Skip to main content

Siyah Veresiye Defteri

Siyah Veresiye Defteri

Mağazasında, gözü gibi baktığı bir eşyası vardı esnafın. Bütün çarklar sanki onunla çevriliyordu. Meşhur, kalın kapaklı, siyah veresiye defteri. İçinde neler yoktu ki? A’ dan Z’ ye isimler. Yazılıp geri dönmeyen alacaklar.
Köyün birinde, çiftcilikle uğraşan Rahmi efendi vardı. Zaman zaman o da buraya gelir, toptan alışveriş yapar, büyük paralar öderdi. Genelde peşin çalışırdı. Kolay kolay büyük borçlara girmezdi. Ta ki kapı komşusunun kızı, oğluna aşık olana kadar.
Henüz onyedisine yeni girmişti kız. Saf oğlanı türlü hilelerle kandırmış kendine aşık etmişti. Askerden yeni gelmiş, henüz eli ekmek tutmuyordu. Gizli buluşmalar, yazışmalar derken iş ortaya çıktı.
Çocuğun anası heveslendi mürüvvetini görecem diye. Kocasına başladı yalvarmaya, bu iş olsun diye. Rahmi Efendi oralı değil. Oğlunun ve eşinin saflığı, gelini olacak kızın kurnazlığı, onu düşündürüyordu. Ufak yaşına rağmen ana ve oğlu parmağına takmış, takla atan güvercin gibi döndürüyordu. Kendini bir an önce istetmek için çırpınıyordu.
Rahmi Efendi bu aceleciliğe kızıyor, oğlunun işi ve birikimi olmadığını, üstelik evlerinin eski olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Hop oturdu hop kalktı. İllede evleneceğim diye tutturdu inatçı kız. Rahmi Efendi yarım gönülle de olsa tamam dedi.
Hasat yeni toplanmıştı. Mahsül bahçede seriliydi. Çuvallara konulup satılacaktı. Kuruması bekleniyordu. Bir yandan da düğün hazırlıkları başladı. İki aile alışverişe çıktılar. Epey masraf yaptılar. Rahmi Efendi idareli olun dese de dinlemediler. Uyanık gelin tüm fırsatları hor kullanıyordu. Kalan parayı esnafa borç yazdırdılar. Hasatı sattıktan sonra ödeyeceklerdi.
Düğün başladı. Davetliler geldi, nikah yapıldı, takılar takıldı. Oyunlar oynandı. Gençler muradına erdi. Düğün bitti evli evine, köylü köyüne çekildi. Aradan bir kaç gün geçti, ansızın bir yağmur ve fırtına bastırdı. Bahçedeki ürün sele suya karışıp dereye gitti. Moraller bozuk, Rahmi Efendi bitik.
Şimdi ne olacaktı? Borçlar vardı. Nerden alıp ödeyecekti? Esnaflar telefon etmeye başladı. Alacaklarını istiyorlardı. Ana, oğul ve gelin gayet rahatlardı. Sıkıntıyı baba çekiyordu nede olsa.
Aradan epey zaman geçti. Rahmi Efendi arkadaşından ödünç para alıp esnafın borcunu kapatmaya karar verdi. Alacaklıların sabrı tükenmişti artık. Beklemeye tahammülleri kalmamıştı. Bir hayli sinirliydiler.
Rahmi Efendi parayı cebine koydu. Sıradan başlayarak dükkanlara girmeye başladı. Selam verdi ilk borcunu kapadı. Sıra ikinci esnafa gelmişti. Gelmez olaydı. İçeriye girer girmez tantana başladı. Dükkan sahibi, Rahmi Efendiyi görünce ifritlerin hışmına uğramış gibi çıldırdı sanki. Kara kaplı kalın veresiye defterini kaptığı gibi Rahmi Efendinin ensesine patlatarak oraya serdi.
Sesi duyan geldi. Araya girdiler. Dükkan sahibini karakola, Rahmi Efendiyi hastaneye götürdüler. Neyse ki hayati tehlikesi yoktu. Ama bir felaket atlatmıştı. Rezillik bir yandan, sele karışan mahsul bir yandan, evdeki üç sorumsuz bir yandan.
Şimdi bir de ense ağrısı çekiyordu. Kolay değil. O defter yıldırım gibi inmişti. Doktorlar iki hafta dinlenmesini söylediler. Olayı öğrenen gülme krizine giriyordu.
Doktorlar bile kahkalara ortak oldular. Rahmi Efendinin boynundan beynine giden damarlar, sanki yerinden çıkmış telefon kablosu gibiydi. Zavallı adam zor toparladı kendini. Ailesi de güya çok pişman olmuş gibi sessizliğe büründü.
Ekinleri toplamadan, satmadan, hayrını görmeden peşin konuşanın iner veresiye defteri ensesine. Rezalet çıkar, cümle alem gelir bakar münakaşanın sesine. Uydu saf ana oğul, kurnaz gelinin hevesine. Ne de olsa kolaydır, el atıp harcamak, başkasının kesesine.

Sinan Korkmaz

Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 5 Ortalaması: 3.6]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir