Skip to main content

Yanık Kalesi 21. Bölüm

Yanık Kalesi 21. Bölüm

– Yanık Kalesi Yiğitlerinin Son Kahramanlıkları –

Akıncı ağası ona şu erkek mukabelede bulundu:

– Madem ki kan dökülmesini istemiyorsun; ikimiz karşı karşıya çıkalım; vuruşalım. Hangimiz galip gelirsek onun dediği olsun. Ben galip gelirsem sizden fazla bir şey istemeyeceğim… Kaleyi bırakıp çekilirsiniz. 

Pek cesur bir adam, olmasına rağmen kont bu teklife cevap vermedi. Zaten buna da lüzum yoktu. Nasıl olsa kaleyi zapt edeceklerdi. Hücum boruları çalıyordu. Ordusunun kale içine sokulan toplarıyla iç kale sabaha kadar dövüldü. Bütün duvarları yıkılmıştı. Nihayet sabaha karşı umumi hücuma geçildi. Artık binlerce Avusturyalı iç kaleyi doldurmuştu. Kahraman akıncı dedelerimiz her an biraz daha eriyorlardı. İki yüze inen mevcutları kısa zamanda elliye düşmüştü. Fakat gene de cesaretlerinden hiçbir şey kaybetmiyorlar, aslanlar gibi dövüşüyorlardı. Hele akıncı ağasının:

– Vurun kardeşlerim. Kahramanlık demidir bu. Biz sağ kaldıkça düşmana kale mi veririz? Hepimiz de birer canlı kaleyiz. Gösterin kendinizi. Allah, millet yolunda şehit düşelim.

Yiğit akıncılarımız, ağalarının bu merdane naraları ile büsbütün şevke geliyorlar, palalarına isabet eden düşman başlarını, kollarını koparıyorlardı. Fakat bu, daha ne kadar devam edebilirdi? Mevcutları on ikiye inmişti. Diğerleri ya şehadet şerbetini içmişler veya yerlerinden kıpırdayamayacak kadar ağır yaralanmışlardı. Hâlâ vuruşmaya devam eden on iki bahadır da muhtelif yerlerinden yaralanmışlardı. Ağa, birisi göğsünden, diğeri ayağından olmak üzere iki yara almıştı. Yaralı ayağını sürükleyerek savaşıyordu. Ağa, artık son emrini verecekti Zamanı gelmişti. Ali, aklına geldi:

– Ah, böyle zamanda Ali olmalıydı! dedi bu işi ona yaptırırdım.

– Hey Ali, nerdesin?

Henüz sağ kalan bahadırlar ağalarına acıyarak baktılar. Her halde aklını oynatmış olacaktı. Çünkü Ali’nin orada bulunmadığını en çok onun bilmesi lâzımdı. Çünkü Ali’ye izin veren kendisiydi.

-Aman ağam, dediler, Ali burada yok ki…

Ağa, sakin sakin başını salladı:

– Onu ben de biliyorum. Fakat şimdi vereceğim emri ancak Ali yapabilirdi. Bu sebepten aklıma geldi.

On bir bahadır, hep bir ag ızdan bağırdılar:

– Biz sana Aliyi aratmay1z ağa, emrini söyle… Başımız yoluna kurban olsun.

– O halde benimle beraber cepane kulesine geliniz. Fakat bu işi gayet ağır yapacağız. Düşmanı belli etmeden üzerimize çekeceğiz. Ne kadar çok düşman çekersek o kadar iyi olur. Kuleye çekildikten sonra…

Ağa, sözünün burasında durdu. Evet, sonra ne olacaktı? On bir bahadır merakla sonunu bekliyordu. Ağa, ağır ağır, tane tane konuştu:

– Cepaneliği ateşe vereceğiz. Hepimiz şehit olacağız. Fakat üstümüze gelmek cesaretini gösterecek binlerce düşmanı da beraber ölüme götüreceğiz. Bunu benimle yapacak yiğit var mıdır?

Bir taraftan savaşan yiğitler, diğer taraftan ağalarına.

– Vallahi biz de bu fikirdeyiz. Hep beraber şehadet şerbetini içeriz, diye yemin ettiler ,

On iki bahadır savaşa savaşa cephane kulesine çekildiler. Düşman bunun farkında değildi. Binlerce kişilik sürüler halinde onları takip ediyordu. Birden cephane kulesinde tekbir sesleri duyuldu.  Besmele çekerek barut malzemesini ateşledi. Tekbir seslerine boğuk, fakat şiddetli bir ses karıştı. Cephane kulesinin taşlarıyla birlikte on iki bahadırın ve binlerce düşmanın kafa, kol ve vücutları havaya savrulmuştu.

İşte Yanık Kalesi Yiğitleri Bu Şanlı Dedelerimizdir.  Onlar muhafazasına memur oldukları kalenin gözleri önüne düşmanın eline geçmesine tahammül edemedikleri için vücutlarını feda ettiler. Cephaneliği ateşleyerek binlerce düşmanı da beraberce öldürdüler. Devamı var….

Reşat İleri – Kahramanlar Dergisi – 1952

Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 4 Ortalaması: 2.8]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir