Skip to main content

13’ün Uğursuzluğu II. Bölüm

13’ün Uğursuzluğu II. Bölüm

Hikayenin Birinci Bölümünü Okumak İçin Tıklayınız.

O gece ne olup bittiğine anlam verebilmek için sürekli düşünüyor ama mantıklı bir şeye bağlayamıyordum. Yatakta bir o yana bir bu yana dönüp durdum, en sonunda yorgunluğun ve stresin vermiş olduğu, hayal ürünü bir gece, olarak kabul ettim. Bir daha böyle bir şeyin başıma gelmemesini ümit ederek sabaha karşı ancak uyuyabildim.

-weight: 400;">Ertesi gün iş dönüşü apartmanımızın önüne geldiğimde, işin gerçeği hâlâ içimde bir tedirginlik vardı. Bir türlü kimsenin el atmadığı şu daima açık dış kapının yapılmasına ve elektriklerin açılma işine, bu sefer ben el atmalıyım diye düşünmüştüm. Elbette dünkü yaşadığım garip olaylardan oluşan korkum buna sebep olmuştu. Sıkıntı ve stres bütün benliğimi kaplıyordu.

Derin bir nefes alarak, bütün bunlar saçmalıktı dedim ve elime telefonumu alarak saate baktım. Saat tam olarak 01:13’dü ve kendi kendime en fazla 5 dakika sonra evimin içine girmiş olacağım diye telkinde bulunarak telefonun fenerini açtım ve ilk adımımı attım. Sonra adeta koşarcasına hızla yukarı çıkmaya başladım. Bu sefer çıkarken kaçıncı katta olduğumu şaşırmamak için sesli bir şekilde çıktığım katları da saymayı ihmal etmiyordum. Dükkanın üstüne çıktım şimdi 1. kata geldim, şimdi 2. kata geldim, burası 3. kat dedim ve nefesim tıkanmaya başladığı halde hızla çıkmaya devam ederek 4. kata geldim diye kendime sesleniyordum. Bu son kat ve şimdi 5. kata çıkıp evime gireceğim dediğimde artık çok zor nefes alıyordum ama son kata, yani evimin önüne gelmiştim bile.

Kapımın önüne geldiğimi görünce o kadar rahatlamıştım ki hemen ceplerimi kurcalayıp anahtarı çıkartmak istedim. Bir yandan da hâlâ kendi kendime konuşarak, “bak gördün mü her şey hayal, demiştim, bir şey olmadığını gördün işte, şimdi eve gireceğim ve rahat bir uyku uyuyacağım,” diyordum. Kendi kendime yapmış olduğum bu telkinler işe yaramış gözüküyordu. Anahtarı bulduğumda ellerimin titremesi de azalmıştı. “Sonunda!” diyerek derin bir nefesle birlikte evime girmek için kapıyı açtım.

Fakat karşıma evimin içi yerine, aşağıya doğru uzanan zifiri karanlıktaki sonu gözükmeyen merdivenler çıkınca şaşkınlığım daha da arttı. Heyecanla hemen arkama döndüm, evet son kata evime gelmiştim ama ne olduğunu anlayamıyordum. Buraya kadar koşarak çıkmanın mı yoksa korkunun mu etkisi olduğunu bilemediğim bir şekilde dizlerimin bağı çözülmüştü. Olduğum yere kapının eşiğine diz çöktüm ve gözlerimi kapatıp başımı ellerimin içine aldım. Allah’ım neler oluyor diyordum ken di kendime.

Sonra acaba ben delirmeye mi başladım diye düşündüm. Evet bu şu anda olanları açıklayabileceğim tek mantıklı şeydi. Son zamanlarda yaşadığım stres bana fazla gelmiş olmalı ve halüsünasyonlar görmeye başlamış olmalıydım. “Ne olursun gözlerimi açınca her şey düzelsin,” diye dua ederek ellerimi indirip gözlerimi yavaşça açtım ve fenerle tekrar kontrol ettim. Ama nafile hâlâ karşımda aşağıya doğru boylu boyuna uzanan merdivenler ve cep telefonunun fenerinin aydınlatabildiği kadarıyla da oldukça dik ve sonu gelmiyordu. Arka tarafımı kontrol ettiğimde ise buraya kadar beni getirmiş olan, gayet normal gözüken merdivenler vardı. Tam arada kalmıştım, önümde iki seçenek vardı. Ya buradan aşağıya doğru inecektim, yada arkamı dönüp evime çıkmak için geldiğim merdivenlerden aşağıya inecektim. Ancak artık arkamı dönünce de normal bir şey ile karşılaşacağıma emin değildim. Ayağa kalktım ve henüz daha merdivenleri görür görmez adım atmaktan vazgeçtiğim tarafın bir hayal olması ümidiyle gözlerimi kapatarak, zor zamanlarda kendi kendime yapmış olduğum bir şekilde kendimi telkin etmeye çalıştım. “Şimdi buraya adım atar atmaz bunun gerçek olmadığını anlayacağım ve evime girmiş olacağım” sözlerini tekrar etmeye başladım. Üçüncü tekrardan sonra her ne kadar emin olmasam da ileriye doğru adım attım. Ancak maalesef ayağım düz zemin mesafesinde yere değmediğinden dengemi kaybettim ve o hayal dediğim merdivenlere doğru savruldum. Bu sefer şanslıydım ki kapı kenarına tutunabilmiş ve o dik merdivenlerden aşağıya düşmemiştim. Ama bütün şansım sadece bu kadardı. Merdivenlerin gerçek olduğunu maalesef bu şekilde anlamıştım.

Geri dönmektense ileri devam edip bu merdivenlerden aşağıya inmeye kendimi zorunlu hissediyordum. Cesaretimi toplamaya çalışarak aşağıya inmeye başladım. Ama karanlıkta, giderek merdivenler hem dikleşiyor hem de merdiven genişliği daraldığı için adım atmak zorlaşıyordu. Bu şekilde bir müddet daha inmeye devam ettim.  

İleride zayıf bir ışık hüzmesi gözüküyordu. Aşağıy a doğru indikçe ışık kuvvetleniyor ve ışığın geldiği yerden çocuk sesleri de gelmeye başlıyordu. Yukarı doğru baktığımda ise oldukça uzun bir zamandır yürümemden belli olduğu gibi çoktan merdivenlerin başlangıcı gözden kaybolmuştu. Kulaklarımı iyice açarak sesleri dinlemeye çalışıyordum ama çok az gelen sesleri anlamlandıramıyordum. İlerledikçe sesler çoğalıyor, tiz kahkahalara dönüşüyor ve bu sesleri çıkaran çocukların sayısının bir hayli fazla olduğu daha rahat anlaşılıyordu. Tam olarak nasıl bir durumda olduğumu anlayamadığım için kendimi belli etmemek adına oldukça sessiz bir şekilde ve cep telefonumun feneri sadece hemen önümü görebileceğim şekilde ilerlemeye devam ettim. Sonunda merdivenler bitmiş ve etrafı kapalı olan bir odaya girmiştim. Oda oldukça alçak olduğundan eğilerek yürümeye çalışıyordum. Işığın kaynağına geldiğimde karşıma yaklaşık olarak bir metre büyüklüğünde ufak bir kapı çıktı. Kapının tam ortasında 13 numarası yazılıydı. Işık ve sesler kapının ardından geliyordu. Kapının altından ve kenarlarından sızan ışık bembeyaz ve oldukça kuvvetliydi. Kapıyı direk açmak yerine etrafı kontrol ederek kendimi daha güvende tutabileceğim başka bir yer aradım. Biraz ileride kapının açıldığı tarafa doğru ufacık bir pencere buldum ve oradan içeriyi gözetlemek için pencereye doğru gittim. Göreceğim şeyin ne olduğunu ve görecekleriminde beni görme ihtimali olduğunu bilerek, pencere camına tedirgin bir şekilde uzandım.

İçeride ufacık bir oda ve odanın tam ortasında ise bir çember şeklinde oturmuş çocuklar vardı. O beyaz ışık tüm odayı kaplıyordu. Çocukların tam ortalarında büyükçe bir maket vardı ve onunla oynayarak gülüşüyorlardı. Beni görmediklerine emin olduğumda daha rahat bir şekilde pencereden etrafı gözlemlemeye başladım. Odanın içinde etrafta bir çok ranzalar dizilmişti. Ranzaların haricinde tam pencerenin altında bir de yatak ve o yatakta yatan bir kadın vardı. Kadın uyuyor çocuklar ise oyun oynuyorlardı. Kadının pencerenin altında ki yatakta uyuması beni görme ihtimalini kuvvetlendirdiği için daha çok tedirgin etmişti. Ancak dikkatle baktığımda kadının uykusunda gözlerinden yaşlar aktığını gördüm. Sanırım kötü bir rüya görüyor ve bunun neticesinde rüyasında ağlıyordu. Tekrar çocuklara dikkat ettiğimde çocukların sayısının da 13 olduğunu fark ettim. Her zaman çocuklara karşı aşırı bir ilgim ve sevgim olmasından dolayı olsa gerek çocukların güzelliğine hayran kalmıştım. Hepsi birer nur gibi parlıyorlardı.

Sonra dikkatimi oynadıkları oyuncağa yönelttim. Oyuncak oldukça büyük bir apartman maketine benziyordu. Çocuklardan birisi makete yaklaştı ve dikkatli bir şekilde maketin bir tarafından tutarak yap boz şeklinde yapılmış olan katlardan birisini kendine doğru çekti. Hepsi aynı anda kahkahayı bastı. Sonra dışarı doğru çıkan katın üzerinden elini sokarak içeriden evin penceresini açtı. Sonra yatakta yatırılmış olan bir oyuncak adamın üzerindeki yorganı çekerek yatağın yanına yere bıraktı ve tekrar gülüşmeye başladılar. Ancak o sırada yataktaki o oyuncak adam hareket etti ve yataktan kalkarak pencereyi kapattı. Ardından yerdeki yorganı üzerine alıp tekrar yatağına yattı. Bu inanılmaz bir şeydi, oyuncak kendi kendine hareket etmişti. Ancak çocuklar buna sadece gülüyor ve eğleniyorlardı. Sonra bir başka çocuk oyuncağa yanaştı. Elini cebine attı ve cebinden çıkardığı şişenin içinde saklamış olduğu böcekleri avucuna aldı. Ardından maketin bir başka katındaki açık olan pencereden böcekleri içeri bıraktı. Hayret ve dikkatle olanları seyrediyordum, sonra o katı dışarıya doğru çekerek içinde neler olup bittiğini izlemeye başladılar. İçeri giren böcekler bir odadan içeri girdi ve odadaki oyuncak adamın yattığı yatağın baş ucuna doluşmaya başladılar. Yatakta yatan o oyuncak adamda birden bire yataktan fırlayarak delirmişcesine etrafta koşturmaya başladı. Eline geçirdiğini o böceklere doğru fırlatıyor ama çocuklar bunu seyrederek kahkahalara boğuluyorlardı. Ardından bir başka çocuk geldi ve maketi her tarafından çekerek ortasının açılmasına sebep oldu. Ufacık bir kedi vardı apartmanın tam ortasında merdivenlerden yukarı doğru çıkıyordu. O da elini cebine attı ve cebinden oyuncak bir köpek çıkartarak apartmanın girişine doğru koydu. Oyuncak köpek birden canlanarak apartmana girdi ve yukarı doğru koşmaya başladı. Kedi köpeğin sesini duyunca can havliyle yukarı doğru fırladı ve merdivenlerden hızla yukarı çıkmaya başladı. Ancak çocuk merdivenleri eline aldı ve yönünü değiştirip tekrar yerine koydu. Bu sefer kedi fark edemeden aşağıya doğru koşuyordu. Yani tam köpeğin geldiği yöne ama çocuk köpeği alıp üst katlardan birine koydu. Ardından kedinin koşmaya devam ettiği merdiven katını söküp alt kata taktı, kedi bu oyunlar karşısında bitap düşmüştü.

Şimdi her şeyi daha anlayabiliyordu. Bu çocukların oyun diye oynadıkları maket apartman kendi yaşadıkları apartmandı. O içindekilerde oyuncak değil apartman sakinleriydi. Tam o sırada çocuklardan birisi gruptan ayrıldı ve  duvar kenarındaki elektrik prizi ile oynamaya başladı. Çok geçmeden prizden alevler çıkmaya başladı ve odayı sardı. Çocuklar korkuyla bir oyana bir bu yana koşturmaya başlamışlardı. Her yer alevler içindeydi. Çocuklar uyuyan kadını uyandırmak için onun yanına geldiler. Bağırıyorlar fakat kadın yerinden kımıldamıyordu. Odanın her yeri alevler içindeydi, duman da yoğunlaşmış ve çocuklar adeta boğuluyorlardı. Bu durum karşısında çocukları kurtarmak için hemen biraz önce görmüş olduğum o küçük kapıya yöneldim. Kapıyı açmak istedim ama kapı kilitliydi. Çocukların feryatları kulağımı parçalıyordu. Ne yapacağımı şaşırmış bir şekilde onlara yardım etmek için kapıya vurmaya başladım. Ama kapı bir türlü açılmıyordu. Kapıyı kırmak ve çocukları dışarı çıkarmak için tekmelemeye başladım. Kapı bir türlü kırılmıyordu. Tekmelemeye devam ederken kapının üzerindeki 13 rakamının 1 numarası yere düştü. Elime alıp dikkatle baktığımda aslında o bir numarasının kapının kilidi olabileceğini düşündüm. Kapının anahtar deliğini deneyince hakikaten de o bir rakamının, o kapının anahtarı olduğunu fark ettim ve kapı açıldı. Dumanlar içinde kalan odaya girdim ve çocukları dışarı çıkarmak için onlara seslenmeye başladım. Çocuklar hemen etrafıma doluştular, bana sarılıp ağlaşıyorlardı. Hemen kapıya yöneldim ama maalesef ortada bir kapı yoktu. Kadının yattığı yerin üzerindeki cama gittim. Bir yandan da kadına sesleniyordum ama kadında maalesef hâlâ gözlerindeki yaş damlaları haricinde, en ufak bir hareket yoktu. Çocukları camdan çıkartmak için hemen pencereyi açtım. Ama bu pencere biraz önce benim içeri baktığım pencere değildi. Pencere dışarı açılıyordu ve aşağıda itfaiye arabaları bekliyordu. Bana haydi aşağıya atla diye bağırmaktaydılar. Bende, “çocuklar var onları kurtarmalıyım,” dedim ve  kucakladığım çocukları  camdan itfaiyenin açmış olduğu hava yastığına atmaya başladım. En sonunda bütün çocuklar kurtulmuştu, sadece yatakta yatan kadın kalmıştı ve onu kucaklamak istedim. Ama tam ona eğildiğim anda gözlerini açtı ve bana sarıldı. “Ben çoktan öldüm ama sen benim yavrularımı kurtardın, teşekkür ederim sana,” dedi ve bir eliyle maketi gösterdi. Maketin sadece en üst katı yanmaktaydı. Sonra maket birden bire yok olmaya başladı ve her yer sallanmaya başladı. Düşmemek için yere diz çökmüş bir şekilde eğildim ve sallantıyla birlikte her şeyin yavaş yavaş yok olduğunu seyretmeye başladım. Oda, içindeki eşyalarla birlikte tamamen yok oluyordu. Bu ne muhteşem bir manzaraydı. En son kucağımda bana sarılmış olan kadın yok olmaya başladı ve tam oda yok olacağı sırada yüzündeki ağlama eseri bitti ve büyük bir sevinç, mutluluk hakim oldu.

Eliyle son bir şeyi işaret ederek o da kendi kendine yok oldu. İşaret ettiği şeye doğru yöneldiğimde orada bir kutu vardı. Kutuyu açtığımda içinden bembeyaz kristalden yapılmış bir gül, bir miktar para ve bir de mektup vardı. O mektubu elime alıp okuduğumda mektubun sahibinin o kadın olduğunu anlamıştım. Mektupta evlendiğinin ilk günü trafik kazasında kaybetmiş olduğu sevgilisinden bahsediyordu. Sevgilisiyle kurdukları hayallerinde mutlu bir aile ve çocukları vardı. Bu yüzden acısını bastırabilir miyim acaba düşüncesiyle kimsesiz kalmış çocukları sahiplenmiş ve kendini onlara adamıştı. Ancak bir türlü unutamadığı sevgilisine kavuşma umuduyla, o gece intihar etmiş ve maalesef yine o gece çıkan yangında kendisi haricinde o güzelim çocukları da kurtaracak kimse kalmamıştı. Bu yüzden ruhu azap içinde kalmış ve her gece aynı şekilde orada hapis kalmıştı. Taki ben gelinceye kadar. Tam o sırada aşağıdan yukarı doğru açılan kapaktan eşim kafasını çıkarmış bana bakmaktaydı. Bana, “ne işin var senin tavan arasında,” dediğinde evimizin tavan arasında olduğumu anlamıştım. Saate baktığımda saatin tam olarak 01:13 olduğunu gördüm ve eşime, “sana hazırladığım bir sürprizim vardı, onu saklayacaktım,” dedim. “Ama madem uyandın” diyerek ona ölen kadının sevgilisinin hediyesi olan kristal gülü uzattım ve parayla beraber mektubu da cebime koyarak sevgilime sarıldım. Ona bu olan olayları anlatmam mümkün değildi, ama ona güzel bir şey söyleyebilirdim. “Seni çok ama çok seviyorum,” diyerek sarıldım ve kulağına sessizce, karımın yıllardır istediği ama benim korkularım yüzünden bir türlü kendimi hazır hissedemediğim şeyi söyledim. “Karıcığım çocuk yapalım mı?” Eşimin yüzüne baktığımda o yok olan kadının son andaki mutlu görüntüsünü  gördüm.

ZeNHaR

Our Score
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 1 Ortalaması: 5]

7 thoughts to “13’ün Uğursuzluğu II. Bölüm”

    1. Teşekkürler EYZXTRR,
      Hayır burada bırakıp başka bir hikaye yazmayı düşünüyorum. Aklımdan başka şeyler var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir