Skip to main content

Taverna Kafe

Taverna Kafe

Yaz mevsimi bitiyor, sonbahar yüzünü yavaştan gösteriyordu. Eylülün ilk haftalarıydı. Aşçı Selim yıllardır mutfağında çalıştığı şantiyeden ayrıldı. Firmanın işleri bozulmuş, eski potansiyelini kaybetmişti. Selim için farketmiyordu. O her nereye gitse sevilip sayılıyordu. Lokanta, kahvehane, çay salonu gibi yerlerde çalışmış, ustalaşmış, kendini kabullendirmişti. Kimseyi mağdur etmezdi. Gelen misafirlere ikramlarda bulunurdu. Ailevi sıkıntıları vardı. Babası ters adamdı Selimin. Herşeyi ondan bekler, diğer çocuklarına ses çıkarmazdı. Sabırlı davranarak babasının bu huylarını örtbas ederdi. Aşçı Selim iş arıyordu. Evine yakın biryerde yeni açılacak olan taverna kafeye müracat etti. İşletme sahibi Yunan asıllı biriydi. Adı Dimitri’ydi. Dimitri VASİLASİS. Selim’le uzun uzun sohbet ettiler, iyice tanıştılar. Maaş konusunda da anlaştılar. Ertesi gün sabahtan Aşçı Selim işin başına geçecek, her şeyi idare edecekti. Yetki ondaydı. Dimitri eğlence düşkünü olduğu için Selim ona ilaç gibi geldi. Tüm yükleri hafifledi. Mekân alkollü değildi. Ne Dimitri ne de Selim alkol kullanmazdı. Sigara dahi içmezler, içerde bile içirtmezlerdi. Sırf muhabbet dönsün, yalnız kalmasın, birileri ekmek yesin diye açmıştı burayı, ihtiyar adam. Gündüzleri bir lokanta-kafe, akşamları yarı kafe, yarı taverna olarak hizmet veriyordu. Haftalar ilerliyor, taverna kafenin ortamı gitgide canlanıyordu. Bir yandan üniversite öğrencileri, diğer yandan yerli halk orayı mesken edinmişti. Dimitri, canlı müzik program aralarında eline mikrofonu alır espiriler yapar, fıkralar ve hikâyeler anlatır, herkesi güldürür, çalışanlarına ve müşterilerine iltifatlar yağdırırdı. Masalara konuk olur, onlarla özel olarak ilgilenirdi. Arasıra sahneye Aşçı Selim’i davet eder, biraz nazlansa da birkaç şarkı söylettirirdi ona. O da Dimitri’yi kırmaz, kendine has ezgi ve tavırlarla kulaklara dokunurdu. Selim bekârdı. Onca uğraşın içinde evlenmeye fırsatı olmadı. Kimse ona önayak olmayınca kalakaldı.

Aradan sekiz ay geçti. Mayıs ayının ortalarıydı. Taverna kafede işler yolunda gidiyordu. Mekân gece ve gündüz tıklım tıklımdı. Selim’in pişirdiği yemekler, hazırladığı taze meyve suları ve fasfod yiyecekler öğrenci ve yetişkinlerin dilinden düşmüyordu. Garsonlar Selim’e hayranlık duyuyordu. Dimitri onun maaşına zam yaptı. Diğer personel, öğrencilerden oluşuyordu. Yakın mesafedeki üniversite sayesinde eleman sıkıntısı çekilmiyordu. Dimitri kültürlü bir adamdı. İnsanlara iyi davranır, kimsenin hakkını yemezdi. Yanında çalışan öğrencilere iyiliklerde bulunur, her birinin çeşitli ihtiyaçlarıyla ilgilenirdi.

Aşçı Selim’in bekârlığı ona dert olmuştu. Ne yapıp edip onu evlendirecekti. Kız bakmaya başladı. Selim bundan habersizdi. Mutfakta işlerle boğuşuyor, derin hesaplar yapıyordu. Okuldan bir öğrenci grubunun veda gecesi vardı. Akşam için hazırlıklar yapılacaktı. Garson kızlardan biri de o grubun içindeydi. Mezun oluyorlardı. Ablası da geceye katılacaktı. Diğer öğrencilerin yakınları ve hocalar da geceye davetliydi. İkindi vakti oldu. Garson kızın ablası mekâna geldi. Dimitri gazete okuyordu. Kafasını şöyle bir kaldırdı. Gözlük üstünden onu iyice bir süzdü. Abla, garson kıza gece için giyeceği kıyafeti getirmişti. Dimitrinin gevezeliği tuttu. Garson kızı ve ablasını yanına çağırdı, lâfa tuttu. Ablayı iyice tanımak istiyordu. Garson kız onu patronuyla tanıştırdı. Ev kızı ve bekâr olduğunu söyledi. Dimitri Selim’e kız bakıyordu. Bu fırsatı kaçırmak istemiyordu. Garson kız onları yalnız bırakarak işine döndü. Dimitri ve misafir ablanın sohbeti iyice koyulaştı. Detaylı bir şekilde tanıştılar. Konu yavaş yavaş evliliğe geliyordu. Selim mevzusu açıldı. Mutfaktaki kahramanını öve öve bitiremiyordu Dimitri. Ne fena bir ihtiyardı… Keçi gibi inatçı, kurt gibi atılgan, tilki gibi kurnaz. Başladı nasihatlere. Misafir kıza diri bir tonla şöyle seslendi:
“Evlilik mutluluktur kızım, yuva kurman gerekir, biz büyükler sizin hayatınız düzene girdiğinde en az sizler kadar rahat ederiz. Yaşın gelmiş, müsade edersen seni bizim Aşçı Selim’le tanıştırmak istiyorum.” dedi. Kız, bu konuşmadan öyle bir etkilenmiş ve iştahlanmıştı ki hemen “evet” cevabı verdi. Heyecanlanmıştı, Selim nasıl biriydi acaba? Birçok defa, onun namını, garson kardeşinden duymuştu. Kolay ikna oluverdi. O Dimitri yok mu, evliliğe hipnozlamıştı iki genci. Akşam saatleriydi. Veda gecesi programı başladı. Selim mutfakta tv izliyordu. Dimitri misafir kızı alarak mutfağa geçti. Garsonlara dışarı çıkmalarını söyledi. Selim ve Aynur yanyanaydı artık. Dimitri Selim’e kahve yapmasını söyledi. Üç kahve pişirdi. Sohbet başladı, iki genç tanışıyorlardı. Dimitri’ye gün doğmuştu. Söz, nişan, nikâh, düğün tam onun işiydi. Bolbol gevezelik edecek, eğlencenin tadını çıkaracaktı. Ertesi gün kız, ailesine haber verdi. Görücüler gelecekti. Dimitri’ de Selim için hazırlıklara başladı. Kızın ailesinden gün alıp istemeye gittiler. Herşey hızlı başladı, sorunsuz devam etti. Bu iki genç yuva kuracaktı. Düğün, taverna kafenin bahçesinde yapılacaktı. Selim ve Aynur mutluluktan uçuyorlardı. Dimitri ikisine de babalık yapmıştı. Masrafların bir kısmını yine o karşıladı. Davetliler yavaş yavaş gelmeye başladılar. Dimitri’nin keyfine diyecek yoktu. Orkestraya talimatlar veriyor, bir şef gibi herkesi yönetiyordu. Selim ve Aynur içeri girdi. Alkış, müzik koptu. Danstan sonra yerlerine oturdular. Bizim ihtiyar Dimitri hemen mikrofonu eline aldı. Misafirlere “hoş geldiniz” dedi. Yine esprilerle, fıkralarla ortamı kahkahaya boğdu. Gelin ve damadın masasına gitti. Her zamanki gibi Selim’e takılmadan edemedi. Bir iki şarkı söyletti. Takı merasimini de bizzat Dimitri yönetti. Sıra oyun havalarına geldi. Davetlileri oyun pistine çağırdı. Selim ve Aynur’u da alarak ortaya çıktı. Öyle bir oynayıp eğlendiler ki neredeyse oturan yoktu. Garsonlar da oynuyordu. Dimitri orkestradaki sazcıların yanına giderek onları oyuna kaldırıp piste getirdi. Millet sonuna kadar eğlendi. Herkes çok mutluydu. Nede olsa bu işin organizatörü Dimitri’ydi. Düğün bitti. Dimitri mikrofondan herkese teşekkür etti. Gelin ve damadı arabalarına bindirerek balayına yolladı.

Sinan KORKMAZ

Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 9 Ortalaması: 3.8]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir