Get Adobe Flash player

PERİBACALARININ PERİLERİ

Peribacalarının Perileri

Peribacalarının perileri pek tuhaftır. Doğru, çalışkan bir insan buldular mı, onunla candan dost olurlar.

Ürgüp Göreme çevresinin peribacaları bir doğa harikasıdır. Eşi benzeri yoktur. Fotoğraflara aldanmamalı. Onlarda en fazla üçünü beşini bir arada görürsünüz. Ürgüp’te, Göreme de ve öbür kasabalarla köylerde çok geniş alanlara yayılmış binlerce, on binlerce peribacası vardır. Oralarda insan peribacası ormanlarıyla karşılaşır.

Çoğu yirmi beş, otuz metre yüksekliktedir. Çoğunun içi oyulmuştur. Evler, odalar, kiliseler yapılmıştır.  Hiçbir ülkede başka bir örneği yoktur.

Eskiden bacalara oyulmuş evlerde insanlar otururmuş. Analar çocuk doğurmuş buralarda. Çocuklar oyunlarını bacaların içinde, aralarında oynamışlar. Şimdi insanlar topluca kurdukları köy ve kasabalarda oturuyorlar. Ama birçok köy bacalara pek yakın. Gene bu yörenin çocukları bacalarla el ele beraberler. Saklambaç oynarken onlara saklanıyorlar. Koyunlarını kuzularını baca aralarında otlatıyorlar. Gece düşlerini peribacaları dolduruyor. Bacalar hiç yalnız bırakmıyor o çevrenin çocuklarını.

Yalnız çocuklar mı? Yalnız insanoğulları mı, peri bacalarıyla öğür olanlar? Ya periler? Onlar yok mu bu eşsiz, bu harika evlerde?

Dorusunu söylemek gerekirse, perilere, bu düş ve masal yaratıklarına oturacakları bir kent aransa peribacalarından daha uygun bir yer bulunmaz. Hiçbir ressam, periler için onlardan daha uygun bir ev resmi çizemez. Belki Allah, periler, rahat, başlarına buyruk bir hayat yaşasınlar diye buraları var etmiştir.

Gene de bu sözlerimize kendinizi fazla kaptırmayın. Yolunuz bu harikalar beldesine düştüğünde baca içlerinde peri falan aramaya kalkmayın. Görülmez onlar, hele gündüzleri hiç görülmezler.

Görmelilere de, öbür köy ve kasabalılara da periler nerede diye sormayın. Yok derler. Gülüp geçerler. Görmedik karşılaşmadık derler.

Derler ya kendi aralarında da bir çok hikâyeler anlatmaktan da geri durmazlar. İşte onlardan dinlediğimiz hikâyelerden bir tanesi. Perilerle insanoğlu dostluğunu çok güzel anlatmaktadır.

Göreme dolaylarındaki köylerden birisinde bir adam vardı. Çalışkan mı çalışkan. Beceriklimi becerikli.  İçinde peribacaları dikili tarlalarını öyle bir eker biçerdi ki ekip biçmek ancak böyle olur. Fındık kadar olsun bir taş bırakmazdı toprakta.  Sabanla en az üç kere sürerdi. Pamuk gibi yumuşardı toprak.

En güzel, en ballı üzüm veren bağ ondaydı. En bakımlı  güvercinlik onda.

Güvercinlik deyip geçmeyin. Peribacaları üzerine ve dik yamaçlara oyularak yapılan yuvalara binlerce güvercin girip çıkar. Halk kutsal bellediği için güvercin etini yemez. Gübresinden yararlanır. Bağlara bahçeler güvercin gübresi atılır, bire elli, bire yüz ürün kaldırılır.  Güvercin gübresi altın değerindedir, çok para eder.

 Sözün kısası bu çalışkan çiftçinin her şeyi varmış. İşi yolundaymış. Hiç kimseye karışmadan, kimsenin tavuğuna kış, odununa yaş demeden geçinip gidermiş. Gece gündüz hep işinin başında görülürmüş. Ya tarlada ya bahçede ya da bağın içinde. Gölgesi toprağından hiç eksik olmazmış.

Sonra her bir işi kendisi yaparmış.  Kızını, karısını, yalın ayak başıkabak tarlaya koşturmazmış.

Yıllar yılları kovalamış, seller selleri. Köprülerin altından çok sular akmış. Adamcağız da yaşlanmış. Yetmişine basmış, derken seksenine ermiş.

Orak mevsimiymiş. Tarlasındaki küçük kulübesinde yatarken şafak sökmüş. Her zaman yaptığı gibi şafakla birlikte kalkıp ekinini yolmak istemiş. Bir yekinmiş, iki yekinmiş nafile. Bir türlü yerinden kalkamıyor. Elleri ayakları tutuyor ama yerinden kalkamıyor. Gücü elvermiyor buna.

Sürünerek kulübenin önüne çıkabilmiş.

“Yazık oldu emeğime,” demiş. “Yel savuracak, kuşlar gagalayacak.”

Akşama kadar kulübe önünde oturup kalmış. Akşam olmuş yıldızlar yalp yalp ederek yerlerini almışlar. Birden elleri ışıklı bir çok adamın peribacalarından dışarı çıktıklarını görmüş. Bunlar her bir yandan gelerek adamın tarlasına doluşmuşlar. Ufacık tefecik, kıvrak mı kıvrak kişilermiş. Hemen işe koyulmuşlar. Ekini yolmuşlar, harmana taşımışlar. Bu sırada şafak sökmüş. Uzaktaki Erciyes Dağının doruğuna bir top ışık düşmüş. Onlarda ortalıktan yok oluvermişler.

Akşam olmuş, yıldızlar gene çangal çangal yerlerini almışlar. Işıklılar bu sefer harmanda işe girişmişler. Ekini dövüp savurmuşlar. Ceç edip tepe gibi yığmışlar. Günün ilk ışığı Erciyes’in tepesinden bakınca evlerine çekilmişler.

O gün adam gayrete gelmiş. Eşeğine binmiş, köye gidip çuvalları getirmiş. Ceçin yanına bırakmış.

Ertesi gece ışıklı küçük adamlar çuvalları doldurup köye kadar taşımışlar. Ambar deliğinden içeri dökmüşler.

Perilerin dostu çiftçi dayının keyfi yerine gelince dinçleşmiş, bayağı gençleşmiş. Ne var ki bundan sonra ki her bir işini periler yapmış. Kendisi sıcak elini soğuk suya vurmamış. Ekini onlar ekip kaldırmış. Bağı onlar bellemiş budamış. Güvercinliği onlar evirmiş çevirmiş.

Konu komşudan meraklı olanlar “Bu kadar yaşlı bir adam, nasıl oluyor da bunca işi tek başına yapabiliyor?” diye kuşkulanmışlar ya, bir kelime bile koparamamışlar adamın ağzından. Bir şey öğrenememişler.

Çalışkan, iyi kalpli, kötülük nedir bilmeyen adam, peri dostlarının yardımıyla ölünceye dek rahat bir hayat sürmüş.