Skip to main content

Mutluluğun Ölümü

Mutluluğun Ölümü

Yağmur pencereye ne güzelde vuruyor. Yalnızlığımın sesini yatıştırdığını sansa da sadece sesten ibaret. Görüntüsünün bile anlamı yok.
Daha 12 yaşımdayken yaptığımız kazada bütün ailemi kaybetmemden midir bilmiyorum? Hep içime kapanık bir çocuk oldum. Oyun oynamak yerine onları beş karış bir camdan izlemek bana daha uygun gelmiştir. Teyzemin bana üzülmesi ise ” oğlum kuzenlerinle gezsene” demesi önemsemez bakışlarımla hep yok oldu.
İşte yine yağmurlu bir gün. İnsanın bu havada şiir yazası geliyor. Su sesi camları okşuyor. Buluta, yağmura şiirler yazıyorsun ama asla bir insana değil. Çünkü hâkketmiyorlar. Sadece mutluluğu öldürmek için yaratılmışlar.
Lise hayatını pek sevdiğim söylenemez. Sadece bir kaç arkadaşım var. Her tenefüs oturup duvarları izlediğimiz birkaç arkadaşım. İnsanlar benimle konuşmaya çalışır. Hele ki bazı kızlar fazla zorlar. Sürekli sanatçılara benzetirler. Masmavi gözlerim ve altın sarısı saçlarım olduğunu idda ederler. Kimin umrunda? Konuşmayacağımı anlayınca yavaşça yanımdan kalkıp kendi sıralarına geçerler.
Ve yine duvarlara bakmaya devam ederdim.
Yine okuldan çıkmıştım. Sallana sallana yürürken yanımda bir ses duydum. Kafamı hafifçe çevirince omuzlarıma gelen; mavi gözlü, siyah dalgalı saçlı, beyaz tenli bir kız yanımda yürüyüp gülümseyerek yüzüme bakıyordu. “Komik olan ne?” diye sorunca “hayata bakış açın” dedi. Cidden şaşırmıştım. Gözlerimi kısarak yüzüne baktım. Mavi gözleriyle gözlerimin içine baktıktan sonra yere baktı. “Sana mutluluğu öğretmemişler. Belki de öğrenmek istemişsindir.” Yine gözlerimin içine bakarak” yada artık ümidini kesmişsindir ” dedi. Hafifçe gülümseyerek” bana mutluluğu öğretemezsiniz, mutluluk sizin beyninizde uydurduğunuz yalanlardan ibaret ” dedikten sonra başka bir sokağa girdim. Kalbim gibi adımlarım da yavaştan hızlanıyordu. Artık koşmaya başlamıştım. Eve kendimi zor atmıştım. Sinirden yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Yalnız o kızın konuşmaları yüzünden değil kendime kızgındım. Sanırım içimde ona karşı anlatılmaz duygular oluşuyordu.
Beynim reddediyordu ama kalbim her aklıma geldiğinde hızlıca çarpıyordu. Karnımda hafif bir ağrı oluşuyor, durduk yere gülümsüyordum.
Dersleri iyi dinlememe rağmem pek katılmazdım. Ama öğretmenler beni iyi tanırlardı. Sormalarına bile gerek yoktu. Çünkü sınavlarda, testlerde, sözlülerde bir kere bile yanlış yapmazdım.
O gün öğretmenler bile dersi dinlemediğimi anlamıştı. Yüzüme birkaç saniye şaşırmış ifadesiyle baktıktan sonra tekrar ders anlatmaya devam ediyorlardı. Bende kendime kızıyordum. Ne kadar kendine gel desem de beynimden çıkmıyordu.
Nihayet okuldan çıkmıştım. Okulun bakçesinde sallana sallana yürürken az uzağımda onu gördüm. Bana doğru hızlı adımlarla yaklaşıyordu. Kafamı hemen yere eğdim. Kalbim yerinden fırlarcasına hızlı atıyordu. Hem kaçmak istiyordum hemde sabahtan beri bu anı bekliyordum. Yavaşça yanıma yaklaştı. Yusuf! diye bağırdı. Arkama döndüğümde bana gülümseyerek bakıyordu. ” Benden kaçıyormusun?” Sadece yüzüne bakıyordum. Mavi gözleri arasında yok olmuştum. Kendimi toparlayarak. ” Hayır, sadece evime doğru gidiyorum. Neden sordun ?” Şimdi yüzündeki koca gülümsemenin yerini hayal kırıklığı almıştı. “Ben sadece okuldan sonra biraz takılırız diye düşünmüştüm. Tabi istemiyorsan başka.” Şimdi bakışları daha da sertleşmişti. Biraz utanmıştım. Hatta kızarmıştım bile. Ama içimden bir ses gitmemi emrediyordu. Başımı hafifçe yere eğerek olur dedim. Sonra gülümseyerek” adımı hiç merak etmiyor musun?” dedi. Hayatımda ilk kez bir kız bana bu kadar ilgi gösteriyordu. Çoğu kız konuşmayacağımı anlayınca yanımdan uzaklaşırdı. Yalnız bu farklıydı. Sanki beni önemsiyordu. “Evet, merak ediyorum aslında adınızı öğrenebilir miyim?” “Adım Aslı. Senin adını da sınıfta ki birkaç arkadaşına sorarak öğrendim.”
Şimdi beraber yürüyorduk. Sahile varmıştık. Bende konuşmaya başlamıştım. Gülmeyen ben şimdi kahkahalar atıyordum. Hayatımda ilk kez bu kadar mutlu olmuştum. Hiç alışık olmadığım duyguları ilk kez tatmıştım. Her yüzüne baktığımda sözlerinden çok gözlerini dinliyordum. Gözleriyle konuşuyordu sanki.
Akşam olmuştu. Gece, denizi izlemek ayrı güzeldi. Aslı’yı izlemek bambaşka güzeldi. Artık konuşmuyorduk sadece denizi izliyorduk. Başını göğsüme yaslamıştı. Kalbinin atışını duyuyordum sanki. Çok güzel bir histi. Sinemde bir gül gibiydi. Öyle narin öyle güzeldi ki ölene kadar hep öyle kalmak istiyordum. Çok geçmeden elimi de tutmuştu. “Kalbinin atışını duyabiliyorum” demişti şimdi bana. Ardından” Hep senin kalbinin sesini duymak istiyorum. Ölene dek sadece senin kalbini duymak istiyorum.” Yüzüm yere dönüktü. İki parmağıyla başımı kaldırdı. Şimdi yüz yüze bakıyorduk. Şimdi gururunu kırmıştım. Bambaşka bir insan olmuştum. Gözlerinin içine bakarak” Ölene dek sadece senin gözlerinde yaşamak, gözlerinde ölmek istiyorum” dedim. O gün saatlerce öyle kalmıştık. İki kumru gibi yan yana denizi izlemiştim. Ve ona bütün hayatımı anlatmıştım. Ardımdan gözlerimin içine gülümseyerek “Üzülme ben senin ailen olurum” diyerek boynuma sarılmıştı. Çok mutluydum.
Teyzemler bile bendeki farkı hissetmişlerdi. Artık bambaşka bir insandım. Herkes bu değişimi konuşuyordu , Öğretmenler bile. Aradan bir kaç ay geçince ailelerimizi tanıştırma fikrini ileri sürmüştük. Annesi ve babası beni çok sevmişlerdi. Katı kız babası bile benim gibi bir damat bulamayacağını söylüyordu. Oğlum diye seviyordu beni.
Aradan yıllar geçti. Lise bitmek üzereydi. Heyecanlıydık. Çünkü yakında nişanlanacaktık. Sevgimiz git gide daha da artıyordu. Ona şiirler yazıyordum. Çok değişmiştim. Müzik aletleri öğrenmiştim. Keman, ud, tambur her türlü eseri çalıyordum. Arada bir kendi eserlerimi çalıyordum. Onun için yazdığım eserleri, aşkımız için yazdığım eserleri.
Nihayet beklenen gün gelmişti. Sabah erkenden uyanıp yüzük bakmak için kuyumculara gidiyorduk. Akşam için hazırlıklar yapıyorduk. Sonunda bitmişti. Hayatım dediğim kişi ile aynı hayata adım atacaktım. Ömür boyu o mavi gözlerini izleyecektim. Hemde hiç yorulmadan. Belki ufak ufak çocuklarımız olacaktı. Birlikte bir ömür aynı yastığa baş koyacaktık.
Sonra sakin bir yerde bir banka oturduk. Başını sineme yaslamıştı. Birlikte hayaller kuruyorduk. Güzel günlere yelken açıyorduk. O kadar güzeldi ki akşamın heyecanını unutmuştum bile. Derken az uzağımızda bir arbede oldu. Bir kaç kişi kavga ediyorlardı. İşte tam o an hayatımı karartan o olay olmuştu. Magandanın etrafta saçtığı kurşunlardan bir tanesi sinemde uyuyan hayatımın, yaşam kaynağımın göğsüne saplanmıştı. İşte o an nefesim kesilmişti. Benim dokunmaya kıyamadığın Aslım şimdi kanlar içinde yatıyordu. Durmadan” Yusuf üşüyorum” diyordu. Hıçkırıklar içinde daha fazla sarılıyordum. İyice göğsüme bastırıyordum. Mutluluk ellerimde ölüyordu. Artık gözleri haraket etmiyordu. Hayatım dediğim kişi ellerimde hayattan kopuyordu. Başımı göğsüne yaslamıştım. Bütün yüzüm Aslı’nın kanıyla bulanmıştı. Sevgilimin omzunda sanki bende ölmüştüm. Keşke orada ölseydim. Keşke o kurşun benim göğsüme saplansaydı. Keşke bir kurşunda bana sıksaydı. Şimdi minik kalbi de atmıyordu. Bakmaya kıyamadığım gözleri sadece gökyüzüne bakıyordu. Bende başımı göğsüne yaslamış ağlıyordum.
Cenaze çok kötü geçti. Annesinin feryatları, babasının oğlum diyerek bana sarılması, Aslımı kefene sarmaları. Bense sadece boş bir kutu gibiydim. Sadece olup biteni izliyordum. Sadece içimde ölüyordum.
Size hikayeyi anlattım. Az önce bulduğum bir jiletle sol bileğimi kestim. Son sözlerimi hızlı yazmak için uğraşıyorum. Sanırım mektubum gözyaşları hariç kanada bulanacak. Sanki içim dışıma çıkıyor. Vücudum soğumaya başladı. Sanırım insan ölürken üşüyor. Artık önemi yok. Zaten yaşamamın anlamı yoktu. Mutluluk bir kere bağımlılık yaptı bedenime. Onsuz yaşamamın imkanı yok. Mutluluğu öğretmişti bana. Sözünü tutmuştu. Mutluluk ellerinde öldüğünde, mutsuzluk senin ölümün oluyor galiba.

Gökhan Karakeleş

Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 37 Ortalaması: 3.9]

Mutluluğun Ölümü” hakkında 4 yorum

  1. Tebrik ederim kardeşim, hikayeyi çok beğendim. Anlatım dili de kurgu da çok iyiydi. Bir de hikayenin sonu oldukça ürperticiydi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir