Fatih’in Serüveni

Okuyucularımızdan Burak Çakar Arkadaşımızın Gönderdiği Bu Muhteşem Hikaye İçin Kendisine Teşekkür Ederiz.

“Fatih’in Serüveni”

efevefath1.Sezon
Fatih’in Serüveni

1.Bölüm: Fatih ile Tanışma
Fatih ailesiyle birlikte bir şehirde yaşıyordu. Ailesini çok seviyordu. Annesinin adı Melek, babasının adı Mesut; ağabeyinin adı Musa idi: Fatih 12 yaşında, 6.sınıf öğrencisiydi. Ama artık okulların kapanmasına haftalar kalmıştı. Fatih yaz tatilinin heyecanına tutulmuştu. Yaz tatilinde köydeki ninesinin evine gitmeyi planlıyordu. Okulun kapanmasına 3 hafta kalmıştı. Artık Fatihler son yazılı sınavlarını oluyordu. Continue reading

Lanetlenmiş Bir Cennetin Garip Hikayesi “Tehlike Adası”

Lanetlenmiş Bir Cennetin Garip Hikayesi

“Tehlike Adası”

adaBirkaç zaman evvel Hivaoa adasından hareket eden, kopra yüklü bir gemi ile Tahiti’ye gidiyordum. Hareketimizden iki gün sonra, gece yarısını biraz geçe ancak güney denizlerinde görülen korkunç bir fırtına koptu.

Dev gibi dalgalar arasında nohut tanesi gibi savrulan gemimiz, takip ettiği rotayı kaybetti.  Bu arada dümen de kırılınca, rüzgar ile denizin pençesine düştük. Hepimiz geminin kaptan kamarasına sığınmış, dua ederek ölümü bekliyorduk. Böylelikle saatler geçti. Öyleye doğru rüzgar dindi ve fırtına başladığı gibi apansız sona erdi. Hepimiz güverteye fırladık. Continue reading

Yer Altından Bir Gün

 Değerli Okuyucumuz İbrahim Ethem Bey’in Göndermiş Olduğu İlginç Bir Hikaye

Yer Altından Bir Gün

canavarSabah kalktığım andan itibaren aynı şeyi düşünüp duruyordum yer altı radarında gördüğüm o şey neydi? Belki büyük bir yer altı taşıydı yada bir hazine olabilirdi fakat hareket ediyordu

Neydi acaba diye düşünürken iş yerime varmıştım iş yerine kazı aletleri ve işçiler gelmişti burası artık gerçekten önemli bir yer haline gelmişti. Kazılar hızlandırılmıştı tanınmış bilim insanları da ordaydı hepsi araştırma peşindeydi gerçekten giderek ilginçleşmişti artık benimde işimin başına dönmem gerekliydi arkadaşlarımla bu konuyu tartışırken artık güneş tam tepedeydi öğlen olmuştu artık bir şeyler atıştırmanın tam vakti derken inanılmaz bir bağırışma oldu evet o şey yine görülmüştü. Continue reading

Tüyler ürperten Hikaye..! “Philadelphia Deneyi ve Kayıp Geminin Sırrı”

Tüyler ürperten Hikaye..!

Philadelphia Deneyi ve Kayıp Geminin Sırrı

deney1930’lu yıllarda Amerikan hükümeti bilim adamlarından gemilerin radarlarda görünmemesini sağlayacak bir yöntem geliştirmelerini ister. 10 yıllık çalışmanın sonunda proje deneme aşamasına gelir. Deneyde Amerikan donanmasında görevli olan Eldridge adlı gemi kullanılacaktır. Gemi elektromanyetik alan oluşturmaya yarayacak tonlarca ekipmanla donanır ve 22 temmuz 1943’te saatler 09:00’i gösterirken jeneratörler çalıştırılır. Eldridge’in etrafını önce yeşil bir duman kaplar. Duman çekildiğinde ise deneyin istenenden daha başarılı olduğu anlaşılır. Çünkü Eldridge mürettebatıyla beraber “gözden” kaybolmuştur! Continue reading

Kız İstemeye Giderken

Kız İstemeye Giderken

Yaşanmış bir olayın hikayesidir.

kız istemeye giderkenAhmet Asım Anadolu’nun güzel köylerinden birinde yaşayan, çok sevilen, cesur yürekli, yokluk görmüş, yardımsever biriydi. 60 sene önceydi 40 yaşlarındaydı. Ahmet Asım köy muhtarının yardımcısıydı. Çocuklar onu çok severdi. Bir kızı vardı. Onu da evlendirmiş, başka çocuğu olmadığı için eşiyle yalnız yaşıyorlardı. Örnek bir çifttiler. Birbirlerinin gözlerine sevgiyle bakıyorlar hiç kırmıyorlardı. Köyün bütün çocukları bu karı kocayı çok seviyorlardı. O’na Asım Baba diye hitab ediyorlardı. Evleri yol üstündeydi. Yoldan geçen herhangi bir çocuk olsun ona seslenirler eline şeker, meyve, yumurta, artık o an evlerinde ne varsa verirlerdi ve çocukları sevindirirlerdi. Yoldan geçen insanları davet ederler çay, kahve ikram ederlerdi. Aç olanların karnını doyururlardı.

Ahmet Asım çiftçilik yapıyor Bahar da eker Yazın mahsul alır kalan zaman da iş olmadığı durumlarda gezerdi, şehir şehir, ülke ülke. çok yer gezmiş, kendini yetiştirmiş sevilen biriydi.

Bir gün muhtarlıkta çalışırken köyde yaşayan, kimi kimsesi olmayan, yetim yanına Mustafa gelir.

– “Asım Dayı sana bir diyeceğim var,” diyerek söze başlar ve Ahmet Asım dikkatlice onu dinler.

– “Bir arkadaşımın düğününe gitmiştim, dönüşte yol  Çamurduk köyünden geçiyordu, çeşme başına gittim çok yorulmuştum bir tas su içtim. Başımı kaldığımda bir kız gördüm, öyle güzel öyle masumdu ki,  tam 13 gün oldu. hiç aklımdan çıkmıyor, yemek yerken, su içerken, dayı yardım et. Onu düşünmeden bir şey yapamıyorum. Yüzü, hele, hele gözleri, hep gözümün önünde koca koca, yeşil yeşil, o sürmeli gözleri, derin derin bana bakıyor, günlerdir uykusuzum ne yapmalıyım?”

Ahmet Asım küçük bir tebessüm eder sonra;

-“Dur, dur sakin ol” der.

– “Yeğenim sen aşık olmuşsun, söyle bakalım sordun mu kimmiş?, kimin kızıymış?, adı neymiş?”der

Mustafa

-“Asım dayı adı Halime imiş o da benim gibi yetimmiş, hasta bir halası varmış onunla kalırmış.” der.

Ahmet Asım;

-” O zaman sen git bana Osman dayını çağır, ben O’nu da alıp şu köye bir gideyim madem öyle bu kızı isteyelim onunda gönlü varsa sizi evlendirelim,” der.

Mustafa heyecanlanmış hiç beklemediği bir şeyle karşı karşıya kalmıştır. O an  hem sevinmiş, hem korkmuş değişik duygular yaşamaktadır. 19 yaşında ilk defa aşık olmuş ne yapacağını bilmemektedir. Evlenmeyi düşünmemiştir bile çok şaşırmış şok halindedir. Babadan kalma evde, babadan kalma bir kaç dönüm bir toprağın mahsulüyle geçinmektedir. Osman aynı zamanda Ahmet Asımın yeğenidir. A. Asım Osman gelince Mustafa’yı evine gönderir. Atlarına atlayıp Çamurduğa doğru yola çıkarlar.

Gece yarısı orada olacakları için geceyi başka bir köyde geçirip sabah tekrar yola çıkmayı planlarlar. Çamurduk köyüne yakın köylerden bir olan Çalıköy’e gelirler. Ahmet Asım buranın muhtarını çok iyi tanımaktadır, bu yüzden geceyi burada geçirmeye karar verirler. Muhtar uzun zamandır görmediği arkadaşını görünce  çok sevinir, kucaklaşırlar. Ahmet Asım durumu anlatır. Geceyi geçirmek için, muhtar onlara köy odasını hazırlatır. Odalarına geçerler. Biraz sohbetten sonra,

Osman;

– “Ben hemen uyuyacağım çok uykum var,” der.

hatta biraz dır dır eder, “bizden başka kız isteyecek adam yok mu?, beni de getirdin buralara kadar,” diye söylenir durur.

Ahmet Asım bıyık altından güler, ve “hadi yat uyu, sabah erken kalkacağız,” der.

Ahmet Asım yatağına gitmeden Osman horlamaya başlar, Ahmet Asım;

– “Şunun yastığını düzelteyim de horlaması dursun,” der.

Tam o anda bir kara sinek Osman’ın burnundan çıkıp vızıldamaya başlar, Osman’ın horlaması birden kesilir odanın içinde dolanır dolanır, yerdeki tahtanın oyuğundan içeri girer. Ahmet Asım bunu görünce çok şaşırır. Eliyle oyuğun ağzını kapatır. Sinek eline çarpmaya başlar. 5-10 saniye sonra Osman büyük bir acıyla inler ve nefesi kesilir. O an elini çeker ve hemen Osman’a seslenir. Elini çekmesiyle oyuktan çıkan sinek tekrar Osman’ın burnundan içeri girer. Sonra Osman nefes nefese, terler içinde uyanır. Ahmet Asım;

– “Ne oldu sana?”der

Osman cevap verir;

– “Çok kötü bir rüya gördüm. Rüyamda uçuyordum, birden kara bir deliğe girdim ve orada hapis oldum, çıkamadım. Sonra havasız kaldım tam ölüyordum ki uyandım. Çok korkunçtu,” der.

Ahmet Asım;

– “Korkma artık, ben buradayım, zaten uykuda tutmadı, ben seni beklerim. Yine olursa uyandırırım,” diyerek Osman’ı sakinleştirir.

Kendi kendine  “Bu neydi şimdi?” der. Tamamen uykusu kaçmıştır.

Osman yerde yatmaktadır. Ahmet Asım’ın yatağı sedirin üzerindedir.

Önce silahını çıkarır yastığın yanına koyar. Sonra yatağın üzerine oturur, ellerini başının arkasına koyar ve arkasına dayanır, ayaklarını uzatır. Bu şekilde yarım saat kadar bu durumu düşünür. Bir kaç dakika sonra kapının dışından bazı sesler gelir, hemen silahını alır yatağından doğrulur. Osman korkak biri olduğu için, kapıyı kilitlemiştir, ayrıca arkadan mandallamıştır. Yani kilit açılsa bile mandal demir olduğu için mümkün değil açılmaz. Fakat sesler iyice yaklaşmış, bir uğultuya dönüşmüştür. Kilit açılmış, mandalın sürgüsü kendiliğinden çözülmüştür. Yavaş ve uzun bir gıcırtıyla kapı ardına kadar açılınca, Ahmet Asım gördüklerine inanamamış,  gördüklerinin ne olduklarını anlamaya çalışmıştır. Tek sıra halinde içeriye girmişler, uzun, arkası gözükmeyen bir kalabalık, kimi uzun, kimi kısa, hele en öndeki çok uzun boylu, ayağına kadar uzun elbiseli,  yüzünün yarısı traşlı, yarısı göbeğine kadar sakallı, onun yanındakinin kolunun biri uzun biri kısa, başı silindir gibi, kiminin ayakları ters, kiminin başı. Bir anlam verememektedir. Hemen silahını üzerlerine doğrultur. Her biri bir yana kaçışır. Silahtan çok korkarlar. en öndeki liderleri;

-“O silahı kaldır ve in ordan aşağıya çekil,” diye seslenir.

Ahmet Asım inersem zarar verirler diye düşünür yavaşça yatağına oturur, ayaklarını uzatır, silah elinde bekler. Sabaha kadar bir girer bir çıkarlar. Ahmet Asımı indirimezler oradan aşağıya.  Bu böyle 4-5 defa tekrar eder. Ahmet Asım yorgunluktan helak olmuştur. Bir an uykuya dalmıştır. İşte o an takır takır diye bir ses ve sırtında büyük bir acıyla kendini yerde bulmuştur. Çünkü ayakların tutup yere sürüklemişlerdir. Gözlerini onlara doğrulttuğunda kimi sedirin üstünde, kimi duvardan geçmekte, kimi yerdedir. Liderleri;

-“Al arkadaşını git, üstüne basarlarsa ömür boyu sakat kalır, ve atlarınızı ters çevirdik ölmek üzereler, bize yol verseydin bunlar olmazdı,” der.

Ahmet Asım hemen Osman’ı kaldırır ve atları kurtarmaya gider. Atlar gerçekten de ayakları havada sırtları yerde acı içinde kıvranmaktadırlar. Çok ürkmüşlerdir, güçlükle sakinleştirirler ve ayağa kaldırırlar. Bu arada sabah ezanları okunmaya başlar ve Ahmet Asım’ın içine de bir ferahlık gelir. Osman ise hiç bir şeyin farkında değildir. Ne olduğuna anlam veremez. Ahmet Asım Osman’a “git atları gezdir biraz rahatlasınlar” diyerek oradan uzaklaştırır ve muhtara gider durumu anlatır. Muhtar ise;

– “Uzun zamandır kimse kalmadı burada en son 2 sene önce böyle bir şey yaşanmıştı, gereksiz yere korkutmak istemedim, gittiler sandım,” der. “Onlar bazı geceler gelirler ve oradan geçer giderler, eğer yol verirsen zarar vermezler, aslında biz de ne olduklarını bilmiyoruz. Köyde bir kaç kişi biliyor onların varlığını,” der.

Ahmet Asım muhtara çok kızar ve  oradan ayrılmadan önce ihtiyar heyetini toplar, durumu anlatır. Başka bir yere yeni bir misafirhane yapmaları konusunda anlaşırlar. “Onları Osman görseydi korkudan ölebilirdi,” der.

Olanlardan Osman’a bahsetmemiştir.

Daha sonra atlarına atlayıp Çamurduğa doğru yola düşmüşler ve 1 saat yolculuk sonunda oraya ulaşmışlar. Kızın evini bulup halasına kendilerini tanıtırlar ve Mustafa’nın durumunu konuşurlar, Allah’ın emriyle kızı isterler.  Hala kızla konuşur ve cevap verir;

– ” Ben çok yoksulum düğün edecek gücüm yok, karnımı zor doyuruyorum. Bu kızcağıza çeyiz bile yapamadım. üstündeki giysilerinden başka bir şeyi yok, onları da zaten başkaları verdi. Ben güzel kızımla konuştum, onunda gönlü var. Siz kızı götürün yol uzak, nikahını, düğününü yapın. Benden başka kimsesi yok zaten. Bende oraya gelemeyecek kadar rahatsızım. Garibin bir yuvası olsun. Düğünden sonra damatla bana gelsinler elimi öpsünler,” der.

Ahmet Asım duruma şaşırır, “Aman hanım sen bizi bilmeden genç kızı nasıl emanet edersin”, der.

Kadın;

– “Sen bilmiyorsun herhalde buralarda Osman’ı pek bilmezler, ama Ahmet Asım dedin mi herkes bilir kendin gelmeden namın geldi,senin nasıl biri olduğunu biz biliyoruz. Kızım sana emanet, bir şey olursa senden bilirim,” der.

Ahmet Asım da bunları duyunca çok sevinir. “Yolumuz uzun geceye kalmadan biz yola çıkalım,” der. Kızı da alıp evin yolunu tutarlar. Osman ne kadar istese de hiç bir yerde konaklamazlar. Sadece atları dinlendirip tekrar yola düşerler. Sabaha karşı eve gelirler. Evde dinlendikten sonra Ahmet Asım gider Cami hocasını ve Mustafayı alır gelir. Çocukların nikahlarını kıyarlar. Sonra ilçeden memur istenir. Resmi nikahları kıyılır. Düğüne kadar kız Ahmet Asımlar da kalır. Sonrasında köylü birleşir yetimlerin düğününü yaparlar. Söz verildiği gibi halaya da gidilir. Yetimler, köylü, hala ve Ahmet Asım iyi bir şeye vesile olmuşlardır ve çok mutludurlar.

Gülten AJDER

Arabadan Kaçış

Arabadan Kaçış

arabadanatladıGerçek bir olay. Bu olay Kayseri’nin Bünyan İlçesi’nde yaşanmış. Olay Alfred Hitchcock’un meşhur korku filmlerini bile çok gerilerde bırakacak kadar tüyler ürpertici.

Gece bindiğiniz otomobilde direksiyonda kimse yoksa ne yapardınız? Kendisi Bünyanlı olmayan, politikayla uğraşmış ve halen Kayseri’de yasayan işadamı, 22 Şubat 2005 tarihinde Bünyan sınırında, Kayseri Malatya kara yolu üzerinde, bir benzin istasyonuna girer.

Lokantaya oturur ve orada kalabalık toplulukla birlikte bir ufak rakı içer. Yürüyüş mesafesindeki Bünyan’a gitmek için, lokantadan çıkar. Ancak dışarısı hem zifiri karanlıktır hem de korkunç bir kar-tipi fırtınası başlamıştır. Benzin istasyonuna yaklaşık 300 metre mesafedeki, Bünyan’a dönüş yolu kenarına varır. Oradan geçen bir arabaya binip, Bünyan’a ulaşma derdindedir. Fırtına daha da şiddetlenir. Adam bir-kaç adim ötesini bile görememektedir. Gelip-geçen bir araba da yoktur.

Nihayet karanlıklar içerisinde, hayalet gibi yavas yavas yaklaşan bir arabanın iki farını fark eder. Arabanın, tam önünde yavaşlamasıyla birlikte hemen arka kapıyı açar ve arabaya biner. Kapıyı kapatır, araba yeniden hareket eder.

İçeridekilere merhaba demek ister. Ama o da ne? Arabada kimse olmadığı gibi, direksiyonda da kimse yoktur. Birden paniğe kapılır. Korkuyla, hemen arabadan atlayıp, oradan koşarak uzaklaşmak ister ama hem araba hızlanmış, hem de korku ile dizleri bağlanmış, hareket edemez hale gelmiştir. Araba keskin bir viraja doğru yaklaşır. Adam dua etmeye baslar. Tüm günahları için tövbe eder. Arabayı durdurması için Allaha yalvarır. Tam bu esnada, pencereden bir el uzanır ve direksiyonu kıvırarak sert virajdan arabanın doğru yola dönmesini sağlar. Her tehlikeli dönemece yaklaştıkça, Allah’a yalvarış ve yakarışı artar ve her seferinde de bir el dışarıdan uzanıp, direksiyonu çevirir.

Sonunda kendisini biraz toparlar, ayaklarını kımıldatır. “Ya Allah koru beni…” deyip, kapıyı açmasıyla birlikte, kendisini arabadan dışarı fırlatır. Bir kaç takla attıktan sonra, şarampolde kendisine gelir. Defalarca üç Kulhu-bir Elham okuyarak, Bünyan’a yürüyerek ulaşır ve bir kahvehaneye girer. Üstü başı ıslak ve soka girmiş haldedir. Kendisini tanıyanlar hemen sobanın başına alırlar. Eline bir çay verirler. Bir müddet sonra kendisine gelip, sesi titreyerek, başına gelen doğa üstü ve korkunç olayı anlatır. Olayı dinleyenler inanmak istemeseler de, anlatan kişinin akli başında ve toplumsal sorumluluk taşıyan bir pozisyonda olduğunu bildiklerinden, herkeste derin bir sessizlik oluşur.

Yaklaşık yarım saat sonra, ayni kahvehaneye Koyunabdal Köyü’nden iki kişi girer. Bir masaya oturur ve iki bardak çay söylerler. Bu arada, gelenlerden birisi, diğerine şunları söyler :

-Ahmet baksana, su sobanın başında oturan geri zekalı, bizim araba yolda kalınca, biz arabayı iterken, arabaya binip-inen öküz değil mi?

“Bunda da bir hayır var”

“Bunda da bir hayır var”

kralın parmağı, hikayeBir zamanlar Afrika’daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:

“Bunda da bir hayır var!”

Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi: Continue reading