Skip to main content

ZeNHaR Ve; “Ney’deki  İnanılmaz Sır” – Part 2

ZeNHaR Ve; “Ney’deki  İnanılmaz Sır” – Part 2

Hikayenin 1. Bölümünü okumak için tıklayınız.

Olan bitene bir türlü anlam veremiyordum. Nice saatler sonra kendimi toparladığımda odadan çıktım. Kafamı dağıtmak olan biteni unutmak zorundaydım. Kimseye de yaşadıklarımı anlatamazdım. Bu yaşadıklarım inanılacak şeyler olmadığından deli damgası yiyebilirdim. Babaannem, mutfakta bir şeylerle uğraşıyordu. “Ne yapıyorsun?” diye sordum, O da, “senin seveceğini düşündüğüm güzel yemekler hazırlıyorum kuzucum,” dedi. Sonra bana dönerek, “neden kendini bu kadar üzüyorsun kuzum,” dedi. Ben bildim bileli bana “kuzucum” diye seslenirdi babaannem. Sonra devamla, “muhtardan haber salarız gelip alırlar seni, annenle baban bu kadar istemiyorsan bizi,” dedi. Belli ki kalplerini çok kırmıştım. Sonra, “yok ben sizi istemediğim için değil, babamın bana bu şekilde ceza vermesine kızıyorum,” dedim. Sonra aklımdan bir türlü atamadığım deliyi babaanneme sordum. “Bugün köyde bir deliye rastladım, köyde deli çok mu?” diye konuya direk girmemek için de ekledim. “Yok kuzum bizim köyde bir tek deli var, o da bizim Salih işte. Ama sen ona pek sokulma emi evladım,” diye tembihledi. “Neden?” diye sorunca da, “ne yapacan kuzum deliyle oyalanıp ta delimi olacan” deyip kestirip attı. “Yemekler hazır deden de gelsin hemencecik kurarım sofrayı bakalım beğenecek misin yemeklerimi,” dedi. Akşam olmuş dedem eve gelmişti. Sofra kuruldu hep beraber yemeğe oturduk. Dedem, “nasıl oldun oğlum daha iyi misin?” dedi. Bende, “nasıl olayım yapacak bir şey yok ki burada, bugün bir deli buldum onunla da babaannem, “deliyle gezersen deli olursun” dedi,” diyerek muhabbet etmek istedim. Ama bunları söylememle dedem babaanneme çok keskin bir şekilde bakmıştı. Gözümden bu detay kaçmasa da üstüne gitmedim. Dedem de, “evladım delilerin işine akıl sır ermez sana zarar verebilir, ne yapacağı belli olmaz, sen uzak dur ondan,”  diye o da tembihlemişti beni. Bende, aramızda muhabbet edecek başka hiçbir ortak noktamız olmadığından. “Aman be dede bir deli ne yapabilir ki bana, adı üstünde deli diyorsunuz işte” diye söylendim. Dedem bu sefer daha ciddi bir duruş sergileyerek, “oğlum nice deliler vardır aslında deli değil deli hırkası giyerler. Öyle olmasa bile bize yakışmaz. Sen sen ol kimseyi aşağılama sakın, bugünümüze şükür ama yarınımızı kimse bilemez. Yan köyün delikanlılarından biri vardı akıllı ama haylaz biri. Bizim köye geldikçe o deliyle uğraşır dururdu. Alay eder, dalga geçerdi. Bir gün köyün dışında bir ağacın altında buldular onu, o da aklını yitirmiş, o gün bugündür konuşmuyor,” diye kısa bir de hikâye bile anlattı bana. Ardından hem konuyu değiştirmek hem de aklıma gelen eski günleri yâd etmek adına “küçükken sen bize geldiğinde bana hep masallar anlatırdın dedeciğim. Ne güzel günlerdi onlar” dedim. “Hikâyelerinde hep ben olurdum, önce bin bir zorluklar yaşatırdın bana hikâyelerinde, ama sonu hep mutlu biterdi” diyerek gülümsedim. Konu değişmiş sofrada bir rahatlık olmuştu. Hayal meyal hatırladığım eski günlerden bahsettik biraz. Sonra sofradan kalktık. Evdeyken yemeklerden hemen sonra bilgisayara geçerdim, annem de bana çerez getirir, meyve suyu gazoz vs. bir şeyler verirdi. Burada ise sadece su ve çay vardı içilebilecek. Bende yorgun olduğumu söyleyip hemen yattım. Ertesi gün yine öğleye doğru kalkmıştım, o da kendimi zorlayarak çünkü yapacak bir şey yoktu ve çok sıkıcı bir gün geçireceğimin farkındaydım. Yemekten sonra dışarı çıktım. Köy bir gün öncesinden farklı değildi. Neredeyse yaşam yoktu, o gölgede oturan ihtiyarlar dışında. Sonrasında o deli birkaç koyunla birlikte yine gözüktü uzaklardan. Bu sefer ben ondan önce onun gideceğe yere gitmeyi ve orada onu beklemeye karar verdim. Aynı yere gittim ve o uzun çiçek bahçesinin içine girerek beklemeye başladım. O mis kokular beni mutlu ediyordu, çok geçmeden, önce koyunların çan seslerini duydum. Hafif başımı kaldırıp gözetlemeye başladım. Aynı ağacın altına yanında getirdiği kırbasını yerleştirdi altına da sırtındaki heybesinden çıkarttığı kilimi serdi ve yerleşti. Sonra da neyini eline aldı. Önce neyini öptü ve onunla kendince konuşmaya başladı. Sonra da ağzına yaklaştırarak yine muhteşem bir şekilde çalmaya başladı. Aslında bu sefer onu korkutmak veya dalga geçmek değildi niyetim. Dün yaşadıklarıma bir cevap bulabilme düşüncesindeydim. Tam yanına gitmeye niyetlenmiştim ki yine başım dönmeye başladı ve gözlerim karardı. Bir anda kendimi karanlık bir yerde yatarken buldum. Hafifçe başımı kaldırıp etrafı incelemeye başladım. Anlam veremediğim bir şeyin içindeydim. Dışarıdan ise sesler geliyordu. Dikkat kesilip konuşulanları anlamaya çalıştım. “Birisini gördüm bu tarafa doğru kaçan biri vardı diyorum size neden inanmıyorsunuz, gemide bir kaçak yolcu var.” Diğerleri de, “nerde peki o kaçak göster o zaman,” dediler. Yine garip bir durumun içinde olduğumu anlamıştım ama şuanda nasıl bir şeyle karşı karşıya kaldığımı henüz çözememiştim. Karanlık ve küçük bir yerde saklandığımı biliyordum ama tam olarak neden saklandığımı henüz çözememiştim. Dalga sesleri ve biraz önceki konuşmalardan bir gemide olabileceğimi düşünüyordum. Sesler kesilince üstümdeki sert ve kalın muşambayı araladığımda tam da tahmin ettiğim gibi büyük bir gemide olduğumu ve geminin yan tarafından büyük çakraçlarla tutturulmuş bir kurtarma filikasının içinde gizlendiğimi gördüm. Etrafta kimsenin olmamasından cesaretle gemiye geçtim. Saklana saklana bir şeyler anlamak ümidiyle ilerlemekteydim. Tam o sırada birisi arkamdan hızlıca tutup beni bir kamaranın içine çekti. Korkumdan ses dahi çıkaramadan beni çeken kişiye bakıyordum. Adam karşıma geçmiş ve “sana bu şekilde ortalıklarda dolaşma yakalanacaksın sonunda demiştim. Neden söz dinlemiyorsun?” diye sordu. Cevap vermek için ağzımı açtım ama konuşamıyordum. Deliye dönmüştüm, çünkü ağzımdan hiçbir kelime bile çıkaramıyor sadece belli belirsiz sesler çıkartabiliyordum. Adam, “seni dilsiz şeytan, ne söylemeye çalışıyorsun kim bilir yine” dedi. “Acıktın sanırım yine, ama maalesef böyle ortalıklarda gezinmeye devam edersen sonunda acıkmakla kalmayacak balıklara yem olacaksın. Kimse seni görmeden tekrar filikana dön şimdi, ben sana gece yemek getiririm,” dedi ve kapı dışarı etti beni. Sanırım aklımı kaçırıyor olmalıydım. Hem konuşamayan bir dilsiz olmak hem de içinde bulunduğum vaziyet hiçbir akla mantığa sığmıyordu. Bu şekilde düşünürken birden geminin alt katından çıkan birkaç adam beni gördü ve işte orda yakalayın onu diye bağırdılar. Ellerinde demir sopalarla üzerime doğru koşuyorlardı. Hemen kaçmaya başladım, doğru dürüst neden kaçtığımı bile bilmiyordum ama beni yakalarlarsa hiç iyi şeyler yapmayacakları belliydi. Geminin güvertesine çıkmıştım. Olabildiğimce hızla koşuyordum bir yandan yardım istemek için bağırmaya çalışıyordum ama nafile hiç ses çıkaramıyordum. Sonunda köşeye sıkışmıştım, arkamda ondan fazla adam “öldürelim onu” diye bağırıyorlardı. Bir müddet bu şekilde bağrışmalar haykırışlar sürdü ve ardından geminin kaptanı olduğu belli olan kişi kalabalığın ortasından çıkıp bana doğru yaklaştı. Elinde bir silah vardı ve bana doğrultmuştu. Beni kamarasına alan adam da oradaydı ve kaptana, “bırakın adamcağızı, kimseye bir şey yapacak durumda gözükmüyor zaten” dedi. Aynı anda kalabalık olan gruptan tekrar sesler yükseldi. “Öldürelim onu, öldürelim” diye sesler yükseliyordu. Kaptan ise adama dönerek, “o bir korsan ve şimdiye kadar kim bilir kaç kişiyi öldürmüştür. Bu gemide barınmasına izin veremeyiz, onu öldürmeliyiz” dedi. Korsan dediklerini duyduğumda üzerimdeki kıyafetlere baktım. Gerçekten tam bir korsan gibi giyinmiştim ve kollarımda da korsan dövmeleri vardı. Adam yine karşı çıkarak, “iyi ama bizler katil değiliz, nasıl bir adam öldürebiliriz,” diye bağırdı ama kimse onu dinlemek bile istemiyordu. Sonunda kaptan, “evet haklısın madem bizler katil değiliz, onu denize atalım o zaman biz öldürmüş sayılmayız,” dedi. Bu fikre o bana yardımcı olmaya çalışan hariç, herkes katılmıştı ama artık o da daha fazla bir şey yapamıyordu ve arkasını dönüp kalabalıktan uzaklaştı. Sonra kaptanın birden bire beni ayağıyla ittirmesiyle gemiden denize düştüm. Maalesef yüzmede bilmediğimden denizin derinliklerine doğru batmaya başladım. Önce geminin üzerindeki adamlar gözden kayboldu, sonra gemi ve nihayet güneş ışığı da kaybolmuştu. Daha fazla nefesimi de tutamıyordum ki kendimden geçmemle bir anda tekrar kendime gelmem aynı anda oldu. Yine başımda dikilmiş bir şekilde, köyün delisi bana bakıyordu.  Bu sefer elini bana doğru uzatmış kalkmam için destek verir gibiydi. Ama ben sadece, “neler oluyor?” diye ona bağırdım ve “sen bana ne yapıyorsun?” diyerek uzattığı elini itekleyerek yerimden kalktım ve yine eve gittim….

Zenhar

Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 26 Ortalaması: 3.5]

ZeNHaR Ve; “Ney’deki  İnanılmaz Sır” – Part 2” hakkında 5 yorum

  1. Tebrikler bu bolum cok guzel olmus. Yine ayni yere takılıyorum tabi daha fazla tasvir,devrik cumleler ve yazim daha edebi dil ile olsaydi kismina ama genel olarak akici ve ozgun olmus. Fikir de ozgun. Basarili bence.

    1. Teşekkürler ederim. Dört bölümde bitirmeye çalışacağım 😀
      Umarım beğenmiş sinizdir?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir