Skip to main content

ZeNHaR Ve; “Ney’deki İnanılmaz Sır” Part 1

ZeNHaR Ve; “Ney’deki İnanılmaz Sır” Part 1

Bu öyküde felsefe ve gizemi fantastik bir şekilde işlemeye çalıştım. Uzun bir hikâye olduğu için yine bölümlere ayıracağım. İyi okumalar.

Maalesef okul hayatım bu sene de pek başarılı geçmemişti. Ne de olsa bütün sene bilgisayar, telefon derken pek ders çalışmaya vakit bulamamıştım. Son gün karnemi elime aldığımda, eve gitmeye çok çekiniyordum. Annemle babama bu notları nasıl kabullendireceğimi bilemiyordum. Kesinlikle büyük bir ceza alacağımı biliyordum ama nasıl bir ceza vereceklerini tam olarak kestiremiyordum. Düşünebildiğim en korkunç ceza Bilgisayarımı ve Telefonumu elimden alacakları idi. “Allah’ım ne olursun böyle bir şey yapmasınlar!” diye dualar ederek eve geldim. Kapıyı çalmaya bir türlü cesaret edemiyordum, öylece biraz bekledikten sonra sanki son nefesini biraz sonra vereceğinin bilincindeki  intihar eden bir adam edasıyla kapıyı çaldım. Kapıyı annem açtı ve “hadi oğlum neredesin? Senin yüzünden geç kalacağız” diyerek sözcükleri arka arkaya sıraladı ve hızla beni içeri çekti. Evde bir hazırlık vardı. Babam bavulları kapının önüne yığmaya başlamıştı bile. Annem ise evde açık pencere, musluk, aygaz gibi son kontrollerini yapıyordu. Kimse karnemi sormamıştı. “Neler oluyor?” dedim. Annem, “Baban tüm ayarlamaları yapmış tatile gidiyoruz,” dedi. İnanamıyordum, ben neler düşünmüştüm, evdekiler neler planlamışlardı. Bu müthiş bir şeydi. Sanırım dualarım kabul olmuştu. Yine de, “annecim ben karnemi aldım,” dedim, suçluluk duygusunu gösterircesine. Ama annem; “oğlum karnenin sırası mı şimdi. Kaldır karneni, sana geç kalıyoruz demedim mi!” Yüreğim pır pır uçuyordu gördüğüm manzara karşısında. Sonra bavulları babamla birlikte arabaya yerleştirdik ve yola çıktık. Nereye gideceğimizi bilmediğim için babama, “nereye gidiyoruz,” diye sordum. “Oğlum bu annenle benden sana sürpriz, bütün sene derslerine çalıştın ve bizde sana bir sürpriz yapmaya karar verdik,” dedi. 3-5 saatlik bir yolculuktan sonra köyümüze ulaştık. Köye ulaştığımızda hayallerim yıkılmıştı çünkü bu köyde ne bilgisayar ne internet hiçbir şey yoktu. Televizyon bile doğru dürüst çekmiyordu. Anneme, “tatil diye köye mi geldik,” diye biraz sert bir dille söylendim. Anneme fırsat vermeden babam sözü aldı ve imalı bir şekilde, “benim akıllı oğlum, sen yeterince bu sene bilgisayar oynadın sanırım, bu karnendeki notlarda bunu gösteriyor değil mi!” dedi. Babamı kızdırmak hiç akıllıca bir şey olmadığından daha fazla bir şey söyleyemedim. Anlaşılan karnemden zaten haberleri varmış diye düşündüm. Ne de olsa 1-2 gün sonra geri döneriz diyordum kendimce.

Köyde dedemin babaannemin elinden öptüm, onlara, sizi özledim” bile dedim. Ama aslında delirmek üzereydim. Bütün akşam ve gece oturdular, havadan sudan konuştular. O kadar sıkılıyordum ki, bir ara evin avlusuna çıkıp nefes almak zorunda kaldım. Elimdeki telefonu kurcalamaya başladım ama maalesef  telefon çekmiyordu. Bahçedeki ağacın tepesine, en ucuna bile çıktım. Acaba telefon azıcık çeker de internete girebilir miyim diye.

Gece geç vakitlerde, kendi aralarında ki konuşma bitmişti. “Yatma vakti,” diye bana seslendiler. Zaten yapacak bir şey olmadığından ayaklarımı sürüye sürüye eve girip doğruca yatağa yattım. O gece gerçekten güzel bir uyku uyumuştum. Sabah olduğunda etraftan hiç ses çıkmıyordu. Odadan çıktım salona geçtim. Dedemle babaannem bana gülümseyerek bakıyorlardı. Yanlarına gittiğimde, “öğlen oldu ancak kalkabildin delikanlı, herhalde köy havası çarptı seni,” dedi dedem. Ardından, “neyse bir iki gün böyle olursun ama sonra alışırsın,” deyip, gülüştüler. Bende, “çok yorgundum, ondan böyle uyumuşum,” dedim, “ama bak annemlerde hala kalkmamışlar,” diye onlara gülümsedim. Fakat dedem, “onlar sabah erken kalktılar oğlum. Yola sabah serinliğinde çıkmak istediler,” dedi. Birden, “ne yolu dede, nereye gittiler?” dedim. Dedem de, “onlar geri döndüler yavrum senin haberin yok mu?” Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. “Ne diyorsunuz ya! nasıl beni bırakıp giderler,” dedim. Ama iş işten çoktan geçmişti. Onlara benim yaz tatilimi burada geçireceğimi söylemişler. Bu bana verdikleri cezaydı, bunu anlamıştım. Kızgınlığımdan odama çekilip saatlerce ağladım. Sonunda bunu kabullenmekten başka yapacak bir şeyim olmadığı için kalktım. Dedemlerin yanına gittim ve ne yapabileceğimi öğrenmek için dedemle konuşmaya başladım. “Burada gençler nasıl vakit geçirir?” diye sordum. Ama aldığım cevap beni hiç memnun etmemişti. “Burada yaz vakti, iş vakti demektir oğlum. Ne yapacaklar, tarlada tokatta çalışırlar, geceleri de hayvanlarıyla uğraşır gençler,” dedi. “Nasıl yani?” dedim. “Eğlenmek için hiç mi bir şey yapmazlar?” diye tekrar ettim. “Oğlum iş vakti eğlencemi olur? Yazın biz köylüler için iş vaktidir. Ancak düğün falan olursa güzel eğlenceler olur,” diye ekledi. “Offf off,”  dedim. Babamların ne zaman geleceğini sorduğumda da, “okullar açılırken gelecekler, seni alacaklarmış” diye babaannem söyledi bu sefer. “Ama ben sana en güzel yemeklerden yaparım, tarlaları dolaşırsın, gezersin” dedi. “Ya babaanne ne yapayım ben güzel yemeği, tarlayı, tarlanın neresini gezeceğim,” diyerek tersledim. Bana hazırlamış oldukları sofraya oturdum hızlıca birkaç yudum alıp, “ben dışarı çıkıyorum” dedim. Bir şey demelerine fırsat vermeden çoktan dışarı çıktım.

Köyün her tarafını yarım saat olmadan dolaştım. Birkaç ihtiyar dışında kimse yoktu köyde. Onlarda köyün ortasında ki ağaçların altında gölgeleniyorlardı. Birden dikkatimi birkaç koyunla beraber, yolun tam ortasından ilerleyen, her haliyle meczup olduğunu gösteren biri çekti. Elinde kocaman bir Ney vardı. Yanına yaklaştım, kendi kendine bir şeyler mırıldanıp duruyordu. Önce bir selam verdim ama hiç ses çıkarmadan kendi kendine konuşmaya devam etti. Duymamış olma ihtimaline karşı ve biraz da eğlenmek için daha çok yanına sokularak bu sefer çok yüksek sesle selam verdim. Adam ansızın bana dönüp elindeki Ney’i bana savurdu. Çok güç kendimi kurtarmıştım, az daha Ney’i kafama geçiriyordu. Az ilerde oturan ihtiyarlar; “delikanlı Ondan uzak dur,  delidir sana zarar verir,” dediler. Sonra ihtiyarlar tekrar; “elleşme ona, sen ona bir şey yapmazsan O da sana zarar vermez. Rahat bırak, koyunları otlatmaya gidiyor O,” dediler.

Aslında kendime eğlence bulduğumu düşündüm. O deliyse, bende onunla deli olur biraz vakit geçiririm diye düşündüm. Uzaktan kendimi göstermeden takip etmeye başladım. Köyün dışında, iyice ilerleyince bir ağacın gölgesine oturdu ve koyunlar da orada otlamaya başladı. Bende ona gözükmemek için ağaçların arkasına saklana saklana onu takip etmiştim. Görünmeden biraz daha yaklaşmak için yere iyice uzandım. O güzel kokulu çiçeklerin arasında, yavaş yavaş sürünüyordum. Maksadım o deliyi korkutup eğlenmekti. Sonra birden delinin elindeki Ney’i çalmaya başladığını duydum. Şaşırmıştım gerçekten çok güzel çalıyordu. O güzel kokulu çiçeklerin arasına uzanmışken o ses beni mest etmişti. Sonra birden başım dönmeye başladı etraf bulanıklaşıyordu. Gözüm iyice karardı ve kendimden geçtim. Kendime geldiğimde yattığım yerden doğruldum, bir de ne göreyim! Bir çölün tam ortasındaydım. Etrafımda dönüyor, kum ve güneşten başka hiçbir şey göremiyordum. Çok korktum, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Maalesef hiçbir anlam veremiyordum. Sonra bazı sesler duymaya başladım. Bunlar kükreme sesleriydi ve iyice kuvvetlenmeye başlamışlardı. Seslerin geldiği yere doğru bakarken bir kum tepesinin üstünde devasa yaratıklar belirmeye başladı. Kocaman kulakları olan, simsiyah birer köpeği andıran ancak kesinlikle köpekten en az 2-3 kat daha büyük ve dişleri ağzının dışına fırlamış yaratıklardı bunlar. Sonra birden ulumalarını kesip hırlayarak ve koşarak bana doğru koşmaya başladılar. Arkamı dönüp kaçmaya çalıştım ama o sıcak kumda koşmak ne mümkün, birkaç adım atmadan yere kapaklandım. Yaratıklar hızla yaklaşıyorlardı, tam o sırada kum beni içine çekmeye başladı ve kumun içinde kaybolmaya başladım. Kumun dışında kalsam, yaratıklar parçalayacakken şimdi daha başka bir beladaydım. Hareket ettikçe kumun içine gömülmeye devam ediyordum. Artık sadece kafam dışarıda kalmıştı, ölüyordum. Çaresizdim ve öleceğim düşüncesiyle son bir daha nefes alarak gözlerimi kapatıp kuma gömüldüğümde, birden gözlerimi açtım ve köyün delisinin elinde o büyük Ney’le birlikte başımda dikildiğini gördüm. Korkuyla yerimden fırladım ve köydeki eve doğru, olanca gücümle koşarak kaçtım. Nefes nefese eve girdiğimde, dedemle babaanneme bir şey belli etmeden, odama girdim. Kendimi hemen yatağıma attım. Yaşadığım bu olayın heyecanıyla, adeta yorganın altına saklandım…

ZeNHaR

Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 22 Ortalaması: 4.6]

ZeNHaR Ve; “Ney’deki İnanılmaz Sır” Part 1” hakkında 7 yorum

  1. Merhaba zenhar. Nacizane yazim dili uzerine calismani tavsiye ederim. Konu guzel ama aktaris olarak lise kompozisyonu okuyor gibi hissettim. Tasvirlere ve devrik cumlelere biraz yer verebilirsin. Olaylari bu kdr hizli gecmek zorunda degilsin, detaylandirabilirsin ama konusma diliyle degil de daha edebi dille aktarirsan fikir guzel bence.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir