Skip to main content

Kopuk Kollar ve Piyano

Kopuk Kollar ve Piyano

Ev sahibi, tamirat sonrası yarım kalan işler için sabah erkenden kalktı. Satın aldığı bu ev yaklaşık otuz yıllık müstakil binaydı. Bahçesine ve tek katlı olmasına heveslenmişti. Güzelce bakım yaptırdı. Kendi keyfine göre döşetti. Evi satın aldığı kişi eski bir konservatuvar hocasıydı. Emekli olmuş, İzmir’e yerleşmişti. Giderken, sattığı evde üç sehpa, bir orta boy masa ve bir de elektropiyano bırakmıştı. Fişe takıldığında halen çalışır vaziyetteydi. Ama yeni ev sahibi müzikle ve enstrümanlarla hiç ilgilenmediği için onu hatıra diye kabul edip güzelce silerek tozunu aldıktan sonra misafir odasına götürdü, bir köşe ayarladı ve oraya yerleştirdi. Bir hafta sonra ev pırıl pırıl oldu. Erol bey artık evindeydi. Hanımıyla keyifli günler yaşamaya başladı. Bulundukları yer bir köydü. Ancak evler birbirine biraz uzaktı. Sakin bir yaşantı için tercih etmişlerdi buraları. Yakında misafirleri gelecek, onlarda kalacaklardı. İhtiyaçlar için çarşıya ve pazara gidildi. Son hazırlıklar tamamlandı. Akşama doğru misafirler geldi. Uzun uzun sohbet ettiler. Yemekler yenildi, çaylar, kahveler içildi. Gecenin başlangıcına doğru misafir kız piyanonun bulunduğu odaya uyumaya gitti. Yatmadan evvel eşyaları inceledi. Hiçbir şey ilgisini çekmemişti. Piyano da dahil. Uykuya daldı. Saatler ilerliyordu. Frekans ve boyut olarak iyice derinleşti. Korna çalsalar bile uyanmazdı. Rüya görmeye başladı. Kopuk iki el, odanın içindeki piyanoyu fişe takmış çeşitli eserleri çalıyordu. Kız önce irkildi. Derin bir uyku olduğu için uyanamıyordu. Yol yorgunuydu üstelik. O iki siyah gömlek giydirilmiş kopuk eller adeta konser veriyordu. Bir ara durdular. Kız onlara bakıyordu hayretle. Sol el gergin akor basıyor, sağ el aynı seslerden tek vuruşlarla dem tutarak tiz perdeye doğru ilerliyordu. Kızın vücudu buz kesmişti. Bu iki kol kopuksa nasıl piyano çalıyor, diye mantığa merhaba dedi. Ama yapacak bir şey yoktu. Olan biteni izlemek zorundaydı. Kopuk eller kısa bir mola vererek piyanonun üzerinde dinlendi. Kız, küçükken babaannesinden yaşanmış peri hikâyeleri dinlerdi. Bu rüyadaki olağanüstü durumu, o yaşanmışlıklarla kıyasladı. Tarif birebir tutuyordu. Bazı perilerin insan sağlığını bozabilecek tehlikede olduğunu, mikrop kadar küçülüp vücuda zarar verebildiğini iyi biliyordu. Yeni taşınılmış bir ev, eski bir eşya tam da perilerin avıydı. Uyanmayı beklemekten başka çaresi kalmadı. Çarpılmaktan korkuyordu. Kopuk kollara bu kez bir kadın sesi eşlik ediyordu. Sol el akor basıyor, sağ el ezgi takibi yapıyor, hışırtılı kadın sesi de arızalı bir tondan eser seslendiriyordu. Ne dediği tam anlaşılamıyordu. Çünkü eserdeki kelimeler hiçbir dile uymuyordu. Sıklaşan nefes sesleri artmaya başladı. Eserin temposu hızlandı. Kız öylece kalakalmış uyanmayı bekliyordu. Kulaklarına su dolmuş gibiydi. Eseri seslendiren soliste koro eklenmiş, çoklu sesler halinde şarkının final bölümünü icra ediyorlardı. Garip kelimeler vardı eserin içinde. Yavaşlamaya ve azalmaya başladı sesler. Sabaha karşı kız uyandı. Ezanlar okunmuştu. Yatağında oturdu, sessiz sessiz ağladı. Lavaboya gitti. Kimseye birşey belli etmedi. Odaya döndü ama artık uyku falan kalmamıştı. Bitkin bir halde yatağa uzandı. Kafasını sağa doğru çevirdi. Piyanonun alt kısmındaki fiş yukardaki prize takılıydı. Kalbi çarptı korkudan. Besmele çekti, tüyleri dikildi. Kafasının üstü uyuştu, tekrar ağlamaya başladı. Aradan bir saat geçtikten sonra kahvaltıya çağrıldı. Ev sahibi Erol bey ona piyanoyu nasıl bulduğunu sordu. Kız, ev sahibine müzikle ve enstrümanlarla ilgilenmediğini söyledi. Erol bey kendisinin de ilgi duymadığını belirtti. Temizlik sonrası odaya götürdüğünü, bir kere bile fişe takıp çalıştırmadığını anlattı. Kız yine irkildi ama belli etmedi. Kahvaltı sonrası odaya giderek hemen piyanonun fişini çekti. İki aile birlikte birkaçgün vakit geçirdiler. Misafirler toparlandı ve yola koyuldu. Evlerine döndüler. Aradan yirmi gün sonra misafir kız beyin kanaması geçirerek hastaneye kaldırıldı. Tüm röntgenler incelendi ama kanamaya sebep olabilecek herhangi bir başlangıç noktası bulunamadı. Yoğun bakım ünitesinde bir haftayı dolduran kız gecenin ortalarında aniden rüya görmeye başladı. Kendi kolları kopmuş, yaşam destek ünitesinin fişini çekmeye doğru gidiyordu. Ağlamaya başladı ama sesi çıkmıyordu. Başının içinde bir noktaya bir aletle baskı uygulanıyordu. Yaklaşık bir dakika sonra burnundan biraz kan geldi. Kopan iki eliyle cihazın fişini çekmişti. Uyarı veren sistem sayesinde sağlık görevlileri odaya geldi. Ancak kız ölmüştü. Müdahale etme gereği duymadan onu oradan aldılar. Yerinden çıkarılan fiş onlara yerindeymiş gibi göründü. Aile cenaze hazırlıklarına başladı. Yıkılmış, perişan olmuşlardı bu ani ölüm yüzünden. Eş, dost ve akraba toplandı. Zavallı kız kalabalık bir cemaatle son yolculuğuna uğurlandı.

Sinan KORKMAZ

Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 27 Ortalaması: 4]

Kopuk Kollar ve Piyano” hakkında 5 yorum

  1. Sinan beyin yazdığı her yazıda bir fark var çok yazı okuyorum ama beni etkileyen çok az yazar var. Ölçüsü tartımı kurgusu konusu kimsenin yazısına benzemiyor. Bu işlerde doğallık ve doğuştan yazar olmak gerekiyor. Zorla yapılan işler ortada zaten.

  2. mukemmel mukemmel mukemmel bir hortum kasirgasi gibi hikayenin icine cekildim elinize saglik sinan bey

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir