Skip to main content

Yanık Kalesi Fedaileri IV. Bölüm

Yanık Kalesi Fedaileri IV. Bölüm

Çocukları Korkak Yetiştirmeyin

Fakat ertesi sabah olunca köşkümüzün koca bahçesi bana dar geliyor, sokağa çıkmak için Şataret dadıya envai türlü diller döküyordum.

Şataret dadı, “yalvarmalarıma bazen dayanamıyor, beni kolumdan tutarak sokağa çıkarıyordu. Fakat hiç yalnız bırakmıyor, şöyle birkaç dakika dolaştıktan sonra tekrar içeriye sokuyordu. Bu gezintiler benim için daha fena oluyordu. Çünkü sokakta serbestçe oynayan çocukları görünce daha fene oluyor:

– Dadıcığım, diye yalvarıyordum. “Ne olur bu çocuklar la biraz oynayayım.”

Fakat bu teklifim dadıma hiç tesir etmiyor, ağlayıp sızlamama ehemmiyet vermiyor. kolumdan çekerek:

– Yörü, diyordu. Sen bir Beyzadesin. Sokaklarda oyna yan çocuklar senin emsalin değil. Onlar bahçıvanın, arabacının çocukları. Sen nasıl olur da onlarla oynarsın. Hem dün gece sana anlattıklarım ne çabuk unuttun. Ya seni de kaçırırlarsa sonra annenin hali ne olur, benim halim ne olur.

– Dadımın gece anlattıklarını hatırlayınca korku ile titriyor.

– Öyle ise dönelim, diyor. bu sefer dadımı köşke doğru ben sürüklüyordum.

Hele geceleri dadım yanımda olduğu ve soğuk almamam için pencereler sıkı sıkı kapalı olduğu halde daha fazla korkuyordum. Çünkü dadımı, gece evden kaçırmışlar, annesinin koynundan almışlardı.

Bunları anlatmaktaki maksadım şudur: Çok korkak büyütülmüştüm. Halbuki ben cesurmuşum da farkında değilim. Ondokuz yaşına kadar nane molla idim.: Gençliğimde geçen bu nane mollalık devrime acıyorum. Keşke dadılar elinde büyümese idim, keşke dadımın: “Onlar arabacı, bahçıvan çocukları” dediği çocuklarla oynayıp onlarla kaynaşsaydım. Çünkü burada bir avuç olan fedai Osmancık taburunda benim gibi zengin evlâdları ile, İstanbullu esnaf ve sanatkâr çocukları da var. İlk günlerde bunlarla kaynaşamadım. Onların ter kokusuna zor alıştım. Halbuki askerin postal kokusuna karışan ter kokusu ne kadar da tatlı geliyor şimdi. Bu koku, bir kahramanlık kokusu. Türkün beşbin seneden beri at üstünde taşıdığı mertlik ve cengaverlik kokusu.

Evet… Alışana kadar geçen üç ayıma şimdi çok acıyoyorum. Bu kahraman Türk evlâdları ile daha evvel kaynaşsaydım, daha haşarı ve serbest büyütülseydim elbette şimdi daha cesur olurdum.

Evet, daha cesur olmak istiyorum. Maamafîh şimdiye kadar başımdan geçenler de pek o kadar ehemmiyetsiz değil. Bunlarla her zaman iftihar edebilirim.

Dadım bilmem şimdi sağ mıdır? Ölmüş ise gene rahmetle onu anacağım. Çünkü çok iyi bir insandı. Kalbi yaralı idi. Onu, beni korkak alıştırdığı için kınamıyacağım. Çünkü başka türlü yapamazdı. Ona annem, böyle bir vazife vermişti. Annemi de kınamıyorum. O zamanki terbiye böyle imiş.

Dadımın macerasını kısa keseyim. Çünkü belki hayat maceramın tamamını yazmaya vakit bulamam. Çünkü bu satırların yazıldığı sonu ölüm olabilecek çok ciddi bir randevum var. Korkuyor muyum? Hayır. Sadece vakit bu bulamayacağım ihtimali ile endişe ediyorum. Şimdi sözü tekrar dadıma bırakıyorum.

– O gece evde daha sıkı tertibat alındı. Babam bütün gece uyumamış. Annem de öyle… Bana sıkı sıkı sarılmış uyanık duruyordu. Ben ise her şeyden habersiz mışıl mm uyuyordum.

Miskinliğin, korkaklığın bu derecesine, büyütüldüğü terbiyeye rağmen küçük yaşımda isyan etmiştim:

Dadı, senin baban erkek değil mi idi?

– Elbet de erkekti; Hiç kadından baba olur mu?

– Demek ki sizin köyde erkek de vardı.

– Tabiî…

– O halde bu erkekler neden Araplara karşı gelip  çocuklarını müdafaa etmiyorlar da, böyle miskin miskin evlerine kapanıyorlar.

Dadım bu noktayı şöyle izah etmişti:

– Bizim erkekler onlara bir şey yapamazlardı. Çünkü Akarapların silahı vardı. Bizim köyde ise bir tek ateşli silâh yoktu. İşte ondan korkuyorduk.

Reşat İleri – Kahramanlar Dergisi – 1954

Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 2 Ortalaması: 3.5]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir