Skip to main content

Fukaranın Neşesi

Fukaranın Neşesi

 Zengin bir aile kafa dinlemek için şehirden uzak bir yerde yarı mahalle yarı köy denebilecek bir bölgeden ev satın almış.

O civarda üç dört adet ev varmış. Aile buraya yerleşince derin bir nefes almış. Şehir ve iş hayatı onları öyle yorup bıktırmış ki dört yıldır buradan kaçma planları yapıyorlarmış.

Önce hastalıklar belirmeye başlamış. Ardından huzursuzluk meydana çıkmış, son olarak birbirlerine karşı duyarsız davranmaya başlamışlar.

Aldıkları ev kullanılmış olduğundan güzelce tadilat yaptırmışlar. Camlar kapılar değişmiş, banyo lavabo yenilenmiş, çatı elden geçirilmiş, alçısı boyası en iyi biçimde yapılmış.

Bahçesini, sipariş edilen ağaç ve toprakla düzenlettirmişler. Tam bir keyif ve mutluluk ocağına dönüşmüş. Önceleri hafta sonu, daha sonra hafta içi de burada yaşamaya başlamışlar.

Çevrede o evden hariç üç ev daha varmış. Diğer iki ev yeni ve lüks görünümlüyken öbür ev eski ve gösterişten uzak bir yapıdaymış.

İçinde dört kişilik bir aile yaşıyormuş. Anne, baba ve iki çocuk. Hayat dolu ve enerjik bir görüntüleri varmış.

Baba sabah evden çıkıp işe giderken, anne ve çocuklar onu uğurlar, tebessüm ve kahkahayla yolcu ederlermiş.

Oraya yeni taşınan aile mutsuzluktan şikâyet edip gülmeyi unuttuğu için, komşuları olan bu fukara ailenin nasıl böyle neşe dolu olduklarına hayret ediyorlarmış.

İş dönüşü baba eve gelir anne ve çocuklarla şen şakrak olurlar, bahçedeki gülüşmeler taa yolun karşısından duyulurmuş.

Yokluğa eksiğe rağmen ellerindekilerle öyle mutlu yaşıyorlarmış ki o keyif padişahlarda bile yokmuş.

Derdi tasayı yanlarına bile yaklaştırmıyor, hasta olduklarında “bu da bir sınav” deyip gülmeyi eksik etmiyorlarmış.

Diğer komşular bunların haline alışık olduğundan garipsemiyor, anlayışla karşılayabiliyorlarmış. Ama yeni taşınan aile şaşkınlıktan çıldırmaya başlamış.

Bir gece bahçede otururken bu aileyi gizlice gözetlemeye, ne konuşup neye güldüklerini öğrenmek için dinlemeye karar vermişler.

Hava iyice kararmış, yeni taşınan ailenin anne ve babası, çocuklar uyuduktan sonra sessizce evden çıkıp yolun karşısındaki yoksul ailenin bahçe duvarına yaklaşmış. Sesler iyice netleşmiş, tebessüm, kahkaha. espri havada uçuşuyormuş. Baba, fıkralar anlatıyor, anne de çocuklara masallardan bahsedip sohbet ediyorlarmış.

Baba zaman zaman işyerindeki komik olayları dile getiriyor, çocukları gülme krizine sokuyormuş.

Evin kızı o kadar güzel ve tempolu gülüyormuş ki şirin sesler çıkarıyor, yüz ifadesi de çok güzel oluyormuş. Duvarın dibindeki karı koca bunları izlerken hayrete düşmüşler. Fukaranın neşesi var da bizim yok, diye üzülmüşler. Üstelik bahçedeki masada çay. zeytin, ekmek ve peynirden başka yiyecek bir şey yokmuş.

Zengin aile onların o halini görünce kendilerine sitem etmişler. Varlıktan ve seçeneklerden dolayı katılaştıklarını anlamışlar. İbretlik manzarayı hafızalarına kazıyıp oradan gizlice uzaklaşırken eşinin ayağı tenekeye vurarak ses yapmış.

Fukara aile, gelen sesi merak edip oraya doğru koşmuş. Karı koca utanç içinde karanlıkta öylece duruyorlarmış. Komşuları şaşırmışlar. Gecenin bir vakti orada ne aradıklarını merak edip sormuşlar.

Zengin adam; “Neşemizi kaybettik, insanlığımızı yerlere düşürdük, siz ki imkânsızlıklardan dolayı en ufak bir yakınmada dahi bulunmadınız. Burada bir saattir gizlice sizi dinliyoruz. Sohbetinizde dünya malıyla ilgili bir tane kelime geçmedi. Şu da eksik, bu da yok demediniz. Biz zengin olduğumuz halde böyle neşeli olamadık.” demiş.

Fukara aile onları bahçeye davet etmiş. Taze çay demlemişler. Güzelce tanışmışlar. Sohbet koyulaşmış. Onların neşesi zengin aileye de yansımış. Merak edip sormuşlar. “Bu yaşama sevinci nereden geliyor?” diye.

Fakir adam cevap vermiş:

“Biz hiçbir zaman elimizde olmayanlara kafayı takmadık, birbirimizi insan olduğumuz için sevdik, yapamayacağımız işlere kafa yormadık, alamayacağımız şeyleri hiçbir zaman düşünmedik.

Elimizde ne varsa onunla yetindik, kıymetini bildik. Eskiyi değerlendirdik, israf etmedik, gücümüz nisbetinde hareket ettik ve en önemlisi de birbirimize sürekli “hayatım, gülüm, canım, bir tanem dedik. Bizim neşemiz burdan gelir.”

Zengin aile donup kalmış. Fakir adım anlatmaya başlayınca kendi açgözlülüklerini, bitmek bilmeyen alınacaklar listesini, diğer insanlarla girdikleri amaçsız ve faydasız rekabetleri hatırlamışlar.

Sinan Korkmaz

Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 7 Ortalaması: 3.4]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir