı.

Merakla son kapıya doğru yöneldim. Hemen o kapıyı da açmak istiyordum ve kapıyı itekledim ama kapı açılmadı. Ne kadar zorlarsam zorlayayım kapıyı açmayı başaramadım. Sonra arkamı döndüğümde şoka uğramıştım. Çünkü bir anda o mükemmel şatoya benzettiğim ev yok olmuş yerine duvarları çatlak, damı delik bir virane kalmıştı. Tam orta yerde de bizim deli Salih oturmuş elindeki neyi ağzından çekmekteydi. Yerde ise o gün koyunlarını otlatırken üzerine oturduğu kilim parçasından başka da evde pek bir şey yoktu. Neyini yere bırakmış ve bana bakıyordu. Hemen yanına doğru gittim ve kilimin üzerine tam karşısına gelecek şekilde oturdum. Sonra ellerimi dizlerinin üzerine koyarak, “ne olur bana anlat” dedim, “neler oluyor bana?,” diye sordum. Hala cevap gelmiyordu. Bu sefer neden en son kapıyı açamadığımı sordum ama cevap vermek yerine yere bırakmış olduğu neyi eline aldı ve ona hürmetini gösterircesine öpüp ağzına yaklaştırdı. Yine bir şeyler olacağını anlamıştım ve bu sefer hazırdım.

Birden bire gözlerimi acıtacak kadar kuvvetli bir ışık hissettim. Yavaşça gözlerimi aralayarak baktığımda hala tam karşımda deli Salih’i gördüm. Bana hemen, dikkat et yoksa düşebilirsin dedi. Etrafıma baktığımda pamuk gibi bembeyaz bulutların üzerinde Salih ile birlikte o kilimin üzerinde uçtuğumuzu anladım. Eğer altımızdaki bulutları görmesek bir sonsuzluğun içindeyiz sanabilirdim. Gözümün alabildiğince beyazlık ve içinde de en ufak bir leke dahi olmayan sonsuzluk. Bu muhteşem bir şeydi. Ancak bir fark vardı, bu sefer Salih yanımda ve benimle ilk defa konuşmuştu. Ancak benim ve onun üzerindeki elbiseler de farklıydı. Başımızda ufak ve uçları incecik olan silindir şeklinde şapkalar vardı. Elbiselerimiz ise elbise şeklinde değil daha çok tek parçadan oluşan bembeyaz bezlerden oluşmaktaydı.

Bana doğru bakarak yavaş ve sakince, sanki karşısında konuştuklarını anlamakta zorlanacak kadar ufak bir çocuk varmış gibi tane tane konuşmaya başladı. “Öncelikle sormak istediklerini mi sormak istersin, yoksa beni mi dinlemek istersin?” diye sordu. Ben hemen sormak istediklerim var diyecek oldum ama vazgeçip karşımdaki kişinin bir deli değil aksine ya ermiş ya da bilge bir adam olduğunu anlayarak “müsaade ederseniz sizi dinlemek isterim efendim” dedim. O ise “efendi dediğin den hizmetçi olur mu? Ben bir garip hizmetçiyim sen ise benim hizmet ettiğim isen, o zaman efendi sensin” dedi. Herkesin deli diye bahsettiği kişiden bu şekilde sözler duymak bana çok garip gelmişti. Bu sözler karşısında adeta erimiştim. Bu sefer “ben nasıl bir efendi olabilirim sizin yanınızda üstadım” dedim. “Demek soruları sen sormak istiyorsun, öyleyse bana da efendinin sorularına cevap vermek gerekir”. “Buyur efendi sor sorunu deyip sustu”. Bir hatamı yaptım acaba diye düşünürken, birden üzerinde durduğumuz kilim hafifçe sarsıldı. Hemen kilimin kenarlarına tutunarak nerden başlayacağımı bilemediğim soruları sıraladım. “Bana neler oluyor, nasıl oluyor da her gün böyle olağan olmayan şeyler yaşamaktayım, çölde, gemide ve dağların zirvesinde ne işim vardı.  Bunların sebebi ne, ben bunları nasıl yaşıyorum, sen kimsin?” gibi sorularımı art arda sıralamaya başladığımda elini kaldırarak bana dur işareti yaptı. Önce derin bir nefes almamı istedi. Bende bulutların üzerinde yumuşacık bir şekilde uçarken derin bir nefes aldım. “Daha önce böyle içime kadar işleyen bir nefes aldığımı hiç hatırlamıyorum.” Sonra bana, “efendim istersen daha baştan başlayalım, mesela ben neden varım, bu dünyaya gelmekteki amacım nedir, ne yapmam gerekir gibi ne dersin?” dedi. Ben ise bu yaşıma kadar bu sorular hiç aklıma bile gelmediği için yüzüm kızardı. “Peki” dedim. “Bu soruların cevabı sende varsa elbette öğrenmek isterim,” dedim. O da bana; “aman efendim bizler birer garip hizmetçiyiz, bizler sizin yolunuzu temizlemeye çalışırız. Ama siz ısrarla o yoldaki tümseklere, dikenlere, taşlara takılmak isterseniz bizim elimizden bir şey gelmez,” dedi. “Siz kimsiniz ki,” dedim, pervasızca bir soru olduğunun farkına varmadan. O da yanından ayırmadığı neyini göstererek, “ben ve o biziz” dedi. Daha fazla dayanamayarak, “üstadım ben sizin söylediklerinizden bir şey anlamadım,” dedim. “Ben üflerim o da anlatır sana anlamak istediklerini. Aslında sorularına cevaplarını gösterendir o. Misal o ki, çöllerde seni kovalayan it sürüsü seni içine çekecek, daha büyük bir belaya sürüklediğinde sen o it sürüsüne karşı çıkacak kadar güçlü değilsen, anlaman gereken yalnızlık değil cemaat ile bir olman gerektiğidir. Yine misal o ki okyanus da seni kurtarmaya çalışan tek bir kişi, senin ihtiyaçlarını gideremediğini düşündüğünde, aslında hayatını kurtarmaya çalıştığından dolayı, sözünden çıkmaman gereken olabilir. O yalnız kişi, belki annen, belki baban belki de kurt sürüsünün içinde kalmış, biçare öğretmenin olabilir.  Ancak sen dağların zirvesinde bile dolaşsan, eğer ilk gördüğünde karanlık gelen, nefsinin girmeni istemediği mağaralara girmezsen, hiçbir zaman bulamazsın kendini kurtaracak kişileri. Belki hayat sana daha birçok şans bile verecektir ama yolun zorluğundan korkup, ne yukarı ne aşağı gitmez ve olduğun yerde kalacak olursan, dağdaki gibi ne yüce fırsatları teptiğini hiçbir zaman bilemeyeceksin. Ancak hayat cömertliğini kaybetmez ve belki senin önüne altınlar, zümrütler belki yakutlardan oluşan hazineler çıkarır da, sen aslını bilmediğin ve içini göremediğin kişilere âşık olursan hayatın zehir olabilir, belki de uçurumlardan aşağı düşersin. Ama hayat aslında tercihlerden ibarettir, tüm bunları anlamak gerekir. Günün birinde görkemli saraylar vaat eden, sana reddedemeyeceğin teklifler sunanları görürsen, onlardan önce sen kapıları onların yüzlerine kapatmadığında belki de helal kapılar sana hiçbir zaman açılmayacaktır. Ama her şeyden önce kendini bul ve yolunu seç efendi. Tabi bütün bu boş lakırdıları bir yana bırakıp insanları sevmeyi öğrenmek gerek, desem efendimi üzer miyim acaba.” Estağfurullah üstadım bunlar benim eksiklerim.” “Öyle ya Üstat olmak bunu gerektirir değil mi? Efendiye kabahatlerini onu incitmeden anlatabilmek için öncelikle üstat olmalı.”

Tam o sırada üzerinde durduğumuz kilim tekrar sarsılmaya başlayınca dengem kayboldu ve ne kadar tutunmaya çalışsam da başaramayıp düşmeye başladım. O sonsuzluktan bulutların içine doğru düşerken Üstat Salih efendinin sesini duydum. “Kendine gel ve seçimlerini doğru yapmak için aklını değil, kalbini dinle,” diyordu. Daha sonra tekrar uyandım, karşımda üstadım Salih’le odada oturuyorduk. Hemen ona sarılarak, “cevabımı alamadım ne olur bana söyle hangi seçimler,” diye kendisine sordum. Ama o yine bana cevap vermiyordu. Yavaşça yerinden kalkınca gitme vaktimin geldiğini anladım. Evin kapısından çıktığımda sabah ışıkları doğmuştu. Gece girerken geçtiğim çiçeklerle donatılmış o bahçeye ve o büyük ve ihtişamlı eve, arkamı dönüp tekrar baktım. Ev ufacık ve sıvaları dökülmüş, tek katlı bir viraneden oluşmaktaydı. Bahçe dediğim ise, üç adımda bitecek kadar olmasına rağmen dikenli ve pis bir haldeydi. Dış kapıyı sessizce kapattım ve eve doğru gitmeye başladım. Bu gece benim için unutulmaz geçmişti ama kimseye hiçbir şey anlatabileceğim şeyler değildi bu yaşadıklarım. Eve geldiğimde yatağıma uzandım ve düşüncelerle birlikte uykuya daldım.

Bir müddet sonra gülüşme sesleri beynimin içinde belirdi, bu sesler çoğalınca uykumdan uyandım ve gözlerimi açtığımda başımda bizim müzik öğretmenimizi gördüm. Bir anda kendime geldim, müzik dersindeydik ve öğretmenimiz Salih Bey bizim için derse Ney getirmiş ve çalmaya başlamıştı. Bende nasıl olduysa uyuya kalmış ve öğretmen başıma dikilince arkadaşlarımın dalga geçmek için gülüş seslerinden kendime gelmiştim. Özür diledim ama aklım almıyordu. Bütün bu olanlar o kadar gerçekçiydi ki bir rüya olması imkânsızdı. Arkadaşlarla, müzik hocamıza “Deli Salih” diye lakap takmıştık ama ben hocamın yanına gittim ve; “biliyorum yaptığım büyük terbiyesizlik ama inanın uyumadım, nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde siz ney çalmaya başlayınca kendimden geçtiğim,” dedim. Ardından da, “bir daha kesinlikle olmayacak üstadım, pardon öğretmenim,” dedim. Salih hoca arkadaşlarıma dönerek, “bu kadar eğlence yeter,” dedi ve son ders bitim zili çaldığından okuldan çıkıp eve doğru yola koyuldum.

Yol boyunca bu yaşadıklarımı düşünüyordum her şey o kadar gerçekçiydi ki aklım mantığım bunların bir rüya olabileceğine yatmıyordu. Az ileride servis durağında Salih hocamı görüp yanına yaklaştım, “hocam bugünkü terbiyesizliğimden dolayı af diliyorum sizden,” dedim o da bana bakıp güldü ve “aradığın soruların cevabını buldun mu delilerden” dedi. Bir an şoka uğradım ama öğretmenin servisi geldi ve çevik bir hareketle yanımdan ayrılıp servisine bindi. O gidinceye kadar arkasından bakakaldım.

O gün benim değişim günümdü ve artık derslerime çok daha fazla ve istekle çalışıyordum, evde anneme elimden geldiği her konuda yardım ediyor babam için yapabileceğim her şeyi yapıyordum. Sene sonu geldiğinde hayatım boyunca teşekkür belgesi bile alamamışken takdir belgesi ve yanında onur belgesini almış bir şekilde eve döndüm. Annemle babam benim bu değişimime hayret ediyorlardı ve artık çok daha mutluyduk. Akşam yemeğinde babam bana oğlum bu sene gerçekten çok çalıştın ve bizi gururlandırdın. Dile benden ne dilersen, hatta tatile nereye gitmek istediğini sen seç, bunu sonuna kadar hak ettin dedi. Bende babacığım senden istediğim bana bir Ney alman ve sizin içinde uygunsa bu sene yaz tatilimi köyde dedemlerde geçirmek istiyorum dedim. O an onların gözündeki parıltı benim için dünyalara bedeldi.

ZeNHaR

Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 16 Ortalaması: 4.2]

ZeNHaR Ve; “Ney’deki  İnanılmaz Sır” – Part 4” hakkında 13 yorum

  1. Elinize saglik konu olarak guzel olmus, sonu da guzel baglanmis, keyifle okudum. Keske yazimi da guclendirseniz. Tasvirler dil ve aktarim zayif kalmis gibi hissettim, hakikaten yazimla desteklense 5yildizlik kurgu. Korku kategorisinden devam edersiniz umarim, elinize saglik tekrar.

    1. Çünkü admin yanlışlıkla bu hikayemi önceki gibi düşünerek korku bölümüne koymuş 🙂 Neyseki sonunu görünce kategorisini düzeltmiş. Beğenmiş olmana sevindim. Sana bir soru sormak istiyorum bir sonraki hikaye türü ne olsun dersin?

      1. korku olabilir 🙂 bu sitede 1 korku 1 de ağlatan hikayeleri beğenirim ve senin gibi güzel yazarların hikayeleri hoşuma gidiyor uygun olursa korku hikayesi beklerim 🙂

          1. başta yazarlara pek bakmazdım ormanın sırrı nın da senin olduğun öğreneli 3-4 hafta oldu 6. partı nın olduğunu düşünüyorum oda devam edebilir korku kategorisinde 😀

  2. Bence de müthiş ilk bölümünden beri okuyordum aa sonunun bole olcagını hiç düşünemezdim. Harikasın adamım. Genesis ve sen manyaksınız tam benim tarzım hikayeleriniz. yeni hikayelerinizi sabırsızlıkla bekliyorum

  3. Hikayeyi çok beğendim kardeşim, önceki bölümlerde konu biraz dağınık gibiydi ama sonunu çok iyi bağlamışsın, bence çok başarılı.

    1. Üstadım özellikle senin beğenmene o kadar mutlu oldum ki anlatamam. Çok teşekkür ederim. Yazılarımı aslında bir bütün olarak kafamda bir anda ve sonuna kadar canlandırabilirsem yazıyorum. Yani sonucu bağlamaya çalışmadım. Neyse sizden gelen tebrikle gaza geldim hemen bir tane daha yazacağım : )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir